Hatice – Serdar Çekinmez

Serdar Çekinmez?in ilk romanı ?Hatice?, bir kaçışın öyküsü anlatıyor. Balkanlar?dan Türkiye?ye uzanan yolculuklar… Bir sınır köyü olan Geçenler?de kesişen karakterler… ?Kerem Bey?le âşık olacak, Kutlu ile maddiyatı sevecek, Ahmet?le başpehlivanlığa güreşeceksiniz? Nevin olup herkesi büyüleyecek, Ayşin olup kıskançlığın acısıyla kıvranacaksınız? Hatice mi? Sonrasını size kendisi anlatacak?? Çekinmez, roman kahramanlarının sahiciliğiyle dikkat çekiyor. Yazar, yazmayı ?Memleketle ve kendi insanımızla kurduğum en kısa köprü??, klavyesini de ?Uçaktan hızlı, gemiden eğlenceli, arabadan keyifli ulaşım aracım?? diye nitelendiriyor. (Radikal Kitap, 18.02.2011)

Roman neyi anlatıyor ? – Serdar Çekinmez
« Hatice » bir kaçı?ın öyküsü? Altı aydan biraz daha uzun bir süreye sığan bu kaçı?ta, eser iki ana kısma ayrılmı?:
Bu bölümde, Geçenler köyü, temel sıkıntıları, Kırkpınar?a neden katılmaları gerektiği, ?eri?te? krizi boyutuyla anlatıyor. Nevin hanımın öyküye dahil olmasıyla birlikte roman insani ve duygusal bir ivme kazanıyor. Birden fazla a?k hikayeleri arasında geli?en bu duygusallıktan her okuyucu kendinden bir parça bulacaktır.
Aslında bu birinci kısımda günlük hayatın bireyselliğine yönelik bir ele?tiri var. A?ık Kerem Bey?in özel durumunu hesaba katmazsak, köyün her bir bireyinin dünyayı ne denli kendi penceresinden görme eğiliminde oldukları anlatıyor. Egoizmin sınır tanımazlığı bu kısmın en ağır basan mesajı… En azından benim hedefim buydu.
Eser, bilhassa Mehtap?ın düğün sahnesinin ağırlıkta olduğu 4. Bölümde, neredeyse her bir cümlede bir felsefi tartı?manın içine giriyor. Bu tartı?malarda sözüm ona objektif bir görüntü vermeye çalı?tımsa da, belli bir ironiyle, kendi bakı? açımı da romana ta?ıdım.
Yazarın bu denli müdahil olması kimi okuyucuyu rahatsız edecektir. Ancak, ne enteresandır ki, yazar olarak objektif olma, duygularına hakim olma görevini okuyucuya vermeyi tercih ettim. Bir anlamda kitaba ?ağabeylik, ablalık? yapma görevi ilk 113 sayfada okuyucuya dü?üyor.
Bu kaçı? öyküsünde, buraya kadar kaçağın etkilediği, ileti?ime girdiği her bireyin küçük evrenlerine göz atıyoruz.
114. sayfadan itibaren ise i?ler deği?iyor. Roman adeta bir film havasına bürünüyor. Yazarın bundan sonraki müdahaleri, sinemada filmin bazı sahnelerinde dayanamayıp yanındaki arkada?ını dürterek, yorum yapan, ?hmm, ben olsam öyle yapmazdım? diyecek kadar kendini filme kaptırmı? birini andırıyor.
Kitabın bundan sonraki kısmı nefes kesen bir Balkan turu? Kitap okunmadan bile tahmin edileceği üzere son durağı Türkiye olan bir kaçı? bu? Eh daha fazlasını blogta bile söylemek doğru olmaz.

Hatice nasıl ortaya çıktı?
?? « Hatice » nin kurgusuna 2009?da ba?ladım. Aynı yılın sonbaharında giri? bölümünün ilk cümleleri döküldü. 2010?un yaz aylarına doğru romanı bitirebildim.
Çalı?manın büyük bir bölümü, klavyenin değil, eski usulle, kalemin ürünü? Nitekim, romanın önemli bir bölümünü, o yıl i?yerim münasebetiyle bulunduğum, Paris?in kuzey kom?usu Clichy semtinde, öğlen yemek molalarında yazdım. Bilhassa Le Garçon de Café?de, her öğlen 2 expresso kahve içerek, harıl harıl romanın o günkü bölümlerini yazmak benim için büyük bir keyifti. Eserin son bölümleri ise trende, otobüste, metroda yani nerede bir 10 dakika bo?luk bulabildiysem orada; yazıp, çizip, karalayarak ortaya çıktı.
Ne her gün gide gele ahbap olduğum kafenin garsonlarının, ne de metroda yanıma oturan yolcuların ?hangi dilde olduğunu anlayamadıkları bir ?eyler karalayan bu herifin, böyle kendinden geçmi? harala gürele bir halde roman yazmakta olduğu? akıllarından geçmi? midir bilemem. Ama zorlu temize çekme anları, küçük Jülide?nin süpriz bir fotoğrafıyla belgelendi.
Romanın konusu niçin gerçek bir Trakya köyü yerine Geçenler adında kurgusal bir köyde geçiyor?
Bunun ba?lıca nedeni romanda Trakya?yı ya da kırsal ya?amı tanıtmak gibi sosyolojik hedefler gütmemi? olmamdır. Geçenler Köyü, Türkiye?nin bir mikro örneğidir. Ancak bu örnek tarafsız değildir. Nitekim Geçenler?in Balkan kimliği, aslında Türkiye?nin Avrupalı kimliğine yönelik bir çağrı?ımdır. Tüm diğer eserlerimde olduğu gibi Hatice?de de sıkça kullanılan metaforlardan biridir. Yine aynı açıdan bakınca, okuyucu, Istıranca Makarna Fabrikası?nın da, Türkiye?nin küreselle?en ekonomide kar?ı kar?ıya bulunduğu günümüz vah?i rekabetini temsil ettiğini sezecektir. Yani amaç 2000 yılının hemen ertesindeki Türkiye hakkında bir fikir vermek olunca, kurmaca isimler tercih etmi? olmam gayet akla yatkın gibi?
Hatice ismi nereden geliyor?
Doğaldır ki her yazar okuduğu romanlardan, izlediği filmlerden etkilenir. Benim de o zamanlarda çokca dinlediğim The No Smoking Orchestra?nın ?Çingeneler Zamanı? albümünden etkilenerek bulduğum bir isim Hatice? Ahmet de aynı ?ekilde? Nevin?in nereden geldiğini burada söylemeyip romana saklayayım. Diğer isimlerden Kerem Bey a?ka dönük ki?iliğinden bu ismi aldı. Kutlu ise aslında köylünün gözünde kutlu! ?eref?in ismindeki ironiyi romanı okuyan herkes anlayacak! Ay?in aslında ilk notlarımda Aslı?ydı. Ama Kerem?e duyduğu a?k bizim hikayemizde öylesine imkansız ki, mecburen Aslı ismini deği?tirmek zorunda kaldım ve Ay?in oldu. Nesim Bey?in uyumunu ismiyle değil soyadıyla yaptım: Ona mesleğinin bir gerekliliği olarak ?İnandır? soyadını yakı?tırdım.
Kaçı? sahneleri yurt dışında geçiyor?
Evet, 2008 yazında turistik amaçlı ziyaret ettiğim Budape?te, Belgrad, Sofya parkurunu kaçı? sahnesinde kullandım. Ayrıca, lojistikle uğra?tığım yıllarda uluslararası yol ?öförlerinin arasında bulunmu? olmak güzergâhta geçen olayları yazarken i?imi oldukça kolayla?tırdı.
Aslına bakarsanız günlük hayata dahil her ?ey romana bir yerinden bula?mı?tır. Zaten öyle değil midir: Bir yazar için kaldırımda yürüyen biri bile ilham kaynağı olmaz mı? Haydi sizlerle bir sırrımı paylaya?ayım: Kitaptaki Mösyö Smail tipini yine bir öğle yemeğinde, bulunduğum restauranın tam cam kenarındaki mü?terisinden ortaya çıkardım. Adamcağız, bilseydi ki 3000 km. ötede basılacak bir romanda psikopat olarak yer alacak, o gün yemeğini ba?ka bir yerde yerdi kesinlikle?
Hatice?yle ilgili ilk yorumları aldıktan sonra bu blogta romanı tartı?maya devam edeceğim. Sizlere keyifli okumalar dilerim.

Tanııtım Yazısı
Serdar Çekinmez’in ilk romanı “Hatice”, soluk soluğa okuyacağınız bir kaçışın öyküsü. Balkanlar’dan Türkiye’ye uzanan yolculukları, bir sınır köyü olan Geçenler’de kesişen karakterler sizi farklı evrenlere taşıyacak. Kerem Bey’le âşık olacak, Kutlu ile maddiyatı sevecek, Ahmet’le başpehlivanlığa güreşeceksiniz? Nevin olup herkesi büyüleyecek, Ayşin olup kıskançlığın acısıyla kıvranacaksınız? Hatice mi? Sonrasını size kendisi anlatacak…

Romanın sihirli sayfaları sizi yeni bir aşka ve kovalamacaya davet ediyor. “Hatice”, kendi sesine sahip, alışılmadık bir ilk roman.
Serdar Çekinmez, 27 Mayıs 1974’te Üsküdar’da doğdu. İlk ve orta eğitimini Gebze’de, liseyi Tuzla’da bitirdikten sonra, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde lisans eğitimini tamamladı. 2003 yılının başından beri de Paris’te ikamet etmekte. Yazmayı “Memleketle ve kendi insanımızla kurduğum en kısa köprü?”, klavyesini de “Uçaktan hızlı, gemiden eğlenceli, arabadan keyifli ulaşım aracım?” diye nitelendiriyor. Balkan diyarlarını gezmek onun için baş döndürücü bir mutluluk kaynağı?

Kitabın Künyesi
Hatice,
Serdar Çekinmez,
Yitik Ülke Yayınları,
Kapak: Savaş Çekiç
Basım Tarihi : 11 – 2010
Sayfa Sayısı : 174

Hatice – Serdar Çekinmez” üzerine bir yorum

  1. Sürükleyici ve sıradışı. Bir roman gibi başlayıp sohbet tadında ilerleyen ve sinema kıvamında sona eren bir hikaye.
    Şiddetle tavsiye ederim.

Yorum yapın

Daha fazla Romanlar
Fırtına Mucitleri – Alex Williams

Hiç durmayan kar fırtınasının hüküm sürdüğü bir şehirde yaşayan Madeline ve Rufus Breeze çok yetenekli iki kardeştir. Nesillerdir mühendislik yapan...

Kapat