Hafızanın Dili: 1940’lı Yılların Çocukları Dersim’i Anlatıyor

Bugüne dek Dersim’e dair ve özellikle de 38’e tanıklık etmiş onlarca Dersimli ile hafıza kayıt çalışmaları yapılmıştır. Bütün bu çalışmalarda 38 kırımı bağlamında Dersim’in ekonomik, toplumsal, kültürel hayatına dair çok sayıda bilgiye ulaşmak mümkündür.
Elinizdeki bu kitap, kırımın yerelde bıraktığı izleri, kırımdan kurtulan ve sürgüne gönderilmeyen nüfusa yönelik, sistemin geliştirdiği politikaları, ağır travma yaşamış bu toplumun ruh hâlini ve arayışlarını ve buradan çıkış stratejilerini, 1940’lı yıllarda doğmuş, eğitim almış, bir meslek sahibi olmuş kişiler üzerinden anlamak için önemli bir belge niteliğindedir.

Önsözden bir bölüm:
“…
Yakın toplumsal tarihin, özellikle de 20. yüzyıl milliyetçi siyasal pratiklerin yarattığı toplumsal tahribatların dışarıda bıraktığı ne varsa hafıza çalışmaları aracılığıyla görünür olmaya başlamıştır. Sadece akademik alanda değil, akademi dışında da geniş bir alanda bireysel ya da kurumsal düzeyde7 hafıza araştırmaları gerçekleştirilmiştir. Bu araştırmalar ki sözlü tarih tekniği buna en uygun araçlardan biridir, resmi tarihe geçmiş ya da geçememiş toplumsal kümelerin ve bireylerin hafızasında yer almış bir dizi deneyimin bilinir olmasını sağlamıştır.

Hatta hafıza aracılığıyla elde edilen bilgiler kimi zaman resmi tarihin sistematiğe ettiği tarih anlatılarının ve buna uygun analizlerin sarsıntı getirmesine de yol alabilmiştir. Bu durum gerçekte her yerde resmi tarih anlatılarının krizi olarak görülebilir. Bütün dünyada “soykırım” “kitlesel katliamlar” vb. üzerine devlet yetkililerinin de konuşmaya ve kimi durumlarda en azından “yeni” bir dil kurmaya başlamalarını da böyle yorumlamak mümkündür

Akademi dünyasının içinden baktığımızda bugün hâlâ resmi tarih ve hâkim siyasetin biçimlendirdiği zihin dünyasından bazı seslerin “Anlatıdan bilim mi olur?” “Kim demiş?” “Belgesi var mı?” gibi soruların gelmeye devam ettiğini görmekteyiz. Bu sorularda “hafıza” meselesi biraz alaycı yaklaşımlara konu olmaktaysa da bu “muhafazakâr” yaklaşım etkisini hızla yitirmektedir. Zira belge yapma ya da yok etmenin de bir politik mesele olduğu bir zamanda hafızadan dökülenlerin kimi zaman bazı “belgeler”den çok daha önemli hâle geldiği bir olgudur. Başka bir deyişle her şeyin belgesinin olmadığı ya da bazı durumlarda “belge”nin belli bir siyasal kaygı ile üretildiği durumlarda hafızanın aktarımı çok daha önemli bir bilimsel yöntem ve seçenek hâline gelmektedir.

Kuşkusuz hafıza kendi başına her şey değildir. Bir bağlamlar dizisi içinde ele alındığında anlamlı bir seçeneğe dönüşür. Bu anlamda hafızanın test edildiği bir dizi değişken söz konusudur, bunlardan birisi de “kuşak”tır. Hafıza ile kuşak arasındaki ilişki Maurice Halbwasch’in “kolektif hafıza” diye tanımladığı bir duruma odaklanmayı mümkün kılar.

Genellikle “yaş” ile ilişkilendirilen kuşak için Pirre Nora şöyle der:
“Kuşak kavramı yaşla bağlandırıldığı için bu hâliyle donması, ayrıcalıklı ve ayrımcı bir keskinliğe sahip olması nedeniyle bütün çağların üstüne çıkmış ve anlamı her yöne dağılmıştır. Bu durum, kavramın bütün yaş sınıflarınca benimsenmesini ve olgunun bütün toplumca içselleştirilmesini hazırlamış, yaşam süresinin uzamasının da yardımıyla, kuşak, çağlar içinde sayısızca çoğalmıştır; örneğin genç-yaşlı ve yaşlı-yaşlılar arasında sayısız kuşak basamakları belirlemek çok zor değildir.”(2) Bu bağlamda “kuşak” ve “hafıza”yı birlikte düşündüğümüzde bilgi üretiminin başka bir özgün yolunu da bulmuş oluruz. Zira aynı coğrafyada aynı zamanlara ve dolayısıyla bir ölçüde aynı olaylara tanıklık etmiş kuşağın hafızası, bu döneme ilişkin toplumsal hayatın daha somut bir şekilde ortaya çıkarılabilmesinde önemli bir işlev görür.

Her bilimsel çalışmanın bir tematik içeriği, amacı ve tezi vardır. Bu durum, bu dosya için de geçerlidir. Dersim’le ilgili olarak bireysel ve toplumsal hafızaya odaklanan (ve aslında devamı öngörülen) bu çalışma hangi ihtiyacın ürünü olarak ortaya çıkmıştır, hangi boşluğu doldurma iddiasındadır ve dolayısıyla temel tezi nedir?

Bilindiği gibi bugüne dek özellikle 38 olmak üzere Dersim’in toplumsal tarihine tanıklık etmiş onlarca Dersimli ile hafıza kayıt çalışmaları yapılmıştır. Bunlar örgütlü biçimde çeşitli kurumlar tarafından yapılmış olduğu gibi(3) şimdi yapmakta olduğumuz şekliyle bireysel çalışmalara da konu olmuştur. Bütün bu çalışmalarda 38 kitlesel kırımı başta olmak üzere Dersim’in ekonomik, toplumsal, kültürel hayatına dair çok sayıda bilgiye ulaşmak mümkündür.
Eldeki dosya ise katliamı izleyen sürecin ilk dönemine ve ona tanıklık eden çocuk kuşağın hikâyesine odaklanmaktadır ve bunun Dersim’le ilgili araştırmalarda kendi başına büyük bir önemi vardır. Zira katliamın yerelde bıraktığı izleri, bu kırımdan kurtulan ve sürgüne gönderilmeyen nüfusa yönelik sistem politikalarını, ağır travma yaşamış bu toplumun ruh hâli ve arayışlarını ve buradan çıkış stratejilerini anlamak için bu döneme odaklanmak gerekmektedir. Bu bağlamda katliam sonrası Dersim’deki gündelik hayat, ekonomik olanak(sızlık)lar, kültürel geleneklerde süreklilik veya kopukluklar, katliam sonrası Dersim’de ailelerin çocuklarına yönelik geliştirdikleri koruma stratejileri, Dersimli çocukların hayat mücadeleleri, düş dünyaları, duyguları, arayışları vb. anlatılarak tarihe bir not düşülmek istenmiştir. Bu çocukların gözünden hem çocukluk hâlleri ve tanıklıkları hem de hayat mücadelelerine dair ifade edilen her bir cümle, Dersimli herhangi bir çocuğun karşı karşıya kaldığı devasa hayat mücadelesini, kültürel gerilimleri, asimilasyon seviyesini ve diğer toplumsal tahribatın izlerini göstermektedir.

Çalışma, hem bu yönüyle hem de kullandığı metodolojiyle burada bahsedilen literatür içerisinde bir ilktir ve farklı kuşakların anlatılarıyla sürdürülmesi hedeflenmektedir. Başka bir nokta da tamamlandığında bütün bu süreç içerisinde farklı kuşakların hâlinden ve dilinden farklı zamanları öğrenmek mümkün olabilecektir ki sadece katliam anına değil, bilakis sonrasına odaklanmanın önemi de çalışma tamamlandığında daha iyi anlaşılacaktır. Bu anlatılar, hafızadan bugüne kaydıkça tamamı aynı kuşaktan ve yüksek öğrenim görmüş olan her bir Dersimlinin politik aidiyetlerinin izini sürmek de mümkün olabilecektir. Buradaki farklılaşma ve benzeşmeler, süreklilikler ve kopuşlar kendi başına başka araştırmalara konu olabilecek kadar ilgi çekicidir.

Bu çalışmanın ilk etabında toplam altı kişinin hafızasına başvurulmuştur. Sayının sınırlı olmasının birkaç nedeni vardır. Birincisi, bir masa etrafında tartışabilmeyi mümkün kılabilmesi gözetilmiştir. Tecrübeler göstermiştir ki daha fazla sayıda kişinin aynı masa etrafında tartışabilmesi kimi zaman bireylerin rahat bir biçimde kendini anlatabilmesini engelleyebilmektedir. Bu yüzden baştan itibaren 6-7 kişiyi geçmeyecek bir grup hedeflenmiştir.

Bu çalışmada yüksek öğrenim deneyimi yaşamış kuşağın seçimi de farklı bağlamları anlamamızı mümkün kılacak son derece ilgi çekici ve özgün bir durumdur. Çalışma, diğer bağlamların yanı sıra Dersim’de gerçekleştirilen kırım ve sonrasındaki asimilatif politikaların en önemli hedefi olan “eğitim” değişkeninin nasıl işlediğini anlamak açısından çok da önemli bir imkân sağlamıştır.

Kırım yıllarında doğan Dersimli kuşağın üyelerinin üçü hukuk fakültesi, biri orman fakültesi, biri edebiyat fakültesi biri de tıp fakültesi mezunudur. Fakülte mezunu olduğu hâlde daha eski kuşaktan bireylerin seçilememesinin ya da bu çalışmaya onlardan başlanılamamasının nedeni ne yazık ki anlatı zayıflıkları, iletişim kurabilme zorlukları ve bu nevi çalışmalarda sıklıkla karşılaştığımız “kaygı duyma” engelleri olmuştur. Bu maalesef Dersim’le ilgili tüm araştırmaların en önemli zorluklarından birisidir.

Seçilen bireyler tümüyle erkeklerden oluşmaktadır. Bunun nedeni de aynı kuşaktan olup bir fakülteden mezun olan kadınlara ilişkin bir bilgiye ulaşılamamış olmasıdır. Aslında Dersimliler için asimilatif işlevleriyle anımsadığımız Elâzığ Kız Enstitüsü’nde okuyan Dersimli kadınların bilgisine sahip olmamıza karşın bu kuşaktan fakülte mezunu olmuş kimseye mevcut zamanımız içerisinde erişebilme imkânı bulunamamıştır.

Bu dosyada hafızalarına başvurduğumuz altı kişi yaş itibarıyla da birbirlerine yakındırlar. En büyüğü 1936 doğumludur. Diğerleri sırayla 1939, 1940, 1941 ve 1942 (iki kişi) doğumludurlar. Dersim’in Pülümür, Nazımiye, Merkez ve Mazgirt bölgelerinde dünyaya gelmiş kişilerdir. Dolayısıyla coğrafik olarak Dersim’in bir kısmı araştırmanın dışında kalmaktadır. Bunu tamamlamak üzere bu serinin ikinci çalışmasında ilgili diğer bölgelerden görüşmeci seçimi yapılacaktır.

Tamamlarken, öncelikle zamanlarını ayırarak bu kitabın ortaya çıkmasına imkân veren ve bu kitabın asıl yaratıcıları olan Sayın Haydar Kaya, Kazım Taş, Hüseyin Yıldız, Yusuf Yıldırım, Kazım Arık ve artık aramızda olamayan Dursun Ali Aydın’a çok teşekkür ederiz. Gerçekten baştan sona bir dost sohbeti gibi cereyan eden bu buluşmanın kendisi muazzam kıymetli bir etkinlik olmuştur.
….

(1) Maurice Halbwachs, On Collective Memory, The University of Chicago Press, Chicago, 1992.
(2) Pierre Nora, Hafıza Mekanları, Dost Yayınları, 2004, s. 217.
(3) Bir örnek olarak: Dersim 1937-38 S.zlü Tarih Proje Raporu, 2009-2014, Tij Yayınları, 2015. Bir başka örnek: Dersim 38’i Hatırlamak, Yayına Hazırlayan: Bülent Bilmez, Gülay Kayacan, Şükrü Aslan, Tarih Vakfı Yayınları, 2011.

Şükrü Aslan & Şükran Lılek Yılmaz
Mart 2017

Kitaptan iki ayrı anlatıcan kısa iki bölüm:
….
Köyün muhtarı babamın mısaybıydı,16 Ali Meşe. Okuma yazma bilmiyordu, 1941-42 yılları… Nereden biliyorum; çünkü amcamın evlendiği ve bir hafta sonra askere gittiği zamandı. Ben, o zamanlar altı yaşlarındaydım. Babam ise Yeşil Nahiyesi’ne bağlı 7-8 köy vardı, o köylerin köy katipliğini yapıyordu. Yani okuma yazma bilmeyen muhtarların yanına devletten biri geldiği zaman, devletle muhtar arasında irtibatı sağlıyor, yazışmalarını hazırlıyordu. Fem köyünün muhtarı Kali Durmuş’tu. O okuma yazma ve Türkçe biliyordu. Babamın okuma yazma öğrenmesi şöyle oluyor: Dedem Şampaşa Karadevrent’ten Aksu’ya gelince duyuyor ki Tercan’ın bir köyünde okuma yazma bilen biri var. Bir katırı varmış, binmiş katırına hemen Tercan’a gitmiş, adamı alıp getirmiş ve “Çocuklarımı okut!” demiş. Bir sene o adam okutmuş çocukları.
….

Bir söyleme göre; Kuran’ın Dersim’e girişi Nakşilerin üzerinden 1890’lara tarihlenir. Tarihsel bir anıdan bahsedeyim. “Cıvrak” kitabının yazarı Aziz Hoca, şu an 95 yaşlarında, babası Wusenê Desili Yemen Harbi’ne gidiyor. Yedi yıl Yemen’de ve Musul’da kalıyor. Orada bir binbaşı bunu seviyor ve yanından ayırmıyor. Wusenê Desili’ye Türkçe öğretiyor, aynı zamanda Kuran öğretiyor. Wusenê Desili yedi yıl gelmeyince ailesi umudu kesiyor, Yemen’de öldüğünü düşünüyorlar. Onun yokluğunda aile yoksul kalıyor, Cıvrak’ta geçinemiyorlar. Muxundu’daki pirlerin evine gidiyorlar. Wusenê Desili 7-8 yıl sonra dönünce ailesi şaşırıyor…

Kitabın Künyesi
Hafızanın Dili : 1940’lı Yılların Çocukları Dersim’i Anlatıyor
Derleyen: Şükrü Aslan | Şükran Lılek Yılmaz
Yayıncı: Dersim
05 / 2017
Türkçe
240 Sayfa
Türler: Anı, Mektup

İçindekiler:
Sunuş
I. Oturum
II. Oturum
III. Oturum
Anlatıcıların Özgeçmişleri ve Hayatlarından Fotoğraflar
Haydar Kaya
Kazım Taş
Hüseyin Yıldız
Yusuf Yıldırım
Dursun Ali Aydın
Kazım Arık
Söyleşilerden Fotoğraflar

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here