“Kapıya Not Bıraktım” ve Sevgi Can Yağcı Aksel – Ayşe Kaygusuz Şimşek

Kısa, durum öykülerden oluşan, “Kapıya Not Bıraktım” Sevgi Can Yağcı Aksel’in ilk öykü kitabı. Aslında kitabın üzerinde edebi tür olarak bir açıklama yok. Ama “öykü” diyebileceğimiz gibi ara ara “anı öykü” ve arada bir de “deneme” tadı aldığımı söylemek isterim.

Macar Biberi, Ömrümüzün Birinde, Aşık Oldum Ben Sana ve Çekirdek Aile başlıklarıyla Dört bölümden oluşuyor kitap.

Salyangoz ve Ay arkadaş karamanların olduğu Ay Tutar Beni başlıklı öyküyle başlıyor, Salyangozun Seyir Defteri öyküyle buluşup Ay Tutar Seni öykü ile bitiyor. Kitabı ilginç kılanlardan biri de bu. İçerik olarak çok değişik öyküler var ama başlangıç ve bitiş öyküleri bir bütün olarak değerlendirebiliriz. Ay Tutar Beni, Ay Tutar Seni.

Yazarımız salyangozları yakından tanıyor ve onların arkalarında bıraktıkları ışıltılı yolları, sarmal biçimli sonsuz döngülü kabuklarını seviyor. Salyangozları hassas ve kırılgan insanlara benzettiğini, kırılacaklarını anladıkları an kabuklarına çekildiklerini ve yalnız kaldıklarında ya da neşeliyken hızlı hareket ederek yol aldıklarını da- insanlar için üretmek anlamında da kullanılabilir- düşündürüyor okura.

Çağdaş Macar edebiyatı yazarlarından, İstvan Örkeny’in “Bir Dakikalık Öyküler”, Peter Zilahy’ın “Son Pencere Zürafa”, Finy Petra’nın “Kuş Kadın”  ve Sandor Marai’nin “Bir Burjuvanın İtirafları” gibi kitapların çevirmeni olan Sevgi Can, “Kapıya Not Bıraktım” kitabında bu çevirilerinin faydasını fazlasıyla görmüş.

Türkçe o kadar güzel kullanılmış ki, berrak bir nehirin akıp gittiği gibi. Bir ilk kitaptan fazlası var. Dile hakim, kalemi de ustalıklı.

Öykülerin birçoğu Macaristan’da geçiyor. Macaristan’a, Budapeşte’ye olan sevgisi yansıyor sözcüklerine. Bu öyküleri okurken, Sevgi Can günlük yaşamda günce tutmuş olmalı, dediğiniz oluyor. Sıcak, samimi.

Konular çok özenle seçilmiş. İnsan psikolojisini çözümlediği en uç noktada, okurun merakla kişiye odaklandığı bir an da bakıyorsunuz toplumsal bir olay çıkmış karşınıza…

Özellikle sayfa 105’den sonraki öykülerde kadın sorunlarına vurgu yapan, iğneleyen metinler mevcut. Abartısız, gerçekçi, bir o kadar da duygusal.

Sevgi Can kendi dilini bulmuş. Apayrı bir tadı var dilinin ve anlatımının. Gezdiği, gördüğü, yaşadığı olaylardan beslendiği gibi kurgu yaratmakta da sıkıntısı yok.

Birkaç öyküsünden örnek verecek olursak; kitaba adını da veren, “Kapıya Not Bıraktım” öyküsünde, eve dadanmış Macar bir hırsızla ev sahibi arasında karşılıklı yazılan notlarla ilginç ve sonu belirsiz bir ilişki söz konusu.

Temiz Yürek” öyküsünde, tuvalet işleten bir kadın ve heyecanlandığında çişi gelen başka bir kadının tuvalete gitmesiyle aralarında geçen konuşma ve daha fazlası. Hiç beklemediğiniz bir an da sizi hoşnut eden, gülümseten, avucunuza düşen bir fıkra gibi. Nasrettin Hoca fıkraları gibi bir öykü…

Utangaçlık, ne derlercilik sayrılığından uzakta… Özgüveni de yerinde. Öykülerinin bütünlüğünde yüreğini ve bilincini sergilerken sanata, edebiyata büyük bir saygı duyduğunu hissettiriyor bize.

Sarı Lale” öyküsü sorumluluk anlayışının nasıl bir duygu olduğunu, insana nasıl bir yük yüklediğini ve bazen bu duygu yüzünden kendimizle olan çatışkımızı anlatıyor. “Köpek Dövüldüğü Sokağa Kaçar” öyküsüyle yazarımızın havanları seven, koruyan, onlarla ağlayıp, gülen bir hayvan dostu olduğunu anlıyoruz. İçtenlik ve duruluğun yanında sorumluluk anlayışı ile insan ve hayvan sevgisi birlikte işlenmiş kitapta baştan sona.

“İlk ve son kez ondan bir şey isteyeyim. Kitap olmayan bir şey alsın kitapçıdan. Tutturup çantasını çekiştireyim: “Anne bana zaman al. Sadece ikimizin olsun!”…” diye devam eden “Anne” öyküsü, anne, özlem ve acıyla titretiyor yüreğimizi. Hemen arkasından “Baba” geliyor. İnsan avı olarak bildiğimiz, kitapların da yakıldığı 12 Eylül’ü anlatıyor bir çocuğun duygularıyla, gözlemleriyle. Ve sonu taş gibi oturuyor içimize…  

Akademik Teamül 1”, “ Akademik Teamül 2” ve “Demokrasi” ise öyküden çok tıpkı Bektaşi fıkraları gibi. Gülmek yerine düşündüren, insanın içini şöyle bir kasıp kavuran, acı veren gerçeklerimiz. Ülke kaynaklarının nereden esirgenip, nerelerde har vurup harman savrulduğunu derinden duyumsatan öyküler.

Sevgi Can, usta yazarlara taş çıkartacak bu yapıtın da bakın bir yazarı nasıl tarif etmiş.

“Kocaman bir de ağzı vardı yazarın; gezegenin ağır uğultusunu öğütüp sindirmek için. Yaşamın kolay lokma olmadığını küçük yaşta anladığından, onu ufak anlara ayırıp ufalayarak üstesinden geliyordu. Ağzının içinde dönen dil değil de radulaydı sanki…” diye tanımladığı dizeleri uzayıp gidiyor.

“Kapıya Not Bıraktım”ı elinizden bırakmadan okuyacaksınız. Sevgi Can Yağcı Aksel’e edebiyatımıza böyle bir eser kazandırdığı için teşekkür ediyorum. Eline, emeğine, yüreğine, kalemine sağlık; devamını bekliyoruz.

Ayşe Kaygusuz Şimşek

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here