Primatlardan bu yana ataerkilliğin hüküm sürmediği aşikâr. İlkel zamanlarda kadın erkek ilişkileri bugün olduğu gibi erkeğin iktidarıyla sonuçlanmazdı. Hatta kadın ve erkek arasındaki farklılıkların bu kadar belirginleştirilmediği de söylenebilir. Fakat zaman içinde, işbölümünün gelişmesiyle birlikte, kadının egemenliği elinden alınır. Gelişen işbölümü nedeniyle erkek özel bilgi gerektiren işler yaptığı için yeni zenginlik kaynaklarına sahip olur. Bu da erkeğin daha geniş topraklara ihtiyaç duymasıyla sonuçlanır. İş gücüne duyulan ihtiyaç artar. Böylece erkeğin servet arzusuyla kadının egemenliğine ket vurulur. Çeşitli alet, araç ve gerece duyulan ihtiyacın özel mülkiyete ve mirasa önem veren el sanatçılarını türetmiş olması da ataerkilliğin hüküm sürmeye başlama nedenleri arasında sayılabilir.2 Bu nedenleri biraz daha açıklamak yerinde olabilir. Zaman içinde mülkiyete sahip olmaya
Çiğdem Erkal İpek
İki Kadın: Tenar ve Tehanu – Elif Kutlu*
Kadın dendiğinde genel olarak akla gelen ilk görüntü; evini temizleyen, yemek yapan, çocuğuna bakan ve bunları kutsal görev edinmiş bir annedir. Çünkü bu görevler ona aittir artık ve onun yapması gerekenlerdir. Kadın bu görevler uğruna kimi zaman birçok şeyden vazgeçer; başarılı olduğu işinden, yazacağı kitabından ya da okuyup, öğreneceklerinden. Atuan Mezarları?nda (2) tanıştığımız Tenar, bu kez ona sunulanları bir kenara itmiş ve evinin kadını olmaya karar vermiş bir anne olarak çıkıyor karşımıza. Ged, onu bırakıp gittikten sonra Tenar?a ne olduğunu soran tüm sorular Tehanu(3) ile yanıtlanıyor.
Tenar, içine gömüldüğü karanlıktan çıkıp, özgürlüğe doğru emin adımlar atarken yanında Ged vardı. Fakat bu kısa süreli durum, Ged?in yeni serüvenlere yelken açması ile sona eriyordu.
?Ben?e Giden Yolda ?Büyümek? ? Elif Kutlu*
Söz sessizlikte, ışık karanlıkta, yaşam ölürken;
bomboş gökyüzünde uçarken parlar atmaca.
Ged, aslında herkesin yaşadığı veya yaşıyor olduğu şeyleri anlatıyor. Zaten Ursula Le Guin (2) bunu anlatmayı amaçlamış kitabında; büyümeyi. Birçok kez dönüp arkamıza baktığımızda halimize, tavrımıza gülebiliyoruz. Fakat geçmişte bıraktıklarımız eksilttikleri ya da ekledikleri sayesinde çok şey öğretebiliyor.
Ged, içindeki gücün farkındalığıyla ?başlangıçta- bir kahraman gibi görünmenin sevdasını barındırıyor içinde. Bu sevda onda bir kibre sebep oluyor ve onun bu kibri, kötü bir gölge gibi onu takip etmeye başlıyor. Gücünün keşfi ile kendine daha fazla güvenen Ged?in büyücülük okulunda aldığı övgüler de bu durumun körükleyicisi oluyor. Fakat Ged?in ?kaderinin bir hizmetkârı? (s.69) olarak
Ölümsüzlük ve Ölümden Sonrası Üzerine – Elif Kutlu*
Neyi çağrıştırıyor size hiç ölmeyecek olmak? Ölümsüzlük cazip bir şey midir, başka bir deyişle, neden ölüyor insanlar? Ölmemek için bir büyü ya da bir iksir varsa onu kullanıp ölmemeyi tercih eder miydiniz? Yoksa ölmeyi tercih edip toprakla, havayla ya da suyla birleşip tekrar geri dönmek mi isterdiniz hayata- yeni bir başlangıçla. Ursula K. Le Guin Yerdeniz serisinin üçüncü kitabında(2) bu sorulara yanıt veriyor.
Kitabın baş kahramanı serinin diğer kitaplarından tanıdığımız Ged. Daha önce büyüme serüvenine çıkan ve gölgeleriyle yüzleşen büyücü Ged, bu defa baş büyücü olarak karşımıza çıkıyor. Bir de yanında ona endişeleri dile getirmek için gelen Arren var -ya da gerçek ismiyle Lebannen. Baş büyücüden medet ummaya geliyor Lebannen. Çünkü Yerdeniz büyük bir garabetle karşı karşıya
Büyüler de Gerçek Olabilir ? Seda Esen*
Başka bir dünyayı tasarlamak, tasarladığın o dünyanın, o yerin haritasını çizmek, o yerin içinde debelenmek, emeklemek, yürümek ve sonra koşmak. Fantastik edebiyatın önde gelen temsilcisi Ursula K. Le Guin, hayal kurmanın ihtişamını gösteren, hayalleri ve ütopyaları anlatan bir bilimkurgu yazarı. Bilimkurgu yazarı ama içinde ne robotlar var ne de makineler, insan var, insanlar var, onların halleri var. Sırf bu sebeple de bir ejderhayla Ged vasıtasıyla bile olsa ilişkiye geçebiliyorsunuz. Onunla konuşabilme ya da ona yazabilme fırsatı buluyorsunuz. Normalde inandırıcı gelmeyen büyücüler, efsunlar, duvarlar, krallar, ejderhalar, bir anda öyle gerçek oluveriyor ki. O duvara siz de çarpıyorsunuz ya da o duvardan siz de geçiyorsunuz. Ejderhayı görüyorsunuz onun gerçek ismini fısıldıyorsunuz kulağına. Büyüler yapıyorsunuz siz de. Bir anda tüm rüyalar hiç olmadığı kadar gerçek oluveriyor. Bazen ağlayarak