Jana Gel (Halkın Acısı) – Îbrahîm Ehmed

(*) İbrahîm Ehmed 1914 ya da 1915 yılında Süleymaniye?de doğdu. Bağdat?ta hukuk eğitimi aldı. 1942-44 yılları arasında ise Irak?ta yargıçlık yaptı. 1939 yılında Gelawêj adını taşıyan bir edebiyat dergisini Elaeddîn Seccadî ile birlikte çıkardı. Bu derginin yayını on yıl sürdü. Irak?ın mevcut durumundan dolayı zamanın birçok yazarı gibi siyasete girdi. Parti kurdu, bazı partilerin üst düzey kademesinde yer aldı. Ama her zaman edebiyatla ilgilendi ve Kürtçenin ilk romanlarından birini yani Jana Gel?i (Halkın Acısı) yazdı. Jana Gel, Kürtçenin Soranice lehçesiyle yazılmış bir eserdir. Ancak Ziya Avcı onu Kürtçenin Kurmanci lehçesine çevirdi. Îbrahîm Ehmed, Jana Gel romanını 1956 yılında yazdı ama kitap ancak 1972 yılında basıldı. Romanın bazı bölümleri ise 1969 yılında Kürtçe bir dergi olan Rizgarî?de yayımlandı.
Jana Gel, birçok didaktik yönüne ve eksikliğine rağmen Kürtlerin acısına odaklanan bir eserdir. Yazar bu eserini Cezayir?deki savaşçılara adamıştır. Roman yıllarca cezaevinde yatmış bir adamın, Camêr?in dışarıya çıkmasıyla başlar. Aslında bu teknik daha sonra da birçok Kürtçe romanda kullanılmıştır. Bunun muhtemel nedenleri arasında yurtsuzluk, toprağından kopma duygusu yatar. Bu teknik sayesinde karakterin üç dönemine şahit oluruz. Cezaevine girmeden önceki memleket koşulları, cezaevi koşulları ve bugün dışarı çıktığında değişen, dönüşen hayat ve yabancılaşma… İçerdekiler-dışardakiler meselesi sıkça işlenir. Romanın kahramanı dışarı çıktığında yurdunun içinde bulunduğu hâllere şahit olur. Durum hiç de iç açıcı değildir. Geriye dönüşler yoluyla öğreniriz ki içeriye girdiğinde halk daha isyankârdır. İsyan güçleri ve işgalciler arasındaki koşullar neredeyse eşittir. Ancak şimdi durum değişmiş ve işgal güçleri sokağa çıkma yasağı koyacak ve halkı içeride tutacak kadar güçlenmiştir. Halkın bir kısmı ise bu duruma isyan edip, dağlara çıkmıştır. Kahramanımız cezaevine girme nedenini düşünür. Karısı doğum yapmak üzeredir. Ona bir ebe bulmak için sokağa çıkmış ve sokakta eylemler başlamıştır. Ebeye varamadan sokaktaki yürüyüşten dolayı herhangi bir suçu yokken tutuklanır. Ebeye ulaşamaz ve cezaevine konulur. Karısının doğumda öldüğünü ve üstelik anne karnındaki çocuğunun da annesiyle birlikte gittiğini bilemez.
Dostları on yıl boyunca bu acıyı ondan saklamışlardır. Ona umut vermek, içerde çaresiz bırakmamak için yapmışlardır bunu. Camêr dışarı çıkar çıkmaz karısına ve çocuğuna ulaşmak ister. Ancak dostları, karısının köyde olduğunu söyler. Köye ulaşmak istese de birçok engelle karşılaşır. Sonunda dostları köyün bombalandığını ve köyden kimsenin kurtulmadığını söylerler. Onun ise bir tek çaresi kalmıştır bu yıkıntı hâlden sonra. Çareyi dağlara çıkmakta ve isyancılara katılmakta bulur. Her ne kadar isyancılara katılsa da onları eleştirmekten, onların yanlışlarını söylemekten sakınmaz. Bilinir ki savaşın olduğu her yerde her iki tarafta da müthiş haksızlıklar yaşanır. Klasik bir söylemle, filler tepişirken çimenler ezilir. Örneğin, halktan tutuklanmayan esnaf olduğunda hemen işbirlikçi olarak adlandırılır ve cezalandırılır. Tutuklamalar sadece işgalci güçler tarafından olmaz, isyancı güçler de güvenmedikleri, işbirlikçi olduklarından şüphelendikleri halktan kişileri tutuklarlar.
Roman genel olarak bir odaklanma sorunu yaşar. Birçok şeyi, olayı, durumu, karakteri anlatmaya, aslında tam manasıyla yazar onlara tercüman olmaya çalışır. Böyle bir sorundan dolayıdır ki dramaturjide sözü edilen dil-diyalog ilişkisi, yani herkesin kendi dilinde ve kendi ağzıyla konuşması söz konusu bile olamaz. Bütün kişiler neredeyse aynı ağızdan konuşur. Aynı kelimeleri kullanır. Entelektüeli de, savaşçısı da, köylüsü de aynı bakış açısından verilir. Hâl böyle olunca kişilere inanmamız söz konusu olamaz, anlatılan ne kadar acı ve ?gerçek? olsa da okuyucuya değmez. Bütün karakterleri oluşturan yaşamın kendisi değil yazarın bakış açısı ve anlattıklarıdır. Bu anlamda sık sık monologlara, uzun tiradlara denk geliriz. Normal bir konuşma biçiminde var olmayan tiradlar gerçeklik duygusunu zedeler. Diğer yandan romanda elliden fazla kişi olmasına rağmen romanın gelişimini sağlayan temel kişilerin sayısı oldukça azdır. Bu kişilerin başında romanın temel karakteri olan Camêr gelir. Camêr bütün roman boyunca önemli bir yer kaplar. Birçok kişi yazarın bakış açısını paylaşsa da temelde Camêr yazarın sözcüsü konumundadır.
Romanda temelde iki çatışma söz konusudur. İsyan güçleri ve halk ile işgalci ve düşman güçler arasındaki aksiyona dayalı çatışma… Camêr?in isyan güçlerine katılmaya karar vermesi ve sorgulamaya girmesiyle içerdeki çatışma ve çelişkiler de başlar. Zira hak ve adalet meselesi sorgulanmaya başlanır. Buradaki düşünceler önemlidir ve sahidir. Adamın gözünden bakarsak, uğruna hayatını heba ettiğin bir hareket nasıl olur da kendi insanına haksızlıklar yapar.
Roman bir yandan savaşı ve acıları anlatırken bir yandan da gelenekleri de anlatır. Ataerkil toplumun temel bilinçaltı meseleleri su yüzüne çıkar. Kadınlar çoğunlukla ikinci plandadır. Sadece romanın temel karakteri Camêr bu duygudan sıyrılmıştır. Aslında o da karısı doğum yapacakken bir erkek evlat sahibi olacağını düşünür ama sonrasında bu duygusundan sıyrılır. Diğer yandan akraba evlilikleri çoklukla yaşanır. Kadınlar ve erkekler ayrı yerlerde yemek yer. Bu tür meseleler yazarın roman içine yerleştirdiği toplumla ilgili, yanlış yaşansa da, onların ruhunu okumak için yazarın ortaya koyduğu doğru tespitlerdir.

Olumlu ve olumsuz karakterler
Romandaki kişilerin isimleri de ilgi çekicidir. Birçok isim bazı temel duyguları sembolize eder. Camêr, mert ve beyefendi gibi mânâlar taşırken, Hîwa umudu temsil eder. Aso ufku, gelecek güzel günleri, Saman ise yuvayı, yurdu, mülkiyeti temsil eder. Diğer yandan romanda ilgi çeken başka bir nokta da şehir isimlerinin doğrudan verilmeyip sadece baş harfleriyle anılmasıdır. Örneğin Camêr cezaevinden çıktığında Ç. kentine doğru yollanır. Ancak şehirlerin tersine köyler isimlendirilmiştir.
Romandaki kişileri ikiye ayırabiliriz: Olumlu karakterler ve olumsuz karakterler. Geçiş karakterleri yok. Her kişi belli bir misyon üstlenmiş ve o misyonun klişelerine sahipler. Örneğin olumlu kişiler hepten fedakâr, hepten cesur, hepten güzel ve hepten yakışıklıdır. Olumsuz karakterler ise çirkin, uzun burunlu, kaypak, zalim vb… özelliklere sahiplerdir. Bu da romanın inandırıcılığını ve karakter yapılanmasını zedeleyen niteliktedir. Şablon karakterlerin hayat içinde çok da yeri yoktur. Zira bilinir ki hayat tam olarak böyle değildir.
Bütün eksikliğine ve odak sorununa rağmen Jana Gel, Kürtçenin ilk romanlarından biri olması açısından önemlidir. Ancak edebi estetik açısından sorunlu bir romandır. Şimdi soru şu: ileriki zamanlarda böylesine ulusal meseleleri ve halkın acısını didaktik bir biçimde işleyen, roman yanı daha arka planda kalan ?romanları? Kürt edebiyatı içinde nereye koyacağız. Yoksa onları Murat Belge?nin deyişiyle Kürtlerin ?genesis? yani yaradılış, romanları olarak mı adlandırıp, değerlendireceğiz!
(*) Abidin Parıltı’nın 27/11/2009 tarihinde Radikal Gazetesi Kitap Eki’nde yayınlanan “Bir savaşın tasviri” adlı yazısı

Kitabın Künyeleri

Jana Gel
Îbrahîm Ehmed
Lîs Yayınları
Kurmaci?ye çeviren: Ziya Avcı
2007
196 sayfa, 12 TL.

Jani Gel
Îbrahîm Ehmed
Komal Yayınları
Orjinal metin
Komal Yayınları
256 sayfa, 10 TL.

Jana Gel (Halkın Acısı) – Îbrahîm Ehmed” üzerine bir yorum

  1. İbrahim Ehmed, Jana Gel romanında savaş ortamında masum bir insanın başından geçen ve bir yanlışlık sonucu oluşan olayları anlatır. Savaş yıkıcıdır, beraberinde insana dair ne varsa götürebilir yok edebilir. İhtimaller her zaman kederin acının yanında olmuştur. Camêr’in kaderi ne olursa olsun savaş ortamında yüreğin kırılganlığıyla buluşacaktır. Bu kaçınılmaz durum Camêr’i yıllarca zindanda mum ışığında hayellere tutunma çabası içine sürükler.Tutanan boş hayeller olunca;gerçeğin çıplak hüznüne götürür Camer’î.İşte burada rakı içmek;boş,korku dolu sokaklara inat,zalimlere inat özgürlüğün ayak seslerine bırakmak demektir aslında.

Yorum yapın

Daha fazla Kürt Edebiyatı
Pêşmerge – Rehîmê Qazî

(*) Rehîmê Qazî, İran Kürtlerindendi ve 1925 yılında doğdu. O da birçok Kürt yazarı gibi siyasi faaliyetler içine girmek zorunda...

Kapat