Psikolojideki Krizin Tarihsel Anlamı – Lev Vigotski

Gelişim psikolojisi, çocukların ve ergenlerin psikolojik gelişimi, dil gelişimi, bilişsel gelişim gibi alanlarda yaptığı çalışmalarla tanınan Sovyet psikolog Lev Vigotski’nin temel yapıtlarından birini okurlarla buluşturuyoruz.

Vigotski’nin bu kitabı, diğer eserlerinden bir miktar ayrılıp yöntem tartışmalarına odaklandığı, denebilirse diğer çalışmalarının altyapısını inşa etmeye çalıştığı, bunları yaparken de psikoloji dünyasında 20. yüzyıl başında yaşanan krizi ele aldığı öncü bir yapıt.

Ekim Devrimi’nden dokuz yıl sonra 1926’da kaleme alınan bu çalışma, Marksizm ile psikoloji arasındaki bağları geliştirme, idealizm ile materyalizm arasındaki ayrımları belirleme girişimi olarak da okunabilir.

Kendi çağında psikoloji disiplininin krize girdiğini savlayan Vigotski, ele alınan nesnelerle kavramlaştırmaların birbirinden ayrışmasına, genel bir kuramsal çerçevenin eksikliğine, çözümlenmemiş kuramsal ve yöntemsel sorunların tekrar tekrar ortaya çıkmasına işaret ediyor. Vigotski’ye göre sadece krize işaret etmek değil, onu aşmak için çözüm yollarını göstermek de önemli.

Psikolojinin Freud, Adler, Pavlov gibi büyük isimleriyle, Gestalt okuluyla, Rusya’daki Machçılıkla vb. kriz ve yöntembilim bağlamında yürütülen tartışmalar kitabın tarihî önemini daha da artırırken, günümüzde psikoloji biliminde yöntem birliği eksikliğinden kaynaklı tartışmaların doğru sonuca ulaştırılmasına da katkı sağlayabilecek nitelikte.

“Aracı nitelikte kuramlar –yöntembilimler, genel bilimler– yaratmak için, verili olgular alanının özünü, bunların değişim yasalarını, nitel ve nicel ayırt edici özelliklerini, nedenselliklerini ortaya çıkarmalıyız, buna uygun kategoriler ve kavramlar yaratmalıyız, kısacası kendi Das Kapital’imizi yazmalıyız.”


Dil, Kavram ve Bilinç:
Lev Vigotski’nin Zihin Kuramı
Giriş

Yirminci yüzyılın en etkili psikologlarından biri olan ve kuramları günümüzde de psikoloji biliminin açmazlarını çözüme
kavuşturmada önemli katkılar sağlayan Lev Simonoviç Vigotski
11 Kasım 1896’da şimdilerde Beyaz Rusya’da yer alan Orşa’da doğdu, 11 Haziran 1934’te Sovyetler Birliği’nin başkenti Moskova’da,
37 yaşında öldü. Kuramları psikoloji biliminde devrim yaratan
Vigotski hiçbir zaman resmî bir psikoloji eğitimi almadı. Tıp ve
hukuk alanlarında eğitim gördü, çok parlak bir öğrenci olduğundan Çarlık Rusyası’nın Musevilere karşı ayrımcı yasalarına
rağmen Moskova Üniversitesi’ne girmeyi başardı. Çok erken bir
yaşta ölen Lev Vigotski ardında gelişim psikolojisinden eğitim
bilimine, sanat psikolojisinden zihinsel ve bedensel engellilerin
eğitimine varıncaya kadar çok farklı alanları kapsayan yüzlerce
makale ve onlarca kitap bıraktı ve birçok alan çalışması yürüttü.
Bu yüzden de haklı biçimde “psikolojinin Mozart’ı” olarak anılır
(Toulmin, 1978).
Vigotski 1926’da kaleme aldığı Psikolojideki Krizin Tarihsel
Anlamı adlı çalışmasında, psikoloji biliminin içinde bulunduğu
çıkmazdan kurtuluşunun yolunun Marksist materyalist bir yöntembilime dayalı psikoloji bilimini yeniden inşa etmek olduğunu
belirtir. Marksist bir psikoloji Marx, Engels ve Lenin’den yapılan
alıntılardan oluşturulan bir kolaj olamaz. Bu görevi gerçekleştirmek için Marx’ın kapitalist toplumsal üretim ilişkilerini çözümleme yöntemini, psikoloji biliminin konusuna uygun kavramlar
ve kavramsal aygıtlarla psikoloji bilimine uygulamak gerekir:
Böyle aracı nitelikte kuramlar –yöntembilimler, genel bilimler–
yaratmak için, verili olgular alanının özünü, bunların değişim
yasalarını, nitel ve nicel ayırt edici özelliklerini, nedenselliklerini ortaya çıkarmalıyız, buna uygun kategoriler ve kavramlar
yaratmalıyız, kısacası, kendi Das Kapital’imizi yazmalıyız. ( Vigotski, 2021, 222)
Vigotski’nin bilimi kavramsallaştırma biçimi, yalnızca kendi
döneminde yaygın kabul gören davranışçılık, refl eksoloji, Geştalt
psikolojisi ve çağrışımcılığın kavramsallaştırmalarından farklı olmakla kalmaz, günümüzde psikolojide örtük de olsa halen baskın
değerler dizisi olan deneycilik ve işlemselcilik gibi pozitivizm ve
pozitivist esinli bakışların eleştirisini de barındırır. Deneyciliğe
göre bilgi yalnızca duyusal deney yoluyla elde edilir; herhangi bir
kavram veya önerme, derinlikli görünüşüne bakılmaksızın, olgulara göre düzeltilmeli, olgusal gözlemlere dayanmayan kavram
ve önermeler yadsınmalıdır. İşlemselciliğe göre ise bir kavramın
anlamı o kavramı doğrulamak için gerekli olan işlemlerin toplamından oluşur; örneğin uzunluk kavramı uzunluğun belirlenmesi için kullanılan işlemlerin toplamından başka bir şey değildir
(Bridgman, 1993, 59). Deneycilik ve işlemselcilik, bilimi gözlemlenebilir alana hapseder, soyut kavramları ise dolaysız biçimde deneysel gözlemle bağlantılı olduğu ölçüde olumlar (Arocha, 2021,
3). Oysa Vigotski’nin belirttiği gibi, “bilimin salt dolaysız deneyimle edinilmiş şeyleri inceleyebileceğini varsaymak, vahim bir
hatadır… Deneye dayalı bilimlerde bile, dolaysız deneyimin rolü
gitgide küçülmektedir. Planck, tüm kuramsal fizik sistemini birleştirmenin, insanbiçimci (antropomorfik) öğelerden, özellikle de
özgül duyu algılarından kurtulma sayesinde mümkün olduğunu
söylemiştir” ( Vigotski, 2021, 105).
Burada ön plana çıkan bir başka önemli nokta, Vigotski’nin
psikoloji biliminin sözcüğün gerçek anlamında olgun bir bilime
dönüşmesinin kendisine yabancı olan yöntemleri edinmekle değil,
gerçek, psikoloji biliminin araştırma konusunu incelemeye yarayan kavramları ve kavramsal aygıtları geliştirmesine bağlı olduğunu vurgulamasıdır. Buna göre beşeri bilimler ile doğa bilimleri
arasındaki benzerlik ve bu bilimlerin olgunluklarının ölçütü, bilimlerin nicelikselleştirilmesi veya nicel yöntem kullanması değil,
“doğal deneyimden bağımsız olarak inşa edilen” ve “dolaysız olarak verili olmayan şeylerin incelenmesini… bu şeyleri yeniden kurarak, izler ve etkilerini yorumlayarak” olanaklı kılan kavramları
geliştirebilmiş olmalarıdır ( Vigotski, 2021, 106). Bilimin amacı
deneysel görünüm altında yatan özsel gerçeklikleri ortaya çıkarmaktır; bir bilim dalı bunu başardıkça olgunlaşır ve bu olgunluk,
günümüzde ana akım psikolojide hâlâ egemen olan pozitivist önyargının tersine, belirlenimsiz nicel yöntemler uygulamakla değil,
uygun kavramsal donanımın geliştirilmesiyle ortaya çıkar.
Vigotski kendi döneminin ana akım psikoloji eğilimlerinin
bir çeşit meta-psikolojiye dönüştüklerini, bir dünya görüşü, bir
metafizik olarak ortaya çıktıklarını ifade eder. Bu farklı psikoloji
okulları arasındaki ortak yön olgusal düzeyde ve dar bir alanda
doğru olan bir bulguyu bir öze dönüştürmeleridir. Başka bir deyişle, bir anlamda tesadüfen bulunanı, olumsal olanı özselleştirmeleridir. Oysa esas sorun gerçekten de psikoloji biliminin araştırma alanını belirleyip bu araştırma konusunun ana birimini
ortaya çıkarmaktır, bu tıpkı Marx’ın politik ekonomi eleştirisinde
ve kapitalist üretim tarzını çözümleyişinde örneğin nüfus ile değil meta kategorisiyle işe başlamasına benzer. Sonunda ana akım
psikolojinin “kavramları” öylesine evrenselleşiyor ki içerikleri
bütünüyle kayboluyor ( Vygotsky, 1997b, 245-246). Bu durumun
nedeni, bu bakışta kavramın dışsal, hatta olumsal benzerliklerin
genelleştirilmesi olarak anlaşılmasıdır; oysa kavram çokluktaki
ve farklılıktaki birliği, ortak oluşumsal kökü ideal olarak kurmayı
başarırsa gerçekten kavram olur. Psikolojideki bunalım işte böylesi bir kavram kargaşasına yol açan yöntembilimsel bir sorundur. Burada iki önemli başlık kesişiyor: Biri psikoloji biliminin
yönteminin ne olduğu, ötekiyse –ki bu ilk sorunun da temelini
oluşturuyor– psikoloji biliminin (araştırma) konusunun ne olduğudur. Vigotski’ye göre psikoloji biliminin ana sorunu bilinç
(zihin) kavramıdır. Buna bağlı olarak yanıtlanması gereken başka
bir soru, insan ve hayvan zihni arasındaki ayrımın ne olduğudur.
Dolayısıyla da psikoloji bilimi bu konusunu doğru biçimde çözümleyecek yöntemi ve kavramları geliştirmelidir. Davranışçılık
ve refl eksoloji insan zihnini hayvan zihnine indirgeyerek, insan
zihninin hayvan zihninin daha “karmaşık” bir biçimi olduğu
varsayımıyla yola çıkar. Oysa Marx’ın dediği gibi, hayvan anatomisinin anlaşılmasının anahtarı insan anatomisinin anlaşılmasıdır (1993, 105). Bu bedensel anatomi için ne denli geçerliyse zihinsel anatomi için de o denli geçerlidir zira insan psiko-fiziksel bir
birliktir ( Vygotsky, 1997e, 45). Psikolojinin yöntembilimsel bunalımından çıkışı, ancak ve ancak Marksist materyalist bir yönteme
kavuşmasıyla olanaklıdır.

Psikoloji biliminin konusu: bilinç
Vigotski, Behterev ve Pavlov’un refl eksoloji yöntemlerini,
materyalist görünümlerine karşın, tam da özne-nesne ikiciliğini yeniden üretip savunduğu için eleştirir. “Akademisyen Pavlov
ve Behterev’in bakış açısının özünde ikici olduğu açıktır” (1997e,
46). Bu ikiciliğin kaynağı, Amerikan davranışçılığının ruh ikizi
olan refl eksolojinin zihin/bilinç kavramına başvurmaksızın davranışı açıklayabileceği sanrısıdır. Vigotski (1997a) bilinç kavramını dışlayan bir psikoloji biliminin eksikliklerini şöyle sıralar:
1. Karmaşık davranışsal sorunları kavrayamayış (63).
2. Dar bakış açısı: İç konuşma veya somatik tepkiler gibi birçok
psikolojik sürecin dışta bırakılıp yalnızca gözle görülen süreçlerin değerlendirmeye alınması; oysa “insan her zaman düşünür, bu da davranışını etkiler” (64).
3. İnsan ve hayvan davranışları arasındaki sınırın kaybolması;
böylece biyoloji, sosyoloji ve psikoloji gibi sosyal bilimlerin yerini alır (64). Oysa Marksist materyalist bakışın da onayladığı
gibi gerçeklik zuhur eden farklı katmanlardan oluşur; her ne
kadar üst katmanlar daha alt katmanların üzerinde yükseliyorsa da, bu farklı alanların tabi oldukları yasalar ayrıdır, üst
katmanların yasaları alt katmanların yasalarına indirgenemez
(örneğin canlı maddenin biyolojik hareket yasaları, her ne kadar kimyasal hareket yasalarını içerse de, bu yasalara indirgenemez). Aynı biçimde, insan toplumu ve bilincinin yasaları
hayvanlar âlemini yöneten yasalara indirgenemez; bu iki alan
nitelikçe farklıdır. Dahası, insan bilinci doğal değil, tarihseltoplumsal bir görüngüdür; Engels’in belirttiği gibi gerek insan
eli, gerek insan zihni ve bizzat toplumsal varlığı veya insanın
toplumsal bir hayvan (zoon politikon) olarak ortaya çıkışı insan
emeğinin (ve en geniş anlamda insan faaliyetinin) sonucudur
(1975, 456). Bu yüzden de insan toplumu ve bilinci belirli tarihsel üretim biçimlerince belirlenir, farklı toplumsal biçimlerde
gerçekleşir ve bundan dolayı farklı tarihsel yasalarca yönetilir.
4. Yukarıda da belirtildiği gibi, bilinç kavramını dışlamak kadim
metafizik zihin-beden (ruh-madde) ikiciliğini olduğu gibi yeniden üretir: “İnsan davranışının öznel görüngülere başvurulmaksızın bütünüyle açıklanabileceğine (zihni içermeyen
bir psikoloji icat edilebildiğine) dair refl eksolojinin temel ilkesi öznel psikolojinin ikiciliğinin tersyüz edilmiş biçiminden
başka bir şey değildir” ( Vygotsky, 1997a, 65).
5. “Bilinç kavramının dışlanmasıyla bütünüyle biyolojik saçmalıklar çemberine sıkışıp kalınır,” (65) oysa psikoloji biliminin
konusu bilinç/zihin olarak belirlendiğinde, bu “yeni şey”in bütün özgüllükleri inceleme konusuna dâhil olur.
6. Davranışı bir tepkiler toplamı olarak kavramsallaştırmak
yanlıştır; “tepki” oldukça soyut (belirlenimsiz) bir kavramdır
ve zihnin araştırılmasının temel bir kavramı olarak işlev göremez. Bunun yanı sıra Vigotski çağdaşı olduğu Sovyet akademisyenlerinin kullanımında “tepki” sözcüğünün neyi imlediği konusunda kafa karışıklığı içinde olduklarını belirtir:
Örneğin “özgürlük tepkisi” sözündeki “tepki” “salya tepkisi”
sözündekiyle aynı anlama gelmez. Dahası, tüm bu terimleri
ortak bir paydaya indirgemek “tepki” sözcüğünü anlamsız kılar (66).
Öyleyse bilinç nedir? “Bilinç, davranışın yapısına dair sorunudur” ( Vygotsky, 1997a, 67). Hayvan davranışı bütünüyle kalıtımsal ve bireysel deneyime (koşulsuz artı koşullu tepkiye) bağlı
olarak açıklanabilir. İnsan davranışı içinse böyle bir durum söz
konusu değildir: İnsan davranışında işin içine yeni öğeler katılır.
Buna örnek olarak tarihsel deneyim (öğrenim aracılığıyla atlardan miras alınan, biriken tarihsel deneyim) gösterilebilir. Yanı
sıra toplumsal deneyimden, kişinin öteki kişilerle ilişkisi içinde
öğrendiği deneyimden de söz edilebilir. İnsan davranışının en
önemli yönüyse eyleminin etkin uyum sağlayabilme özelliğidir
–çevreyi kendi davranışımıza uyumlu hale getirebilme özelliği.
Vigotski, Marx’ı izleyerek insan etkinliğinin ürünlerinin öncelikle imgelemde, ideal bir biçimde oluşturulmasından söz eder:
“Bir örümcek, dokumacının çalışmasını andıran faaliyetlerde bulunur ve bir arı, bal peteğini yaparken bazı mimarları utandırır.
Ama en kötü mimarı en iyi arıdan daha en başından ayırt eden
şey, mimarın peteği balmumundan yapmadan önce kafasında
kurmuş olmasıdır” ( Marx, 2011, 182). Vigotski’ye göre bu durum
onun “deneyimin ikizleşmesi” olarak adlandırdığı şeyi ifade eder:
“ Marx’ın sözünü ettiği şey insan emeği sürecinde kaçınılmaz olan
deneyimin ikizleşmesidir… Biz bu durumu ikiz deneyim olarak
adlandıracağız” ( Vygotsky, 1997a, 68).
İkiz deneyim, öte yandan bilincin emek/etkinlik sürecinde ortaya çıkan toplumsal bir olgu, toplumsal bir görüngü olarak zuhur ettiğini gösterir. Buna göre “bilinç kişinin kendisiyle
toplumsal karşılaşmasıdır” ( Vygotsky, 1997a, 78). İkizleşme, öte
yandan, yeni, yalnızca insana özgün bir etkinlik alanının ortaya
çıkmasını imler: Kavramlar düzlemi. Ancak bunun tam olarak
ne anlama geldiğini açıklayabilmek için “psikolojik araçlar”ın ve
kavramların oluşum sürecine ve buna bağlı olarak özgün insan
bilincinin oluşumuna ve dilin bu süreçteki belirleyici rolüne bakmak gerekir.

Psikolojik araçlar ve dil
İnsan dilinin ortaya çıkışı yalın duyumdan düşünceye bir geçişin, Aleksander Luria’nın deyişiyle cansız maddeden canlı maddeye sıçrayışla kıyaslanabilecek ( Luria, 1982, 37) bir dönüşümün
de göstergesidir. İnsan dilinin ortaya çıkışıyla düşünce ve buna
bağlı olarak duyu, genel, anlamlı bir biçime kavuşur, eş deyişiyle,
düşünce gerçekliği genelleşmiş bir biçimde “yansıtma”ya başlar.
Genelleme, bilincin ilk ve başat birimi olan söz-anlamın kuruluşuyla ilişkili olan “düşüncenin sözel bir edimi”ni imler ( Vygotsky
1987, 47).
Yukarıda da değinildiği gibi, insan bilincinin oluşumuyla deneyim ikizleşir. Yanı sıra, insan bilincinin davranışı düzenleyici
bir etkisi bulunmaktadır ( Vygotsky, 1997a, 72). Başka bir deyişle
bilinç organizmanın durumuna en uygun tepkiler dizisini harekete geçiren uygun döngüsel tepkileri yeni uyaranlar olarak seçer. Bu
anlamda bilincin temelini oluşturan şey “bedenimizin kendi eylemi aracılığıyla kendi (yeni eylemlerinin) uyaranı olabilme yetisidir” ( Vygotsky, 1997a, 71). Bilinç, bireyin toplumsal çevreye etkin
biçimde uyum sağlamasına yarayan düzenleyici döngüsel tepkilerin bir bütünü ve bu yüzden toplumsal bir ilişkidir.
Toplumsal davranışın ortaya çıkmasına yol açan söz konusu
düzenleyici işlev, Vigotski’nin, maddi üretim araçlarına atfen,
“psikolojik araçlar” veya aygıtlar olarak nitelendirdiği belirli araçlar yoluyla gerçekleşir ( Vygotsky, 1997e, 85). Düzenleyici tepkiler
18 Psikolojideki Krizin Tarihsel Anlamı
aracılığıyla bilinci kuran ve belirleyen en önemli psikolojik araç
dil veya konuşmadır. Bir toplumsal ilişki olarak bilincin oluşumu
ve toplumsalın bireyselleşmesi olarak bilincin ortaya çıkmasını
önceleyen toplumsal (ortak) eylemin kuruluşu toplumsal (ortak)
eylemin temeli olarak geri döndürülebilir uyaranların ve tepkilerin belirmesine yol veren konuşma dolayımıyla gerçekleşir.
Dil veya konuşma aynı zamanda bireyselleşme sürecinde toplumsal istencin içselleştirilmesi aracı işlevine sahiptir. Konuşma
(dil) özgün bir araç, toplumsal davranış kurallarını dolayımlayan
ve bunların bireye aktarılmasını sağlayan bir göstergeler ve imlemler dizgesidir. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta
kullanımı aracılığıyla kişiye aktarılan belirli bir araç olarak dilin
“toplumsal anlamı”dır: Her araç kaçınılmaz olarak onu kullanana
belirli hareket biçimleri dayatır. Örneğin, yalın bir araç olan bir
kaşığın “doğru” işlevini yerine getirmesi belirli bir biçimde tutulmasına, bir çorba kâsesine belirli bir biçimde yaklaştırılmasına,
çorbaya belirli bir biçimde daldırılmasına vs. bağlıdır. Ama en
önemli yön, bir kaşığın, örneğin, bir şeyi karıştırmak veya yemek
için kullanıldığında toplumsal olarak geliştirilen kurallar dizisidir; bir kaşığın kullanım anındaki kullanılma biçiminin yasası
toplumsal anlamının bir işlevi ve uğrağıdır. Bundan dolayı gerektiğinde başka bir araçla, örneğin bir çatal veya bıçakla yer değiştirebilir. Dil ve gösterge dizgeleri için de durum buna benzer: Her
ne kadar bir dili konuşma, belirli yüz ve gırtlak kaslarının doğru
biçimde kullanılmasını gerektirse de dilin (konuşmanın) gerçek
anlamı dil aracılığıyla bireye aktarılan anlamdır.
Benin oluşumu ve başkalarıyla karşılaştırılabilmesi özgün
toplumsal bir uyaran olarak konuşma aracılığıyla olanak kazanır;
konuşma (dil) aracılığıyla kendimi, tıpkı başkalarını bilebildiğim
gibi bilebilirim. “Toplumsal davranışın ve bilincin mekanizması
bir ve aynıdır. Konuşma bir yandan ‘toplumsal temas tepkileri’
dizgesidir, öte yandan haddizatında bilincin tepkileri dizgesi, eş
deyişle öteki dizgeleri yansıtma aygıtıdır” ( Vygotsky, 1997a, 77).

Bu anlamda bireysel bilinç ile toplumsal davranışın kuruluşu örtüşür –bunlar aynı özün, en geniş anlamıyla emek sürecinin (insan etkinliğinin)– iki yüzü veya var olma biçimidir. Bundan dolayı bireysel ve sosyal psikoloji aynı bilimin iki yönü olarak ortaya
çıkar; bu bilim, somut bilimlerin biçimlerinin tarihsel irdelenmesinin ve kuramsal çözümlemesinin yolunu açar. Vigotski’nin
belirttiği gibi,
Davranışın yüksek biçimleri gelişimleri sürecinde sahneye iki
defa çıkar: İlkin kolektif davranış biçiminde, zihinler-arası bir işlev şeklinde, ikinci kez ise zihin-içi bir işlev şeklinde, davranışın
belirli bir biçiminde. Biz bu gerçeği, çok yaygın olduğundan, ayırt
edemiyoruz, onu göremiyoruz. Bunun en açık örneği konuşmadır. Konuşma ilkin çocuk ile toplumsal çevre arasındaki temas
kurma aracıdır. Ancak çocuk kendi kendine konuşmaya başladığında bu kolektif bir davranış biçiminin bireysel deneyim pratiğine aktarılması biçiminde anlaşılabilir. ( Vygotsky, 1997c, 95)
Yukarıdan da anlaşılabildiği gibi psikolojik araçların davranış
üzerindeki etkisi fiziksel araçların fiziksel, dışsal faaliyete etkisini andırır. Tıpkı fiziksel aygıtlar gibi psikolojik araçlar da eylem
kurallarını belirledikleri veya eylem kurallarının uygulanmasının dolayımı oldukları anlamında “ideal” bir yapıya sahiptir (burada ideal, nesnelerin/nesnelliğin biçimine karşılık gerçekleştirilen insan eyleminin biçiminin nesnelleştirilmesini imler). Kural
(yasa) toplumsal ve tarihsel çevre tarafından araçlar dolayımıyla
oluşturulur. Araç toplumsal olarak belirlenen eylem kuralları ile
insanlaşma ve bireyselleşme sürecinde bu kuralları içselleştiren
kişi arasındaki orta terimdir.
Bireyleşme ne biçimsel mantıktaki örneklemeyi andırır ne
de nedensel, belirlenimci bir süreci imler. Bizzat aracın kişi tarafından kullanılması kişinin bireyselleşmedeki etkin bir konuma
yerleşmesini sağlar. Araçlar doğal değil, toplumsal-tarihsel yaratılar olduklarından dolayı onları kullanan bireyin sürece müdahil olmasının yolunu açar. Dil ve gösterge dizgelerinin yanı sıra
kavramlar ve “kavramsal organlar” zihinsel işlevlerin sürecini
ve yapısını bütünüyle dönüştürür. Dilin araç benzeri işlevinin
göstergesi olan ve insan davranışının gerçekleşmesinde devrimci bir etkiye sahip olan anlam sürekliliği daha üst bir düzlemde
elde edilebilir. İnsan dışındaki hayvanlarda eylem aleti sürekli
bir anlama kavuşmaz. Başka bir deyişle eylem aleti, örneğin bir
maymun için, etkinliğin dolaysız çevresine bağlıdır ve yalnızca
bu belirli bağlamda bir anlama sahiptir.
İnsan eyleminde ise alet özgül, sürekli bir anlama kavuşur ve
bir araca dönüşür; alet bu soyutlama edimi yoluyla anlama kavuşur ve somutlaşır. Öyleyse anlam üretimi sıradan bir nesneyi
bir eylem aracına dönüştürmek demektir; başka bir deyişle bir
araç olarak nesnenin toplumsal anlamını süreklileştirmek, evrenselleştirmek demektir. Bu anlamda araç bir somut evrenseldir.
Göstergelerin kuruluşu ve kullanılmasıyla birlikteyse soyutlamanın daha bir üst seviyesine geçer, dolayısıyla daha somuta yükseliriz. Hayvanların ve insanların alet kullanımını karşılaştırırken
Vigotski’nin söylediği gibi “İnsan değneği maymunsa meyveyi
ister… Araç dolaysız durumdan soyutlanmayı gerektirir. Araçlar
başka türden uyarı ve dürtü gerektirir. Araç (nesnenin) anlamıyla
ilintilidir” ( Vygotsky, 1997f, 131).
Araçlar ve simgelerin kullanımı psikolojik gelişim sürecinde
iç-ilişkili olarak değerlendirilmesi gereken süreçlerdir. Oluşumsal
kökleri ayrı olan bu iki sürecin birleşmesi bilincin gelişim sürecinde büyük bir sıçramanın göstergesidir. Konuşma (çocukta) geliştikçe sorun çözme etkinliğinin girift bir öğesine dönüşür: “Çocuk
pratik bir sorunu yalnızca gözleri ve elleri aracılığıyla değil, konuşmanın da yardımıyla çözer” ( Vygotsky, 1994, 109). Böylece
insan etkinliği algılama, konuşma ve eyleme birliğine dönüşür.
Göstergeler ve simgelerin bu araç-benzeri veya araçsal işlevleri
dolayımlayıcıdır: Bunlar ( Leontev’in “dolaysızlık postulatı” olarak
adlandırıp eleştirdiği) dolaysız çağrışımsal bağlantıların yerine geçer. Bunun sonucunda bilinç özgül aygıtlar, “psikolojik”, kavramsal veya “ideal” araçlar olan göstergeler aracılığıyla öznelleştirilmiş nesnellik olarak belirir (Azeri, 2011, 11-15).

Düşünme ve kavram
Konuşma ve simgesel araçların işe karışmasıyla çocuğun çevresi ve kendisiyle ilişkisi dönüşüme uğrar. Aynı biçimde kavramların ortaya çıkışıyla oluşan bu yeni simge-dolayımlı etkinlik
daha büyük bir sıçrama yapar. Düşünme ve konuşma arasındaki
ilişkinin yöntembilimsel bir kavrayışı bu simge-dolayımlı etkinliğin ve insan bilincinin anlaşılmasının anahtarıdır. Böyle bir
kavrayış ait olduğu dizgenin bütün özgüllükleri ve özniteliklerini
barındıran konuya uygun araştırma biriminin doğru biçimde anlaşılmasına dayanır. Vigotski’nin ifadesiyle,
Elementlere karşıt olarak birimler, bütünün kendisini değil, bu
bütünün somut öğelerinin ve özniteliklerinin başat yönlerini
oluşturan çözümlemenin ürünüdür. Elementlerden farklı olarak
birimler bütüne içkin öznitelikleri kaybetmez. Birim yalın, ilkel
bir biçimde çözümlemenin konusunu oluşturan bütünün özniteliklerini barındırır. ( Vygotsky, 1987, 244)
Tıpkı Marx’ın politik ekonominin çözümlemesinin temel birimini (hücresini) meta olarak belirleyip kapitalist ekonomiyi çözümlemesine bu birimden başlaması gibi, Vigotski de düşünme
ve konuşma arasındaki ilişkinin (ve bundan dolayı insan bilincinin) çözümlemesinin temel birimini söz-anlam olarak belirler.
Düşünmeyle konuşmanın birliği sözün düşüncenin kurucu bir
öğesi, düşüncenin de sözün kurucu bir öğesi olduğu anlamına
gelir. Düşünce ve söz dışsal olarak ilişkilenmez; bunlar düşünme
ve konuşmanın içsel yaşamını kurmak üzere birleşir. Geleneksel
(deneyci, Geştalt vb.) ve dilbilimsel psikoloji sözün özüne ilişkin
soruyu, bir sözü o söz yapanın ne olduğu sorusunu göz ardı edegelmiştir. Yanı sıra, bu bakış açıları söz-anlamın gelişip değiştiğini de görmezden gelmiştir.
Söz-anlamı insan dilinin ve bilincinin birimi olarak belirlemekle Vigotski insan diline özgü bir özniteliğin altını çizer: Söz
(birimses veya ses) ve (sorun çözme davranışı olarak) düşüncenin
oluşumsal kökleri farklıdır; ancak bu ikisi insan dilinde birleşip
ayrılamaz bir bütün oluşturur. Konuşma ile düşünme veya söz ile
anlam insan yaşamında araç-benzeri (soyut) ve bundan dolayı somut evrensel bir biçime bürünür ve toplumsal bir anlama kavuşur.
Ses anlama büründüğünde, konuşma düşünsel, düşünme ise dilsel biçime kavuştuğunda gerek söz (ses) gerekse düşünme (anlam)
olumsal niteliğini yitirir ve “zorunlu” hale gelir. Sözün veya sesin
olumsallığı (genellikle dışsal) uyaranlara karşı sıradan duysal bir
tepki olmasından kaynaklanır. Düşüncenin olumsallığıysa koşullu tepkinin temeli olmasında açığa çıkar. Gerek söz gerek düşünce
bu başlangıç seviyesinde uyaranlara gösterilen dolaysız tepkilerdir.
Bu olumsallık, örneğin, dilin bireyoluşunda ortaya çıkar. Çocuğun
sinkretik imgeleri veya karmaşık simgeleri herhangi bir mantığa
uymadıklarından değil, bütünüyle dışsal (nesnel) uyaranların
mantığına tabi olduklarından dolayı olumsaldır.
Konuşmanın belirmesiyle çocuğun psikolojik işlemleri özsel
biçimde dönüşüme uğrar. Çocuğun dolaysız etkinlik alanını manipüle etme davranışı yerini dolaylı edimlerden oluşan bir diziye
bırakır. Konuşma çocuğun davranışını tümüyle yeniden düzenleyen bir göstergeler dizgesi olarak işler. Çocuk, çevresini manipüle etmek ve verili pratik görevleri yerine getirmekten önce kendi
davranışını manipüle eder ( Vygotsky, 1994, 122-123). Dahası, çocuğun en temel olduğu varsayılan zihinsel fonksiyonları bile nitelikçe dönüşür ve konuşma tarafından belirlenir.
Bu süreç bireysel düşünme yetisinin içinden “arı” düşünmenin
ortaya çıkabilmesine yol açar. Düşünme her zaman çocuktan önce
vardır, eş deyişle çocuğun bireysel düşünüşü kendisinden önce var
olan düşünceleri düşünmek biçiminde gerçekleşir. Düşünme çocuğun varlığını potansiyel ve edimsel olmak üzere iki anlamda önceler. Düşüncenin potansiyel olarak çocuktan önce varlığı, konuşma ile düşünmenin farklı oluşumsal köklerden kaynaklanmasıyla
ilgilidir. Bu potansiyelin (insan düşüncesi olarak) edimselleşmesi
konuşmayı gereksinir. Bu durum ben-merkezli konuşmayla başlayan, bunun iç konuşmaya dönüşmesiyle süren ve bütünlüklü biçimine kavramsal düşünme ve düşünsel dilde kavuşan düşünmenin
gelişim sürecini açıklar. Bu, düşüncenin (hayvanlardaki gibi) dışsal uyaranlara karşı sorun çözme biçiminde gerçekleşen sıradan
bir tepkiden anlamlı düşünceye dönüşmesi sürecidir.
Düşüncenin edimsel olarak çocuğun varlığını öncelemesi ise
bir toplumsal gerçeklik –bir ideal– daha açık biçimde söylenirse
bir toplumsal ilişki olarak düşüncenin varlığını imler. Düşüncenin
bu yönü sermayenin devimi ve emek ile ilişkisine anıştırma yoluyla anlaşılabilir. Sermaye, her şeyden önce ve temelde, bireysel
sermayelerin toplamına indirgenemeyen toplumsal bir ilişkidir.
Öz-değerlenme devimi ve büyümesi ise emek gücü ile mübadelesine ve emeği biçimsel ve gerçek biçimde tahakküm altına almasına bağlıdır. Sermaye (soyut) emeğin ürettiği artık değeri iç ettiği
ölçüde büyüyebilir. Sermayenin varlığı emeği önceler –emeği işe
koşup harekete geçiren sermayedir– ancak bu mantıksal önceliğin edimselleşmesinin yanı sıra bizzat sermayenin varlığı (özgür)
emeğin varlığına bağlıdır. Emek tarihsel olarak sermayeyi önceler
ancak sermaye mantıksal olarak emekten önce gelir. İlyenkov’un
da belirttiği gibi,
Haddizatında emek gücü, tıpkı hava, toprak ve madenler gibi,
genel olarak çalışma yetisi biçiminde sermayenin kökeninin tarihsel öncüllerinden biridir. Bu biçimiyle emek, aynı zamanda
sermayenin sonucuna veya ürününe dönüşmeksizin, sermayenin
ortaya çıkışının sıradan öncüllerinden biri olarak kalır. Ne var
ki sermaye emek gücünü etkin biçimde (onu kendi ürünü biçiminde) bir meta olarak, eş deyişle sermayenin bir öğesi olarak iş
görecek somut tarihsel biçimde yeniden üretir. (1982, 211)
Buna benzer olarak bir toplumsal ilişki olarak kavramsal düşüncenin gerçekleşmesi ve kavramın büyümesi düşünsel-malzemenin toplumsal varlığının yanı sıra kavramlarla düşünüp eyleyen insanı (çocuğu) gereksinir. Ancak çocuğun gerçek biçimde düşünüşü
(kavramsal düşünme ve buna bağlı olarak bilincin belirmesi) yalnızca bir toplumsal ilişki olarak kavramsal düşünsel-malzemesinin
düşünceyi kendi suretinde biçimlendirip kendi ürünü olarak yeniden üretmesiyle edimselleşir. Bu durum, neden söz-anlamın (kavramın) düşünme ile konuşmanın ilişkisinin ve buna bağlı olarak
bilincin çözümlenmesinin birimi olarak ortaya çıktığını açıklar.
Söz-anlam ile bilincin ilişkisi meta ile sermayenin ilişkisine benzer:
Nasıl ki metanın çözümlenmesi kapitalist üretim ilişkilerinin özniteliklerini açığa çıkarıyorsa, söz-anlamın çözümlenmesi de tarihsel
görüngüler olarak düşünme, konuşma ve bilincin özniteliklerini
gözler önüne serer. Bu süreç düşünme ve konuşmanın devimini ve
söz-anlam biçiminde birleşmesini gösterir. Vigotski’nin ifade ettiği
gibi dilin edinimiyle
Çocuk daha önce başkasına uyguladığı davranış biçimlerini
kendine uygular, bunun sonucunda kendi davranışını bir toplumsal türe göre belirler. Bundan dolayı karmaşık pratik bir
sorunu çözmeye yönelik zekice eyleminin ve davranışını denetlemesinin kaynağı salt mantıksal bir edimin icadı değil, toplumsal bir tutumu kendine uygulaması ve davranışın toplumsal bir biçimini kendi psikolojik düzenlenişine aktarmasıdır.
( Vygotsky 1994, 119)
Düşüncenin çocuktan önce varlığı yalnızca mantıksal-ideal
bir durumu imlemez. Düşünsel-malzeme çocuğun gerek pratik
gerek kuramsal düşünüşünü önceler. Ancak ister pratik olsun ister kuramsal, düşünme yalnızca dışsal, nesnel eylem biçiminde
gerçekleşebilir. Konuşmanın kendi üzerine bükülebilmesi sözün
ve düşüncenin çocuğun etkinliğini dışarıdan belirlediği düşünmenin somut bir düzeyini gösterir. Konuşmanın tasarlama işlevinin belirmesi ise konuşmanın zihin-içi işlevinde belirginleşen
sözün çocuk tarafından içselleştirilmesini, düşünme ile konuşmanın birleşmesini imler.

Sonuç yerine
Kavramlar anlam üretiminin ve süreklileştirilmesinin başat
aracıdır. Kavramlar düşünme ile konuşmanın kesişim noktasında ortaya çıkar. Bundan dolayı da kavramlar başından beri
özel değil kamusal (toplumsal) varlıklardır. Kavramlar gösterdikleri şeylerin özsel öğelerini imler. Kavram farklı soyutlama
düzlemlerinde gerçekliğin belirlenimli öğelerini tanıtır. Bu yolla kavramlar imledikleri nesneleri eylem araçlarının uzantısına
dönüştürür. Başka bir deyişle, kavramlar imledikleri görüngülerin toplumsal anlamlarını ortaya çıkarıp belirler. Özgün insan
bilinci ise ancak toplumsal varlıklar olarak kavramlar ve kavramsal dizgelerin özümsenmesi ve bu yolla kişinin toplumsalın
bükülmesi olarak bireyselleşmesiyle ortaya çıkar.
Yanı sıra, insan bilincinin ortaya çıkması düşünsel (zihinsel) ile bedensel devimlerin ayrışmasıyla da koşutluk gösterir.
Vigotski’nin belirttiği gibi, “insan eyleminde [etkinliğinde], gösterge ve sözün dolayımı eyleme sokulur sokulmaz, algı ile devimin doğal birlikteliği son bulur ve yerini kültürel yapısal ilişkilere bırakır. Bundan dolayı insan etkinliği bütünüyle dolaylı, dolayımlayıcı bir özgüllük kazanır” ( Vygotsky, 1999, 31). Bu yolla
genel olarak insan etkinliği araç-dolayımlı bir niteliğe bürünür
ve dolaysız uyaranlardan “bağımsızlaşır”. Araç-dolayımlı eylem
uyaranlara verilen “gecikmeli” tepkidir; bu durum düşünce edimi için de geçerlidir: Psikolojik ve kavramsal araçlar yoluyla insan düşünüşü dolayımsızlığından, eş deyişle dolaysız sorunlara
dolaysız bir karşılık biçiminde gerçekleşen sıradan sorun çözme
biçiminden kurtulur. Bu yolla düşünce “arı” zihinsel edim biçiminde bağımsız bir öznitelik kazanır, “düşünme-uğruna-düşünme” veya evrensel düşünce biçimine bürünür. Ne var ki içselleştirilmeleri bireysel bilincin ortaya çıkmasına yol açan psikolojik
ve kavramsal araçların toplumsal yapısından dolayı “arı” düşünce
26 Psikolojideki Krizin Tarihsel Anlamı
gerçekten toplumsal düşünce biçiminde belirir –evrensel düşünce
toplumsal düşünme olarak, eş deyişle arı düşünce birlikte düşünmek biçiminde ortaya çıkar.
Siyaveş Azeri
School of Advanced Studies
University of Tyumen
Tümen, Rusya Federasyonu
Şubat 2021

Kaynakça
Arocha, J.F. (2021). “Scientific Realism and the Issue of Variability in Behavior”. Th eory and Psychology. https://doi.org/10.1177/0959354320935972
Azeri, S. (2011). “Consciousness as Objective Activity: A Historical Genetic Approach”. Science and Society 75 (1): 8-37.
Bridgman, P. (1993). “Th e Operational Character of Scientific Concepts”. Th e Philosophy of Science, edited by R. Boyd, P. Gasper, & J. Trout, 57-69. Boston: MIT
Press.
Engels, F. (1975). Dialectics of Nature. MECW, Vol. 27, 311-588. Moscow: Progress
Publishers.
Ilyenkov, E. (1982). Th e Dialectics of the Abstract and the Concrete in Marx’s Capital.
Moscow: Progress Publishers.
Luria, A. (1982). Language and Cognition. New York: John Wiley & Sons.
Marx, K. (2011). Kapital: Ekonomi Politiğin Eleştirisi, 1. Cilt. Çev. M. Selik & N. Satlıgan. İstanbul: Yordam Kitap.
Marx, K. (1993). Grundrisse: Foundations of Political Economy. Penguin Books.
Toulmin, S. (1978). “Th e Mozart of Psychology”. Th e New York Review, Vol. 25, 51-57.
Vigotski, L. (2021). Psikolojideki Krizin Tarihsel Anlamı: Yöntembilimsel Bir İnceleme. Çev. Ş. Alpagut. İstanbul: Yordam Kitap.
Dil, Kavram ve Bilinç 27
Vygotsky, L. (1999). “Tool and Sign in the Development of the Child”. Th e Collected
Works of L.S. Vygotsky, Vol. 6, edited by Robert W. Rieber and Jeff rey Wollock,
3-68. New York: Plenum Press.
Vygotsky, L. (1997a). “Consciousness as a Problem for Psychology of Behavior”. Th e
Collected Works of L. S. Vygotsky, Vol. 3, edited by W. Rieber and J. Wollock. 63-
79. New York: Plenum Press.
Vygotsky, L. (1997b). Th e Historical Meaning of the Crisis in Psychology: A Methodological Investigation. Th e Collected Works of L. S. Vygotsky, Vol. 3, edited by W.
Rieber and J. Wollock. 233-343. New York: Plenum Press
Vygotsky, L. (1997c). “On Psychological Systems”. Th e Collected Works of L. S.
Vygotsky, Vol. 3, edited by W. Rieber and J. Wollock. 91-107. New York: Plenum
Press.
Vygotsky, L. (1997d). “Th e Instrumental Method in Psychology.” Th e Collected Works
of L. S. Vygotsky, Vol. 3, edited by W. Rieber and J. Wollock, 85–89. New York:
Plenum Press.
Vygotsky, L. (1997e). “Th e Methods of Refl exological and Psychological Investigation”. Th e Collected Works of L. S. Vygotsky, Vol. 3, edited by W. Rieber and J.
Wollock, 35-49. New York: Plenum Press.
Vygotsky, L. (1997f). “Th e Problem of Consciousness.” Th e Collected Works of L. S.
Vygotsky, Vol. 3, edited and translated by W. Rieber and J. Wollock, 129–138.
New York: Plenum Press.
Vygotsky, L. (1994). “Tool and Symbol in Child Development”. Th e Vygotsky Reader,
Oxford: Blackwell, 99-174.
Vygotsky, L. (1987). Th inking and Speech. Th e Collected Works of L. S. Vygotsky, Vol.
1, edited by R. Rieber and A. Carton, translated by N. Minick. 37–285. London &
New York: Plenum Press.


Kitabın Künyesi
Psikolojideki Krizin Tarihsel Anlamı
Yöntembilimsel Bir İnceleme
Lev Vigotski
Yordam Kitap
Sayfa Sayısı : 256
Basım Tarihi : Şubat 2021
Çeviren : Şükrü Alpagut


İçindekiler
Dil, Kavram ve Bilinç:
Lev Vigotski’nin Zihin Kuramı / Siyaveş Azeri …………… 11
Giriş ……………………………………………………. 11
Psikoloji biliminin konusu: bilinç …………………………. 14
Psikolojik araçlar ve dil …………………………………… 17
Düşünme ve kavram …………………………………….. 21
Sonuç yerine …………………………………………….. 25
Bölüm 1
Krizin Doğası ………………………………………….. 29
Bölüm 2
Yaklaşımımız ………………………………………….. 36
Bölüm 3
Bilimlerin Gelişimi ……………………………………. 45
Bölüm 4
Psikolojide Güncel Akımlar …………………………… 50
Bölüm 5
Genellemeden Açıklamaya …………………………….. 56
Bölüm 6
Bir Bilimin Gelişiminde Nesnel Eğilimler ……………… 75
Bölüm 7
Bilinçdışı. Bambaşka Kuramların Kaynaştırılması ……. 79
Bölüm 8
Biyogenetik Varsayım. Doğa Bilimlerinden Alınanlar .. 101
Bölüm 9
Bilimsel Dil Üstüne …………………………………… 125
Bölüm 10
Psikolojideki Kriz ve Anlamı Hakkında Yorumlar ……. 146
Bölüm 11
Görgül Bir Psikoloji Yaratma Fikrinin İflası ………… 158
Bölüm 12
Krizin İtici Güçleri …………………………………… 172
Bölüm 13
İki Psikoloji …………………………………………… 183
Bölüm 14
Sonuç …………………………………………………. 227
Kaynakça ……………………………………………….. 247
Dizin …………………………………………………….. 251

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here