Haşhaşiler ve Hasan Sabbah

Eşitlik ve kardeşlik temelli bir devlet kurmak isteyen İsmaililer, sürekli olarak Sünni İslam egemenliğinin tehdidi altındaydılar. Bu nedenle gizli örgütlenmeyi seçtiler.

Resmi tarihin nasıl yazıldığını çok iyi ifade eden güzel bir Çin Atasözü vardır: ?Aslanlar kendi tarihlerini yazıncaya kadar, avcılık öyküleri hep avcıyı yüceltecektir.? Bu atasözünü neden andık?
Neredeyse tamamen kurgusal metinler üzerinden tartışılan İsmaili tarihi,

ister istemez türlü tahrifatlarla sunuluyor. İsmaililer?i ?sapkın? ilan etmenin altında aslında kurulu düzeni-statükoyu hem dini hem de sınıfsal-ekonomik anlamda tehdit etmesi yatıyor. Siyasi iktidarın, Gülen Cemaati?ni aşağılamak için İsmaililer?in son temsilcisi Hasan Sabbah ve müritleri üzerinden yürüttüğü tarihi gerçeklere dayanmayan ?gözü dönmüş, haşhaşi ve sapkınlar topluluğu? söylemi, bu yazıyı zorunlu kıldı. Çeşitli defalar Başbakan?ın ağzından çıkan ?haşhaşi? aşağılamasına en son olarak AK Parti Diyarbakır killetvekili Cuma İçten de katıldı. Dicle Üniversitesi?nin rektörü Jale Saraç?a ?Rektör Jale hanım geldiğinden bu yana kaç kadro tahsis edildi? Tahsis edilen bu kadrolarda kaç tane haşhaşi vardır?? diye sordu. Her ne kadar Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ?ın mitinglerinde, Gülen Cemaati de sık sık ?haşhaşi? nitelemesine maruz kalsa da, bu konuda mevcut iktidarla aynı zihniyet yapısına sahip olduğunu düşündüğümüzü belirtmeliyiz.

Roman, sadece roman
Hasan Sabbah ve Alamut Kalesi?yle ilgili, kurgu dolu bilgi ve efsanelerin günümüze ulaşmasındaki en etkili isim 13. yüzyılın ünlü İtalyan gezgini Marco Polo?dur. Marco Polo?nun seyahatnamesi, fantastik bir edebiyat eserini aratmayacak anlatımlarla doludur: ?Haşhaş içip birbirinden güzel genç kızlarla birlikte olarak kendini cennette zanneden gençler, bu yeryüzü cennetine tekrar girebilmek için şeyhin istediği her şeyi yerine getirirdi? örneğinde olduğu gibi.

İngiliz şair ve yazar Edward Fitzgerald, İngilizceye çevirdiği Hayyam Rubaileri kitabına yazdığı önsözde, uydurma bir öykü anlatır. Öyküye göre, ?Hasan Sabbah, Nizam-ül Mülk ve Ömer Hayyam gençliklerinde Nişapur?da aynı hocanın öğrencisi olmuşlar ve içlerinden hangisi ilk önce yüksek bir mevkiye ulaşırsa diğer ikisine yardım edeceğine dair bir anlaşma yapmışlardır.?

Bu öyküdeki kahramanlar arasındaki yaş farkına ve üçünün de gençliklerini İran?ın farklı kentlerinde yaşamış olduğuna işaret eden çağdaş bilginler, öykünün uydurma olduğunu düşünüyor. Fitzgerald aracılığıyla Batı?dan başlayarak oldukça yayılan bu anlatıyı, Hasan Sabbah?ın haşhaş çeken suikastçi fedaileri efsanesiyle birleştiren sayısız roman ortaya çıktı. Okuduğu romanları, gerçek zanneden epeyce bir okur kitlesi olmasa, romanlarla pek bir sorunumuz olmazdı.

Bu bölümde Hasan Sabbah?ın Alamut Kalesi?ni fethedip o bölgede Selçuklu İmparatorluğu?nu zorlayacak kadar güçlü bir devleti kendi başına kuramayacağı öngörüsüyle, onun İsmaililere dayanan manevi yolculuk sürecine odaklanmak istiyoruz.

Pisagor?un felsefesi peşinde
İsmaililer, Pisagor-Platon-Plotinus felsefi izleğini, kadim Mısır bilgisi ve İslamın batıni yorumuyla harmanlayarak kendi felsefelerini oluşturdular. Pisagorculuğun devamı niteliğindeki İsmaililik, beyaz giyimlerini de oradan alarak ?saf?lığa vurgu yapar. Matematik, geometri, astronomi, felsefe ve teolojiyi harmanlayan temel metinleri olan İhvan-ı Safa Risaleleri, günümüze kadar ulaştı. Eşitlik ve kardeşlik temelli bir devlet kurmak isteyen İsmaililer, sürekli olarak Sünni İslam egemenliğinin tehdidi altındaydılar. Bu nedenle gizli örgütlenmeyi seçtiler. ?Pisagorculukta olduğu gibi, örgüte katılmak isteyen herkes önce felsefi bir sorgulamadan geçerdi. İlk İsmaili devleti olan Karmatiler, M.S. 874?de İran Körfezi?nin güneyindeki Lasha?da kuruldu. Yaklaşık 150 yıl varlığını sürdüren bu devlet tamamıyla laikti. Karmatiler adı verilen ve komünal yapıyı esas alan, eşitlikçi bir meclis tarafından yönetiliyorlardı.?

Mısır?daki İsmaililerİsmaililerin Mısır?da kurduğu Fatimi devletinin en temel özelliği, Mısırlı eski sanatkâr loncaları geleneğini devam ettirmek oldu. Fütüvve adıyla 9 inisiyasyon derecesinden oluşan bir örgütlenme kurdu. İş hayatının ahlaki yapısını, ilke ve kurallarını ve devletin askeri gücünü bu örgütlenme oluşturuyordu. Fütüvve teşkilatı, Anadolu Selçuklularına Ahilik olarak devroldu.

İsmaililer hakkında en güvenilen akademik araştırmaları yapan ve bu konuda birçok kitap yazan İranlı akademisyen Farhad Daftary şöyle anlatıyor: ?Sabbah?ın, bir Oniki İmamcı olarak ilk eğitimini aldığı yer olan Rey, İsmaili merkezlerinden biriydi ve henüz 17 yaşındayken, yerel İsmaili müridlerinden birisi olan Amira Derrab aracılığıyla ilk kez İsmaili öğretisiyle tanışmıştı. O zamana dek Hasan Sabbah, İsmaililiği ciddiye alınması gerekmeyen bir sapkınlık olarak görmüştü. Ancak, çeşitli İsmaili kitaplarını okuduktan ve Amira Derrab ve Rey?deki diğer İsmaili eylemcileri tarafından aşamalı biçimde mezhebin inançları hakkında aydınlatıldıktan sonra, Fatımi davasına katıldı. Yetenekleri hemen fark edilen Sabbah?a dava örgütlenmesinde görev verildi? (Farhad Daftary).

Korku salma taktiği
Sabbah, eğitimini tamamladıktan sonra Dai (çağrıcı-propagandist) ve hatta Hucceti (açık bir imamın yokluğunda imamın kanıtı) mertebesine kadar yükseldi. Alamut?u üs edinerek İran Nizari İsmaili devletini kurdu. Sürekli olarak Selçuklu Devleti tehdidi altında bulunan bu küçük devlet, cephe savaşı veremediği için düşman liderlerine suikastlar düzenleyip korku salma taktiğini kullandı. Bu suikastlar korkunun boyutunu yükseltmek için özellikle herkesin görebileceği bir yerde yapılıyordu. Sağ kurtulma ihtimalinin çok zor olduğu bu suikastları davaya son derece inanmış fedailer gerçekleştiriyordu. Fedailerin, ölüme korkusuzca gitmelerinin temeli İsmaili öğretisinde yatar. Öğretiye göre ruh, bedende bulunduğu sürece yaptıklarından sorumludur. Kişi erdemli bir yaşam sürmüşse, bir sonraki hayata, daha üst düzey birisi olarak gelebilecektir. Toplumsal adaletsizliklere ve din bezirgânlığına karşı koymak ise en erdemli eylemlerdir. Öğretinin müridleri, iddia edildiği gibi zevk, sefa yerine ruhun ihtiyaçlarına önem verirdi.

Hatay?a kadar
Yazının çıkış noktasına dönelim: Şu sıralarda olduğu gibi, egemenler çarpıtmalarının açığa çıkmasından hiç korkmazlar. Yalanlarının hangi kitleleri (eğer kendi kitlesi değilse) nasıl incitebileceği de umurlarında olmaz. Başbakan?ın, haşhaşi, sapkın sözlerini sarf ederken İsmaili geleneğinin Hatay?a kadar uzanan Suriye Nizariliği ile Alevi-Bektaşi inancına olan olumsuz etkisini bilmediğini düşünebilir miyiz? Diyelim ki bilmiyor, o zaman bilmediği bir konuda kulaktan dolma konuşuyor olmaz mı? Siyasi iktidar, nasıl bu kadar rahat hareket ediyor diye düşündüğümüzde ise devletin ideolojik aygıtlarını oluşturan aile-cami-okul-medya gibi manipülasyon kurumları karşımıza çıkacaktır.

EROL MALKOÇ
(20/04/2014, http://www.radikal.com.tr/)

Yorum yapın

Daha fazla Edebiyat Haberleri, Makaleler
Ünlü yazarların ilk kitapları nasıl reddedildi?

Dünya edebiyatında, bugün birer başyapıt sayılan çok sayıda eser yayınevleri tarafından reddedilmişti. Bu reddedilme hikâyelerinden bazılarını derledik. 2007 yılında David...

Kapat