Jung’a göre modern insanın yaşadığı temel psikolojik sorun
Jung’a göre modern insanın yaşadığı temel psikolojik sorun aslında tamamen tinsel (ruhsal) ve dini bir sorundur. Bu krizin merkezinde, modern dünyanın kutsallıktan arındırılmış olması ve insanın kendi içindeki psişik güçlerle güvenli bir ilişki kuramaması, bu nedenle de derin bir anlam arayışı ve açlığı çekmesi yatar.
Jung bu durumu Ortaçağ insanının yaşantısıyla karşılaştırarak açıklar. Ortaçağ’da insan, Tanrı’nın dünyayı ve kendisini belirli bir amaç için yarattığına inandığı, anlamlı ve güvenli bir dünyada yaşıyordu. O dönemde insanın bilinçdışı ve ruhsal enerjisi, Hıristiyan teolojisinin ve kilisenin içinde güvenle barınıyor, bu inanç sistemleri tarafından kapsanıyordu. Ancak modern bilim ve rasyonalizm “gökyüzünü dezenfekte edip” yalnızca maddenin var olduğunu ve insanı koruyup kollayan ilahi bir gücün bulunmadığını dikte edince, insanlık bu güvenli yuvasından koptu ve büyük bir korkuya sürüklendi.
Bu kopuşun en büyük tehlikelerinden biri, eskiden devasa katedralleri inşa etmeye ve dini sanat eserleri yaratmaya yönlendirilen o muazzam psişik enerjinin yok olmaması, aksine bir alt kata, yani bilinçdışına düşmesidir. Geleneksel dinlerin insanların ruhsal ihtiyaçlarını karşılama gücünü yitirmesiyle birlikte, bilinçdışındaki bu kadim arketipler ve enerjiler yansıtıldıkları yerlerden (kiliselerden, dogmalardan) koptular. Jung, modern insanın bu kadar nevrotik olmasının, içsel bir boşluk hissetmesinin ve sürekli yeni “-izm”ler (kitle ideolojileri) aramasının temel nedenini, bilinçdışında başıboş kalan ve uyanan bu devasa enerjiye bağlar.
Modern insan, maddi başarılarla, arabalarla, radyolarla ve teknolojik cihazlarla dolu bir hayat kursa da, bu dışsal nesneler ruhun açlığını doyuramaz. Kendi mitolojisi olmadan, sadece istatistiksel ve rasyonel bir doğru dünyasında yaşayan insan, Jung’a göre sıradan bir “ortalama sayı” haline gelir ve insanlığını sakatlayarak kendi eşsiz değerini yitirir. Anlamdan yoksun böyle bir dünya, Jung’un tabiriyle bir “tımarhane” gibidir.
Jung’a göre bu tinsel krizin aşılması, dışarıda yeni bir kurumsal din aramakla değil, bireyin bizzat kendi içine dönmesiyle mümkündür. Geleneksel yapıların çöküşünü anlatan efsanelere atıfta bulunan Jung, ruhun maddeye inişinin tamamlandığını ve “artık her insanın Tanrı’yı kendi içinde taşımak zorunda olduğunu” belirtir. Modern insan, kaybettiği psişik bütünlüğünü ve anlamı bulmak için kendi gölgesiyle (kötülükle) yüzleşmek, kendi rüyaları aracılığıyla içindeki “iki milyon yaşındaki bilge”ye (kolektif bilinçdışına) kulak vermek ve kendi tinsel hayatının derin kaynaklarını bizzat yeniden keşfetmek zorundadır.