‘Kansız bir gökyüzü için’ çıktılar yola…

Kansız Bir Gökyüzü İçin10 Ekim 2015 Ankara Gar’ı önünde yüzlerce kişi ‘Savaşa inat, Barış Hemen şimdi!’ sloganıyla barışı haykırıyordu. Saat 10.04’te iki canlı bombanın saldırısıyla barış halayları yerini savaşın kanlı yüzüne bıraktı, oysa onlar ‘Kansız bir gökyüzü için’ çıkmışlardı yola.

Şükran Lılek Yılmaz tarafından derlenen “Kansız bir gökyüzü için/ Ankara Katliamı’nın ardından” kitabı Ankara Katliamı’nda katledilen 100 canın hikâyelerini ve ardından yazılan köşe yazılarını derleyen, insanın içine dokunan anlatımıyla o gün yaşananları tekrar anlatıyor bize.

Dersim yayınlarından çıkan kitabı Suruç ve Ankara katliamında katledilenlere adayan Yılmaz, kitabın önsüzünde o gün kendi yaşadıklarını anlatarak başlıyor söze. Evinden dışarı çıkmak üzereyken çalan telefon ve ardından hissettikleri muhtemelen o gün orada olmayıp saldırıyı duyan herkesin hissettikleriyle benzer duygular. Kiminin dostu, kiminin eşi, kiminin yoldaşı, kiminin çocuğuydu onlar, diyerek katledilenlerin hepimizin aynı sokakta yürüdüğümüz, aynı dünyayı özlediğimiz, aynı umudu taşıdığımız insanlar olduğunu bir kez daha hatırlatıyor ve kitap daha ilk satırlarda insanı tekrar tekrar o güne götürüyor.

Acının haritası

Ankara Garı önünde 10 Ekim 2015’te 100 kişi katledildi. 28 kadın, 72 erkek, en küçüğü 9 yaşında en büyüğü 72 yaşında, yaşlarına ulaşılabilenlerin 60’ı 17-19 yaşındayken 17’si 20’li yaşlarda diye devam eden önsözde katledilenlerin hangi siyasi partiden ya da emek örgütünden olduğu, eğitim durumları ve defnedildikleri şehirler veriliyor. O gün orada katledilen 100 kişi Türkiye ve Kürdistan’ın 38 kentinde defnedildi diyerek acının nasıl bütün coğrafyaya yayıldığının haritasını çıkarıyor karşımıza.

Cemal abiden Şirin’e

Kitabın devamında katliamdan sonra köşelerine, acıyı, öfkeyi ve hüznü taşıyan yazarların yazılarına yer verilmiş. Yazılarda o gün yaşananlar, hissedilenler ve emekçilere, barış isteyenlere dönük yapılan bu saldırının ne anlama geldiği anlatılmış. Birçok gazeteden, internet sitesinden alınılmış yazılar ve söylenen sözler hepimizin katliam karşısındaki öfkesine dönüşüyor sayfalar arasında ilerlerken. Kitabın ikinci bölümü olarak sayılabilecek bölümde ise, katledilenlerin hikâyelerine yer verilmiş. Dostları, yoldaşları, arkadaşları anlatmış Şirin Öğretmeni, Yılmaz ve Gülhan’ı, Üsküdarlı Cemal Abiyi, Dersimli Serdar’ı, Şebocan’ı ve diğerlerini… Her okunan hikâyede biraz daha tanıdığımız o güzel insanlar, acının ortaklığını anımsatıyor. O güzel insanlardan sonra Sûr’da Cizîr’de ve Kürdistan’ın diğer kentlerinde de yüzlerce insan katledildi, kitabın sayfalarında ilerledikçe her hikâyede hepsinin ne kadar birbirine benzediğine tanık oluyoruz bir kez daha.

Elbiselerini kokladık uzun uzun…

Özellikle yakınlarını kaybedenlerin anlatımları her satırda biraz daha duygulandırırken insanı, bir o kadar da tanımış oluyorsunuz yitirdiğimiz insanları. Yakınlarının anılarıyla tanıdığınız o güzel insanlarla kitabın sonunda duygu ortaklığı kurmuş oluyorsunuz. Kimi anılarıyla yaşama tutunmaya çalışırken kimi eşyalarıyla yaşamaya çalışıyor. Şebnem Yurtman’ın ablasının yazdığı, “Çantan, eşyaların geldi geçen Mersin’den. Daha birkaç hafta önce götürdüğümüz kıyafetlerin, bir valiz ve karton kutu içinde geri geldi bize. Geçen doğum gününde aldığımız çantandan çıkan kalemle yazıyorum ardından bu yazıyı. Barış Bloku’nun kalemi ‘Kaleminiz barış yazsın’ yazıyor üstünde. Sonra kıyafetlerine baktık uzun uzun kokladık” diyor satırların devamında ise kardeşinin yarım bıraktığı kitabın ayracını öpüp koklamasından bahsederek “Gülüşünden öperim” diye bitiriyor satırlarını. Okuduğunuz her hikâyede yakınlarını kaybedenlerin acısına ortak olduğunuz gibi direnişlerine ve öfkelerine de ortak oluyorsunuz kitapta. Hepsinin ortak dileği ve kaybettiklerine sözü barışın geleceği ve mücadelenin süreceği inancı. Çocuklarımızı, yoldaşlarımızı, kardeşlerimizi barış için yitirdiysek o barışı getirmek bizim görevimiz diyerek, bugünlerde hepimizin en çok ihtiyaç duyduğu dileği yineliyorlar. Kitabın son bölümünde ise hepsinin kısa bir künyesine yer verilmeye çalışılmış, kısa da olsa nereli olduğu, kaç yaşında olduğu ve ne yaptıklarını öğreniyoruz barış güvercinlerinin. Bir solukta bitirdiğiniz kitabı yanınıza koyarken gökyüzüne bakıp, bir daha aynı acıları yaşamamak için “Kansız bir gökyüzü için” daha çok mücadele etmeliyiz dedirtiyor kitap.

Reyhan HACIOĞLU
ozgurgundem.info, 04 Nisan 2016

Yorum yapın

Daha fazla Anlatı
Sabahattin Ali: Hiç kimse benim dünyada en çok gözyaşı dökenlerden, cesaret ve neşesi en az olanlardan biri olduğumu tahmin edemeyecektir.

Kendisiyle ilgili düşünceleri çoğu zaman olumsuz olan Sabahattin Ali kendisini nasıl algıladığını, sevdiklerine yazdığı mektuplarda büyük bir samimiyetle ortaya koymaktadır....

Kapat