İçimizdeki Canavarı Susturmak: Jung’un Diktatörler Analizinden Hayati Dersler!

Dr. Carl Gustav Jung’un 1938 ve 1939 yıllarında gazeteci H.R. Knickerbocker ve Howard L. Philp ile yaptığı o meşhur söyleşilere değinmiş, dünyayı ateşe atan diktatörlerin psikolojik röntgenini çekmiştik.

Hatırlarsanız o konuşmamızda Jung’un çarpıcı tespitlerini masaya yatırmıştık: Stalin’in kurnaz bir “Sibirya kaplanı”, Mussolini’nin güce tapan bir “Şef”, Hitler’in ise Alman halkının bilinçdışındaki aşağılık kompleksine megafon olan bir “büyücü” olduğunu konuşmuştuk. Hepsinden önemlisi, yığınların bir araya geldiğinde nasıl şuursuz bir “canavara” dönüştüğünü ve diktatörleri aslında bu canavarlaşmış toplumların yarattığını görmüştük.

Peki, tarihin bu karanlık sayfalarından, diktatörlerin ve kitle cinnetinin psikolojisinden kendi bireysel yaşamımız için nasıl bir “ilham” ve çıkış yolu bulabiliriz? Gelin bugün, koca profesörün kaynaklarda yer alan diğer söyleşilerinden de ilham alarak, içimizdeki o sürü psikolojisinden nasıl kurtulacağımıza bakalım!

Kitle Hipnozu ve Dünya Görüşü İhtiyacı

Jung, ulusların kriz ve dağılış dönemlerinde her zaman liderlik arayışına girdiğini belirtir. Ancak bu arayışın içinde büyük bir tehlike gizlidir. Günümüzde insanlar, iç dünyalarında sağlam ve emin bir şekilde durabilmek için bilinçli bir inanca, ortak bir “Weltanschauung”a (dünya görüşüne) derinden ihtiyaç duyarlar.

Eğer birey bu dünya görüşünü kendi aklı ve içgörüsüyle inşa edemezse ne olur? Jung’un cevabı ürkütücüdür: Böyle bir durumda kitle hareketleri devreye girer ve insan kitle telkini yoluyla adeta hipnotize olup bilinçsiz bir sürüklenişin kurbanı haline gelir. İşte diktatörlerin en büyük besin kaynağı, kendi inancını yaratamamış, içsel bir boşluk yaşayan ve kitle psikolojisi içinde eriyip gitmeye hazır bu milyonlarca insandır.

Herkesin İki Ruhu Vardır

Kitlelerin o hipnotik sesine kapılmamak için öncelikle kendi içimizdeki karmaşayı anlamamız gerekir. Jung’a göre her insanın doğuştan getirdiği sayısız öz nitelikle donatılmış, çok farklılaşmış bir beyni vardır ve aslında hepimiz içimizde “iki ruh” taşırız. Bu ruhlardan biri kendi kişisel ömrümüz boyunca gelişen psişemiz, diğeri ise milyonlarca yıl yaşında olan, atalarımızdan miras kalan o kadim ve kolektif ruhtur. İnsanın duygu ve düşüncelerinde bu denli sık çelişkilere düşmesinin sebebi de budur. Eğer biz kendi içimizdeki bu milyonlarca yıllık kadim gücü tanımaz, kendi karanlığımızla yüzleşmezsek, dışarıdaki bir diktatörün veya ideolojinin yaldızlı vaatlerine kolayca kanarız.

Tek Çıkış Yolu: Bireyin Benlik Gelişimi

Peki, canavarlaşan ulusların ve bizi yutmaya çalışan kitle hareketlerinin panzehiri nedir? Jung, 1933 yılında Berlin Radyosu’nda verdiği söyleşide bu sorunun cevabını altın harflerle çizer: Bireyin benlik gelişimi!.

Jung, tüm psikolojik gayretlerin en yüce hedefinin bireyin benlik gelişimi olduğunu vurgular. Çünkü sadece ve sadece bu benlik gelişimi sayesinde, kitle hareketlerinin esiri olmayan, bilinçli ve sorumlu sözcüler ortaya çıkabilir. İnsanları sürü olmaktan kurtaracak tek şey, bireyin kendi iç dünyasını keşfetmesi, kendi ayakları üzerinde durabilmesidir.

İlham Veren Sonuç: Kendi Gözlerinin İçine Bakabilmek J

ung bize, gerçek liderliğin önce kişinin kendi içinde başlaması gerektiğini muazzam bir netlikle hatırlatır. Lider tek başına olabilmeli ve kendi yoluna gidecek cesarete sahip olmalıdır. “Lakin kendini tanımıyorsa başkalarına nasıl liderlik edebilir?” diye soran Jung, meselenin bam teline şu unutulmaz ilhamla dokunur: “Gerçek lider, her zaman kendisi olma cesaretini gösteren ve başkalarının olduğu kadar kendisinin gözlerinin içine de bakabilendir.”.

Dünyadaki diktatörleri, o bağıra çağıra konuşan siyasetçileri ve şuursuz kitleleri bir anlığına unutun. Asıl devrim, kendi içinizde başlıyor. Sizi kendi “canavarınıza” teslim olmaktan kurtaracak tek şey; sürüden ayrılma cesaretini göstermek, kendi dünya görüşünüzü inşa etmek ve en karanlık anlarda bile kendi gözlerinizin içine korkmadan bakabilmektir! Siz bugün kendi gözlerinizin içine bakmaya hazır mısınız? Yorumlarda buluşalım!