“Kürtler Aslında…” Uç Sağın Kürtlere Bakışı – Bayram Koca

“Uç sağ Kürt meselesini müstakil bir şekilde ele almak yerine komünizmle ilişkili, ‘komünist Kürtçülük’ olarak değerlendirmiş ve komünistlerin Türkiye’deki emellerine ulaşmak için Kürt meselesini ‘araç’ olarak kullandığını iddia etmiştir. ‘Komünist Kürtçülük’te vurgu daha çok ‘komünistlik’te olmuş, böylece Kürt meselesi ‘antikomünizm politikaları’ çerçevesinde çözülmeye çalışılmış ve bunda da devletle işbirliği içerisinde olunmuştur.”

Türkiye’nin en temel demokrasi gündemlerinden biri olan Kürt meselesi belki de her toplumsal mesele gibi birtakım evrelerden geçmiştir ve yalnızca şimdide nasıl görüldüğüne bakılarak anlaşılamaz.

“Kürtler Aslında…” Uç Sağın Kürtlere Bakışı’nda Bayram Koca, seküler Türkçü-Turancılar, ana akım milliyetçiler, ana akım İslâmcılar, radikal İslâmcılar olarak tanımladığı uç sağ bileşenlerinin 1945-1980 yılları arasında Kürtlere bakışını, birincil kaynakları inceleyerek ve o dönemin aktörleriyle görüşmeler yaparak inceliyor. Ayrıca milliyetçi ve siyasal İslâmcı akımların Kürt meselesini kavrayışlarında kendi içlerindeki ortaklıkları ve farklılıkları da bizlere sunuyor. Kitap yeni yeni gelişmeye başlayan uç sağ çalışmaları alanına önemli bir katkı yapmanın yanında, okurlarına uç sağın Kürt meselesine yaklaşımındaki “beka” kaygısının tarihsel izleğini sunuyor ve güncel tartışmaları yeni bir çerçevede anlamlandırabilmeye yardımcı oluyor.


ÖNSÖZ

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümetleri döneminde
Kürt sorununu çözmek için, birincisi 2009, ikincisi de 2013’te
olmak üzere iki defa çözüm süreci başlatıldı. Her iki süreçte
de AKP’ye en ciddi kurumsal muhalefet, Devlet Bahçeli önderliğindeki Milliyetçi Hareket Partisi’nden (MHP) gelmişti. Bugün, 2020 Nisan’ı itibarıyla, ortada bir çözüm süreci kalmadığı gibi, iktidardaki Erdoğan yönetimi Kürt sorununun artık çözüldüğünü, bunun aksini savunanların da ancak Türkiye Cumhuriyeti’nin düşmanları olduğunu iddia ederek çok-partili dönem boyunca görülmüş en katı güvenlikçi tutumu benimsemiştir. 2015 yılında çözüm sürecinin ani bir şekilde sonlanması, 15 Temmuz 2016 darbe girişimi gibi gelişmeler sonucunda, Türkiye’de güvenlik kaygısının öne çıkarılmasına ve AKPMHP’nin adı konulmamış bir koalisyon içerisinde hareket etmesine şahitlik ediyoruz. Türk uç sağının iki kanadını oluşturan milliyetçiler ve siyasal İslâmcılar, her iki hareketin de partileştiği 1960’ların sonundan bu yana —1991 Genel Seçimi
için kurmuş oldukları seçim ittifakı dışında— hep sert bir rekabet içinde olmuşlardı. Bugünkü istisnai yakınlaşmanın arka
planında, başka faktörlerin yanı sıra AKP’nin Kürt sorunu konusunda fikir değiştirmesinin de önemli bir rolü olsa gerektir.

Kürt hareketine karşı benimsenen güvenlikçi yaklaşımın milliyetçileri ve siyasal İslâmcıları bir arada tutan en kuvvetli yapıştırıcı olduğunu düşünüyoruz.
Kürt sorununun ortaya çıkışını, çok-uluslu emperyal bir rejim olan Osmanlı’nın çöküşü ve onun yerini bir ulus-devlet
olan Türkiye Cumhuriyeti’nin alması çerçevesinde tartışmak,
burada tek tek sayılamayacak kadar çok çalışmadan oluşan
ikincil literatürün temel bakış açısıdır. Erken Cumhuriyet döneminin milliyetçi politikaları ve 1950 sonrasında devam ettiği
düşünülen Kemalist devlet anlayışı bu literatürde altı çizilerek
vurgulanırken, başka pek çok alanda olduğu gibi Kürt çalışmaları alanında da Türk uç sağının söylem ve eylemlerine gereken önemin verildiği söylenemez. Günümüz Türkiye’sinde gerek Türkiye sınırları içinde Türk vatandaşı olan gerekse komşu
ülkelerde yaşayan tüm Kürtlere yönelik olarak siyasi karar alma mekanizmalarının başında uç sağın siyasetçileri bulunmaktadır. Karar alıcıların profiline bakıldığında, önemli bir kısmının siyasi sosyalleşmelerini 1970’lerin çatışmacı Soğuk Savaş
ortamında tamamladıkları görülecektir. AKP iktidarı ve son üçdört yıldır da AKP-MHP ittifakı altında geçen bu yeni dönemde, Kürt sorununu hâlâ eski çerçeve içinde açıklamak ve uç sağ aktörleri görmezden gelmek gittikçe zorlaşıyor.
Türkiye’de 1945-1980 yılları arası dönemde uç sağ aktörler olarak milliyetçi ve siyasal İslâmcı akımların Kürt sorununa bakışlarını ele alan bu kitap bir doktora tezi olarak doğdu.
Hacettepe Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü doktora öğrencisi Bayram Koca’nın 2015 yılının sonunda “1980 Sonrası Türk Sağının Kürt Meselesi Politikaları: Güvenlik, Kimlik ve Kalkınma” başlıklı bir tez önerisi vermesiyle başlayan bu süreç, 2019 yılının Haziran ayında tez savunmasıyla sonlandı. Okuyacağınız bu kitap, yaklaşık üç buçuk yıllık bir araştırma ve yazma serüveninin ürünüdür. Tez yazma ve
araştırma sürecinin dönüm noktası, 2017 yılının başında yapılan bir tez izleme komitesidir. O toplantıda, yoğun tartışmalardan sonra, hem tezin odağının 1980 sonrasındaki dönem yerine, 1945-1980 arasındaki Soğuk Savaş dönemine kaydırılmasına karar verildi, hem de kapsamı Türk sağının tamamı iken sadece uç sağa odaklanacak şekilde daraltıldı. Yapılan değişiklik
önerisiyle yeni tez başlığı olarak da “Uç Sağ ve Kürtler, 1945-
1980: Güvenlik, Kimlik ve Kalkınma” benimsendi.
Bu noktadan itibaren Bayram’ın son derece emek-yoğun alan
çalışması başladı. Altı ayda bir düzenli olarak toplanan tez izleme komitesi toplantılarında, biz üç komite üyesi de (danışman
Berrin Koyuncu Lorasdağı, üyeler İlker Aytürk ve Metin Yüksel) genellikle aynı iki nokta üzerinde durduk. Soğuk Savaş döneminde Türk siyasi düşüncesi ve spesifik olarak uç sağın siyaseti oldukça az çalışılmış konular olduğu için, Bayram’dan
öncelikle, kullanacağı kavramları olabildiğince iyi tanımlayarak netleştirmesini istedik. Türkiye’de sağ ve sağcı olmak ne
demektir? Uç sağı merkez sağdan nasıl ayrıştırabiliriz? Uç sağ
kendi içinde, anlamlı alt kategorilere bölünebilir mi? Bölünebilirse, bunlara vereceğimiz adlar neler olmalıdır? Türkiye’de
henüz başlangıç aşamasında bulunan uç sağ çalışmaları alanı,
kavramsal olarak tabii ki gelişmeye açıktır, henüz son sözlerin
söylendiği söylenemez. Bununla birlikte, Bayram’ın özgün ve
kullanışlı bir kavramsallaştırma geliştirerek Türkiye’de uç sağı,
Seküler Türkçü-Turancılar, Ana akım Milliyetçiler, Ana akım
İslâmcılar, Radikal İslâmcılar olarak dörtlü kategori çerçevesinde ele almasının Türk siyasal hayatı öğrencileri ve okurları
açısından önemli bir kavramsal izlek sunduğunu düşünüyoruz.
Bayram’dan ikinci beklentimiz de uç sağ alanını araştırmasında en kapsamlı şekilde yansıtabilmesi için birincil kaynak
araştırmasını olabildiğince geliştirmesiydi. Bu doğrultuda daha
kapsamlı ve derinlikli bir tez ortaya çıkması için her toplantıda
tez izleme komitesi üyelerinin önerileriyle araştırma için yeni
eklenen dergiler ve 1945-1980 yılları arası Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurul Görüşme Tutanakları, toplantıların sonunda Bayram’ın çoğu zaman “hocam bu kadarı da
yetmez mi” yolunda nazik sitemlerine neden olsa da kendisinin
2017 yılının Eylül ayında Milli Kütüphane ve Meclis Kütüphanesi’nde başlayan dergi ve gazete tarama sürecinin 2019 yılının
Ocak ayına kadar sürmesine engel olamadı. Bu arada 2018 Haziran’ında yapılan tez izleme komitesinde tezin görüşmelerle
beslenmesi yönündeki komite üyelerinin önerisi üzerine Bayram, Etik Kurulu iznini de aldıktan sonra 2018 Eylül ile 2019
Ocak arası tezle ilgili mülakatlar gerçekleştirdi. Böylece Bayram İslâmcı ve milliyetçi otuz beş dergiyi incelemiş, TBMM tutanaklarını taramış ve mülakatlar yaparak Soğuk Savaş dönemi
Türkiye’sinde İslâmcı ve milliyetçi cenahın Kürtlere yaklaşımlarını, güvenlik, kimlik ve kalkınma temaları ekseninde kapsamlı ve derinlikli olarak analiz etmiştir.
Bayram’ın bu kitapta temel tespiti, Türk uç sağının Kürtlere bakış açısında en belirleyici ve ortak unsurun “ülkenin bekası” kaygısı olduğudur ki bu beklenmedik bir bulgu değildir.
Bununla birlikte Bayram’ın çalışmasında daha ilgi çekici olan,
Kürtlere yaklaşım konusunda uç sağın içinde hem milliyetçi ve
İslâmcı cenahlar arasında genel olarak hem de milliyetçi ve İslâmcı cenahların kendi içlerindeki ortaklıkları ve farklılıkları ortaya koymasıdır. Birincisiyle ilgili olarak, Seküler TürkçüTurancılar ve Ana akım Milliyetçiler’in genel olarak İslâmcıları
“siyasi ümmetçi” olarak kodlayıp onları gayri millî olmakla ve
Kürt meselesinde Türkiye’nin altını oymakla suçladıklarını belirten Bayram, Ana akım İslâmcılar ve Radikal İslâmcılar’ın da
milliyetçileri “kavmiyetçi” bulduğunu, onların Türkçülük yapmasının Kürtlerde Kürtçülüğe neden olduğunu savunduklarını
ve iki grubun birbirlerini Kürtler meselesinde “iç tehdit” olarak
gördüklerini ortaya koyar. Milliyetçilerin ve İslâmcıların kendi içlerindeki farklılıklar açısından Bayram’ın çalışmasının dikkat çekici bulgusu ise, Türkiye’de İslâmcıların Soğuk Savaş sürecinde Ana akım İslâmcılar ve Radikal İslâmcılar şeklinde ikiye bölünmesinde, Kürt meselesine yaklaşımlarının önemli bir
etken olduğudur.
Bayram’ın tezinin revize edilerek gözden geçirilmiş hali olan
bu kitabın güvenlik kaygısı ve komünizm tehdidinin iç politika
söyleminin baskın unsuru olduğu ve Millî Türk Talebe Birliği
(MTTB) ve Komünizmle Mücadele Dernekleri’nde (KMD) yetişen ve günümüz Türkiye’sinin siyasal hayatının etkili figürlerinin ortaya çıkmasına zemin hazırlayan Soğuk Savaş dönemine odaklanmasıyla çok ihmal edilmiş bir alan olan Türk uç sağı
ve Kürt çalışmaları literatürüne önemli bir katkı yaptığını düşünüyoruz. Bayram Koca’nın tez yazım sürecini, biz tez izleme
komitesi üyeleri olarak zevk ve heyecanla takip etmiştik. Bayram’ın titizlikle ve meşakkatle ortaya çıkardığı “Kürtler Aslında…” Uç Sağın Kürtlere Bakışı kitabını, günümüzde Kürt meselesine dair İslâmcı ve milliyetçilerin yaklaşımına ve AKP-MHP
yakınlaşmasına dair sunduğu ipuçlarıyla sizin de aynı zevkle ve
heyecanla okumanızı diliyoruz.
İLKER AYTÜRK
BERRİN KOYUNCU-LORASDAĞI
23 Nisan 2020, Ankara


GİRİŞ

Bu çalışmada 1945-1980 yılları arasında uç sağın Kürt meselesine bakışının incelenmesi hedefleniyor. Uç sağ kavramıyla
Türk sağı (milliyetçilik, muhafazakârlık ve İslâmcılık) içerisinde merkez sağ-muhafazakârlık dışında kalan İslâmcılık ve milliyetçilik akımları kastediliyor. Kabaca uç sağın merkez sağdan
farkını, ona kıyasla antikomünizme, millî ve dinî değerlere ve
Türkiye’nin bekasına daha fazla vurgu yapması ve daha “doktriner” olması şeklinde belirtebiliriz.
Bu çalışmanın amacı, Soğuk Savaş sürecinde “güvenlik”,
“kimlik” ve “kalkınma” kavramları ekseninde uç sağın Kürt
meselesine dair söylemini incelemek ya da başka bir deyişle
çok-partili hayata geçişten 12 Eylül 1980 askerî darbesine kadarki süreçte, İslâmcıların ve milliyetçilerin Kürt meselesini
nasıl ele aldıklarını analiz etmektir. Dolayısıyla bu kitapta uç
sağa göre Kürtlerin “aslında” ne olduğuna odaklanılıyor.
Mevcut literatürde Türkiye’deki Kürt meselesinin genellikle “devlet ve Kürtler”, “Sol Hareket ve Kürtler”, “Din/İslâm/Sağ
ve Kürtler” ve “milliyetçilik ve etnisite” ekseninde ele alındığı
söylenebilir. Ayrıca son yıllarda Kürtler müzik, edebiyat, toplumsal cinsiyet üzerinden de ele alınmaya başlamıştır. “Devlet
ve Kürtler” arasındaki ilişkiyi ele alan çalışmalar, geç Osmanlı
ve erken Cumhuriyet döneminde devletin modernleşme, merkezileşme ve Türkleştirme politikaları çerçevesinde Kürt meselesinin oluşmasına odaklanırlar (Beşikçi, 1970; Heper, 2008;
Yeğen, 2013; Yeğen, 2012; van Bruinessen, 2013; Ünlü, 2018).
“Devlet ve Kürtler” arasındaki ilişkiye odaklanan çalışmalar,
ayrıca Kürt meselesi literatüründe ana akımı oluşturur. “Sol
ve Kürtler” üzerine odaklanan çalışmalar ise daha çok Soğuk
Savaş sürecinde Kürt Hareketi’nin sol içerisindeki serencamını ele almışlardır (Bozarslan, 2008; Yeğen, 2008; Jongerden ve
Akkaya, 2011; Alış, 2012; Türkmen ve Özmen, 2014; Casier ve
Jongerden, 2012). “Din/İslâm/Sağ ve Kürtler” arasındaki ilişkiye odaklanan çalışmalar ise daha çok 1980 sonrası süreçte Millî Görüş, Anavatan Partisi (ANAP) ve AKP’nin Kürt meselesine bakışını ele almışlardır (Sarigil, 2018; Çiçek, 2015; Kökce,
2011; Koyuncu, 2014; Aktoprak, 2014; Yayman, 2011). Ayrıca literatürde Hizbullah gibi Kürt İslâmcı grupları ele alan çalışmalar da mevcuttur (Kurt, 2015). Kürtleri milliyetçilik çerçevesinde ele alan çalışmalar ise Kürt ulusal hareketinin gelişimine ve Kürt solundan müstakilleşmesine odaklanmışlardır
(Jwaideh, 2012; Bozarslan, 2009; Çiçek, 2015; Güneş, 2013;
Ahmed ve Günter, 2007; Şur, 2016; Özoğlu, 2009; Oran, 2008;
Sarigil ve Fazlioglu, 2014; Vali, 2011; Hassanpour, 2005; Kirişçi ve Winrow, 2011; Olson, 2001). Kürt müziğini, Kürt edebiyatını ve Kürt kadın hareketini ele alan çalışmalar da son yıllarda revaçtadır (Bayrak, 2002; Izady, 1996; Şentürk, 2016; Uzun,
2000; Scalbert-Yücel, 2018a; Yüksel, 2011; Çağlayan, 2017).
Genel olarak Kürt meselesi üzerine literatürü bu şekilde
özetleyebiliriz. Bu çalışma, genel literatürün aksine doğrudan Kürt meselesine odaklanmak yerine Soğuk Savaş sürecinde uç sağın Kürt meselesine dair söylemini incelemeyi hedefliyor. Literatürde uç sağın 1945-1980 yılları arası Kürt meselesine bakışını kapsamlı ve sistematik bir şekilde ele alan çalışmaya rastlanılmamış ve bu çalışma, Türkiye’de 1945-1980 yılları
arası İslâmcıların ve milliyetçilerin Kürt meselesine yaklaşımını ele alarak literatürdeki bu boşluğu doldurmayı amaçlamıştır.
Bu çalışmada Weberyen anlamda ideal-tip oluşturma çerçevesinde uç sağ kategorilere ayrıştırılmış ve böylece uç sağın Soğuk Savaş sürecinde Kürt meselesine dair söyleminin daha kolay bir şekilde anlaşılması amaçlanmıştır. Bu çerçevede Türkiye’de milliyetçiler (i) Seküler Türkçü-Turancılar ve (ii) Ana
akım Milliyetçiler olmak üzere, İslâmcılar da (iii) Ana akım
İslâmcılar ve (iv) Radikal İslâmcılar olmak üzere uç sağ toplam dört kategoriye ayrılmıştır. Ancak bu dört kategori arasında geçişkenlikler ve gri bölgeler olup bu gri bölgelere dikkat
edilmeye çalışılmıştır. Sözgelimi Seküler Türkçü-Turancılar’ın
önemli şahsiyetleri Nihal Atsız ve Nejdet Sançar, zaman zaman
Ana akım Milliyetçiler’in yayın organları olan Millî Yol ve Millî Hareket’te yazmışlardır. Benzer şekilde Radikal İslâmcılar’ın
önemli ismi Selahaddin Eş Çakırgil de Ana akım İslâmcılar’ın
yayın organı Sebil’de yazılar kaleme almıştır. Ayrıca ele alınan
dört kategori de uç sağ şeklinde değerlendirilip Ana akım Milliyetçiler ve Ana akım İslâmcılar uç sağın merkezini, Radikal İslâmcılar ve Seküler Türkçü-Turancılar ise uç sağın ucunu temsil ediyorlar.
Soğuk Savaş sürecinde Türkiye’de uç sağın Kürt meselesine bakışını güvenlik, kimlik ve kalkınma olmak üzere üç tema
üzerinden ele alan bu çalışmanın argümanı, uç sağın Kürt meselesini ülkenin bekasını tehdit eden sorun şeklinde ele aldığını, “Kürtçü”leri1
komünistlerle ilişkilendirdiğini (“komünist
Kürtçüler”) ve bu minvalde bu meselenin komünizmle mücadele metotlarıyla ele alındığını öne sürmesidir.
İncelenen veriler ışığında, uç sağın Soğuk Savaş sürecinde
Kürt meselesini genel olarak “güvenlik”, “kimlik” ve “kalkınma” çerçevesinde tartıştığı söylenebilir. Cumhuriyet boyunca
iktidarların Kürt meselesine yaklaşımı da bu üç eksen etrafında olmuştur: Örneğin, erken Cumhuriyet döneminde çıkan isyanlar, “güvenlik” politikaları çerçevesinde ele alınmış ve bastırılmış; çok-partili hayata geçişle birlikte özellikle merkez sağ

1 Uç sağ, Kürt Hareketi aktivistlerini, hatta kimi solcuları ve solcu grupları, genellikle “Kürtçü”, “komünist” ya da “komünist-Kürtçü” şeklinde ele almıştır.
Dolayısıyla bu çalışmada kullanılan “Kürtçü”, “komünist” ve “komünist-Kürtçü” ifadeleri, uç sağın nitelemesi olup sürekli tırnak içinde gösterilmeyecektir.

iktidarları Kürt meselesini, “Doğu’nun geri kalmışlığı” şeklinde
ele almış ve bölgeye yönelik “kalkınma” politikaları uygulamış;
AKP dönemi uygulanan çözüm sürecinde (2013-2015) ise Kürt
meselesi “kimlik” üzerinden ele alınmıştır. Uç sağın dört kategorisinin Soğuk Savaş sürecinde “güvenlik”, “kimlik” ve “kalkınma” eksenleri çerçevesinde Kürt meselesine dair söylemini
şu şekilde özetleyebiliriz:
i) Seküler Türkçü-Turancılar, Nihal Atsız’ın öncülüğünde 1930’larda görünür olmaya başlamış, 1970’lerin başına kadar varlığını sürdürmüş ve Ana akım Milliyetçiler’in
Türk-İslâm Sentezi’ni benimsemesiyle Türkiye’deki milliyetçilik içerisinde kıyıda kalmışlardır. Seküler TürkçüTurancılar, genel olarak Kürt meselesine güvenlik çerçevesinde yaklaşmış ve bu meselenin Ruslar,
Amerikalılar,
İngilizler gibi dış tehditlerle ve Türkiye İşçi Partisi (TİP),
Devrimci Doğu Kültür Ocakları (DDKO), siyasi ümmetçiler, komünistler gibi iç tehditlerle yaratıldığını ve kışkırtıldığını öne sürmüşlerdir. Seküler Türkçü-Turancılar, uç sağ içerisinde Kürt meselesine ilk dikkat çekenlerden olmuş, özellikle 1950’lerde yazdıklarıyla Kürtlerin bir an önce asimile edilmesi gerektiğini iddia etmişlerdir. Bu süreçte Kürtlerin kimliğini tanımak yerine onları Türk kabul etmiş ve onların içindeki “Türklüğü” çıkarma çabasında olmuşlardır. Bu kesim, 1960 sonrası süreçte “Kürtçülük” hareketinin “palazlandığını” öne sürmüş ve Kürt kimliğini tanımış ancak Kürt meselesine çözüm olarak Kürtlerden “sessiz” olmalarını, Kürtçülük ile
uğraşmamalarını ve bu topraklarda Türklerin hâkimiyetini kabul etmelerini istemiş, aksi halde onları soykırımla tehdit etmiştir. Seküler Türkçü-Turancılar, Kürt meselesini “kalkınma”yla ilişkili bir sorun olarak algılamamış

2 Soğuk Savaş sürecinde Rusya yerine Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği
(SSCB) bulunmakla birlikte uç sağ, Sovyetler’i çoğu zaman Ruslar ya da Rusya
şeklinde anmıştır. Bu çerçevede bu çalışmada kullanılan Ruslar veya Rusya ile
kastedilen SSCB veya Sovyetler’dir.

tır, zira onlara göre Doğu’nun geri kalmasının gerekçesi
“aşağı ırk” Kürtlerin “tembel” olmalarıdır.
ii) Ana akım Milliyetçiler, çok-partili hayata geçişle birlikte ortaya çıkmış, Soğuk Savaş sürecinde parti olarak
Millet Partisi (MP)-Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi
(CKMP)-MHP çizgisiyle varlık göstermiş ve Türkiye’de
milliyetçilik ideolojisinde ana akımı temsil etmişlerdir.
Ayrıca 1950’lerde Türk Milliyetçiler Derneği, 1960’lar
ve 1970’lerde KMD ve Ülkü Ocakları bu kesimin önemli yapıları olmuştur. Ana akım Milliyetçiler, genel olarak
Kürt meselesine güvenlik çerçevesinde yaklaşmış ve bu
meselenin Ruslar, Amerikalılar, İngilizler gibi dış tehditlerle ve TİP, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), DDKO, siyasi ümmetçiler, komünistler gibi iç tehditlerle yaratıldığını ve kışkırtıldığını öne sürmüşlerdir. Ana akım Milliyetçiler, Seküler Türkçü-Turancılar’la birlikte uç sağ içerisinde Kürt meselesini ilk tartışanlardandır. Bu kesim,
1940’ların sonundan itibaren Kürt meselesini ele almış
ve ön uyarı bağlamında Kürtlere değinmiş ve onların asimile edilmesi gerektiği çerçevesinde devleti uyarmıştır.
Ana akım Milliyetçiler, Kürtlerin özbeöz Türk olduklarını iddia etmiş ve onları Türk-İslâm Sentezi’nin bir parçası olarak ele almışlardır. Bu kesim, Kürtlerin kendilerini Kürt “sanmasında”, dış mihrakların etkili olduğunu
düşünüyor ve onlara karşı Kürtlerin Türk olduğu tezini
“bilimsel” bir şekilde kanıtlamaya çalışıyordu. Ana akım
Milliyetçiler, Doğu’nun geri kalmışlığını kabul etmiş ve
kalkındırılması için adımların atılmasını istemiş ve bu
çerçevede Kürt meselesini, “kalkındırılması gereken geri
kalmış bölge” şeklinde algılamışlardır.
iii) Ana akım İslâmcılar, 1940’larla birlikte belirgin olmaya başlamış, ilk olarak merkez sağ partilerde hizip olarak var olmuş, 1960’ların sonunda müstakil hale gelerek
Millî Nizam Partisi (MNP)-Millî Selamet Partisi (MSP)
adı altında partileşmişlerdir. Ayrıca MTTB, Mücadeleciler bu kesimin Soğuk Savaş sürecinde önemli yapıları olmuştur. Ana akım İslâmcılar, genel olarak Kürt meselesine güvenlik çerçevesinde yaklaşmış, bu meselenin Ruslar, Yahudiler, Ermeniler, İngilizler gibi dış tehditlerle ve
TİP, CHP, DDKO, kavmiyetçiler, komünistler gibi iç tehditlerle yaratıldığını ve kışkırtıldığını öne sürmüşlerdir.
Bu kesim, Kürt meselesiyle Kürt Hareketi’nin yükselişine
paralel şekilde 1960 sonrası ilgilenmeye başlamıştır. Ana
akım İslâmcılar, Kürt meselesinin oluşmasında Cumhuriyet döneminde uygulanan politikalarla İslâm’dan uzaklaşılmasının, Kürtlere zulmedilmesinin ve Doğu’nun geri bırakılmasının etkili olduğunu söylerler. Bu çerçevede erken Cumhuriyet dönemi CHP’sini Kürt meselesinin
oluşmasına neden olmakla eleştirmişlerdir. Soğuk Savaş
sürecinde Ana akım İslâmcılar, Kürtlerin varlığını zaman
zaman kabul etmiş, zaman zaman ise inkâr etmiş ancak
onları genellikle Türklükle ilişkilendirmiş ve Kürt meselesine çözüm olarak İslâm’ı önermişlerdir. Bu kesim,
Kürtleri “İslâm-Türk milliyetçiliğinin unsuru” olarak kabul etmiştir. Ana akım İslâmcılar, Doğu’nun geri bırakıldığını söylemiş ve bir an önce kalkındırılması için Doğu’ya özel kalkınma planı uygulanması gerektiğini savunmuşlardır.
iv) Radikal İslâmcılar, 1970’lerin ortalarında Ana akım İslâmcılar’dan ayrılarak oluşmuş ve beynelmilel bir İslâm
devleti kurmayı amaçlamıştı. Ayrıca Akıncılar Derneği
gençlerin ağırlıkta olduğu bu kesimin önemli yapısıydı.
Radikal İslâmcılar, “beynelmilel İslâm” anlayışı çerçevesinde sadece Türkiye’deki Kürtlerle değil, Irak ve İran’daki Kürtlerle de ilgilenmişlerdir. Bu kesim, genel olarak
Kürt meselesine güvenlik ekseninde yaklaşmış, dış mihrakların kavmiyetçilik fikriyle İran ve Irak’taki Kürtler de
dahil olmak üzere, Kürt-Türk-Arap-Acem ayrımı çıkarmaya çalıştığını iddia etmiştir. Radikal İslâmcılar da Kürt
meselesinin oluşmasında Cumhuriyet döneminde uygulanan politikalarla İslâm’dan uzaklaşılmasının, Kürtlere
zulmedilmesinin ve Doğu’nun geri bırakılmasının etkili olduğunu söylerler. Bu kesim Kürtlerin varlığını kabul
etmiş ve Kürt meselesine çözüm olarak İslâm’ı önermiştir. Radikal İslâmcılar, “kalkınma” meselesine çok vurgu yapmaz, zira kurulmasını istedikleri İslâm Devleti’nde
Kürt-Türk-Acem-Arap, herkesin eşit olacağını ve böylece
Kürt meselesinin de çözüleceğini düşünürler.
Çalışmanın konusu ve kapsamı: Soğuk Savaş
Bu çalışma 1945-1980 yılları arasında uç sağın Kürt meselesine
dair söylemine odaklanıyor. Başka bir deyişle bu çalışma, Soğuk Savaş sürecini kapsıyor ve uç sağ, Soğuk Savaş düşünce sistemi çerçevesinde Kürt meselesine dair politikalarını belirliyor.
İkinci Dünya Savaşı sonrası döneme bakıldığında, dünya genelinde geçiş sürecinin yaşandığı gözlemlenir. İki kutuplu yeni bir dünya düzeni kurulmuş ve 1980’lerin sonlarına kadar devam edecek olan Soğuk Savaş dönemi başlamıştır. Bu iki kutuplu dünyada Amerika Birleşik Devletleri (ABD) kapitalist kesimin, SSCB ise sosyalist dünyanın öncülüğünü yapacaktır. Soğuk Savaş, kavram olarak ABD ve SSCB arasında gelişen düşmanca ilişkileri ve ideolojik çatışmayı tanımlar ve ikili arasındaki bu çatışma kendisini askerî eylemlerden ziyade ekonomik baskı, propaganda ve silahlanma yarışıyla gösterir (Keskin, 2009, s. 536).
İki kutuplu yeni dünya düzeni, Türkiye’yi de kapsamına almış, yeni dünyaya uyum kapsamında 1945’ten itibaren CHP
iktidarı hem ekonomik hem de siyasal liberalleşmeye gitmiştir.
Bu süreçte SSCB’nin Yalta Konferansı’ndan bir süre sonra Türkiye’den toprak ile savaşta ve barışta Boğazlardan geçiş hakkı
istemesinin Türkiye’yi ABD’nin başını çektiği cepheye yanaştırmada tetikleyici rol oynadığı söylenebilir (Koçak, 2010, s.
827). Türkiye gerek Sovyetler’in bu tehdidini gerekse “içerideki komünistlerin düzeni yıkmaya çalıştığını”, başka bir ifadeyle içeriden ve dışarıdan komünizm tehdidiyle kuşatıldığını iddia ederek Truman Doktrini (1947) çerçevesinde ABD’den askerî ve ekonomik yardım almıştır. Nitekim Truman Doktrini’ni Soğuk Savaş’ın başladığını gösteren bir işaret fişeği olarak yorumlayabiliriz. Amerikan dış politikası da bu doktrinle birlikte
antikomünizm temelli hale gelmiştir (Sander, 2007, s. 257). Bu
doktrinin, Yunanistan ve Türkiye’deki “komünist” tehlikesini
bertaraf edip onları “güvenli” ülkeler haline getirerek SSCB’yi
çevreleme politikası kapsamında kuşatma özelliği olsa da esasında kendisini “hür dünya”da konumlandıran her ülke üzerinde ABD’nin hegemonyasını kurumsallaştırma amacını taşıdığı ileri sürülebilir. Türkiye Truman Doktrini ve sonrasında Marshall yardımları, nihayetinde ise NATO’ya üye olmasıyla “tutsak komünist” dünyaya karşı kendisini “hür demokrat”
cephede konumlandırmıştır.3
Bu dönemde “hür dünya”nın
ideolojisi şeklinde belirtebileceğimiz antikomünizmi de benimseye başlamıştır.
Soğuk Savaş dönemi boyunca “hür dünya”nın ideolojisinin
“antikomünizm” olduğu ve ABD’nin teşvikiyle antikomünizmin sürekli gündemde tutulduğu söylenebilir. ABD öncülüğündeki Batı bloku antikomünizmi gazete, radyo, televizyon,
film, makale, kitap, belgesel gibi araçlarla sürekli sıcak tutmuş ve komünizmi, Sovyetler’in dünyaya empoze etmek istediği “şeytan” şeklinde ele almıştır (Miliband ve Liebman, 1984,
s. 9). ABD’nin buradaki amacının, bir yandan komünizme karşı bir koruma kalkanı oluşturmak, beri yandan da komünizm
tehdidini canlı tutarak kendi etrafında bir müttefik ruhu, çevresini sadece kendisinin koruyabileceği (izlenimi yarattığı) bir
dayanışma çemberi yaratmak olduğu söylenebilir. Literatüre
McCarthyism olarak da geçen komünizmle mücadele, ABD’nin
etkisi altında olan diğer ülkeler gibi Türkiye’de de yer bulmuştur. Türkiye, Truman Doktrini öncesi görece bağımsız bir dış
politika izlerken doktrin sonrası ABD etkisinde bir dış politika

3 Türkiye, NATO’ya üyelik için 1949 yılında başvuru yapmış ancak bazı kaygılar öne sürülerek bu başvuru askıda bırakılmıştır. Türkiye’nin NATO’ya girmesinde kırılma noktası, Kore Savaşı’na asker göndermesidir. Amerika’dan
Kore’ye asker gönderme konusunda ciddi bir talep olmamasına rağmen Türkiye’nin komünistlerle savaşmada istekli olması karşılıksız bırakılmamış ve Türkiye’nin NATO’ya üyelik başvurusu 1952’de kabul edilmiştir (Erken, 2017, s.
27-28).

izlemeye başlamıştır. Meclis’te 1 Eylül 1947’de hükümet adına konuşan Nihat Erim, “Bugün Türkiye’nin ve Türkiye ile beraber dünyanın maruz bulunduğu tehlike, açıkça bu kürsüden
ifade edebilirim ki, Amerika Birleşik Devletleri’nin yardımı olmadan önlenemez… Bu vesika [Truman Doktrini], bundan
sonra, Türk-Amerikan yakınlaşmasının ve münasebetlerinin
inkişafının temel taşı telakki edilmelidir,” sözleri ile Truman
Doktrini ve ABD yardımlarının önemine dikkat çeker (TBMM
Tutanak Dergisi, cilt 6, 01.09.1947, s. 552-556). Basın ve siyasi partilerin ekseriyeti bu doktrini sıcak karşılamış, sözgelimi
Cumhuriyet gazetesi 13 Mart 1947 tarihinde “Truman’ın Tarihi Nutku” manşetiyle doktrinden sitayişle bahsetmiştir. Tüm
bunlarla Türkiye Batı kutbunda yer almış, kendini Sovyetler ve
onun sistemi komünizme karşı konumlandırmıştır. Soğuk Savaş sürecinde antikomünizm sistematik bir hareket haline gelmiş, Türkiye’de iktidar ve muhalefet kendi aralarındaki mücadeleye rağmen antikomünizm ortak paydasında birleşebilmişlerdir (Örnek, 2015, s. 64).
Soğuk Savaş’la birlikte Türkiye’nin dış düşmanı, başka bir
ifadeyle “dış mihrakı” da değişmiştir. Öncesinde İngiltere başta olmak üzere “ülkemizi karıştırmak isteyen Batılı ya da emperyalist devletler” tezi işlenirken Soğuk Savaş’la birlikte yeni
dış mihrak, Sovyetler ve komünizm olmuştur. Ruslar 1945 öncesinde de dönem dönem dış mihrak olarak kodlanmış olmakla birlikte Soğuk Savaş sürecinde Batılı devletlerle ittifak yapan
Türkiye, zaman zaman Batılı devletleri hedef gösterse de esas
olarak Rusları dış mihrak olarak belirlemiştir. Ayrıca sadece uç
sağ değil, resmî devlet söyleminde de Ruslar, Türkiye’yi karıştırmak isteyen “dış mihraklar” olarak ilan edilmiştir. Soğuk Savaş sürecinde Ruslar ve komünizm temel düşman ilan edilmiş
ve amaçlarının Türkiye’nin bekasını tehdit etmek olduğu öne
sürülmüştür. Bu çerçevede Ruslar ve komünizmle mücadele
“millî dava” olarak ele alınmıştır. Dolayısıyla Soğuk Savaş sürecinde gerek muhalefet ve iktidardaki siyasi partilerde gerekse ordu, yargı gibi devletin bütün kurumlarında temel belirleyicinin antikomünizm olduğu söylenebilir. Uç sağ da bu süreçte dünyaya antikomünizm penceresinden bakacak, Kürt meselesini genel olarak komünizmle ve Ruslarla ilişkilendirecektir.
Türkiye’de uç sağ ve Kürt meselesinin temel aktörleri Soğuk
Savaş ikliminde ortaya çıkmış ve bu aktörlerin düşünce sistemlerini bu iklim belirlemiştir. Son yirmi yıldır Türkiye’yi yönetmekte olan Ana akım İslâmcılığın temsilcisi Millî Görüş ve Ana
akım Milliyetçiliğin temsilcisi Ülkücü Hareket kadroları da bu
dönemde yetişmişlerdir. Ayrıca PKK ve Türkiye’de Kürt Hareketi’nin siyasi partileri de Soğuk Savaş ikliminde şekillenmişlerdir. Dolayısıyla Türkiye’yi yöneten uç sağ kadroları ile Türkiye’nin temel problemlerinin başında gelen Kürt meselesinin
aktörleri Soğuk Savaş sürecinde yetişmiştir. Bu çerçevede Soğuk Savaş sürecinde uç sağ ve Kürt meselesini incelemek, günümüzü de anlamlandırmada yardımcı olabilir.
Soğuk Savaş süreci, Kürt meselesinin görece şiddetten uzak
bir şekilde ele alındığı bir dönemdir. Bu topraklarda Kürt meselesinin, oluşmasından itibaren genel olarak dört ana döneme
ayrılabileceği iddia edilebilir: (i) Osmanlı’nın son dönemindeki Bedirhan Bey ve Şeyh Ubeydullah isyanları dönemi, (ii) erken Cumhuriyet dönemindeki Şeyh Said ve Ağrı isyanları ve
Dersim Tedibi dönemi, (iii) 1945-1980 yılları arası siyasi mücadelenin ağırlıkta olduğu ve görece şiddetin olmadığı dönem
ve (iv) son olarak 1980 sonrası PKK, diaspora ve legal siyasi partiler (günümüzde Halkların Demokratik Partisi [HDP])
dönemi.4
Şiddetin olduğu dönemlerde Kürt meselesinin çözümüne yönelik fikirler öne sürülüp tartışmalar yürütülmekle birlikte şiddet her zaman tartışmayı gölgeleme potansiyeline sahip olur ki bu sebeple Kürt meselesi daha çok devlet –ve
Türk sağı– nezdinde “güvenlik” politikaları çerçevesinde ele
alınır, “isyanlar” bastırılmaya çalışılır. Ancak 1945-1980 yılla

4 Bu çalışmada Kürt meselesini dönemlere ayırırken Hamit Bozarslan’ın ortaya
koyduğu çerçeveden esinlenilmiştir. Bozarslan, geç Osmanlı ve Meşrutiyet sürecini Kürt milliyetçiliğinin oluştuğu dönem olarak ele alır, erken Cumhuriyet’i isyanlar dönemi olarak tartışır, 1938-1959 arasını “sessizlik yılları” şeklinde değerlendirir, 1959-1975 yılları arasını Kürt milliyetçiliğinden Kürt Hareketi’ne geçiş ve sosyal muhalefet dönemi olarak yorumlar, 1975 sonrasını ise şiddete kayış şeklinde sınıflandırır (2009).

rı arasında şiddetin olmaması, Kürt meselesine dair fikirlerin
ve tartışmaların ön planda olduğu ortamı sağlamış, “güvenlik” politikaları dışındaki öneriler daha net bir şekilde gündeme gelme potansiyeline sahip olmuştur. Kürt meselesi açısından 1945-1980 yılları arasının bu özelliği, bu çalışmada bu dönem aralığının seçilmesinde etkili olmuştur. Bu çalışma, Kürt
meselesinde görece şiddetin olmadığı 1945-1980 yılları arasına odaklanıyor.
1945-1980 yılları arası uç sağın Kürt meselesine bakışını inceleyen bu çalışma, nitel (qualitative) bir araştırma olup konuyla ilgili birincil ve ikincil kaynaklara dayanarak hazırlanmıştır.
Birincil kaynak olarak 1945-1980 yılları arası neşredilen milliyetçi ve İslâmcı dergi ve gazeteler incelenmiş,5
TBMM Genel Kurul Görüşme Tutanakları taranmış6
ve konuyu bilen uzman kişilerle mülakatlar yapılmıştır. Bunların yanı sıra 1945-
1980 yılları arasında İslâmcı veya milliyetçi hareket içerisinde
yer almış kişilerin anıları da çalışmanın şekillenmesinde etkili olmuştur.
Bu çalışma için toplam dokuz kişiyle yüz yüze yarı yapılandırılmış mülakat gerçekleştirilmiştir. Görüşmeler dergi, gazete
ve TBMM tutanakları tarandıktan sonra gerçekleştirilmiş, böylece taramalardan elde edilen sonuçları kontrol etme ve eksik kalan yerleri doldurma imkânı elde edilmiştir. Görüşülecek kişiler belirlenirken 1945-1980 döneminde uç sağın önde
gelen kişilerinin seçilmesine dikkat edilmiştir. Mülakatlar çerçevesinde Lütfü Şehsuvaroğlu, Sami Bal, İskender Öksüz, Sadi

5 Bu çalışma için 1945-1980 yılları arasında yayımlanan toplam 35 dergi ve gazete incelenmiş olup bunlar kaynakça kısmında belirtilmiştir. Gazete ve dergiler, radyo ve televizyona erişimin sınırlı olduğu 1945-1980 yılları arasında,
başlıca tartışma platformları olmuşlardır.
6 TBMM tutanakları, dergi ve gazete incelemesinden sonra taranmış; dergi ve gazetelerden elde edilen veriler ışığında anahtar kelimeler belirlenmiştir. TBMM
tutanak taramasında, “Kürt, Kürtçülük, bölücü, komünist, komünizm, komünist Kürtçü, Doğu, Güneydoğu, dış mihrak, Sovyetler, Barzani, kalkınma, Said-i Nursi, MHP, MSP, MNP, Erbakan, Türkeş, TİP, Aybar, Doğu Mitingleri,
halklara özgürlük, Kürdara azadi, komando, eşkıya, DDKO, TÖB-DER, TRT,
Nihal Atsız, Ötüken, Millî Yol, İsmet Tümtürk” gibi anahtar kelimeler kullanılmıştır.

Somuncuoğlu, Fahrettin Dağlı, İrfan Küçükköy, Ömer Vehbi
Hatipoğlu, Atik Ağdağ ve Fethullah Erbaş ile görüşülmüştür.
Bu çerçevede milliyetçi hareketle ilişkisi bağlamında 1970’li
yıllarda Ülkü Ocakları başkanlığı yapan Sami Bal ve Lütfü Şehsuvaroğlu ile mülakat yapılmıştır. Şehsuvaroğlu’nun Kürt meselesini ele alan Kürtler Nasıl Türk Olur: Kürt Sorununa Türk
Tarih Felsefesi Açısından Bir Yaklaşım (2008) adlı bir de kitabı vardır. MHP’nin yayın organları Devlet ve Töre’yi çıkartanlar arasında yer alan İskender Öksüz ile mülakat yapılmıştır.
1970’lerde MHP milletvekilliği ve bakanlık yapan Sadi Somuncuoğlu da görüşülenler arasındadır. Mücadeleciler çerçevesinde, hareketin kurucularından olan İrfan Küçükköy ile harekete 1970’lerde katılan Fahrettin Dağlı ile mülakat yapılmıştır. 1970’li yıllarda Mücadeleciler’in üyesi olan, sonradan Millî Görüş’e katılan ve 1990’lı yıllarda Millî Görüş’ün Kürt meselesi üzerine politikalarını belirleyen kişilerden olan Ömer
Vehbi Hatipoğlu da görüşülenler arasındadır. Hatipoğlu, gençlik döneminde Millî Görüş’ün eylem adamı olmuş, 1990’lı yıllarda ise Diyarbakır milletvekilliği yapmıştır. Ayrıca Hatipoğlu, Kürt meselesini konu alan Bir Başka Açıdan Kürt Sorunu
(1992), Kürt Sorununda Ezber Bozmak (2008) ve İslâmcıların
Kürt Sorunu Algısı (2015) adlı kitapların yazarıdır. Hatipoğlu’nun yanı sıra Millî Görüş’ten Fethullah Erbaş’la da mülakat
yapılmıştır. Erbaş, 1970’lerde Millî Görüş’e katılmış, 1980’li
yıllarda Refah Partisi’nden (RP) Van belediye başkanı seçilmiş,
1990’larda ise Van’dan milletvekili seçilmiştir. Mülakatlar çerçevesinde son olarak ise Millî Görüş’ün günümüzdeki temsilcisi Saadet Partisi’nin (SP) Genel Başkan Yardımcısı Atik Ağdağ ile görüşülmüştür. Ağdağ, SP’nin Kürt meselesine yönelik
söylemini belirleyen kişilerdendir.
Çalışma, Giriş ve Sonuç bölümlerinin yanı sıra beş bölümden oluşuyor. Birinci Bölüm, bu çalışmanın kavramsal ve tarihsel/siyasal arka planını oluşturuyor. İlk olarak uç sağ kavramı
incelenecek, uç sağın genel özellikleri ortaya konacak ve merkez sağ ile farkı belirginleştirilecektir. Sonrasında ise Kürt meselesinin bu topraklarda ortaya çıkışı, temel meseleleri ve Soğuk Savaş sürecindeki başlıca aktörleri ele alınacaktır. Bu çalışmanın İkinci, Üçüncü, Dördüncü ve Beşinci Bölümleri’nde
ise uç sağın kategorileri olan Seküler Türkçü-Turancılar, Ana
akım Milliyetçiler, Ana akım İslâmcılar ve Radikal İslâmcılar’ın
Soğuk Savaş sürecinde sırasıyla “güvenlik”, “kimlik” ve “kalkınma” eksenleri üzerinden Kürt meselesini nasıl ele aldıkları tartışılacaktır. Son olarak genel resmi ortaya koymak için
1980’den günümüze (2020) uç sağın Kürt meselesine dair politikaları ana hatlarıyla incelenecektir.


Kitabın Künyesi
“Kürtler Aslında…”
Uç Sağın Kürtlere Bakışı
Bayram Koca
İletişim Yayınları
1. baskı – Mart 2021
310 sayf


İÇİNDEKİLER
KISALTMALAR………………………………………………………………………………………………………………………….9
TEŞEKKÜR……………………………………………………………………………………………………………………………11
ÖNSÖZ ……………………………………………………………………………………………………………………………………..13
GİRİŞ………………………………………………………………………………………………………………………………………….19
Çalışmanın konusu ve kapsamı: Soğuk Savaş ……………………………………………………25
BİRİNCİ BÖLÜM
KAVRAMSAL VE TARİHSEL/SİYASAL ARKA PLAN……………………………………..33
TÜRK SAĞININ UÇ HALİ……………………………………………………………………………………………………..33
Türkiye’de uç sağ: Milliyetçilik ve İslâmcılık………………………………………………………..35
Milliyetçilik……………………………………………………………………………………………………………………36
İslâmcılık……………………………………………………………………………………………………………………….42
Uç sağ – merkez sağ ayrımı …………………………………………………………………………………………46
OSMANLI’NIN SON DÖNEMİNDEN 1980’E
KÜRT MESELESİNİN SERENCAMI…………………………………………………………………………………..57
Cumhuriyet dönemi Kürt meselesi…………………………………………………………………………..59
Soğuk Savaş sürecinde Kürt meselesi:
Temel olaylar ve aktörler……………………………………………………………………………………………..62
27 Mayıs 1960 darbesi sonrası Kürt meselesi……………………………………………..65
İKİNCİ BÖLÜM
SEKÜLER TÜRKÇÜ-TURANCILAR VE KÜRTLER……………………………………………..75
GÜVENLİK: “TÜRKLERİN BEKASI”………………………………………………………………………………….77
Dış tehditler: Ezeli düşman Ruslar
ve Rusların maşası Barzani………………………………………………………………………………………….77
İç tehditler: TİP, siyasi ümmetçiler ve Said Kürdi………………………………………………85
Kürtçü partiler: YTP ve TİP……………………………………………………………………………………..86
Gayri millî İslâmcılar: “Siyasi ümmetçiler”……………………………………………………..91
“Kürtçü” Said Kürdi …………………………………………………………………………………………………..92
İç tehdit olarak Kürtler…………………………………………………………………………………………….93
KİMLİK: “KÜRTLER ÖZBEÖZ KÜRTTÜRLER!”………………………………………………………………95
KALKINMA: “DOĞU’NUN GERİ KALMASININ
MÜSEBBİBİ TEMBEL KÜRTLER”…………………………………………………………………………………….103
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
ANA AKIM MİLLİYETÇİLER VE KÜRTLER………………………………………………………..105
GÜVENLİK: “TÜRKİYE’NİN BEKASI”…………………………………………………………………………….106
Dış tehditler: “Osmanlı’nın yıkılmasının müsebbibi Moskof”…………………….107
İç tehditler: “Komünist Kürtçüler”…………………………………………………………………………117
Kürtçü partiler: YTP, TİP ve CHP……………………………………………………………………….117
Kürtçü yapılar: TÖB-DER ve DDKO…………………………………………………………………..128
Kürtçü aydınlar ve dergiler………………………………………………………………………………….132
Gayri millî İslâmcılar: “Siyasi ümmetçiler”…………………………………………………..134
“Komünist Kürtçülük” ve Doğu’daki faaliyetleri ………………………………………..136
Ana akım Milliyetçiler’in Doğu’daki faaliyetleri ………………………………………….147
KİMLİK: “HAYIR, KÜRTLER ÖZBEÖZ TÜRKTÜRLER!”……………………………………………150
KALKINMA: “MİLLÎ SERVETTEN DOĞU DA NASİBİNİ ALMALI”……………………….162
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
ANA AKIM İSLÂMCILAR VE KÜRTLER……………………………………………………………….167
GÜVENLİK: “ANADOLU İSLÂM BİRLİĞİ’NİN BEKASI”…………………………………………..172
Dış tehditler: Ruslar, “beynelmilel Yahudiler”
ve “beynelmilel Ermeni ihtilal komiteleri”………………………………………………………….173
İç tehdit: TİP, CHP, DDKO ve TÖB-DER………………………………………………………………..184
Kürtçü partiler: TİP ve CHP…………………………………………………………………………………184
Kürtçü yapılar: DDKO ve TÖB-DER…………………………………………………………………..191
Kürtçü dergiler ve aydınlar………………………………………………………………………………….192
Kavmiyetçiler: “Türkçü varsa Kürtçü de olur tabii”………………………………….193
“Komünist-Kürtçüler”in Doğu’daki faaliyetleri……………………………………………196
 Ahmet Emin Yalman: “Ermeni ve Kürt İstiklalcisi”…………………………………….197
Ana akım İslâmcılar’ın Doğu’daki faaliyetleri………………………………………………206
KİMLİK: “KÜRTLER, İSLÂM-TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİN UNSURUDUR”…………210
KALKINMA: “DOĞU VE GÜNEYDOĞU’YU
BİZ KALKINDIRACAĞIZ”……………………………………………………………………………………………………223
BEŞİNCİ BÖLÜM
RADİKAL İSLÂMCILAR VE KÜRTLER…………………………………………………………………..227
GÜVENLİK: “İSLÂM DEVLETİ’NİN BEKASI”………………………………………………………………229
Dış tehditler: “CIA+MOSSAD+SAVAK+komünistler”……………………………………..230
İç tehditler: “İslâm Birliği’ni bölen kavmiyetçiler”…………………………………………..234
KİMLİK: “KÜRT MESELESİNİN ÇARESİ İSLÂM’DIR”………………………………………………242
KALKINMA: “DOĞU’SUYLA BATI’SIYLA
TÜRKİYE’Yİ HUZURA KAVUŞTURACAK OLAN
SADECE İSLÂM’DIR”…………………………………………………………………………………………………………..247
SONUÇ…………………………………………………………………………………………………………………………………..251
Kısa bir bakış: 1980’den günümüze uç sağ ve Kürtler…………………………………258
1980’lerde uç sağ ve Kürtler……………………………………………………………………………..260
1990’larda uç sağ ve Kürtler……………………………………………………………………………..263
2000’lerde uç sağ ve Kürtler……………………………………………………………………………..273
KAYNAKÇA …………………………………………………………………………………………………………………………..28


Bayram Koca
1988 yılında Adana’da doğdu. Lisans eğitimini Kocaeli Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü’nde tamamladı. Yüksek lisans ve doktora eğitimlerini Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Siyaset Bilimi Anabilim Dalı’nda tamamladı. Kilis 7 Aralık Üniversitesi’nde öğretim elemanı olarak çalışmaktadır. 2014 yılında Türkiye’de İslam ve Sol (Vivo, 2014) adlı kitabı derledi.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here