Harput’taki Hayalet – Metin Aktaş

Harput’taki Hayalet, Osmanlı’nın askeri olmamak için Harput’ta medreseye giden, burada gayrimüslimlerin, Ermenilerin katline tanık olan Roc adlı bir gencin hayat hikâyesi. Ermeni bir kıza âşık olan Roc, bu aşk için kendini tehlikeye atıp Hamidiye milislerinin komutanını öldürünce, Dersim’e kaçarak hayatını başka bir isimle ve bambaşka bir biçimde sürdürmek zorunda kalır. Hayatının geri kalanında onu çetin bir kaçış serüveni ve zorlu savaş yılları beklemektedir. Üstelik uğruna her şeyi göze aldığı sevgilisi Sato’ya kavuşup kavuşamayacağı da meçhuldür.

“Harput”taki Hayalet, salt yaşanmışlıklarla ilgili değil aynı zamanda yakın tarihin iyi bir zemin etüdünün de romana tezahürü gibi. Elbette roman kurgusu içinde.”
Şeyhmus Diken

“Bazen yaşanan büyük acılar, dağa-taşa, toprağa-suya ve gökyüzüne siner. Burada çarpıcı bir Harput öyküsü yer alıyor. Bu öyküde bir genç kızın izlerini bulacaksınız, onun dinmek bilmeyen çığlığını ve üstü betonla kapatılan bir minarenin sırrını…”
Ragıp Zarakolu

Hep dört dağ içindeymiş! ? Aysel Sağır
(13/04/2012 tarihli Radikal Kitap Eki)
Pastoral bir hikâye gibi başlıyor Metin Aktaş?ın ?Harputtaki Hayalet?i. Kendi halinde, barışcıl, huzurlu yaşayan insanların görüntüsüyle. Aktaş kitabında, bir aşk hikâyesinden yola çıkarak, bütün olay örgüsünü o aşkın çevresinde örüyor da diyebiliriz aslında.. Bir aşkla bir toplumun yazgısı arasında nasıl bir ilişki olduğunun cevabını da veriyor diyebiliriz. Bir aşkın kaderini bir şehir, bir coğrafya, bir kültür daha da ileri gidersek siyaset bu kadar mı belirler şaşkınlığını da gösterebiliriz. En mikro, en özel olandan, çok geniş bir alanın bütün netliğiyle gördüğümüz için hangisi bir diğerini içeriyor diye de sorabiliriz. 1914-18 gibi çok uzak olmayan sürecin öne çıktığı, o çok uzak olmayan zaman aralığından bugünle ilgili daha kapsamlı sonuca vardığımız ?Harputtaki Hayalet?te, anlattığı olaylarla birlikte Anadolu insanının ve kültürünün derinlikli bir tasvirini yapıyor Aktaş; dehşetle güzelliği, huzurla karmaşayı, düşmanlıkla dostluğu, sevgiyle nefreti bir arada görünür kılıyor.
Hazar Gölü?ne bakan Hazar Baba Dağı eteklerinde karşılaştığımız yaşlı bir adamla Osmanlı zaptiyelerini gördüğümüz başlangıçta, derin sorunlar barındıran büyük fekaletlerin ilk işareti de beliriyor. Zira Osmanlı, eli silah tutan ne kadar insan varsa, zaptiyeleriyle onları bulundukları en ücra yerlerden çıkararak savaşa gönderiyor. Henüz ergenlik yaşlarını süren ana karakter Roc?la tanışmamız da böyle oluyor. Süryanilerin, Ermenilerin Kürtlerin, Rumların, Çerkezlerin, Türklerin bir arada yaşadığı coğrafyada, Kürt bir ailenin çocuğu olan Roc da askere alınacaktır. Kısa bir süre önce iki torununu savaşta yitiren yaşlı adam, Roc?u askere göndermemekte kararlıdır. Yaşlı adamın Roc?un askere göndermemek için önünde iki seçenek vardır; oğluna yaptığı gibi ya Roc?un bacağını kesecek ya da onu medreseye gönderecektir. Böylelikle, üçüncü kişinin anlatımlarını takip ederek izlediğimiz olayların içine girmekte gecikmeyiz. Zira çok hareketli ve yoğunluklu bir tarih kesitidir söz konusu olan. Osmanlı?nın çökerken, nasıl bir vahşet sergilediğine değil sadece, her çözülmekte olan iktidar yapısında oluşan otorite boşluğunun yanısıra, gayrimüslümlere uygulanan zulüm ve adaletsizliğe tanık olduğumuz kitapta, tarihsel bir gerçekle de yüz yüze geliriz.

Hamidiye alayları…
Söz konusu coğrafyaya özgü yaşamın yanı sıra, bir arada yaşayan halkların ritüelleri, gelenekleriyle birlikte, tüm kültürel ayrıntıların arka planı beslediği bir anlatım türü vardır karşımızda. Anadolu?ya özgü unutulmaya yüz tutmuş değerlerin uzantısında, bugün kent kirliliğinin üstünü örttüğü insan unsurunun önemini duyumsarız. Ancak, aynı oranda da dehşete düşeriz. Zira zaman zaman fısıltı halinden çıkıp, gür bir ses olduğunda da bastırılan bölük pörçük gerçeklerin mekansal, zamansal kareleridir gösterilmekte olan. Bu arada, üçüncü ses anlatıcı, bizi alıp Harput?un merkezine götürecektir. Medrese öğrencileri askerlikten muaftır. Böylelikle, Roc, bacağı kesik babasıyla medreselerden birine kapağı atmak için yola çıkar. Yolda, Sato adlı bir Ermeni kızıyla tanışan Roc, Sato?ya aşık olur. Bütün gelişmeler de medrese etrafında şekillenir. Ardından, medrese müderrisi ?Deli Hafız?? ve diğer karakterler de ardı sıra sökün eder. Roc?la aracılığıyla tanıştığımız medrese öğrencilerinin yanı sıra, anlatılan toplulukta öne çıkan her isim, bölgedeki sosyal-siyasal olayların arka planını temsil ederler. Karmaşık gibi görünen bir olay örgüsüyle gelişir durumlar. Hamidiye alaylarının başını çektiği gayrimüslimlere yönelik bir kıyım başlamıştır.

Kitabın Künyesi
Harput’taki Hayalet
Metin Aktaş
İletişim Yayınevi / Çağdaş Türkçe Edebiyat Dizisi
İstanbul, Şubat 2012, 1. Basım
436 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Romanlar
Geride Kalanlar – Binnaz Öner

Doğu illerinde başlayan zorunlu Ermeni göçü, kulaktan kulağa yayılmaktaydı. Kayalık köylüleri haberi Kulağı Delik Musa'dan duyar. Osmanlı'nın savaşı bırakıp, Ermenilerle...

Kapat