“İzlerin Peşinden” Şiir Koşmak – Müslüm Kabadayı

İnsan beynini hayvan beyinlerinden ayıran birinci özellik, yavaş ama daha çok sayıda nöron üreterek büyümek ve dil-düşünce bağlantısını sürekli geliştirmek denilebilir. Şiir, insanın bu niteliğinin bir iz-lek ve imgelem oluşturmasının dil inceliğidir. Her insan bu inceliği yaşamının akışında bir biçimiyle (sözle, yazıyla, duruşu ve vuruşuyla) dışa vurur. Ancak şair, bu inceliğin atardamarıdır. Her yerde ve ortamda atan bu şiir damarı, şairi yenilediği gibi toplumsal ilişkileri de gergefinde dokur. Bunu başaran şair, kendi izini de yaratır.
Yonca Yaşar, kendi izini oluşturmanın ilk adımını “İzlerin Peşinden” kitabıyla atan şairlerimizden. Yaklaşık on sekiz yıldır dergilerde şiirleri yayımlanıyordu zaten. Şiirde iz oluşturmanın kolay olmadığını, uzun ve zorlu bir emek gerektirdiğini, şiirle yürekten hemhal olanlar bilir. Bu adımı atmanın şiir birikimini kitaplaştırmakla başladığını da iyi şiir okurları görür. Klaros Yayınları’ndan Şubat 2021’de 83 sayfalık bir kitap olarak iyi şiir okuruyla buluşan “İzlerin Peşinden”e “Hoş geldin,” demek düşüyor bize.
On beş şiirin dört bölümle sıralandığı kitabın bölüm başlıkları da dikkat çekici. “Yine ve Yeniden”, “Uyanış”, “Sorular”, “Akarken” başlıklarından şöyle bir dize kurabilmemize karşı çıkmayacağını tahmin ediyorum şairin: “Yine ve yeniden uyanış için, sorularla incelik denizine akarken…”
Birinci bölümü şöyle bitiriyor Yonca Yaşar: “Bir nefes olsa tüm şiirler/ taşsa deniz arınsa yer/ yeniden yeşerse tarih/ ve yeniden yazılsa öyküler” Şiir bir bakıma, eskiyen ve kirlenen insanın kendini zihinsel ve duyusal olarak temize çekmesi değil midir? “Çizgili Şalım”ın son bölümünde şöyle dillendirir şair bunu: “çizgisiz düz bir bulutta/ temize çekilecek elbet/ bir gün ve bir gün hükmü kalmayacak düğümünün” Bu bölümde, yenilenme sürecinin dinamiklerini de okura hissettirir. Bu anlamda “yeniden yeşer(t)mek” ve “yeniden yazmak” için bir çağrıdır okura Yonca Yaşar’ın şiiri.
Onun şiirinde “kök” toprakta nefeslenir, şiir “kaya”da anıtlaşır, “giz” dengenin içinde saklanır, “korku” iki büklümdür “su” döküldükçe cevapsızlığın üstüne, “zaman” çocuğun kirpiğinde ve sevdiğinin teninde durur, “kalbin atışı” her yerden duyulur, “gençlik” aşka dökülmek için şafağı bekler ve “gençlik” her yarıktan yeşerir. Şiirin koyu çizgisinde birleştirdiğim bu noktalar, Yonca Yaşar’ın şiirinin hem imgesel zenginliğini hem de felsefi şiirdeki çekirdekleri bir kuşa, doğrusu özgürlüğe çitletmesini düş gücümüze sürer. Tırnak içinde aldığım sözcükler, izlerin peşindeki “ayak”lardır. Çoğu kere kapalı, “taş”a değdiğindeyse çıplaklığını olanca öfkesiyle dışa vuran “ayak”lardır.
Kentteşim ve “Aşkdeniz” sıcaklığını imgelerinde derinden duyumsatan Yonca Yaşar’ın mitolojiyi güncelle harmanlama biçiminin dikkatimi çektiğini bir örnekle dile getirmek isterim. “Ve Sen Şimdi” şiirinde “her nefesle büyüdü/ mavi mor arsız bir alaz/ çizikler boyunca/ başladı bir orman yangını/ -ki kayıtlara sabotaj diye geçti- / Musa Ağacı tutuştu ilkin/ sonra/ topladı suyunu nehir/ asiydi ve aç bir ejderha gibi/ bildiğim tüm dua ve masallar/ suya kapılıp tersinden yazıldılar” dizelerinde Amanos eteklerini maden aramasına açmak ve cama betona boğmak isteyenlerin çıkardıkları yangınlar karşısında Samandağ’ın Hıdırbey köyündeki Musa Ağacı’nın mitolojik hikayesine gönderme yapılır. Asi Nehri’nin suyunu toplamasıyla doğanın alacağı öçle insanlığa mesaj ver(di/ece)ğini gösterir şair.
Nehirden söz etmişken “Düşünüyorum” şiirinde de “su”ya şöyle bir işlev yükler şair: “… ülkeleri birbirinden ayıran su/ kırmızı çizgiler ırmak olup aksa/ tüm haritalar yırtılsa…” “Çizgili Şalım” şiirindeki “çiçekteki bu kırgınlık/ ya tohumun ya da toprağın/ söyleyemediği bir sözdendi” dizelerinde olduğu gibi Yonca Yaşar’ın bazı imgelerinin içine girmek, hatta bazı şiirlerin imgelem dünyasını keşfetmek zor olsa da, bazı bölümcelerdeki ifadeler ise oldukça yalındır. “Düşünüyorum”daki şu bölümde olduğu gibi: “… hepimize yeter bir dil, hepimize yeter/ hoşgörüden bir çadır…/ umudu üflerdik kırmızıdan/ akacak kanın değil sevincin yaşı olsun…”
“İzlerin Peşinden”in adını, tarihsel ve diyalektik bakımdan en etkili biçimde dizelere işleyen şiirin “Akdeniz Yüzünden” olduğunu düşünüyorum. Son yüzyılın sınıflar ve sömürgenler arası savaşın ana eksenini yansıtan dört bölümlük şiirin şu bölümünü örneklemek, niye böyle düşündüğümü gösterir kanısındayım: “bu Akdeniz yüzünden/ batık bir tekne kucağında beşik gibi sallarken ölümü/ çapanın ucunda düğümlere dolandı yaşam/ hep Batı’nın ortasındaydı bir ucu/ ve hep ıslak/ neresinden çeksen düğümün/ titrerdi yüreği her ölümlünün”
Şiir dilini, doğal ve toplumsal gözlemleriyle imgelerle ören Yonca Yaşar’ın, “İzlerin Peşinden” kitabı, iyi şiir okuruna sunulmuş “karıncanın emaneti”dir.

Müslüm Kabadayı

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here