Kaptan Singleton – Daniel Defoe

O yüzyıllar korsanlığın altın çağıdır; kimi imparatorlar, krallar tarafından himaye edilen, kimi serbest çalışan korsanlar Bahr-i Magrib’den (Atlantik Okyanusu) Derya-yı Hind’e (Hint Okyanusu) kadar tüm denizlerde maharetlerini göstermekte, altınlar, gümüşler, baharat, değerli kumaşlar el değiştirmekte, insanlar köle olarak alıkonmaktadır. Doğal olarak denizlerde olanlar denizlerde kalmaz, haberleri limanlar başta olmak üzere her yere yayılır ve âdet olduğu üzere her duyan duyduklarına bir şeyler daha katarak anlatır. Ama konu bununla bitmez. Başlarından korsan maceraları geçen bazı kişiler de oturup anılarını yazar ve tabii yazarlar da işe karışarak duyduklarını, okuduklarını muhayyilelerinin bereketli topraklarında harmanlayarak kitaplar kaleme alırlar. Ve bu tür kitaplar okuyucunun büyük ilgisini çeker.

Daniel Defoe’nun (1660-1731) 1720 tarihli romanı Kaptan Singleton bu tür romanlarından biri. Bir korsanın doğuşunu, başından geçenleri ve nihayet doğru yolu buluşunu okuyoruz. Küçük yaşta çocuk hırsızları tarafından kaçırılan ve bir dilenciye satılan Bob Singleton bir kaptan tarafından evlat edinilir ve 13 yaşına geldiği zaman onunla denize açılır. Ancak o günlerde denizler tekin yerler değildir ve pek çok gemi gibi onların gemisi de korsan saldırısına uğrar. Esir edilip Lizbon’a götürülen Bob burada başı boş ve aç dolaşırken bir denizciye rastlar ve denizci onu evlat edinir. İş aramakta olan denizci Hint Adaları’ndan Goa’ya gitmek için hazırlanan bir gemide kılavuz kaptan olarak iş bulur ve yanına evlatlığını da alarak sefere çıkar.

Daniel Defoe’nun portresi, Ulusal Denizcilik Müzesi, Londra.

Yolda yavaş yavaş denizciliği ve “adı çıkmış ve kötü bir denizci olmayı” öğrenir. Kötülüğü öğretmek konusunda Portekizlilerin olağanüstü bir yetenekleri vardır. “Dünyada başka hiçbir millet onların eline su dökemez.” Kaptan onu yardımcısı yapınca o da işe koyulur ve kaptana emanet edilen altınlardan çalmaya başlar. Çalışkan bir denizcidir ama her fırsatta hırsızlık yapmaktadır. Genel olarak gemi mürettebatının şaşmazı, “iğrenç şehvet duygularına karışmış hırsızlık, yalan söylemek, küfretmek, yalan yere yemin” etmektir. Burada bir parantez açalım. Nedense Daniel Defoe Portekizlileri hiç sevmiyor ve onlar için demediğini bırakmıyor.

Doğu Hint Adaları’na yolculuğunu tamamlayan gemi, işlerini bitirdikten sonra Lizbon’a dönmek için yola çıkar. Ancak yolda denizciler gemiyi ele geçirmeye kalkarlar. İsyan başarısız olunca içlerinden bazıları idam edilir, idam edilmeyenler de Hint Okyanusu’nun batısındaki bir adaya bırakılırlar. Bırakılanlardan biri de Singleton’dur. Terk edilen 27 kişi önce kendi aralarında bir işbölümü yapar, bir tekne yapıp adadan kurtulmaya çalışırlar. Afrika’nın doğusuna ulaşınca da batıya doğru ilerleyeceklerdir. Adada rastladıkları bir gemi enkazı ve içlerindeki bir marangoz ile demirci onların tekne yapmasını kolaylaştırır.

Terk ettikleri ada boş değildir ve yerlileri misafirperver insanlardır. Bu onların adada yaşamalarına ve teknelerini yapmalarına olanak verir. Bu arada yavaş yavaş yolda kendilerininkinden daha iyi bir tekne görürlerse gasp etmeyi düşünmeye başlarlar. Korsan değillerdir ama yeri geldiğinde korsanlık da yapabilecek insanlardır. Ancak Afrika yolculuklarında böyle bir şey yaşanmaz ve sonunda kendi tekneleriyle Mozambik sahillerine çıkarlar. Bu arada ortaya çıkan sorunları çözmedeki başarısı yavaş yavaş Singleton’u ön plana çıkarır.

Mozambik’ten Angola’ya veya Gine’ye ulaşmak, yani kıtayı baştan başa geçmek için hazırlanmaya başlarlar. Yolculuk kolay olmayacak, sayısız yırtıcı hayvanla, aşırı sıcakla ve vahşi kavimlerle karşılaşacaklardır. Yanlarına mümkün olduğu kadar çok yiyecek ve su almak zorundadırlar, ama yükleri için ne atları vardır ne de develeri. Yerli hamallar bulmaları da mümkün değildir. Ancak bu yolculuğu yapabilirlerse geçtikleri yerlerden edindikleri altın hepsini zengin edecektir.

Doğu Hint Adaları haritası, Johannes Van Keulen, 1680.

Çok gerekli olan yerli hamal konusunda Singleton’un aklına bir fikir gelir. Siyahilerin bazılarıyla hırgür çıkaracaklar, sonra onların bazılarını tutsak alıp köle yapacaklardır. Böylece bu tutsaklardan hem hamal hem de gerektiğinde tercüman olarak yararlanacaklardır. Bu öneri kabul görmez ama o günlerde denizcilerden biri saldırıya uğrar ve saldırganı öldürür. Bunun üzerine çatışma başlar, denizciler ateşli silahları sayesinde yerlileri püskürtür. Bu çatışma sırasında bazıları yaralanır, bazıları da teslim olur. Yaralı teslim olanlardan biri, savaşan kabilelerden birinin kralının oğludur. Tedavi edilen prens onlarla işbirliği yapmaya karar verir, bundan böyle onlar da bu yolculuğa katılacak ve denizcilerin yüklerini taşıyacaklardır. Singleton ilk iş olarak Kara Prens’e bazı kelimeleri ezberletir. Prens Robinson’un Cuma’sı gibi öğrenmeye meyilli olduğu için çabucak öğrenir ve yol boyunca yeni edindiği arkadaşlarına yardımcı olur. Ama sonunda da mükâfatını görür. Yolculuğun sonunda Singleton onu azat eder ve giydirir. Ona “artık nasıl kullanacağını çok iyi bildiği altınlardan bir buçuk libre” verir!

Bob Singleton İngiltere’ye döner ama ne bir dostu ne de bir tanıdığı vardır. Elindeki parayı kime teslim edeceğini bilemez. Kötü kişilerle arkadaşlık kurar ve parasının bir bölümünü bir meyhaneciye teslim ettikten sonra kalanını har vurup harman savurur. İki yıl sonra sıfırı tüketir. Parasız kalınca etrafındaki insanlar da onu terk ederler, oysa o elindekileri onlar için harcamıştır. Bunun üzerine İngiltere’den ayrılmaya ve yeniden denizlere dönmeye karar verir. Cadiz’e gitmek için bir gemiye biner. Ancak yolda hava bozar ve gemi de dalgakırana sığınır. “Burada zararlı işlerin erbabı kimselerle arkadaşlıklar” kurar, özellikle içlerinden biri onu gemiyi ele geçirmeye ikna eder. Aynı anda başka arkadaşları da diğer gemiyi ele geçirecekler ve denize açılacaklardır. Her iki gemide de ayaklanma başlar ama komşu gemideki isyan başarı ile sonuçlanırken, Singleton ve arkadaşları canlarını zor kurtarırlar ve kaçıp diğer gemiye sığınırlar. İsyancılar onları “neşeyle karşılar”.

Singleton aslında eskiden beri korsanlığa ilgi duymuştur. Daha denizcilik kariyerinin başında bir gemiyi ele geçirmeyi sık sık düşünmüş ama bunu yapamamıştır. Oysa şimdi rüyası gerçekleşmiş ve “hakiki bir korsan” olmuştur. İsyan sona erince gemi hemen Kanarya Adaları’na yelken açar, ardından Batı Hint Adaları’na doğru yola devam ederler ve rastladıkları İspanyol gemilerini erzak bulmak amacıyla soyarlar. Bu arada ele geçirilen bir şalopa, korsanların reisi Kaptan Wilmet tarafından Singleton ve arkadaşı Kaptan Harris’e verilir. Artık onların da bir gemisi vardır.

blank

Kaptan Singleton’un ilk baskısının kapağı, 1720.

Batı Hint Adaları çevresinde daha çok İspanyol gemilerine saldırarak yaklaşık iki yıl dolaşırlar. İspanyol gemilerini hedef seçmelerinin nedeni genellikle para taşımalarıdır. Oysa İngiliz gemileri savaşılması zor, kuvvetli gemilerdir ve ganimet açısından verimli değildirler. Ayrıca İngiliz donanmasının üzerlerine gelmesine neden olabilirler. Bu nedenle Kaptan Wilmet, “İngiltere’ye haber uçmasın, savaş gemilerine arama emri verilmesin diye zalimliğini özellikle artırır”. Arka arkaya soygunlarla hayli zenginleşince yeni bir gemi alırlar ve geminin kaptanı Singleton olur. Ancak sonunda korktukları başlarına gelir. Denizlerdeki gezintilerinin “yalnızca İngiltere’de değil, tüm Avrupa ülkelerinde duyulması, maceralarının ballandıra ballandıra anlatılması” üzerine, iki üç İngiliz savaş gemisi üzerlerine gönderilir. Savaş gemilerinin kendilerini aradığını öğrenen korsanlar Batı Hint Adaları’na doğru yola çıkarlar. Buradan Doğu Hint Adaları’na geçmek için Ümit Burnu’na gidecekler ve bir daha bölgeye dönmeyeceklerdir. Madagaskar’da buluşmak için yola çıkan gemilerden biri, korsan çetesinin kurucu başı Kaptan Harris’in gemisi yolda ele geçer ve Kaptan ölür.

İlerleyen günlerde Singleton’un yaşamını büyük ölçüde etkileyecek olan William Walters isimli bir Quaker ve cerrah onlara katılır. Kısa zamanda Kaptan bu ileri görüşlü, bilgili ve becerikli adamla arkadaş olur. Quaker William giderek Singleton’un en yakın dostu olarak pek çok sorunu çözecektir. Hint Okyanusu’ndaki faaliyetleri de Batı Hint Adaları’ndakinden farklı değildir. Rastladıkları ticari gemileri talan etmek, mallarına el koymak… Bölge baharat, değerli kumaşlar ve taşlar açısından zengindir ve ticari açıdan hareketli bir yerdir.

Romanın bir özelliği, yazarın savaş sahnelerini ayrıntılı olarak yazmadığı halde, gasp edilen veya alışverişi yapılan malları envanter çıkartırcasına özenli yazmasıdır. Singleton’un maceralarından birkaç satır aktaralım:

Arama tarama gezintimizin on ikinci gününde bir gemiyi gizlice gözetlemeye başladık. Önce bunu İngiliz gemisi sandım ama Malabar sahilindeki Goa’dan Kızıldeniz’e giden çok zengin bir Avrupa yük gemisi olduğu ortaya çıktı. Peşine düştük ve güvertesinde birkaç top olan bu gemiyi çarpışmaya girmeden ele geçirdik. Gemi mürettebatını Portekizli denizciler oluşturuyordu ama beş kürk tüccarının emri altındaydılar. Bu tüccarlar gemiyi Malabar sahilinde kiralamış, karabiber, güherçile ve baharat yüklemişlerdi. Yükün geri kalanını bazıları epey kaliteli olan patiska ve ipek kumaşlar oluşturuyordu.

Romanı Türkçeye çeviren Zafer Avşar yazarın ticari mallara gösterdiği hassasiyetin nedeninin batmış bir tüccar olarak onun ticarete duyduğu aşk olduğunu ifade ediyor.

Büyük ölçüde Portekiz ve Hollanda’nın denetiminde olan Hint Okyanusu’nda sürdürdükleri korsanlık faaliyetleri neticesinde Singleton ve arkadaşları büyük bir servete sahip olurlar. Ancak Kaptan, arkadaşı William’ın geleceğiyle ilgili sorular sormasından, öneriler yapmasından etkilenmeye başlar. Korsanlıktan bıkmıştır, lakin gidecek ne bir ülkesi ne de korsanlardan başka tanıdıkları vardır.

Sonunda William onu önce İngiliz olduğu konusunda ikna edecek, ardından İngiltere’ye yerleşerek servetlerini faydalı işler için harcayacaklardır. Romanın sonunda ortaya çıkan William’ın kız kardeşi, Singleton ile küçük bir köy kasabasında evlenir.

Ahmet Eken
t24.com.tr


KİTABIN KÜNYESİ
Kaptan Singleton
DANIEL DEFOE
Kaptan Singleton
çev. Zafer Afşar
İş Bankası Kültür Yayınları
2020

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here