Hatay Basın-Yayınından İzlenimler – Müslüm Kabadayı

Dergilerde yazmaya başlayalı 27, gazetelerde ise 24 yıl olmuş. Yaklaşık çeyrek yüzyıldır dergi ve gazetelerde araştırma-inceleme yazılarım, deneme ve makalelerim yayınlanıyor. İlkleri 1986?da Ankara?da yayınlanan ?Yaşamın Tüm Birimlerinde Yoğunluk Sanat Kitabı? ve 1988?de Samsun?da çıkan Kuzeysu dergilerinde olmak üzere şiir ve öykülerimin de okuyucuyla buluştuğu basın-yayın alanıyla içli dışlı sayılabilirim. O nedenle bu alanın toplumsal ve siyasal durumu yanında, teknik ve nitelik özelliklerine dair de epey deneyim edindiğimden, ana hatlarıyla değerlendirme yapacak kadar söz hakkımın olduğunu düşünüyorum.
Yerel gazetelerde ilk kez 1989?da, Trabzon?da yayınlanan Kuzey Haber?de ?Etkileşim? başlığıyla haftalık yazılar kaleme alarak, basın-yayın dünyasının sorunlarıyla tanıştım. Bugüne kadar gerek yazı ve haberlerimin yer aldığı gazete ve dergilerden, gerekse program yaptığım televizyon ve radyolardan, hiçbir biçimde telif ücreti almadım. Bugüne kadar bunu bir ilke olarak sürdürdüm; bunun iki temel nedeni var. Birincisi, yerel basın-yayın kuruluşlarının kendi ayakları üzerinde zor duruyor olmasıdır. İkincisi, önemli olanın ürettiğimiz bilgi ve geliştirdiğimiz görüşlerin daha geniş kitlelere ulaşması olduğuna dair kamucu yaklaşımımdır.
Hatay basınıyla ilk kez 1990?da İskenderun?da yayımlanmakta olan Ses Gazetesi?nde araştırma-inceleme yazılarımın yayınlanması tanıştım. Aynı gazetede yazıları yayımlanan Sadullah Çağlar ve Kubilay Aksay?la kurduğumuz dostluk üzerinden süren Hatay?ın toplumsal, siyasal ve kültürel-sanatsal yönleriyle ilgili yazılarıma katkılar, yorum ve değerlendirmeler gelmeye başlamıştı, bu beni daha çok üretmeye teşvik etmişti. Örneğin Yayladağlı halk şairlerinden Kâmil Sarıateş?in şiirleri üzerine yaptığım bir inceleme Ses?te üç hafta boyunca yayımlanmıştı ve bu şairin çocukları başta olmak üzere tanıyanlarla yakın diyalog kurmama vesile olmuştu.
1993?te Antakya?da öğretmenliğe başlamamla birlikte ilimizdeki basın-yayın organlarıyla ilişkim doğrudan sürmeye başladı. Özellikle 1994?te Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğit-Sen) Hatay Şube Başkanı seçilmemden sonra, basın-yayın emekçileriyle de diyaloglarımız gelişmeye başladı. Hatay basınında ilk ciddi tartışmamız da o zamanlar Özyurt Gazetesi?nde günlük yazıları yayımlanan Hüsamettin Tacettin?le oldu. Hüsamettin Bey, 8 Kasım 1993?te ?Bakalım N?olacak?? başlıklı yazısında Sadullah Çağlar?ın Ses Gazetesi?nde yayınlanan bir yazısını, nesnel ve bilimsel olmayan bir yaklaşımla karalayıcı biçimde değerlendirmişti. Bu değerlendirmenin, gerek basın ahlakı, gerekse ideolojik ve siyasi bakımdan yanlışlığına işaret eden, ??toplumsal gelişmelerin dinamiklerine nasıl yaklaşmak gerektiği konusunda eli kalem tutan kişileri uyarmak? amacıyla yazdığım eleştiri, 29.11.1993 günlü Özyurt?ta ?okur mektubu? olarak yayınlanmıştı. Gazetenin yöneticilerinin de devreye girmesiyle bu tartışma daha sonra tatlıya bağlanmıştı. O yazımdaki şu bölümü, bugüne de ışık tuttuğu için aktarmakta yarar görüyorum:
?Tarihsel olarak kavimler kavşağı olan Anadolu?nun en önemli kapılarından birinin de Antakya olduğunu; birçok alanda olduğu gibi basılı eser alanında da zengin bir birikimin bulunduğunu biliyoruz. Bu birikim, en somut örneğiyle müzesinde durmaktadır. Ancak canlılık kazanmayan ve insanlığı geliştirecek dinamiklerden yoksun kalan her birikim ?müzelik? olmaya mahkumdur. Bugünün Antakya?sında aynı durumu basın alanında da görmek, bir Hataylı olarak bizi üzmektedir. Şunu demek istiyorum: Taşra illeri içinde belki de nüfusuna göre en çok günlük gazete çıkan yer Hatay?dır ama gazetenin misyonu bakımından gerçekçiliğe en uzak illerden biri de Hatay?dır. Bir gazeteye kimlik kazandıran sadece habercilik değildir. Yöresinin, ülkesinin temel değerleriyle renklenen, toplumu yarına yönelik görüşlerle duyarlı kılan gazeteciliktir önemli olan. Ben Ses Gazetesi?ni sevmiştim. O dönemde yayınlanan birçok yazıya halktan çok ilginç tepkilerin geldiğini de görmüştüm. Sekiz sayfa üzerinden yayın yapan Ses?in, bugün dört sayfaya düşmesinden, dolayısıyla o dizi yazılardan, tanıtımlardan mahrum kalmasından üzüntü duymaktayım. Nedenlerini göz önüne aldığımızda ise, ülkemiz adına utanmaktayım.?
Aradan yaklaşık 20 yıl geçtiği ve basın-yayın teknolojisi geliştiği halde, yukarıda söz konusu ettiğim temel eleştiri, bugün katmerleşen yerel basın sorunlarıyla daha çok üzerinde durulmayı hak ediyor. Bugün 70?in üzerinde gazetecinin hapiste olduğu, işten çıkarmaların Cumhuriyet Gazetesi?ne kadar dayandığı, AKP?nin değirmenine su taşımayan gerçek gazeteci ve televizyoncuların programlarının kapatıldığı tekelleşmiş basın-yayın dünyasında emekçi halkın yararına yayın yapmanın zorluğu ortada. Yerel televizyon ve radyoların, genel basın-yayın tekellerinin şubesi gibi çalıştığı bir ortamda, bırakınız basın özgürlüğünden söz etmeyi, olsa olsa ?basılan?dan dem vurmak mümkün olabilir.
Antakya?da ilk kez katıldığım tv yayınında (1994 başında ART?deki bir forum toplantısında) eğitimle ilgili görüşlerimi dile getirmiştim. Aynı yılın ortalarında HRT?de kamu emekçilerinin sendikal mücadeleleriyle ilgili düzenlenen bir panele katılmıştım. 1995?te yapılan seçimler sırasında radyo konuşmaları yapmıştım. 2000?de BRT?de üç program ?Halk Şairleriyle Söyleşi? programı düzenlemiştim. Böylece yayın dünyasındaki ortamı da solumaya başlamıştım. Bu programlarda katkısını gördüğüm Pınar Akar, Cemil Aktaş, Mehmet Güzel, Yusuf Balcıoğlu, Nebih Nafile gibi arkadaşlarımızı selamlıyorum. Ancak, onların da ne denli sıkıntılı koşullarda çalıştıklarına tanık olduğum için, yerel basın-yayın kuruluşlarındaki emekçi arkadaşlarımızın kendilerini geliştirme olanağı da pek bulamadıklarını görüyordum.
1995?te Hatay Gazetesi?nde çalışmaya başlayan Ferit Lif ve Mehmet Ali Solak arkadaşlarımızın önerisiyle düzenli olarak köşe yazıları yazmaya başladım. 2003?te Antakya?dan kopup Ankara?ya yerleşmemle birlikte yazılarımda azalmakla olmakla birlikte hâlâ bu gazetede yazmaya devam ediyorum. Mehmet Ali arkadaşımız 1996?da bu gazeteden ayrılarak Güney Rüzgarı dergisini çıkarmaya başladı ve 17 yıldır nerdeyse tek tabanca bu zor işin altından kalkmaya devam ediyor. Yazılarımla destek vermeye devam ettiğim bu uzun soluklu dergi için, onun gösterdiği çabayı da selamlıyorum. Doğrusu, Hatay?ın halkbilimi, edebiyat ve sanat birikimini yayın dünyasına bir bütünlük ve süreklilik içinde kazandırma konusunda önerilerde bulunduğum gazetelerde gerekli duyarlığı görmeyince, 2000?de bir grup yazar-çizer arkadaşımızla ?Amik? dergisini çıkarmaya başladık. Yaklaşık beş yıl yayınlanan bu dergi, o dönemde adından en çok söz ettiren yerel dergilerden biri oldu. Her sayımızda Ali Yüce, Bekir Sıtkı Kunt, Cemil Meriç gibi şair-yazarlarımızı okurla buluşturan dosyalar yanında, genç şair-yazarların ürünlerine, Hatay üzerine yapılmış araştırma-inceleme yazılarına, resim ve karikatürlere yer veriyorduk. O dönemde birlikte kalem oynattığımız Duran Yaşar, Nevruz Uğur, Kerim Dönmez, M. Okan İsti, Musa Artar, Mehmet Altınöz, Ferhat Zidani, İbrahim Deniz Aslan, Yusuf Recepoğlu, Bedran Cebiroğlu, Aşiret Boran yanında derginin sahibi konumundaki Abbas Güldiker arkadaşımızı da sevgiyle yad ediyorum. Özellikle dergi kapandıktan sonra en verimli çağında kaybettiğimiz Okan İsti?yi saygıyla anıyorum.
Hatay?da politik yazılarımın en çok yayınlandığı gazetelerden biri de Güney Uyanış olmuştur. Yanılmıyorsam 1994?ten 1997?ye kadar yazılar kaleme aldığım bu gazete, Mersin ve Adana?da dağıtılıyordu. Bir bakıma Doğu Akdeniz gazetesiydi. Buradaki yazılarımız nedeniyle zaman zaman Sadullah Çağlar Ağabeyle başımızın derde girdiği oluyordu, tartışarak ya da mahkemelerde savunarak bu dertlerden kurtulmayı başarıyorduk. Özellikle 1994-1997 yılları arasında sendikal ve siyasal mücadeledeki öncülüğümüze İnsancıl Dergisi Antakya Temsilciliği?nde yürüttüğümüz kültürel ve sanatsal faaliyetlerde eklenince, kelle koltukta yaşadığımız günler az değildi. O dönemi yakından yaşayanlar bilir, Hatay?ı ?özel il statüsü?nde yönetmek isteyenler, her gün bir provokasyon düzenliyorlardı. Bu oyunları deşifre ettiğimiz, demokratik kitle örgütlerini birlikte davranmaya motive ettiğimiz için boy hedefiydik. Kaç kere ölümle tehdit edildiğimizi hatırlamıyorum. O zor günleri aştık ama bugünlerde Hatay?ımız savaş tamtamlarıyla yönetiliyor. Mitingler, basın açıklamaları yanında paneller bile yasaklanmaya kalkışılıyor. Yerel basında bu olup bitenleri sağlam biçimde ele alan haber ve köşe yazıları çok az yayımlanıyor. Hatta bazen Hataylı aydın ve sanatçılar olarak yayımladığımız bildirilere bile yer verilmediğine tanık oluyoruz. Bu konuda cesur davranan Onuncu Köy gibi gazetelere baskınlar yapıldığı da dikkate alındığında, basında en önemli sorunun gerçek haber özgürlüğü ve çalışanların sendikalı olarak çalışma hakkı sorunu olduğu ortada. Yerelde faaliyet yürüten Gazeteciler Cemiyetlerinin bölünmüşlüğü ve etkisizliği de bir başka sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.
Yerel basında kültür-sanat sayfası olarak ilk kez düzenli çalışmayı yürüten Musa Artar ve Canan Başkaya arkadaşlarımız, Atayurt Gazetesi?nde iki yıldır ?Bu Şehrin Işıkları? başlığıyla çok anlamlı bir hizmete imza atıyorlar. Her hafta düzenli olarak bir sanat-edebiyat ve kültür insanını ya da bir konuyu gündemlerine alarak tam sayfa okurla buluşturan bu arkadaşlarımızın, yazılarını kitaplaştıracaklarını öğrenmekten sevinç duyduğumu belirtmeliyim. Gazete sayfalarında kalan yazılar olmaktan kurtulup kitap oylumunda yayın dünyasına bunları kazandırmak için, ilgili gazete ve kurumların destek vermeleri gerektiğini, bilmiyorum hatırlatmamıza gerek var mı?
İstanbul?da yayımlanmakla birlikte merkezinde Antakya bulunan Antakya Kültür dergisinin de Hatay basın-yayın organları arasında sayılmasında hiçbir sakınca görmüyorum. Bu dergimize de emeği geçenleri kutluyorum.

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Çocukların Büyüdüğü Yıkılası Kapılar – Serdar Türkmen

Bilmiyorum ağızdan çıkan bir laf genele değmeden havada asılı kalabilir mi? Yani kapitalist devletin hayatlarından çaldığı yıllara bir de çocuklarının...

Kapat