Hırsız ve Burjuva – Hüsnü Arkan

“Büyük hırsızlar karanlıkların çocuklarıdır; aydınlıkta önlerini göremezler, gün ışığı gözlerini kamaştırır, tökezlerler ve yerlerde sürünürler. Bu yüzden kısa süren aydınlık çağları, bir vampir gibi tabutlarının içinde geçirirler. Sonra kapak açılır. Kapağı genellikle salağın biri açar. Artık Karanlıkana hırsızı korumaya hazırdır? İyi ruhlar mekânı çoktan terk etmişler, otoriteyi karanlığa bırakmışlardır.”

Hırsız ve Burjuva, neo-liberal dogmaların beslediği yeni bir ortaçağ tehlikesine dikkat çekmeyi amaçlayan, sebepsiz ve haksız zenginliği, sermaye birikimini eleştiren ironik bir roman? 12 Eylül 1980 günü, muhasebeci bir babayla öğretmen bir annenin oğlu olarak doğan Evren, çöplüklerden geçinen Ruhan, Evren’in hayallerini süsleyen bar kadını Gülgün, oturdukları yoksul mahalle, hırsız İsmail, işbitirici Hadim Bey, büyük ekonomik fırtınalarda bile, şansının ve Hadim Bey’in yardımıyla kayığını sakin bir limana ulaştırmayı her zaman başaran Mubah Şirketler Grubu’nun patronu kadın düşkünü Eyüp ve bütün bu kişileri hırsızlık bağlamında birbirine bağlayan, trajik bir sona götüren rastlantılar.Belirgin olan tek şeyin belirsizlik olduğu, özgürlüğe sınırların konulduğu bir çağda, çağdaş bir isyan, Hırsız ve Burjuva.
(Tanıtım Bülteninden)

SÖYLEŞİ
?Boyun mu eğeceğiz? Silkinecek miyiz?? – Bedia Ceylan Güzelce
(http://kitap.radikal.com.tr/, 15.03.2014)
Hüsnü Arkan yeni romanı Hırsız ve Burjuva?da, Evren, Gülgün ve Ruhan karakterleri üzerinden bir yakın Türkiye tarihi portresi çiziyor. Arkan ile romanını konuştuk.

Zamanlama olarak manidar bir kitap. Siz bu romanı ne zamandır yazıyorsunuz?
Hırsız ve Burjuva, epeydir masamda duran bir dosyaydı ama üstünde ciddi olarak çalışmaya 2012?de başladım. Adını kastediyorsanız, adı başından beri buydu; Hırsız ve Burjuva. Bunun son hükümetle ve son hükümetin sunduğu olanaklardan faydalanan Anadolu sırtlanlarıyla özel bir ilgisi yok? Genel bir ilgisi var. Hırsızın ve burjuvanın aynı kişi olduğuna inananlardanım. Dün, bugün, gelecek fark etmiyor. Sermaye birikimini bana kimse şansla, girişkenlikle ve girişim özgürlüğü gibi kendinden menkul kavramlarla açıklayamaz. Burjuvazi hırsızdır ve miras hukuku bu hırsızlığı korumak için vardır.

Hikâye 1980?den günümüze uzanan bir boşluğun, toplumun bilincinde açılan bir oyuğun içine giriyor sanki? Böyle bir oyuk var mı sizce de?
Dünya tarihinde düz yer bulamazsınız; her yer delik deşik ve oyuktur. Ayrıca toplum bilinci dediğiniz şey de sosyologların uydurmasıdır. Bilinç kişisel bir şeydir; toplumların düşündüğü ancak varsayılabilir. Biz Türkiye?de yaşayanlar kendi ülkemizi çok önemsiyoruz. Oysa önem nesnel bir şeydir. Ben Moğolistan?ın ya da Ruanda?nın bölgelerinde oynadıkları rollere bakmam. Ortalama bir Moğolun, bir Ruandalının ne kadar özgür olduğuna bakarım. Bireyin özgürlüğü nesnel bir kıstastır. Olanaklarınızın genişliğiyle ilgilidir. Çoğunluk Shakespeare?e ya da Chopin?e ulaşamıyorsa o halkın özgürlüğü benim açımdan tartışılabilir bir şeydir. Çoğunluk karnını doyurmak için çöp karıştırıyor ya da seçim dönemlerinde zekât bekliyorsa o çoğunluk özgür değildir. Dünya nüfusunun yüzde üçünü oluşturan bir ülke, dünyanın ekonomik hacminin binde sekizini üretebiliyorsa o ülkenin yurttaşları kapitalist ölçeklerde bile başarılı sayılamaz.

Romandaki Evren karakterinin çıkış noktası neydi ya da kimdi? Bu karakteri meydana getiren unsurlar nelerdi?
Evren, bir hırsız. Burjuva olmayan, sıradan, normal ve küçük bir hırsız. Hatta hırsız olmadığı bile söylenebilir; yalnızca çalıntı mallar satıyor. Dolap çevirmek bu tiplerin bildiği tek iştir. Kolay para kazanmak, bir mesleği olan sıradan insanların harcı değil? Kimin harcıdır diye sorarsanız onu bilemem. Romanda, burjuvanın hırsızlığıyla boy ölçüşebilecek düzeyde bir eylem sergilemiyor Evren. Geçinmeye çalışıyor ve ?sıradan? biri olarak yaşıyor. Bu sıradanlığın nasıl bir şey olduğunu anlamaya çalışmalıyız. Turgut Özal, ?Benim memurum işini bilir? dedi ya, bunu anlamaya çalışmalıyız. Sıradan insanın bir hırsıza dönüştürülmek istendiğini anlamalıyız. Kemal Sunal filmlerini anlamalıyız.

Evren vaktinden erken doğan bir bebek. Yaşamı itibariyle de kendi zamanını bulamamış bir karakter. Böyle zaman kaymaları içinde kaç insan kaybolup gitmiştir sizce
Yaşadığımız sistemin adı kapitalizm? Ancak sistemin sıradan insanları ne tür ahlaksızlıklara yönelttiği konusuyla ilgiliyse şöyle yanıtlayabilirim: Birey, bir açıdan toplumsal süreçlerin dışavurumudur. Birey, çevresinde olup bitenlerin herhangi bir sonucundan ibarettir. Birey, bu durumla baş edebilmek arzusu taşıyabilmek zorundadır. Onu bu arzuyla donatmak demokratik olduğunu öne süren eğitim politikalarının görevidir. Eğitim politikaları bunu başaramazsa ortaya salak çocuklar çıkar. Karşılaştıkları her soruya ?Ne demek istiyorsun babacığım,? diye yanıt verirler. Türkiye?de hiç zaman kayması olmadı. Hâlâ 1876?dayız, hâlâ 1908?deyiz. II. Abdülhamit, Mithat Paşa?ya sordu derler ya, öyle. ?Ne yani, Çıplak Mustafa?yla ben eşit mi olacağız?? Bunlar da soruyorlar: ?Ne yani, eşit mi olacağız?? Ben de diyorum ki, tabii ki eşit olacağız birader. Ben suç işlediğimde yargılanıyorsam sen de yargılanacaksın. Suçun sabit görülürse de hapis yatacaksın. Sevan Nişanyan?ı utanç verici bir biçimde cezaevi cezaevi gezdiriyorsun ya, öyle…

1980 darbesi, ?aşk?ı besledi mi yoksa onu da bastırdı mı?
Bu soru aklıma İlya Ehrenburg romanlarını ve bir de Louis Aragon şiirini getirdi. Mutlu Aşk Yoktur ya da Paris Düşerken? Ama bütün bunlar bana şimdi çok anlamsız geliyor. Çok daha yakın duygular var. Okurlara sol hareketin deneyimlerini, Kürtlerin son otuz yılda yaşadıklarını okumalarını öneririm.

Ruhan, belki de içinde bulunduğu koşullardan dolayı, acımasızlaşmış bir karakter. Onun hayatını devam ettirme şeklinin bugünde nasıl bir karşılığı var?
Ne yazık ki, işledikleri cinayetlerle, uyguladıkları baskılarla geçinen, bütün bunları yaparken devletten maaş alan insanlar var. 12 Eylül?den sonra yüz bini aşkın insan işkenceden geçti. Kürt köyleri kendiliğinden alev almadı. Bunları birileri yaptı. Bugün gazetecilerin evlerini basanlar, Berkin?i ölmeye mahkûm edenler, sokaklarda insanların kafalarına gaz fişeği atanlar, gençleri öldürenler aynı adamlar. Bunlar öldürdükleri için para alıyor. Devlet böyle bir şeydir. Masumları öldürenlere para öder.

Bu roman sizin yazarlığınızda nasıl bir yerde duruyor. Sizin için ayrı bir yeri var mı, varsa neden?
Hırsız ve Burjuva?da dünyayı dolaysız olarak anlamaya, yaşadıklarımızın nedenleri hakkında genel bir çerçeve oluşturmaya çalıştım. Kapitalizm nedir? Ne değildir? Bundan ahlaki sonuçlar çıkar mı, kapitalizmde ahlaklı kalmak mümkün müdür, bizler sığ insanlar mıyız, derinlikli miyiz, dahası bizler neyiz? Sistemin köpekleri miyiz? Kurnaz mıyız, tilki miyiz, hakikaten bazı şeylere inanıyor muyuz, Tanrı?ya inanabilme ihtimalimiz var mı? Birbirimize madik atarken birbirimizi soylu ve masum insan ilan etmemizin nedenleri nelerdir? Biz ne kadar gerçeğiz, tarih alanında yüzyıl sonra bizi nasıl görecekler? Biz Sodomlu muyuz, silme günahkâr mıyız? Biz ne yapacağız bu hırsızlar ve uğursuzlarla? Boyun mu eğeceğiz? Silkinecek miyiz? Bütün bu soruların durduğu yer, romanın durduğu yerdir.

Bu dönemde müziğin gücü iyi anlaşılıyor mu sizce?
Müzik iktidarda olmanın bir biçimidir. Mülk sahipleri onun önünde bugüne kadar çok eğildiler ve hâlâ eğiliyorlar. Bir kral ya da bir başbakan Mozart dinlerken benden daha mutlu olamaz. Hatta ben çoğundan daha mutlu olduğumu söyleyebilirim. Bu gücü elinde tutan adam Mozart?tır. Dinlerken onunla birlikte yeryüzünde olan biten her şeye güler, her şeye ağlayabilirsiniz. Müzik duygularınıza yol gösterir. Baş edemediğiniz düşmanlara karşı sizinle birlikte savaşır.

Kitabın Künyesi
Hırsız ve Burjuva
Hüsnü Arkan
Kırmızı Kedi Yayınevi / Roman Dizisi
İstanbul, 2014
224 s.

Yorum yapın

Daha fazla Romanlar
La Tierra Esta La Notre* – Başak Baysal

İkinci Dünya Savaşı?nın ardından 1950?lerde Amerika?da tüketimin yüceltilmeye başlandığı bir dönemde yaratılan değerlere karşı çıkan Jack Kerouac, Allen Ginsberg, William...

Kapat