Herkesin Bildiği Sır: Dersim – Derleyen: Şükrü Aslan

?Herkesin Bildiği Sır: Dersim?, Dersim-Tunceli?yi tarih, toplum, ekonomi, dil ve kültür çerçevesinden irdeleyen makalelerden oluşuyor. Kitabı derleyen Şükrü Aslan, ?Dersim?in, Anadolu?nun doğusunda bir coğrafi bölgeyi anlatmaktan çok, neredeyse tarih boyunca ama özellikle 1930?lu yılların sonlarına doğru maruz kaldığı siyasal ve askerÓ müdahalelerin yarattığı derin toplumsal tahribatla belleklerde yer etmiş toplumsal ve kültürel bir varlığa işaret ettiğini söylüyor. Bu çerçevede hazırlanmış kitap, 1938?den iki yöne doğru yapılan yolculuğun izlerini sürüyor. Bu izler okuru, Dersim?in tarihine, diline, müziğine, inanç pratiklerine, mücadelelerine, başarılarına ve aynı zamanda kentin/ bölgenin bugününe de götürüyor. Çok sayıda ismin yazılarıyla katıldığı çalışma, Kemal Burkay?ın ?Orda eski bir öyküdür? dediği Dersim?in dünü ve bugününe dair yetkin bir kaynak.


Bir eski öyküdür bileceksiniz
Masallardan kalmıştır Dersim
Ülkemin ortasında gizli
Yanık bir türküdür Dersim
Yıl otuz sekizdi dağlarda
İri ceviz ağaçları ve atım vardı
Belki bir gökyüzü savaşçısıydım
Bir arpa ekmeği kadar sıcaktı
Toprağım, karım ve çocuklarım
Oysa soğuk bir kuştur
Parıldar süngü
Bana niçin uzaksın düşündün mü?
Kurda kuşa dostluğumu
düşündün mü?
Bu sularda ölüm bile güzel
Sen hiç kurşunların anlamını düşündün mü? Yıl otuz sekizdi dağlarda İri ceviz ağaçları ve atım vardı Güneş ve sular ülkesinde orda Orda ki eski bir öyküdür Dersim
Kemal Burkay

Tunceli?nin hakiki/otantik adı Dersim, artık daha sık telaffuz ediliyor.
Dersim adının değiştirilmesine, dahası yasaklı bir kelimeye dönüşmesine yol açan 1938 kıtali, bir zamandır Türkiye?nin gündeminde. Sadece coğrafyasıyla değil, özel kanunuyla, onyıllardır süren tedbirlerle ?kapatılmış? Dersim, herkesin bildiği bir sır, aslında.
Şükrü Aslan?ın hazırladığı kapsamlı derlemede, Tunceli?nin/Dersim?in sadece acılı tarihine değil, toplumsal yapısına, ekonomisine, ekolojisine, etno-dinsel mirasına, diline, müziğine, kültürüne, Almanya?daki Dersim diasporasına ilişkin yazılar da yer alıyor. Gündelik hayata ilişkin canlı gözlemlerle, Tunceli?de ?büyümenin? ve nüfus cüzdanında ?Tuncelili? yazmasının anlamı üzerine tanıklıklarla birlikte? Hüseyin Ağuiçenoğlu, Muzaffer Akın, Alişan Akpınar, Mikail Aslan, Şükrü Aslan, İmran Ayata, Sezen Bilir, Serhat Bozkurt, Kemal Burkay, Sema Buz, Hıdır Eren Çelik, Yücel Demirer, Namık Kemal Dinç, Ali Ekber Düzgün, Fuat Ercan, Harun Ercan, Serkan Erdoğan, Gülsün Fırat, Sabır Güler, Ali Haydar Gültekin, Azat Zana Gündoğan, Zeliha Hepkon, Hüseyin Irmak, Mesut Keskin, Muzaffer Oruçoğlu, M. Ali Sağlam, Dilek Soileau, Bahar Şimşek, Cemal Taş, Volga Hüseyin Sorgu Tekinoğlu, Beyza Üstün, Sibel Yardımcı, Özkan Yıldız, Murat Yüksel?in katkılarıyla?

Sunuş / ŞÜKRÜ ASLAN
?Dersim? Anadolu?nun doğusunda bir coğrafi bölgeyi anlatmaktan daha çok, neredeyse tarihi boyunca ama özellikle 1930?lu yılların sonlarına doğru maruz kaldığı siyasal ve askerî müdahalelerin yarattığı derin toplumsal tahribatla belleklerde yer etmiş toplumsal ve kültürel bir varlığa işaret eder. Fakat aynı zamanda nehirleri, dağları, zengin bitki örtüsü ve vadileriyle de ilgi çekici coğrafyanın mekânı olan Dersim, bu özellikleriyle hemen her dönemde ülke gündeminde önemli bir yer almıştır.
Dersim?in kendine özgü fiziki ve toplumsal niteliklerini bugün de gözlemlemek mümkündür. Üç noktadan (Mazgirt, Pertek ve Mutu) giriş yapılabilen bölgedeki askerî güvenlik kontrolleri adeta kente geldiğinizi haber verir. Sonrasında diğer kentlerden farklılığı kolaylıkla hissedilebilen gündelik hayata ilişkin sayısız ritüele tanıklık edebilirsiniz.
Yüzyıldan daha fazla zamandır yazılmış bütün resmî raporlarda Dersimlilerin inanç pratikleri dili ve diğer nitelikleri problem edilmiş; özellikle kültürel kimliği bir muhalif dinamik olarak algılanmış ve dönüştürülmesi hedeflenmiştir. Fakat sadece toplumsal-kültürel nitelikleri değil, askerî müdahalelerin başarısına engel teşkil ettiği için, dağlık, ormanlık, derin vadilerden oluşan, sayısız korunaklı alana sahip ve geçitvermez coğrafi özellikleri de bir sorun olarak görülmüştür. Böylece Dersim, onu kontrol altına almak isteyen hâkim siyasetler için daima bir ?tatbikat alanı? olmak durumunda kalmıştır.
Bu ?tatbikatlar? aracılığıyla modern tarihin en vahşi saldırılarına tanıklık eden Dersim?de 1950?li yıllardan itibaren yeni bir özellik ortaya çıkmış; Tunceli-Dersimli aileler çocuklarını cumhuriyetin okullarında okutmaya özel önem vermişlerdir.
Büyük ölçüde yaşanan toplumsal deneyimlerin tetiklediği bu eğilimle birlikte bölgede sadece okuma yazma oranı yükselmemiş aynı zamanda yüksek öğrenim görmüş çok sayıda Dersimli genç de siyasal hayatta görünür olmaya başlamışlardır. Bu durum ülkedeki toplumsal muhalefette Dersimli aydınların aktif yer almaya başladığı bir sürece işaret eder. Yüksek öğrenim görmüş Dersimli gençler bu yıllardan başlayarak sosyalist örgütlerde politika yapmaya başlamışlardır.
1970?li yılların muhalif politik ortamında Dersimliler hemen her alanda baskın bir gruptu ve Tunceli-Dersim, sosyalist hareket ile anılır olmuştu. O kadar ki bu yıllarda hâkim siyaset için ?Tunceli doğumlu? olmak adeta ?suçlu sayılmak? için yeterliydi.
1980?li yıllarda ise bu risk, genç Tuncelililer için ülke sathına yayıldı. Dönemin iktidarı bu insanları bir yandan kovuşturmaya tabi tutarken öte yandan ?asıl Türk? ve ?gerçek Müslüman? olduklarına inandırmak için ?bilimsel çalışmalar? bile düzenledi.
Bu eğilime uygun olarak Dersimlilerin ?öz kimliğine? yeniden ve daha güçlü dahil olmalarını sağlamak amacıyla köylerine, kasabalarına camiler yapıldı. Alevi oldukları için namaz kılmayan ve dolayısıyla camiye ihtiyaçları olmayan bu topluma, camiye gitmek dışında bir seçenek bırakmayan siyasal bir ortam inşa edildi. 1990?lı yıllarda ise sistemin içinden başka bir görüş gelişti. Aleviliğin kamusal alana çıkabildiği bu dönemde çok büyük bölümü Alevi olan Dersim-Tuncelililer bu kimlikleriyle şeriatçı eğilimlerin karşısında ülkede ?laikliğin güvencesi? olarak görüldü. Buna karşılık Dersimliler bütün bu dönemde de farklılıklarını gösteren bir dizi siyasal pratik geliştirdiler.
Özetle dışarıdan Dersim-Tunceli ile kurulan temas ve onu tarif etme biçimi hemen her zaman iktidarların siyasal çizgisine ve sistemin beklentilerine göre gerçekleşti. Dersimlilerin kendilerini nasıl ve hangi kimlikle tanımladıkları ise aslında pek önemsenmedi. Bu durum bugün de değişmiş değildir. Modern tabuların çözülmesiyle Dersim?in kültürel kimliği ve toplumsal yapısına yönelik büyük tahribatın üzerindeki perde aralanırken, hâkim söylem bu kez daha ?sevecen? bir dönüştürücü güç olarak görünür olmaya başladı.
* * *
Dersim üzerine bu kitabı hazırlamaya karar verdiğimde Onur Öymen, Dersim?de ?anaların ağlamasını? hafife alan konuşmasını henüz yapmamıştı. Bu konuşmanın yarattığı hararetli tartışmalar içinde Başbakan?ın, ?Dersim katliamı? ifadesini kullanacağı ve ?Dersim sürgünlerinin listesi?nden söz edeceği bilinmiyordu.
Dersim meselesini alışılmışın dışında kavramlarla değerlendiren yayınların yakın gelecekte çoğalacağı beklentisi de bu kadar güçlü değildi. Özetle ?38, öncesi ve sonrası 70 yıldan daha fazla bir zamandır nasıl anlatılıyorsa yine öyle anlatılıyordu.
?38 vak?ası uygulayıcıların da mağdurların da belleklerine bir çeşit ?ulusal sır? gibi nakşedilmişti. Hâkim söylemin etkisiyle ondan bahsetmek bir anlamda ?vatana ve millete ihanet? gibi algılanıyordu. O kadar ki üst düzey bir kamu yöneticisi hatıralarını yazarken 1937 yılı bahar aylarında Dersim?de yaşadıklarını ?okuyucularının affına sığınarak? atlamıştı.
Bununla birlikte Dersim?le ilgili bölgenin ve toplumun tarihi üzerine konuşurken aslında çoğu insan kulaklara fısıldayarak 1938 vak?asının pek çok boyutunu konuşmaktaydı. ?Dersim kırımı? bir fısıltı olarak kulaktan kulağa yayılıyor fakat kamuya bir ses vermek gerektiğinde ?ulus-devlet inşasının zorunlu sonuçlarından biri? denilerek olan bitenler meşrulaştırılıyor ve ?konu kapanıyordu?. Böylece Dersim?de devletin başvurduğu fiziki tasfiye süreci herkesin bildiği ama konuşmadığı bir ?ulusal sır? olarak kalmaya devam ediyordu.
Bu kitabın hazırlanmasında ?herkesin bildiği sır?rı olabildiği kadar geniş boyutlarıyla deşifre etmek niyeti de elbette etkili oldu. Fakat Dersim?i anlatmak için bu ?ulusal sır?rın konusu olan tarihsel dönemeçten geriye ve ileriye doğru yolculuk yapmak gerektiği açıktı. Bu çerçevede hazırlanan kitap, 1938?den iki yöne doğru yapılan yolculuğun izlerini sürüyor. Bu izler bizi Dersim?in tarihine, diline, müziğine, inanç pratiklerine, mücadelelerine, başarılarına, yenilgilerine vb. götürüyor. Kitapta bunların her birinden değerli örnekler yer almaktadır. Dolayısıyla sadece bir kırılma noktası olarak ?38 üzerine değil; bu toplumsal olay üzerinden giderek onun öncesini ve sonrasını da içeren bütünsel bir anlatı yaratmak amaçlandı. Bu bağlamda tarihi, kültürü ve kimliği kimi zaman bilimsel metodolojiyle kimi zaman da hatıralar üzerinden ama olabilecek en geniş ölçüde ele alındı. Aynı zamanda kentin/bölgenin bugününü de verilerle tasvir eden yazılara yer verilerek günümüz Dersim?i üzerine yapılan değerlendirmelerin somut bir eksene çekilmesine olanak sağlandı.
Elbette kitap, Dersim?e ilişkin her meselenin yazıldığı ve dolayısıyla her tartışmalı meseleye kesin açıklık getirdiği iddiasında değildir. Bilakis kendi içinde de farklı tezlere yer vermektedir.
Bu kitabın şimdiye kadar Dersim üzerine yapılmış bir dizi değerli çalışmadan yararlanarak olsa olsa bu süreci bütünlüklü olarak anlamaya katkıda bulunacak yeni bir kapı açtığı söylenebilir.
Bu kapıdan Türkiye ve ülke dışından pek çok araştırmacı girmeye devam edecektir. Artık üniversitesi de olan Dersim?de genç öğretim elemanlarına önemli görevler düşmektedir.
Politik ve akademik birikimiyle her zaman enformel bir üniversite olmuş Dersim-Tunceli?de formel üniversitenin başarısı büyük ölçüde bu akademik kanalın inşasına bağlı olacaktır.
Dolayısıyla üniversite üzerinden yeni çalışmalarla devam etmesini umduğum ve dilediğim bu sürecin sonunda Dersim-Tunceli?ye ilişkin hatırı sayılır bir külliyat oluşturmak mümkün olabilirse bundan mutluluk duyacağım.
* * *
Birkaç yıldır Dersim üzerine kafa yoranlardan biri olarak konuyla ilgili araştırma sürecinin her aşamasında yaşadığım hissiyattan da söz etmek istiyorum. Her şeyden önce bir sosyal bilimci olarak Dersim üzerine çalışmanın, insanı yoğun bir duygusal ortama sürüklediğini söylemeliyim. Bu anlamda araştıran özne ile araştırılan nesne arasında kalın bir duvar olması gerektiğini söyleyen klasik yaklaşımın hayata ve insana çok yabancı olduğunu en net şekilde Dersim?le ilgili araştırmalar sürecinde yaşadım. Bu, toprakların tanıklık ettiği olaylar büyük anlatıların hiçbir zaman dindiremeye yetmeyeceği kadar derin yürek acıları yaratmıştır. Onlardan sadece ikisini söylemek isterim.
Birincisi, toprak ve insanın bambaşka bir zihin dünyası inşa ettiği bu bölgeden sürgüne gönderilenlerden bir bölümünün bilmedikleri topraklarda hayatlarını yitirerek bir bakıma sonsuza kadar sürgün olarak kalmış olmalarıdır. Üzerinde ?Dersim Hadisesinden Naklen Gelen? yazılı bir mezar taşı ve ?aç kalayım ama memleketimde kalayım,? diyenlerin bir daha memleketine dokunabilmelerinin olanaksız hale getirilmesi, Dersimliler için sözcüklerin açıklamakta kifayetsiz kaldığı derin bir yürek yarasına işaret eder.
İkincisi, özellikle kültürlerarası ilişkilerde sevimsiz bir sözcük olan ?ıslah etme? politikasının bu bölgede adeta bir yazgıya dönüşmüş olmasıdır. Görüldüğü kadarıyla farklı/özgün bir kültürel gelenek olarak Dersimlileri ?terbiye etme? politikası Osmanlı?dan günümüze hiç değişmemiştir. Güç kullanarak, sürgüne gönderilerek, dili ve inanç pratikleri yasaklanarak, okullar ve hâkim inancın mekânları inşa edilerek vb. bu politikada süreklilik sağlanmıştır. Bütün bu süreçte merkezî siyasete yön veren aktörler değişmiş ama ıslah etme zihniyeti hiç değişmemiştir.
Şimdi de olduğu gibi.
Bin yıllardır bu topraklarda inançlarını doğada yaşayan; ağaçların, nehirlerin, dağların, kayaların, göletlerin vb. kutsal sayıldığı ve bu nedenle büyük saygı ve özen gördüğü bu zengin kültürel pratiklerin ?Türklük? ve ?Müslümanlık?ın hâkim versiyonlarıyla bir an için yer değiştirdiğini düşünün. Bu Türkiye?nin zengin kültürel geleneğinde büyük bir kırılma, çok ciddi bir fakirleşme değil midir?
* * *
Bu kitabın hazırlanması sürecinde, 10 Ekim 2009?da Dersim- Tunceli?de son yılların en büyük kitle gösterisi yapıldı. ?Munzur?da Baraj İstemiyoruz? talebini haykıran bu eylemin en önemli özelliği bütün kentin eyleme katılmış olmasıydı. Kentteki esnaf tümüyle kepenkleri indirmiş ve yürüyüşe katılmıştı. Kentteki bütün Sivil Toplum Kuruluşları eylemin içindeydi. Kısaca bütün kent barajları istemediğini söylüyordu. Ama barajların yapımı hem o zaman hem de sonrasında yapılmaya devam etti. Aslında Dersim-Tunceli sorunsalının kısa özeti de budur. Merkezden üretilen siyaset ve pratiklerin kamu gücü ve yetkisi kullanılarak yerele rağmen ve yerele karşı inşa edilmesidir.
Klasik mülkiyet duygusuyla hiç ilgisi olmayan başka tür toprağa sadakat kültürünün etkilediği bu toplumsal coğrafyada insanı, topraktan koparma projelerinin insan yaşamında yarattığı derin travmatik etkilerin iki büyük örneği daha önce yaşanmıştı.
1938?de iskân pratikleri (sürgünler) ve 1990?lı yılların ortalarında köylerin boşaltılmasıyla gerçekleşen zorunlu göçler bu dışlama politikalarının sonuçlarıdır. Şimdi ise aynı eğilimin barajlar yoluyla sürdüğü gözlenmektedir.
* * *
Son söz olarak, kitapların önsözünde katkıda bulunanlara teşekkür etmek genellikle adettir. Fakat teşekkür edileceklerin sayısı hayli kabarık olduğu için bunu özetleyerek yapabileceğim.
Öncelikle bu kitabı birlikte hazırladığımız yazarlarımıza planladığımız yayın takvimine gösterdikleri özen ve emekleri nedeniyle teşekkür ediyorum. Kentteki gündelik hayata ilişkin çok sayıda veri üretmek için günlerce emek harcayan Dersim?deki sevgili arkadaşlarıma teşekkür ederim. Ve Dersim konulu bir kitaba duyulan ihtiyaç fikrini benimle paylaşan sevgili arkadaşım Yücel Demirer?e, bana güvenerek bu kitaba önemli bir dosya
katan sevgili Tanıl Bora?ya ve fotoğraf arşivinden seçme yapmama izin veren sevgili Cemal Taş?a ve Hasan Saltık?a çok teşekkür ederim.
Nisan 2010, İstanbul

Böyle bilinsin Dersim’in halleri – Murat Arpacı
(18/06/2010 tarihli Radikal Kitap Eki)

Türkiye?nin siyasal alanını tarihsel ve güncel olarak etkileyen/etkilenen coğrafyaların başında gelir Dersim. Osmanlı?dan Cumhuriyet?e uzanan süreçte mevcut iktidarın radikal politikalarının odağında sürekli olarak eğilip bükülen bir coğrafya olarak var olagelmiştir. Asayiş ve denetim sorunu zemininde sürekli yeniden üretilen Dersim algısı sayesinde bölge her türlü siyasal müdahalenin meşru görüldüğü bir perspektifin içine yerleştirilmiş ve hafızalardaki yeri de bu resmi söylemin basıncı altında şekillenmiştir. ?1938 vak?ası?nın sonrasında, çevresinde bir unutma kültürünün de örülmesiyle yalnızca nostaljinin ve mitlerin arasında gidip gelen derin bir suskunluğa dönüşmüştür Dersim. Ne de olsa ?tarih? çoğu kez ?galip gelenler? tarafından kaleme alınmaktadır ve gerçek bir daha asla geri dönmemek üzere Dersim?in nehirlerinde sürüklenip kayıplara karışmıştır. Ancak Dersim?e dair tartışmalar devam etmiş, bu sessizliği bozmaya yönelik birçok araştırma yapılmış ve yapılmaya devam etmektedir. Şükrü Aslan tarafından derlenen ve geçtiğimiz günlerde yayımlanan Herkesin Bildiği Sır: Dersim kitabı, söz konusu coğrafyanın tarihini ve şimdiki durumunu siyasal tarihle kendini sınırlamadan çok yönlü olarak araştıran yetkin bir çalışma olarak karşımıza çıkıyor. Tarih, kültür, sosyal ve ekonomik yapı, toplumsal mücadeleler, siyaset, dil, müzik, kimlik, inanç, göç, mekân, toplumsal cinsiyet meseleleri ve gündelik yaşamdan hareketle bölgeyi kapsamlı olarak okumamıza olanak sağlayan eser, otuz dört araştırmacı ve akademisyenin çalışmalarının yer aldığı kapsamlı bir başvuru kaynağı.

Tarih ve siyasetin kıskacında…
Herkesin Bildiği Sır: Dersim kitabının en önemli özelliği konu hakkında zaman ve alan sınırlamasına gidilmemiş olması. Eserin tarih boyutunu oluşturan makaleler içerisinde Osmanlı ve Cumhuriyet dönemine dair araştırmaların yanında Urartular döneminde coğrafyanın geçirdiği dönüşümleri anlatan yazıların da yer alması, okurun tarih açısından bütünlüklü bir okuma yapmasına olanak sağlıyor. Dersimin tarih içerisinde sürekli olarak bir toplumsal ve siyasal mücadeleler alanı olmasının kökenleri ve dönüşümü konusunda günümüzdeki tartışmaları aydınlatacak bilgileri sosyal bilimlerden beslenen bir bakışla sunan eser, bölgenin mevcut siyasal iktidarlar tarafından sürekli bir ?sorun? olarak görülmesinin sarsıcı sonuçlarını sözlü tarih çalışmalarıyla tanıkların sesinden aktarıyor. Dersim?in Osmanlı kaynaklarında ki yerinin ve Cumhuriyet döneminde bölgede uygulanan politikaların tarihsel haritasını çıkarıyor. Dersim?i ?isyankâr halk? olarak kuran iktidar söylemlerini, ?terbiye edilmesi gereken geri kalmış yer? olarak tanımlayan otoriter/modernist aklın argümanlarını, bölgedeki kültürel çeşitliliği zenginlik olarak değil de tehlike olarak gören homojenleştirici ulus-devlet mantığını geniş bir biçimde sorgulayan çalışma, bütün bu önkabullerin ötesinde bir Dersim araştırması yapılmasının önemini gösteriyor. İskân yasalarıyla sürekli olarak bir sürgün halinde yaşayan bölge halkının yaşadıklarını kendiside bu sürgünü 1934 iskân yasasıyla yaşayan bir tanık olan Cemal Süreya, yaşadıklarını şu sözlerle anlatıyor: ?Bizi kamyona doldurdular. Tüfekli iki erin nezaretinde. Sonra o iki erle yük vagonuna doldurdular. Günlerce yolculuktan sonra bir köye attılar. Tarih öncesi köpekler havlıyordu. Aklımdan hiç çıkmaz o yolculuk, o havlamalar, polisler. Duyarlılığım biraz da o çocukluk izlenimleriyle besleniyor belki. Annem sürgünde öldü, babam sürgünde öldü? (s.414). Kitabın ?Tarih, Toplum, Politika?ya dair olan bölümü, iskân politikalarıyla bu politikalara karşı yönelen tepkileri birlikte ele alıyor, nüfus kayıtlarında rastlanamayan ?kayıp nüfus? ve haritalardan silinen köylerin yanı sıra bu politikalar uygulanırken ?ulus, devrim, feodalizm gibi büyük kavramların içinde? kaybolan gündelik yaşamın, çıplak hayatın sesine de kulak veriyor.

Dilin vicdanı, ritmin isyanı…
Milli kimlik inşasının en önemli özelliklerin biri şüphesiz siyasal bir obje haline getirilen toplulukların hukuksal olarak etnik sınırlarının yeniden belirlenmesi ve sürekli yeniden şekillenen biyo-politik bir dağıtımın elinde farklılıkların kültürel olarak erimesine zemin hazırlayacak yaşam biçimlerinin yeniden oluşturulmasıdır. Sistematik politikalarla bir ?göçmen toplum? haline getirilen Dersimlilerin göç serüvenleri Türkiye?nin çok büyük bir bölümüne ve Avrupa?nın çeşitli ülkelerine yayılıyor. Kolektif bir kimlik ve hafıza oluşturmalarının önündeki engelleri aşmalarında Dersimlilerin yaslandıkları en önemli dayanak noktaları inanç, dil ve müzikleri. Kürtçe?nin, Zazaca?nın ve Türkçe?nin konuşulduğu bir yer olarak Dersim?in kültürel dinamiğine ana rengini veren Alevilik ve Kürtlük imgelerinin hukuksal ve siyasal alandan dışarı çıkarılmasına eşlik eden bir kültürel dışlama ritüeli karşısında varlığını sürdürmeye yönelik bir çabayı, kitabın ?Kimlik, İnanç, Dil ve Müzik? bölümünde yer alan yazılarda buluyoruz. Tarih, kültür ve siyasetin kesiştiği geçmiş deneyimlerin her satırına nüfuz ettiği türküler, Dersim?i daha yakından görmemiz ve bu deneyimin hislerini anlamamız açısından önemli şeyler anlatıyor: ?Kim demiş şu semanın altında barışa yer yok/Şu derviş toprağına and olsun ki gelecekler…? (s.196) sözlerinin yer aldığı bir halk türküsünde, kültürel hafızadan beslenen dilin ve müziğin bir direniş noktası olarak öneminin, tarihin biriktirdiği yıkıma rağmen geleceğe dair bir umuttan beslenmesinden kaynaklandığını okuyoruz.

Dersim?in bugünü…
Dersime dair araştırmaların ve araştırma niyetlerinin tarih ve siyasetin yoğun etkisi altında biçimlendiğini görmek zor değil. Oysaki Dersim halkının bugün içinde yaşadığı şartlar ve sorunların çözülmesi, tarihle yüzleşmek denli önem taşıyor. Herkesin Bildiği Sır: Dersim kitabının bir bölümü ?Günümüzde Tunceli/Dersim?in bir panoramasını çıkartıyor. Akarsuları ve vadileriyle ünlü coğrafyaya yapılan ve hâlâ yapılması planlanan hidroelektrik enerji santrallerinin bölgenin coğrafi zenginliklerini ?çelik borulara nasıl hapsettiğinin? ve varolan kültürü nasıl kimliksizleştireceğinin yaşamsal önemi tartışılıyor. Barajların yapımı, doğal çevrenin tahribatı, işsizlik, savaşın yarattığı sosyal sorunlar, göç ve yoksulluğun genel olarak gündelik yaşam ve özelde kadınların ve gençlerin yaşamlarında ne tür hasarlar yarattığına dair araştırmacıların sunduğu veriler ve tespitler, bölge halkının acil sıkıntılarına dikkat çekiyor (s. 535-591).
Herkesin Bildiği Sır: Dersim, son zamanlarda adeta ?baskıların geri dönüşü? gibi bir durumu yaşayan Dersim?in hallerini 1938 öncesi ve sonrasına uzanarak anlatıyor. Hafızalardan kovulan tarihi gerçekleri sosyal bilimlerin gündemine yeniden davet ederek hakikate yeni patikalar açıyor. Hem tarihi hem de bugünkü sorunları aynı ölçüde tartışarak bölge halkının (şu satırlar okunurken) yaşadığı sıkıntıları konuşmanın aciliyetine dikkat çekiyor.

KİTABIN KÜNYESİ
Herkesin Bildiği Sır: Dersim
Derleyen: Şükrü Aslan,
İletişim Yayınları,
tarih,
1.Baskı Mayıs 2010, İstanbul
640 sayfa

İÇİNDEKİLER
Sunuş
ŞÜKRÜ ASLAN

B İ R İ N C İ B Ö L ÜM
İlk bakışta…
Dersim – Tarih, doğa, insan…
KEMAL BURKAY
Dersim/Tunceli ve Celali kardeş şehirler
YÜCEL DEMİRER
Kentin bugünü: Ekonomik, siyasal ve demografik görünüm
MUZAFFER AKIN

İ K İ N C İ B Ö L ÜM
Bir zamanlar…
Kalbim Zeranik?te kaldı
İMRAN AYATA
Dersimliyim: Biraz içinden biraz dışından
ALİ EKBER DÜZGÜN
Dersim ve biz
MUZAFFER ORUÇOĞLU
Hayatta kaldığım tek Ders?im
VOLGA H. SORGU TEKİNOĞLU

Ü Ç Ü N C Ü B Ö L ÜM
Kimlik, inanç, dil ve müzik
Alevilik örneğinde inanç-etnik kimlik ilişkisi üzerine yapılan tartışmalara kısa bir bakış
HÜSEYİN AĞUİÇENOĞLU
Dersim’de etnik kimlik
GÜLSÜN FIRAT
Dersim Alevi geleneğinde bir tarihsel ocak: Ağuçanlar
SABIR GÜLER
Dersim ve egemene direniş mekânı olarak müzik
BAHAR ŞİMŞEK
Müzik ve kültürel kökler bağlamında Dersim müziği
MİKAİL ASLAN
Zazaca üzerine notlar
MESUT KESKİN

D Ö R D Ü N C Ü B Ö L ÜM
Tarih, toplum, politika
Osmanlı belgelerinde Dersim’e dair bazı örnekler
HÜSEYİN IRMAK
16. yüzyılda Çemişgezek (Dersim) sancağının sosyal ve siyasal yapısı
M. ALİ SAĞLAM
Mazgirt yakınlarındaki Kaleköy Kalesi?nden Dersim?in uzak tarihine katkılar
SERKAN ERDOĞAN
II. Abdülhamit dönemi raporlarında ?Dersim sorunu? ve zihinsel devamlılık
ALİŞAN AKPINAR – SEZEN BİLİR
SERHAT BOZKURT – NAMIK KEMAL DİNÇ
Koçgiri ve Dersim Kürt hareketliliği:
Koçgirili Alişer Efendi ve Nuri Dersimi?nin rolüne dair
DİLEK SOİLEAU
Ulus-devletin Dersim?le teması
MURAT YÜKSEL
İktidarın gör dediği: 1935 yılı Türk basınında Tunceli Kanunu
ZELİHA HEPKON
Genel nüfus sayımı verilerine göre Dersim?de ?kayıp nüfus?: 1927-1955
ŞÜKRÜ ASLAN
Memleket ve Garp hikâyeleri:
1938 Dersim sürgünleri ile bir sözlü tarih çalışması
SİBEL YARDIMCI – ŞÜKRÜ ASLAN
Sözlü anlatılarda 1930-1940’lı yıllar ve Dersim?de gündelik hayat
CEMAL TAŞ.
1960?larda Tunceli/Dersim kent mekânında siyasal eylemlilik: Doğu Mitingleri
AZAT ZANA GÜNDOĞAN
1970?li yıllarda Tunceli/Dersim?de toplumsal mücadeleler ve dinamikleri
HARUN ERCAN

B E Ş İ N C İ B Ö L ÜM
Günümüzde Tunceli / Dersim
Munzur?a vurulacak altın kelepçe can suyu olacak mı?
BEYZA ÜSTÜN – FUAT ERCAN
Tunceli?de maden yataklarının genel görünümü ve yatırım
olanakları
ALİ HAYDAR GÜLTEKİN
Tunceli/Dersim?de kadınların gündelik yaşam deneyimleri çerçevesinde toplumsal cinsiyet ve mekân ilişkisi
SEMA BUZ
Toplumsal bir sorun ve kültürel bir çelişki olarak Dersim?de madde bağımlılığı
ÖZKAN YILDIZ

A L T I N C I B Ö L ÜM
Diyasporada Dersim ve Dersimliler
Almanya?da bir göçmen toplum: Dersimliler
HIDIR EREN ÇELİK
YAZARLAR HAKKINDA
1938 fotoğrafları

Yorum yapın

Daha fazla Anlatı, Politika
Türkiye’de Büyük Sermaye Grupları / Finans Kapitalin Oluşumu ve Gelişimi – Özgür Öztürk

On Dokuz Mayıs Üniversitesi öğretim üyesi Özgür Öztürk'ün yeni kitabı Türkiye'de Büyük Sermaye Grupları (Finans Kapitalin Oluşumu ve Gelişimi) Sosyal...

Kapat