İçinizde Uyuyan İki Milyon Yaşındaki Bilge: İlerleme Masalı ve Rüyaların Sırrı!

Modern dünyanın o sağır edici gürültüsü içinde, gökdelenlere, uçaklara ve o çok övündüğümüz teknolojik “ilerlemelere” bakıp da kendimizi ne kadar zeki, ne kadar gelişmiş sanıyoruz değil mi? Peki ya size, Zürihli meşhur ruh hafiyesi Doktor Carl Gustav Jung’un bu yaldızlı “ilerleme” masalına hiç de kanmadığını, hatta bizim şu yeryüzündeki serüvenimizi bambaşka bir gözle okuduğunu söylesem?

Yıl 1936… Koca Profesör, Harvard Üniversitesi’nin 300. yıl kutlamalarındaki o fiyakalı konferanslardan yeni çıkmış ve New York Times muhabirinin karşısına oturmuştur. Ortaya öylesine sarsıcı, öylesine akıllara ziyan laflar döker ki, okuyanların ezberi bozulur. Konu, “İki Milyon Yaşındaki İnsan”dır!

İlerleme Dedikleri Kömür ve Petrolden İbaret Bir Mantar!

Bizler, insanlığın bugün ulaştığı o medeniyet seviyesiyle böbürlene duralım; Jung Efendi lafı hiç dolandırmadan taşı gediğine koyuverir. Ona göre, yeryüzünde var olduğumuz o koca 2.000.000 yıl boyunca “ilerleme” addedebileceğimiz yegâne şey, sadece bir çene ve makul bir beyin geliştirmiş olmamızdır! Tarihsel anlamda ilerleme dediğimiz o şaşalı icatlar ise nihayetinde kömür ve petrolün bir mantar gibi büyümesinden ibarettir. Yoksa insanın zekâsı açısından Eski Yunanlardan veya Romalılardan zerre kadar daha zeki değiliz.

Peki, makineleşen ve sunileşen bu dünyada bizi nevrozlara, ruhsal daralmalara sürükleyen şey nedir? Jung’a göre en büyük sıkıntımız; insanlığın bu tür şeylere haddinden fazla maruz kalması ve bilinçdışı zihnimizde saklı o muazzam adaptif (uyum sağlayıcı) sistemle, o kadim köklerimizle bağını koparmasıdır.

İki Milyon Yaşındaki Atamızla Terapi Odasında Randevu

Bunalımlara, anlamsızlıklara gark olmuş bir hasta Jung’un kapısını çaldığında, Doktorumuz sadece o anki dertlere, o günlük sızlanmalara bakmaz. O, meselenin çok daha derinlerde olduğunu bilir ve şifanın sırrını şu sarsıcı cümleyle açıklar: “Hasta ve ben, birlikte, her birimizin içinde bulunan 2.000.000 yaşındaki insana hitap ederiz.”.

Düşünebiliyor musunuz? İçinizde, ta kafatasınızın derinliklerinde sizinle birlikte nefes alan, sizinle birlikte yaşayan iki milyon yaşında bir bilge var! Son tahlilde, bütün o aşılmaz sandığımız güçlüklerimiz; içgüdülerimizle, içimizde saklanan ve çağlar boyunca unutulmuş olan o kadim bilgelikle temasımızı yitirmekten kaynaklanmaktadır. O bilgeyi unuttuğumuz için yollarımızı kaybeder, nevroz denen o “sulandırılmış intiharların” pençesine düşeriz. Nevrotik semptomlar sergileyen bir kişi, aslında kendi doğasıyla, içindeki o kadim varlıkla uyum içinde olmadığını, ona ters düştüğünü haykırmaktadır.

O Yaşlı Bilge Bize Nereden Seslenir?

Peki ama aklın, mantığın ve gürültünün esir aldığı bu modern dünyada, içimizdeki bu koca bilgeyle, o “2.000.000 yaşındaki insan” ile nerede ve nasıl temas kuracağız?

Jung’un cevabı, psikanalizin o efsunlu kuyusundan yankılanır: Rüyalarımızda!.

Evet efendim, rüyalar öyle sabah uyanınca unutuverdiğimiz saçmasapan hezeyanlar değildir. Rüyalar, bilinçdışımızın en açık tezahürleridir. Irksal ve kadim tarih ile mevcut dışsal (gündelik) problemlerimizin, o karanlık ormanda buluştuğu gizli randevu yeridir rüyalar. Biz uykunun kollarına teslim olduğumuzda, her birimizi temsil eden o 2.000.000 yaşındaki insana danışırız; onunla fantezilerin ve sembollerin dilinde konuşur, onunla mücadele ederiz. Jung’un, hastalarından ısrarla rüyalarını yazmalarını istemesinin sebebi de budur; zira o kadim ihtiyar, bireyin kendi yolunu (bireyleşmesini) bulabilmesi için rüyalar aracılığıyla o şaşmaz yön işaretlerini gösterir.

Hülasa sevgili okurlarım; şu yalan dünyanın dertleri boyunuzu aştığında, komşunuzun yeni arabasına veya etrafınızdaki o bitmek bilmez koşuşturmaya bakıp da ruhunuzun daraldığını hissettiğinizde, biliniz ki yalnız değilsiniz. İçinizdeki “İki Milyon Yaşındaki İnsan” o gürültünün dinmesini ve gece olmasını bekliyor. Aklınıza, mantığınıza ve o koca kibrinize bir an olsun mola verin; bırakın da rüyalarınızda o kadim atanız konuşsun! Zira insanın şifası, dışarıdaki o kömürden ve petrolden doğan yaldızlı dünyada değil, bizzat kendi ruhunun derinliklerinde yatmaktadır. Sizin 2.000.000 yaşındaki bilgeniz bu gece size ne fısıldayacak dersiniz?