?İyi Edebiyat Nasıl Olur Bilemiyorum! Ama Okuyunca Tanıyorum!? – Hikmet Temel Akarsu

Avrupa?dan beğenebileceğimiz romanlar çok nadir çıkıyor artık. Gelişen küresel pazarların dünyanın her tarafını aynılaştırması bunda önemli rol oynuyor kanaatimce. Daha büyük sorun da endüstrileşen yayıncılığın, çılgın satış hedefleri dolayısıyla, az sayıdaki yetkin kişinin anlayabileceği rafine edebi metinleri elinin tersiyle bir kenara itip; ortalama zihinlere hitap eden basit kitapları piyasaya sunmasıdır. Bu tarz kültürel kapitalizm, edebiyat dünyasında öylesine büyük bir çoraklık yarattı ki; pekçok önemsenen eleştirmen; ciddi ciddi edebiyatın bittiği yönünde görüşler dile getirmeye başladı.

Oysa ve kuşkusuz edebiyat bitmez; bitemez! İnsanlığın kimi karanlık çağlarında yeraltına çekilebilir ama asla yokedilemez. Çünkü insanlığı insanlık yapan en temel öge edebiyattır. Ve gelişmenin en önemli itici gücü olan edebiyat daima gelişme karşıtı müesses sistem tarafından bastırılmak, sindirilmek, susturulmak, yok edilmek; ama en çok da ehlileştirilmek, gerçek içeriğinden soyundurulmak istenir. O nedenle, önemli edebiyatçılar, yaşamları boyunca ehlileştirilemeyecek kadar vahşi olmayı başarmışlar arasından çıkar. Ve bu nedenle sistem tüm değerli edebiyatçılara sağlam bir bedel ödetir. Öldükten; yani yazıp, konuşup, karşı çıkıp kendini savunamaz hale geldikten sonra da alır onun asarını, dejenere edip gerçek anlamının tam tersi yönde, yalan bir mitos seklinde içselleştirir.

Kültürel kapitalizm Türkiye?ye agresiv girdi. Küçük yayıncıların dişi, tırnağı, pençesi kısa sürede söküldü. Şimdi yazarlar kendilerini dağıtım şirketlerine, büyük sermayedarlara, siyasi yapılanmalara ya da bankalara beğendirmeye uğraşıyorlar. Onlar da seçip ?münasip? olanları alıp allayıp pulluyorlar. Kısacası edebiyat fena ehlileşti Türkiye?de. Bu, kültürümüz açısında olağanüstü bir tehlikedir.

Gerçek yazarlar bu ehlileşme tehlikesinden kendilerini korumayı becerenlar arasından çıkar. İşte edebiyat olarak bunca tekdüzeleşmiş, sıkıcılaşmış, basitleşmiş, ehlileşmiş ve endüstrileşmiş bir kültürden en umulmadık anda, en umulmadık şekilde, umulmadık boyutta bir şaheser çıktığında neden edebiyatın asla yokedilemeyeceğini ve her an, en umulmadık yerde ve zamanda yeraltından neşet edebileceğini hayranlık ve coşku ile görüyoruz.

Bana bu duyguları yaşatan değerli eser Türkiye?den değil… Katalanya?dan diyelim. Yazarı biraz karmaşık aile ilişkilerine sahip. Şaheser sözcüğüyle betimlediğimiz bu yapıt, hiç de gösterişli bir kitap değil. Tamamı yüz sayfa. Yazarının adı sanı duyulmamış. Olasılıkla ilk eseri. Türkiye?de de bir küçük yayınevi tarafından çıkarıldı kitap: Sel Yayıncılık. Kitabın adı ilk başta itici geliyor: Almodovar Teoremi. Almodovar, Türk sinema izleyicisi için tanıdık bir isim. Marjinal yaşam alanlarından edindiği öyküleri güçlü bir dramatik algı ile sinemalaştıran, entelektüel karizması ve ruhsal derinliği olan, önemli bir yönetmen. Filmlerini zevkle izledik. Almodovar Teoremi adlı kitabın yazarı Antoni Casas Ros, bir büyük sanatçının adını taşıyan, ona gönderme yapan bir ad koyuyor diye çokları benim gibi kitaba ilk başta dudak bükerek; önyargı ile başlayabilir. Ama sonrası tam bir şaşkınlık ve nedamet…

Kitabı elimden bırakmadan, sözcüğün tam anlamıyla bir solukta okudum. Gerçekten de sarsıcı, etkileyici, güçlü bir yapıt. Edebiyatın bittiğini iddia eden değerli şahsiyetlere sistem içi kitaplardan başlarını kaldırıp vakit ayırabilirlerse bu ?gay romansı?na bir göz atmalarını tavsiye ederim. Bakalım edebiyat bitmiş mi yoksa yeni mi başlıyor?…

Kitaba bir ?gay romansı? yaftasını koyarak haksızlık etmek istemem. Çünkü olay toplumun ve yazgının marjinal alana itelediği iki karakterin giderek bir gay aşkı içinde gerçek ruhsal sağaltımı bulmalarını anlatıyorsa da; aynı zamanda son derecede derin ruhsal dünyalardan süzülen yadsıyıcılığı ve varoluşsal seçimleri benzersiz bir edebi yetenek ile aktarıyor. Pekçok önemli edebiyat eseri gibi, sade, akıcı ve içten. Yazar oynamıyor; hatta bizatihi kendini anlatıyor. Buna dair ipuçları, sadece okuduğumuz metinden, edindiğimiz izlenimlerden, sıcak, içli anlatımdan kaynaklanmıyor. Kitapta yer alan yazar biyografisi ile romanın izleği tıpatıp uyuyor. Biyografisinden okuduğumuza göre yazar Antoni Casas Ros da bir kaza geçirmiş. O nedenle olmalı; resim vermiyor. Olasılıkla kahramanı gibi kazada yüzünü yitirmiş.

Böylece romanın konusuna girmiş olduk. En önemli püf noktasını ilk başta sezdirdik. Evet; faşist bir İspanyol baba ile sanatsal algı sahibi sevecen bir İtalyan annenin matematiğe yetenekli ve bu alanda büyük işler başaracağı tahmin edilen oğlu çok genç yaşta, hiç umulmadık şekilde bir kaza geçiriyor ve yüzünü kaybediyor. Hiçbir insanın görmek istemeyeceği bir hale geliyor yüzü. O noktadan sonra kabuğuna çekilen, matematik kariyerini terkeden ve internetten ders vererek geçinmeye çalışan kahramanımızın toplum, yaşam, dünya, geçmiş, gelecek, aşk, tutku vs. gibi konulardaki sıkıştırılmışlık hissiyatını duyumsamaya başlıyoruz. Kapitalist metropollerde tüm bireylerin yüreğine çöken yalnızlık, yabancılaşma ve iletişimsizlik duygusu kahramanımızı çok daha somut ve tarifli bir nedenle inhisarına alır. Çünkü onun, kimsenin görmek istemeyeceği bir yüzü vardır. Bu şekilde, gitgide manasızlaşan ve itilmiş bir yaşamı sürdürürken Lisa adlı bir travesti fahişe ile tanışır kahramanımız. Lisa adlı travestinin ruhunda bulduğu dinginlik, özgürlük, anlayış ve paylaşma duygusu giderek kahramanımızı, sıradışı bir aşk içinde hayatın çok değişik anlamları ve sürdürülüş tarzları olabileceğine dair fikirler edinmeye yönlendirir. Kısacası aşık olur.

Bu basit olay örüntüsü, kuşkusuz benim özetlediğim gibi yavan ve yüzeysel değil, kalbi olan her insanın içine işleyecek bir estetik yetkinlikle anlatılıyor. Belli ki yazar için için acıyor. Bunu her satırda, her sözcükte hissediyoruz. Doğrusu değerli edebiyat yapıtları için betimlemeler yapmak, kategoriler oluşturmak, hükümler vermek çok güç; hatta çok zaman olanaksızdır. Almodovar Teoremi için de bunu söylemek kabil. Nasıl derler önemli ressamlar; ?İyi resim nasıl olur bana anlatabilir misin?? sualine karşılık: ?Hayır, anlatamam, ama görünce tanıyorum!? Aynı tümceleri edebiyata uyarladığımızda Almodovar Teoremi karşımıza çıkacak yapıtlar arasında olacaktır.

Kitabın anlatısına ustaca yedirilmiş matematik kavramları, bölüm başlarında yer alan ve derin göndermeleri olan matematik felsefesine dair epigraflar, ustaca metne yedirilmiş entelektüel tartışmalar, yaşamlar teşrih masasına yatırılırken sergilenen cüret, bir apartman terasında beslenen yoldaş bir geyiğin taşıdığı metaforik anlamlar, gay sevgilisine kaybedilmiş yüzünü yeniden yapmaya çabalayan travestinin alegorize ettiği izlek, anlatıdaki samimiyet, otosansürden uzaklık, derin içsel duygular ve sonuna kadar iskontosuz bir içdöküşün; gaylerin müşteri aradığı sokak aralarında, caddelerde ve batakhanelerde sürüp giden yaşamdan kopup en alternatif mekansal yöne doğru evrildiği bir garip romans… Cömertlik, paylaşım ve empati… Ve tüm bu insansal tortunun Almodovar sinemasına liyezonla, yaptığı göndermeler…

Sanırım, tüm değerli yapıtlarda olduğu gibi, kitabın sözcük ekonomisi arasına saklanmış bu ve benzeri binbir gizem ve ustalığı sizlere tek tek anlatmam mümkün olmayacak. En iyisi kitabı okumak.

?Edebiyatı özledim; okumak için iyi bir edebiyat yapıtı arıyorum,? diyen kişilerin isteklerine yanıt olabilecek çok değerli bir yapıt Almodovar Teoremi.

Yazan: Hikmet Temel Akarsu
İstanbul, 23 Nisan 2009
htakarsu@gmail.com
www.myspace.com/hikmettemelakarsu

Kitabın Künyesi
Almodovar Teoremi (Le Théoreme D’Almodavar)
Antoni Casas Ros
Sel Yayıncılık
Türkçesi: Öncel Naldemirci
108 Sayfa – Roman
Baskı Tarihi: Nisan 2009

?İyi Edebiyat Nasıl Olur Bilemiyorum! Ama Okuyunca Tanıyorum!? – Hikmet Temel Akarsu” üzerine bir yorum

  1. Doğrusunu söylemek gerekirse kapitalizm kendi döngüsünde edebiyatı da dolu dizgin tüketim metası haline dönüştürürken niteliliğin niceliğe oranlandığı bir sürecin yaşanılmasını da kaçınılmaz kılıyor. Bu kadar üretim çılgınlığı içinde niteliğini ve özgünlüğünü barındıran ve daha baştan kitlesel olmamayı kendine destur edinmiş avangart yapıt arayışı roman tutkusunun yeşerttiği bir arayış. Bu soru kitap raflarını dolaşırken aklımda sürekli yankılanan bir şey. Buna “büyük üstad”ın önerisiyle yanıt bulma gayretine girecek olmam bende heyecan yarattı, Hikmet Temel Akarsu’nun yaratıcı gücünü tetikleyen bir edebi metin ne zamandır merak ettiğim bir şeydi.Bu kitap tarafımdan mutlaka okunacaktır.

Yorum yapın

Daha fazla Romanlar
Yalnız Adam – Bernardo Atxaga

Tarihsel bir dönüşümün en keskin virajında bir insan, bir toplum, bir ülke: Dünyayı değiştirmeye soyunmuş kanun kaçaklarını saklayan eski bir...

Kapat