Hayali Komünizm, Derya Çağlar

Derya Çağlar tarafından yayıma hazırlanan ?Hayali Komünizm? adlı kitap Soğuk Savaş yıllarında antikomünist propagandanın şirazesinin nasıl kaydığını gösteriyor. Kısa bir süre önce Kafkaslar üzerinden tüm dünyaya yayılan yüksek basıncın etkisiyle, Soğuk Savaş?ın yeni sürümünü konuştuğumuz şu günlere ayrıca denk düşecek bir kitap var elimizde. ?Hayali Komünizm?, 1945-55 yılları arasında yazılı basında yapılan bir gezintiyle, manşetlerden, satır aralarına sızan Soğuk Savaş haletiruhiyesini anlamaya, anlatmaya çalışıyor.
Berfin Yayınları?ndan çıkan kitap, aslında yazar Derya Çağlar?ın Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü?ne sunduğu yüksek lisans tezi. Tez jargonu ve formülasyonundan sıyırıp kitabın yarısından fazlasını oluşturan örneklere geçtiğimizde, en klişe haliyle güldürürken düşündüren bir toplam çıkıyor ortaya. Çağlar?ın haberleri subjektif istatistikleriyle sunması, dönem basınının tercihlerini, tez zamanda klişeleştirdiklerini ve komünizm korkusunun ne acayip bir şey olduğunu pek trajikomik bir biçimde koyuyor ortaya.

Türk semalarında kızıl kuşlar
Taze Türkiye Cumhuriyeti ile ?Sovyet Birleşik Cumhuriyetleri?nin 1930?lar sularında nasıl can ciğer kuzu sarması olduğu malumunuz. Farklı diplomatik düzeylerdeki Sovyet temaslarının gazetelerde yer alışlarında ?derin dostluk?lar, ?en ateşli teşekkür?ler, ?dostane telgrafname?ler havalarda uçuşuyor. Atatürk döneminde 13 yıl Dışişleri Bakanlığı yapan Tevfik Rüştü Aras?ın anlattıkları çok net:
?Stalin?e İsmet Paşa ile gittik. Votkalar içildi, öğlen yemeği yenildi. Yemekten sonra Stalin beni bir kenara çekti. Stalin ?Sıkıntıdasınız? diyordu, ?Biz de sıkıntıdayız, on milyon verebiliriz.? Ona meseleyi sefirler seviyesine düşürmeden aramızda bitirmemizi söyledim. Faiz şartlarını sordum. ?Kredi, faizsiz olacak. Biz faiz almayız? cevabını verdi. Krediyi nasıl ödeyeceğimizi öğrenmek isteyince de Stalin ?Siz tespit edin? dedi. 15 yıl vadeli bu kredi malla ödenmiştir. Beş Yıllık Kalkınma Planı?nın hazırlık çalışmalarını da Ruslara yaptırdık.?
Şıpınişi bir özetle geçelim, ilişkilerin seyri, II. Dünya Savaşı sonrası dönemin başbakanı Şükrü Saraçoğlu?nun Mareşal Stalin?e yolladığı methiyeler dolu tebrik telgrafına alınan ?seviyeli? cevaptan çok önce değişmeye başlamıştı aslında. Türkiye, savaş zamanındaki işbirlikleriyle bundan sonra dış politikasını, karşı takımla stratejik ortaklıklar üzerinden kuracağını ayan beyan etmişti. Ondan sonra başlasın ?Sovyet tehdidi?…

Basından takip ediyoruz. Tehdit öncelikle düpedüz toprak arzusu üzerinden; sonra bir de Boğazlar meselesi var… Ama elbette ki halka en renkli tehdit aşısı komünizm tehlikesi. Derya Çağlar, yaptığı taramada öne çıkan motifleri sıralıyor. Örneğin ?kanatlı casuslar?…
Kanatlı casus deyince zihninizde Bondvari çağrışımlar uyanmasın; bahsedilen düpedüz kuşlar! Yurdun dört bir tarafından, bilekliklerine asılı Moskova ?plakaları? da eklenmiş başka tür av haberleri verilmiş. Bu yaratıklar genelde tür olarak avcıların dikkatini çekecek kadar farklı oluyorlar. Baytarlara başvurulduğunda uzun mesafelerde muhabere işlerinde kullanılan casus kuşlar oldukları ortaya çıkıyor. Ördek, güvercin, martı, atmaca da mevcut. Ama haberler üç değil, beş değil… Haftada bir casus kuş yakalanıyor. Haberlerde geçen ?Moskova Emniyet Müdürlüğü? gibi ibareler hayal gücünde sınır tanınmadığının da göstergesi.

1947 tarihli Son Posta haberinde yer alan ?halk beyanı?, bu motifi güzel özetleyebilir. Semalarında şüpheli bir martı teşhis eden İnegöllüler diyor ki, ?Moskova?dan gelen bir ördek dahi olsa Türk semalarını aşamaz.?

Komünist sirkler
Ajanlık mefhumu Soğuk Savaş yıllarının tadı, tuzu, her tür baharatı… Elbette ki bizim gazetelere de öyle yansımış. Ajanlık iddiası en kestirme komplo, en güncel küfür; herkes herkesten şüpheleniyor. Demokrat Parti?den Tekirdağ milletvekili Şevket Mocan, meclisteki 108 milletvekilinin dışında, kendi kızı ve damadını bile ihbar etmiş. Mahalle mahalle çıktığı kızıl bayrak avına fazla kırmızı olan biberler bile dahil.

Ajanlık efsaneleri içinde ?taş gibi? şeklinde özetlenecek dişilerin ayrı bir yeri var. Bilgi sızdırmalarının dışında, toplumun ahlak anlayışını da hedefe koyan bu ajan kızlar, güzelliklerinin ötesinde hem çok eğitimli hem çok akıllı oluyor. Haber dilinde zaman zaman iç gıcıklayıcı yüklemlere kayılırken, düpedüz bu işi zevk için yapanlar da olduğundan söz ediliyor.

Akın gazetesi Bolşeviklerin kurduğu yeni bir casus mektebinin haberini veriyor. Koyu komünist 180 kızın alındığı bu mektebe giriş şartları şunlarmış güya: 11 lisan bilmek, bunlardan ikisini mükemmelen konuşmak, 18-26 yaşlarında güzel bir kız olmak ve hayatta iki şekilde iş görebilme kabiliyetinde olmak… Böyle yani…

Risk potansiyelleri yüzünden ?diplomatik temsilcilikler? üzerine varyasyonlar da mebzul miktarda. Başta SSCB olmak üzere bütün sosyalist ülke elçileri, bilhassa esrarlı bulunan seyahatleri üzerinden pürdikkat izlenmekte. İrili ufaklı haberlerini görüyoruz ki, tehdit ?komünist ideolojisini yaymak isteyen sirklere?, İzmir Fuarı?ndaki komünist ülke pavyonlarına kadar uzanıyor. Neymiş Çek pavyonunda ?Çekoslavakya?da toprak, toprağı sürenindir? yazıyormuş.

Bir ABD ve SSCB müsabakası olarak Kore Savaşı, kahramanlık hikâyeleri ve eleştirenlerin başlarına gelenlerle ayrı bir başlık. Beynelmilel Türk ordusu güzellemeleri, Çinli aşağılamalarıyla ikili olarak sunuluyor. Haberlere baktığınızda Çinlilerin geri kalmışlığına, ödlekliğine, yüzsüzlüğüne, pisliğine siz de inanamazsınız.

Stalin dondurmaları
1952, Stalin haberleri açısından en verimli yıl. Bıyığıyla, endamıyla Stalin?in bir suç unsuru olarak bizzat sempati duyulan şahıs şeklinde sunulduğu haberlerin dışında, Kayseri?de Osman Doğan ve arkadaşlarının henüz tespit edilemeyen bir evde Stalin şerefine kadeh kaldırdıkları haberi özellikle anmak isterim.

?Stalin dondurması? ise başarılı bir beşinci sınıf film senaryosu… Hergün gazetesinde çıkan habere göre ?Rus siyasi polisi, imhası zaruri olan şahıslar için hususi davetiyeler hazırlamakta, konserlere ve sanat toplantılarına çağırtmakta, sureti mahsusada çok fazla ısıtılan salonda terliyen seyirciyelere dondurma ikram edilmektedir. Bu dondurmaları yiyen zavallılar evlerine döndükten sonra, kısa bir kriz devresini müteakip ölmektedirler.?
5 Mart 1953?te ölen Stalin, sağlığında ürkütücü bir imajla sunulurken, daha sonra onun ölümüne çok feci üzülerek şuursuz hale gelen zavallı ve pespaye ?komünist taslakları? haberleri gırla gitmeye başlamış.

Elbette ki orak-çekiç ve Rus bayrağı da antikomünist mücadelenin en elastiki motiflerinden. Bir ölçek olması açısından 29 Nisan 1951 tarihli Son Telgraf haberini analım: İzmir İnönü Lisesi öğrencilerinden Özcan Salim Taş, defterine orak-çekiç çizerken yakalanarak adliyeye sevkedilmiş!

8 Haziran 1952?de Demokrat Ankara gazetesi, yaş ortalamasını ilkokula kadar çekiyor: Ankara?daki Sarar İlkokulu?nun duvarında, üstelik altına ?yaşasın? yazılmış bir orak-çekiç bulunmaktaymış. Bunun yanında fabrika duvarına orak-çekiç çizerken yakalanan kontrplak işçileri fazla normal kalıyor tabii. Hele Sultanahmet?te bir bankta otururken elindeki çubukla toprağa orak-çekiç çizen Saim Kurt adlı ?sapık?!.. Akın gazetesi bu küstah propagandacının derhal adalete teslim edildiğini yazıyor.

Aynı senenin yıkanınca orak-çekiç resmi ortaya çıkan mendil ve eşarp haberleri ortalığı iyice şenlendirmiş. Hayal gücü de zaman içinde iyice zorlanmakta.
Biyolojik ve kimyasal savaş tehdidi de ?mikrop harbi? adı altında işlenen bir tema. Fakat yazması da, uydurması da biraz terminoloji gerektirdiğinden çok cıvımamış. Haberler daha çok yurdun muhtelif noktalarında ele geçirilen tuhaf renkli, ne idüğü belli olmayan şişelerin taşıdığı riskler üzerine… Rusların Ağrı?da ?atom tesisi? kurduğu iddiasını da buraya alabiliriz.
Bulgar sınırından geçen Türk eşeklerinin kendi arzularıyla memlekete dönüşlerinin ?Eşekler bile Kızıl Cehennem?de kalmak istemiyor? başlığıyla haberleştiği bir dönemden söz ediyoruz. Ya da ?Harp tarihlerinin varamadığı rakkam? başlığında Kızıl Çarlık?ın tam 30 milyar 62 milyon insan öldürdüğü nevinden ilim sınırlarını zorlayan haberlerin… Yayımlandığı 1950?de dünya nüfusu 2 buçuk milyar çünkü.

Bir 60-70 sene sonra bugüne dair yapılacak benzeri soruşturmada Soğuk Savaş?ın yeni versiyonu asla bu kadar renkli malzemeler veremez gibi geliyor insana. Kutupların çeşitliliği bir yana, denklemde eksik duran kızıl motifi bu propaganda hengamesi için büyük kayıp.
PINAR ÖĞÜNÇ

“20. yüzyıldaki iki büyük savaştan sonuncusu olan İkinci Dünya Savaşı?nın hemen ertesinde başlayan ve 1990?lara kadar devam eden Soğuk Savaş, aslında bütün dünyada kamuoylarının, ezenlerin yararına yeniden oluşturulduğu bir süreçtir. Ezenlerin, kendi çıkarları doğrultusunda oluşturdukları kamuoyları, ezilenler açısından büyük bir yanılsama, ezenlere bağımlılık, kendi gerçeğinden ve dolayısıyla dünya gerçeğinden kopuş anlamına gelmektedir. Öte yandan bu süreç, ezen ülkelerin insanları açısından da gerçeklere dayanmayan, kurgulanmış kamuoyları; dolayısıyla, sözde bir demokrasi ve özgürlük görüntüsü yaratmayı başarmıştır. Zaman zaman bu görüntüyü bozmaya kalkışan toplumsal hareketler ve hareketlilikler ise çeşitli denetim mekanizmaları ile toplum dışına itilmiştir.

Soğuk Savaş?ı, sürecin başlıca iki figürü olan SSCB ile uzun coğrafi sınırı nedeniyle neredeyse ön cephede yaşayan Türkiye, yaklaşık yarım yüzyıllık bu süreçten en çok etkilenen ülke olmuştur. Bu etki, hem devletin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk?ün, kuruluş aşamasında koyduğu uluslararası ilişkiler temel politikasını değiştirmiş, hem de etkileri günümüzde bile devam eden siyasal, sosyal ve kültürel gelişmelere yolaçmıştır.

Bu çalışma, esas olarak söz konusu dönemde gazetelerde yer alan, habercilik etiği açısından ciddi sorunlar içeren iletilerin taranması ve irdelenmesiyle yapılmıştır. Bu iletilerin çerçevesini, SSCB karşıtı propaganda oluşturmaktadır. Soğuk Savaş dönemine girilmesiyle birlikte Türkiye?nin Batı yanlısı dış politika tercihi, iç politikada daha liberal ekonomi poitikalarına dönüş, devletçilik fikrinin terkedilmesi gibi yeni yönelimler, bu propagandanın içeriğini belirlemiştir.” Tanıtım yazısı

Hayali Komünizm, Derya Çağlar, Berfin Yayınları, 204 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Politika
Yoksulluk Halleri, Editör: Necmi Erdoğan ‘Yoksulluğun anatomisi’

Krizler ülkesi Türkiye?de ekonomik krizlerden önce de sonra da yoksul olanlar, hep yoksul kalacak olanlar, yoksulluğu kader gibi yaşayanlar, ?en...

Kapat