Gökyüzünü Kaybeden Kartal – Dersimli Gregoryan Ailesinin Anıları

SUNU;
Kevork amcayla, Çığlık adlı romanım yayınlandıktan sonra tanıştım. Kendisini gıyabında tanıyor ve öyküsünü kısmen de olsa biliyordum ama tanışma fırsatını ancak Çığ- lık’ın Agos’daki tanıtımından sonra bulabildim.
Kitapta yer alan Sarkis’in günlüğünü Kevork amca bana verdi ve yazmamı, hatta roman olarak yazmamı istedi. Kevork amcanın bu isteği benim için biraz zordu; evet, bir roman yazmıştım ama kendimi bir yazar olarak görmüyordum. O acıları yazmak maharet ve sabır isterdi. Ben bunu yapamazdım. Ama Kevork amca Çığlık romanının çok etkisinde kalmıştı ve bunu bir tek benim yazacağıma inanıyordu. Uzun konuşmalardan sonra günlüğün bu biçimiyle yayınlanmasında mutabık kaldık.
Kevork amcanın öyküsü Dersim’in Hozat ilçesine bağlı Zımek köyünde geçti. Dersim coğrafyasına 23 yıl arayla iki soykırım sığdırıldı. Yani ilkinin yaraları sarılmamışken, bu kez ikincisi kâbus gibi Dersim’in üzerine çöktü.
        Kevork amcanın ailesi de bu iki soykırımı yaşamış Der- simli bir Ermeni ailedir. Bu aile bireyleri 1895 katliamından ve 1915 soykırımından kurtulmuştu, fakat 1938 Dersim soykırımıyla “trajedi” bir kez daha kapılarını çaldı. İşte Kevork amca ve ailesinin öyküsü bu “soykırım” döneminden geçti ve yaklaşık yüz yıla yakın süredir bu acı, yaşamın değişik alanlarında yıkıcı etkisini sürdürmeye devam etmektedir.
Farklı etnik, inanç ve yaşam kültürüne karşı etnik arındırmadan jenoside uzanan devlet politikasının atış poligonu özellikle Dersim oldu. Ermeni soykırımında kazandıkları öldürme sanatı yalan ve hilenin eşliğinde ustalıkla icra edildi.
Dersim’de hareket eden her şey hedef, kullanılmaya müsait diğer her şey ise talancıların malı oldu. Cihat cinnetiyle Dersim yağmalandı, yakıldı. Öldürmeler ve sürgünlerle birlikte açık bir köle, cariye ve metres pazarı hâline getirildi. Meşe kokulu narin bedenler, canilerin şehvet sofralarına meze yapıldı. Sağ kurtulanlar, dillerini bilmedikleri diyarlara sürüldüler. Her türlü insanlık dışı yöntemin denendiği ve katillerin anılarında bile anlatmaktan imtina ettikleri kırımda Dersim; ölü soyucularının, kelle avcılarının, ganimet tüccarlarının da akınına uğradı. Kurşunla öldürmenin lüks sayıldığı bu vahşette, cellatlar “Tunceli 3. Ordu Manevrası Hatırası” adıyla boyunlarında taşıdıkları “şeref madalyası”nı evlerinin “onur” köşelerine gururla astılar.
Bu açıdan Sarkis amcanın bize bıraktığı “günlük” bir hazine değerindedir. Çünkü öldürülenlerin çetelesinin bile tutulmadığı bir yerde yaşanan acının çetelesini tutmak çok daha zor olmalıydı. Yani küçücük bir çocuğun yaşama ısrarla tutunma çabasını anlatan bu günlüğü ve tanıklıkları acıyla ama bir o kadar da sarsıntıyla okuyacağınızı düşünüyoruz. Bu günlük, Sarkis çocuk şahsında Dersimlilerin
 yaşadığı soykırımları anlayabilmek için de hepimize “vicdani” bir imkân sağlayacaktır.
En önemlisi de soykırıma dayalı kıyımların sadece fiziki ölümle sınırlı kalmadığını yeniden görmektir. Çünkü egemenler, hedeflediği topluluğun ortak kültür, yaşam alanı, inanç ve toplumsal yaşam değerlerini de yok etmeyi amaçlar. Öncelikle öldürür, geri kalanını teslim alarak kendisine tabi kılmaya çalışır, teslim alamadıklarını ise “yaralı” bırakır.
Sarkis amca, içimizdeki boşluğa bir taş atıyor. Bu sesle içimizdeki yabancılık bir kez daha yankılanırken, geçmişin günahkâr karanlığı, bir kez daha çırılçıplak önümüze seriliyor.
Sarkis amcanın günlüğü, Kevork amcanın ve diğer aile fertlerinin röportajı, bilip de bilince çıkaramadığımız, duyup da algılayamadığımız, anıp da adını koyamadığımız tüm duygu fırtınalarının ve yakılmış hayatların ortak me- ramı oluyor.
Sarkis amcayı tanıma şansını elde edemedik. O acıları ve güzellikleriyle birlikte bu dünyadan göçüp gitti. Fakat Kevork amca halen hayatta ve Almanya’da yaşıyor. Dersim soykırımından yaralı kurtulmuş bir “çocuk”. Yaralı parmağı tezden iyileşmiş ama ruhundaki yaraları daha dün gibi tazeliğini koruyor. Çünkü soykırımdan kimse “sağ” çıkmaz, mutlaka bir biçimiyle “yaralı” kalır…
Gregoryan kardeşlerin bu çabası, bir kez daha geçmişin tozu dumanı içinde unutturulmaya çalışılan kötülükleri bil- me, bilince çıkarma, tarihsel ve toplumsal bir hafıza yaratma çabalarına bir nebze de olsa katkı sunacaktır.
Tam da bu nedenden dolayı bu günlüğü tuttuğu için Sarkis amcaya, bu değeri biçilemeyen “hazineyi” koruyan Kevork amcaya minnet borçluyuz.
        
        Yanı sıra, Günlüklerde anlaşılmayan kimi yer adlarıyla Ermenice kelimeleri parantez içinde kullandık. Bunu seçmemizin nedeni ise yazının içinde hiç parantezin kullanılmamış olmasıdır. Günlükte belirtilen “isyan”, “eşkıya” vb ifadelerin kullanılmasına katılmadığımız hâlde, günlüğün orijinalliğini bozmamak için olduğu gibi bıraktık.
Reşat Hallı’nın Türkiye Cumhuriyeti’nde Ayaklanmalar adlı eserinin 458-459. sayfasında, gerek TC devletinin resmî ya- zışmalarında ve bizzat dönemin 3. Ordu Komutanı Orgeneral Mehmet Kâzım Orbay tarafından “manevra” adı altında yürütülen soykırımın anlatıldığı 15 Ağustos 1938 tarihli 3. Ordu Müfettişliği Raporu’nda, Sarkis Gregoryan’ın günlüğünde anlattığı kıyımda katledilen kurbanların sayısını  belirttiği  gibi, hangi köylülerin “haydut” olarak oraya toplan- dığı ve akıbetlerinin ne olduğu da açık açık ifade ediliyor olmasındandır.
Bahsi geçen kitapta, Zımeklilerin de içinde yer aldığı katliam şöyle ifade ediliyor:
7. Kolordu bölgesinde, 93. Alayın 3. Taburu Ba- tı’ya sevk edilmek üzere Yusufanlıları toplaya- rak Mamiki’ye [Dersim il merkezinin eski adı] getirilmekteyken Uhni köyünde Mahmut Ali adında bir haydudun kafile arasından fırlaya- rak, Necip adındaki bir onbaşıyı şehit etmesi üzerine meydana gelen kargaşalıkta, kaçmak isteyen 49 kişi imha edildi. Haydudlara öteden beri yataklık ve şerirlik eden Zımek, Xeç, Kırnik, Bornak köylerinden 395 haydut ölü olarak ele geçirildi.
Günlükte anlatılanlarla TC ordu müfettişliğine rapor edilenler uyuşmaktadır. Kitabın ismini de esir düşen ya da sürgüne gönderilen Dersimlilerin “kaderini ve kederini” ifade ediyor düşüncesiyle Gökyüzünü Kaybeden Kartal olarak belirledik.
** *
Bu çalışmanın kitaplaşmasına katkıda bulunan Hüseyin Ayrılmaz, Özgür Fındık, Hüseyin Sevinç, Zeynel Demir ve Eyüp Hanoğlu’na; kitabın bütününe dair katkısını ve yol daşlığını esirgemeyen Mehmet Çetin’e; “Çifte Damgalı Bir Kimliğin Yaşam Mücadelesi” başlıklı çalışmasını, kendi kitabında yayınlamadan önce bizimle paylaşan ve özellikle Dersim Ermenileri’yle ilgili araştırmalarıyla “bilinmezlik” üzerindeki karanlık örtüyü kaldıran Hovsep Hayreni’ye; yani bu kolektif çabaya emek katan herkese içtenlikle teşekkür ediyoruz.
** *
Ermeni bir annenin “tehcir” anında çocuğuna verdiği cevapla yazıya nokta koyuyoruz.
“… Gertank, mer yedin aryûn u anartarutyun… Arçevnis andzanot canabarh mı… Anunı aksor…” (Gidiyoruz, ardımızda kan ve zulüm… Önümüzde bilinmeyen bir yol… Adı sürgün…)

 

TANITIM BÜLTENİ
“Tabii biz Türkçe dilini bilmiyorduk. Ama içimizde bu dili bilenler vardı. Onların söylediğine göre, Uşak ahalisi bizi vahşi zannetmiş. ‘Bunlar da bizim gibi insan. Bunların kuyrukları yok!’ diyorlarmış.”

“‘Bak’ dedi. Parmağını bana doğru düzeltti. ‘Sen Ermeni- sin!’ dedi. Ben sustum. Cevap vermedim. ‘Babanın adı Ali Beyros.’ Sonra odanın içinde gezmeye basladı. ‘Beyros ismi ne Kürtlerde ne de Türklerde vardır.’”
“Onlardan bir kötülük beklemiyorduk.”

Dersim Katliamı, son yıllarda yapılan yayınlarla, “herkesin bildiği sır” olmaktan çıktı. Katliamın daha az konuşulan bir cephesi, Dersim’in Ermeni sakinlerinin baslarına gelendir. Dersim Ermenileri, Dersim ve Ermeni kırımının acılı kesişim kümesini oluştururlar.
Gökyüzünü Kaybeden Kartal, Dersimli bir Ermeni ailenin, Hozatlı Gregoryan’ların anılarını ortak belleğimize sunuyor. 1895 Katliamı’ndan ve 1915 Soykırımı’ndan kurtulan fakat 1938’de Dersim’de kırıma uğrayan bir ailenin trajedisi… Ailenin hayatta kalan fertleri, on yılların ardından, yasadıklarını anlatıyorlar.

Gökyüzünü Kaybeden Kartal – Dersimli Gregoryan Ailesinin Anıları
Hazırlayan: Murat Kahraman
Yayınevi : Sancı Yayınları
Baskı Yılı : 2018
Sayfa Sayısı : 186

Yorum yapın