Hiper-Haz ve Toplumsal Felç: Neden Her Şeyi İzliyor Ama Hiçbir Şeyi Hissetmiyoruz?
Türkiye’deki güncel durumu analiz ederken aslında bir çeşit “hiper-cinsellik” (cinselliğin zirvesinde onu düşünme yaşama ve hayata bilinçdışı şekilde sokmaya yönelme hali) ve “toplumsal duyarsızlık” arasındaki paralellik, aslında Jodi Dean ve Žižek’in tartıştığı “iletişimsel kapitalizm” ve “dürtü” kavramlarıyla kusursuz bir şekilde açıklanabilir.
Bugün Türkiye’de tuhaf bir yarılma yaşıyoruz: Bir yanda cinselliğin piksellere dökülmüş, pornografikleşmiş ve her an her yerde erişilebilir olduğu o “zirve” hali; – değerlerimizin çürüdüğünü, ailenin yokolduğu gibi bir yerden ele alarak açıklanmasına rağmen – diğer yanda ise en ağır adaletsizliklere, engelli hakları ihlallerine ve toplumsal çürümeye karşı buz gibi bir duyarsızlık.
Peki, bu iki uç nokta nasıl oluyor da aynı madalyonun iki yüzü haline geliyor? Yanıt, dürtünün kapalı devresinde gizli.
1. “Her Şeyi Görme” Arzusu ve “Hiçbir Şey Yapmama” Hali
Cinselliğin “zirvesinde” olmamız, aslında gerçek bir hazdan ziyade, bir görsel bombardıman altında olduğumuz anlamına geliyor. Akıllı telefonlarımızın ekranları, arzunun her an tatmin edildiği (ya da edildiği sanıldığı) birer laboratuvara dönüştü.
- Paralellik: Tıpkı pornografide olduğu gibi, toplumsal olaylarda da bir “izleyici” (voyeur) konumuna hapsedildik. Bir engelliye yapılan şiddeti, bir kadının çığlığını ya da otizmli bir çocuğun eğitim hakkının gasp edilişini de “kaydırarak” izliyoruz.
- Sonuç: Ekran bizi o kadar doyuruyor ki, parmağımızla ekranı kaydırmak, harekete geçmenin (eylemin) yerini alıyor. Hiper-uyarılmışlık, duyusal bir felce yol açıyor.
2. Arzudan Dürtüye Geçiş: Tatmin Olmayan Tekrar
Jodi Dean’in dediği gibi, dürtü hedefe ulaşmakla değil, hedefin etrafında dönmekle zevk alır.
- Cinsellikte: Ulaşılmak istenen şey artık “ötekiyle gerçek bir bağ” değil, pikseller üzerinden alınan o kısmi, hızlı ve mekanik zevktir.
- Toplumsal Olaylarda: Bir adaletsizliğe karşı “hashtag” açmak, öfkeli bir tweet atmak ya da bir videoyu paylaşmak bize o anlık “görevimi yaptım” tatminini veriyor. Hedef (adaletin sağlanması) gerçekleşmese de, biz o “tepki verme” döngüsünün içinde zevk alıyoruz.
İşte duyarsızlığın kökeni burasıdır: Paylaşım yaparak aldığımız o küçük zevk, bizi gerçek ve dönüştürücü bir öfkenin zahmetinden kurtarıyor.
3. Büyük Öteki’nin Yokluğu ve Narsisistik Kaçış
Cinselliğin metalaşması, insanı tamamen kendi hazzına odaklanmış atomize bir bireye dönüştürür. “Büyük Öteki” (yani bizi bir arada tutan ortak toplumsal değerler, yasalar, devlet otoritesi) artık çökmüştür.
- Herkes kendi ekranında, kendi “nirvasında”dır.
- Engelli hakları aktivizmi mi? “Biliyorum, çok üzücü ama yine de şu videoyu izlemeliyim.” * Žižek’in dediği gibi, Büyük Öteki’nin yokluğunda herkes kendi “jouissance” (yıkıcı zevk) dünyasına çekilir. Toplumsal ıstırap, bizim kişisel haz alanımızı taciz eden bir “gürültü” gibi algılanmaya başlar.
4. Aktivizm Bir “Pornografi” mi?
Bugün birçok aktivizm biçimi, Jodi Dean’in eleştirdiği “görünürlük siyaseti” tuzağına düşerek pornografik bir hal alıyor. Sorunun kendisini çözmekten ziyade, sorunun ne kadar “korkunç” olduğunu sergilemekten zevk alıyoruz.
- Otizm farkındalığı adına paylaşılan ajitasyon videoları, bazen izleyicide bir “şefkat pornografisi” yaratıyor. İzleyen ağlıyor, paylaşıyor, vicdanını rahatlatıyor ve hayatına (kendi haz döngüsüne) devam ediyor.
- Olan biten ise yerinde sayıyor.
Sonuç: Kordonu Çekmek ve Ekranı Kırmak
Cinselliğin sahte zirvesinden inip, toplumsal duyarsızlığın o soğuk kuyusundan çıkmanın tek yolu vardır: Mevcut “izleme” rejimini kesintiye uğratmak.
Gerçek bir siyasi ve insani eylem, bizi uyuşturan o “sürekli akıştan” çıkmaktır. Engelli hakları, otizm mücadelesi veya toplumsal adalet; birilerinin izleyip “beğeneceği” birer içerik değildir. Bunlar, bizim konforumuzu bozması, uykumuzu kaçırması ve bizi o bireysel haz odalarımızdan sokağın (ve ötekinin) gerçeğine çıkarması gereken sarsıntılardır.
Pornografikleşmiş bir dünyada duyarlılık, sadece ağlamak değil; o akışı durduracak olan “hayır” diyebilme gücüdür.