Aydının çelişkisine dair sorulara yanıtlar 1 -Nejdet Evren

Determinizm irade ve özgürlüğünü tümden ret eder. Her sonucu bir nedene bağlarken sonuçtan hareketle nedenin kaçınılmaz belirleyiciliğine değinir; bu öngörü, tersinden, iradenin de içinde bulunduğu tüm gerçekliğin/gerçekleşenlerin/gerçekleşecek olanların maddi olgularca belirlenmesi tezine dayalıdır. Kısacası iradeyi de maddi olgular doğrudan belirlediğine göre tercihlerin her biri de önceden belirleyenler tarafından belirlenmiş olacağından irade özgür görünse de aslında özgür olmadığı gibi sonucu da değiştiremez. Bu durumda sonuçtan hareketle nedenin ne olduğunu araştırmak, bilmenin de bir kıymeti harbiyesi kalmayacaktır. Aydın olmak tam bu noktada bir saray soytarısı olmaktan öteye geçemeyecektir. Oysa ki insanı diğer canlılardan ayıran en temel özelliklerden birisi tercih yapabiliyor olmasıdır. İnsan doğduğun günden itibaren hem doğal/maddi hem de sosyal kültürel-ekonomik-politik baskılar, dayatmalar ve şekillendirme ile kuşatılmış bulur kendini. Genlerin tarihsel bellek olarak insan yavrusuna aktardığı bilgi onun kültürel olarak doğaya yabancılaşmasını ve ekonomik-politik olarak da topluma yabancılaşmasını sağlar. /Doğa yasalarındaki olasılıklar sosyal yapılarda çok daha karmaşık bir şekilde işlerler. Bir ve aynı tarzda çalışmazlar. / Bu nedenle birey hem doğal dayatmalar hem de sosyal dayatmalar ile çatışkı içerisinde bulur kendini ve o çatışma yaşamı sürdükçe devam eder. Genlerin türün devamını sağlamak için uyum sağlama eğilimi onun açık uçlu bir tutuculuk içinde olduğunu gösterir, ancak tolumlar açık uçlu değil kapalıdırlar; muhafazakarlık denebilir kısacası…Hormonal yapı, nöronlar, hisler vs biyolojik tüm belirlemeler onun gelişen düşünce dünyasında kendisi ile yaşayacağı çatışkının maddi temellerini oluşturacaktır; diğer canlılardan farklı olarak insan bu çatışkıyı gerçekleştirebildiği için ve gerçekleştirdiği ölçüde ilkin biyolojik baskıları denetlemeyi, karşı baskı ile ortadan kaldırmayı – hepsini olmasa da – gerçekleştirebilecek bir iradeyi geliştirmiştir. Bu irade maddi olgular, sosyal yapılar ve ilişkilerden azade olmamakla birlikte onlara bağlı da değildir; bu durum, iradenin bağsızlığı olarak değerlendirilebilir. Bu iradi tercih yapabilecek yetiyi geliştirmeseydi insan karınca kolonisindeki her bir karıncadan farklı olmayacaktı. Buna mekanik topluluklar, iradi topluluklar diye tanım koymak mümkündür. Bilimin nesnelliği onu kullanan kaşif özneden/iradeden de bağsız olamaz. Akla dayalı hiç bir bilimsel düşünce geleceğe dair kesin br yargıda bulunamaz; ancak, hangi koşullarda neden sonuç ilişkisini açıklayarak olasılıklardan söz edebilir; değilse, başka bir deyimle geleceğe dair kesinkes bir tanım yapmaya kalkarsa artık o bilimsel bir düşünce olmaktan çıkar. Determinizmin hatası tam bu noktada oluşur. Sonucu doğuran neden/leri değerlendirerek geleceği kesin bir dille mahkum etmek determinizmin temel hatasıdır. Uygarlaşma tarihinde birey olmanın tarihi çok yenidir ve şekillenirken aydınlanma döneminin oryentalist düşünceleri ile beslenmiş olması nedeniyle özünde liberalist bir düşünce bazında algılanmasına neden olmaktadır. “eşitlik, özgürlük, kardeşlik” üçlemesi boşuna değildir. Yarı-tanrıya bağlı bireylerin, efendiye bağlı kölenin, feodal beye ve ruhbana bağlı reayanın/müridin ne bir istencinden, ne bir iradesinden ne de tercihlerinden söz edilmezdi; gök-tanrısı yer-yüzüne indiğinde insan bireyselleşme, özneleşme sürecine girecek; irade, tercih ve özgürlük olguları yeniden şekillenmeye başlayacaktı. Tarihteki büyük değişim/dönüşüm sağlayan olaylardaki bireyin yapmış olduğu değerlendirme sayesinde toplumsal dönüşümler sağlanmıştır ve örnekleri sayılmayacak kadar çoktur; bu demek değildir idealist bir şekilde olaylara yaklaşılması gerekir. Özgürlük ve iradenin özgürlüğü farklıdır. Özgürlük dillendirildiği gibi her istediğini yapmak değildir; zira bu zaten sınırlı evrende mümkün olmayan bir hayalden öte bir şey olamaz. Özgürlük bireysel değil toplumsal bir olgudur. Bu yapısı itibariyle özgürlük bireysel irade ile de çatışkı içindedir. Bu bağlamda söylenebilir ki insanın bir tür olmayı da başaramamasına karşın diğer tüm türlerle ayrım gözetmeksizin yaşayabilmesinin -dünya gezegenin de yada ötesinde – maddi tüm koşullarının ortaklaşılması, yaratılması ve paylaşılmasıdır özgürlük… Birey ve iradesinin tercih yapması ve özgürlüğüne gelince, bu durum bireyin bilinç düzeyi ile yakından ilgilidir. Her ne olursa olsun yaptığı tercihler ile birey hem bir insan hem de özgür iradesi olan bir canlıdır. Küçük bir örnek ile bunun nasıl gerçekleştiğini, determinist yasalardan nasıl azade olduğunu görebiliriz. -girişte belirttiğim doğal ve toplumsal dayatmaları hatırlatarak – denek birey (x) elmayı çok seviyor, maden suyunu hiç sevmiyor; – biyolojik dayatma -, önüne elme ve maden suyu koyarak (x) e deniyor ki maden suyunu tercih edersen mükafat alacaksın, değilse hiç bir şey – toplumsal dayatma – hiç bir kimse ve hiç bir bilimsel veri bize önündeki iki seçenekten hangisini tercih edeceğini önceden kesin bir dille söyleyemez. Ancak bilinen odur ki o an yapacağı tercihi (x)i bir yere koyacaktır, üç ayrı noktadan birine taşıyacaktır; (x) gerçekten tercih yapabilme özgürlüğüne, yetisine sahip değilse kendisine böyle bir teklifin yapılmasının bir anlamı olmazdı zaten. (x) almayı tercih ederek toplumsal dayatmayı ret edecek ya da maden suyunu tercih ederek doğal dayatmayı; hepsinden daha önemlisi ikisini de ret etmek suretiyle hem doğal hem de toplumsal dayatmaları ret edecek ve öznelliğini gerçekleştirecektir. Bu durum kuantum fiziğine de uygundur.

“iradenin kaynağı” el-dil-beyin-göz-ayak diyalektiği ile gelişen beyin dokusudur. Tüm varolmaların kaynağını aramak ise başlı başına ayrı bir konu olduğundan bu konu şimdilik devre dışı kalmalıdır. İnsanın yaşam alanı bulduğu tüm maddi ve sosyal çevresine göre düşünce yapısı gelişerek şekillenir, dolayısı ile onlardan bağsız bir irade hem olamaz hem de böyle bir durumun onun bağımsızlığını gölgelememelidir. Bilincin beynin bir işlevi olması dikkate alındığında ondan kopuk olması da düşünülemez. Örneğin her dışarı çıktığımızda üzerimizde elbise var mı diye sürekli el ve göz ile kontrol yapmayız, lakin onların farkında olmadan da üzerimizde oldukları bilincini taşırız; beyinsiz bir organizma olmadığımıza gör – lütfen buradaki beyinsiz olmak küçük düşürmek anlamıda kullanılmamış olup, mesela terliksilerin beyni yoktur gibi – onun maddi gerçekliğini de gözden uzak tutmamamız gerekmektedir. Her eylem bilinçli ise bir karar verme sürecinin sonunda gerçekleştiğine göre hareketin de düşünerek gerçekleştirdi sonucu çıkartabilir. Ancak sinir siteminin karar merkezini devre dışı bıraktığı durumları istisna saymak koşulu ile…ilk kelime ilk bilgi diye bir şey yoktur; çünkü, insanlaşma süreci kendi karmaşık dokusu içerisinde çoklaşarak evrilmiştir; bu nedenle ilk söz, ilk bilgi değil karmaşıklaşan yaşam mücadelesinde gerçekleşen dil her zaman çoklu olmak durumundadır. Bilgi de öyle…bundan yüz yıl önce ether denilen ve uzayın % 94 ü olan karanlık madde çözümlenememiştir. Bu durum her şeyi bilinemez yapmaz; saman yolu galaksisinin dışındaki bir insan yapımı gök cismine radyo dalgaları ile ulaşabiliyorsa insan ondan aldıkları bilgiye de gerçek gözüyle bakabilecek bir bilinç düzeyinde demektir.

Aydın-ın küçük burjuva yapısı onun gölgesi, ayak-bağını oluşturur. Toplumların evrimsel süreçlerine katkıları ile devrimsel süreçlerine katkıları arasında devasa bir fark vardır. Zira, özünde tüm toplum formları tutucudur; evrime açık, devrime karşıdır; bu nedenle devrime katkısı olacak aydının hem çözümleyici önerilerinin olması hem de direnecek bir yapıda olması gerekir. “üretici güçler ile üretim ilişkiler” çatışkısında bu çelişkilere dönük çözümler üretme bilgisine sahip olan aydının çözüm önerileri sınıfsal yapısına yabancılaştığı ölçeklerde devrimci, yakınlaştığı ölçeklerde ise tutucu olması sonucunu doğuracaktır. Ancak her hal ve şartta aydın olanın çözüm önerilerinin toplumun çoğunluğuna mal olacak maddi temeli bulmaması halinde değiştirici, dönüştürücü bir misyona sahip olması olanaksızdır. Bu nedenle aydın olanın önereceği çözümlerin toplumun maddi realitede karşılığının bulunması gerekir. Mutlak surette ve tek yönlü olarak hiç bir olgu bir diğerini değiştiremez.

Aydın, içinde doğup büyüdüğü toplumun dışında değildir; ekonomik-politik tüm süreçlerin etkisi altındadır. Varolduğu toplumunun dışına kaçma şansı olmasa da onu dışarıdan hem genel olarak hem de ayrıntıları ile gözlemleyebilir, irdeleyip yorumlayabilir. Genel olarak yalnızlık tüm bireyler için öznellşebilmenin bir gereği olmakla birlikte, aydının bundan öte bir yalnızlığı daha vardır; o da, düşünce bazında genel olandan uzaklaşmasından kaynaklı ikinci ve kendine özgü bir yalnızlık şeklinde yaşadığı olgudur. Bu makas aralığını asla kapatamaz ve kapatmaya çalışması da kendinin inkarı ile sonuçlanır. Onun yapacağı şey makas aralığını sürekli açarak giderek daha da yalnızlaşırken tüm canlılara karşı sorumluluk bilinci ile ekonomik-politik-toplumsal tüm sorun ve çelişkilere realitede karşılık bulacak çözüm önerilerini sunmaktır.

Nejdet Evren

Akaraca/tüm-zamanlar

Yorum yapın