Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor – Erdem Sönmez

Marshall Berman, modernitenin tarihçesini yazdığı ‘Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor / Modernite Deneyimi’ (All That is Solid Melts Into Air/The Experience of Modernity) adlı çalışmasında, modern olma halini şöyle tanımlar: Modern olmak, kişisel ve toplumsal yaşamı bir girdap deneyimi gibi yaşamak; insanın kendisini ve dünyasını sürekli bir çözülüş, yenilenme, sıkıntı, kaygı, belirsizlik ve çelişki içinde bulması demektir. (s. 460) Kısaca, modern hayatın temel özelliği olan katı olan her şeyin ergiyip havaya karıştığı bir kozmosun parçası olmaktır modern olmak. ?Modern olmak, paradoks ve çelişkilerle dolu bir hayat sürdürmek demektir. Çağdaşlık, ortak yaşamları kontrol etme ve çoğu zaman yok etme gücüne sahip devasa bürokratik örgütlerin gölgesi altında yaşamak, ama gene de bu güçlerin karşısına çıkmaktan, dünyayı değiştirmek ve bizim kılmak için savaşmaktan bir an olsun caymamak demektir.? (s. 24) Peki modern olmak ile modernist olmak arasındaki ince çizgi nedir? ?Öte yandan bir modernist olmak, insanın kendini bu girdabın içinde bile bir şekilde evinde hissetmeyi başarması, bu girdabın ritimlerini özümsemesi; bu girdabın akıntıları arasında, mahvedici akışının ortaya çıkmasına izin verdiği gerçeklik, güzellik, özgürlük ve adalet biçimleri arayışında olmak demektir.? (s. 460)

İşte Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor, tam da bu girdabın ritimlerini özümsemeye çalışan, bu girdabın akıntılarına rağmen akıntıların arasındaki özgürlüğü, gerçekliği ve adaleti arayan modernizmin en büyük eleştirmenleri olan modernistleri okuyarak moderniteyi irdeliyor. Yazarın sözleriyle bu çaba, salt modernizmin diyalog içindeki biyografisi olmakla kalmayıp; aynı zamanda bu diyaloğu sürdürme gayretidir. Çünkü, modernizm ancak geçmişin moderniteleriyle arasındaki hem yakın, hem de düşmanca bağları canlı kılarak bugünün ve geleceğin modernitelerinin özgürleşmesine katkıda bulunabilir. (s. 461) Berman, bu modern olma hali ve modernist tanımlamarından da modernizmi, modern insanların modernleşmenin nesneleri oldukları kadar özneleri de olmak, modern dünyada sıkıca tutunabilecekleri bir yer bulmak ve kendilerini bu dünyada evde hissetmek için giriştikleri çabalar toplamı olarak tanımlar. (s. 11) Yazara göre post ? modernistlerin, modernitenin ufkunun kapandığı, enerjisinin tükendiği tezlerinin aksine modern hayat, sanat ve düşünüş, kendisini eleştirme ve yenileme kapasitesine sahiptir.

Berman, modernleşme ve modernite arasındaki diyalektiğin altını çizdikten sonra, modernliğin tarihini başlıca üç döneme ayırır. Bu sınıflandırmaya göre, 16. yüzyılın başlarından 17. yüzyılın sonuna dek uzanan birinci evrede insanlar, modern hayatı algılamaya yeni başlamışlardır. Henüz kendilerine neyin çarptığının farkına varamayan bu dönemin insanları, döneme ilişkin deneyim ve umutlarını paylaşabilecekleri modern bir kamu ya da camianın ne olabileceği konusunda fikir sahibi değildirler. İkinci dönem ise, 1790?ların devrimci dalgasıyla başlar. Büyük Fransız Devrimi ve etkileriyle modern, büyük bir kamu, ansızın doğuverir. Berman?a göre bu kamu, devrimci bir çağda; kişisel, toplumsal ve siyasal yaşamın her boyutunda altüst oluşlar ve patlamalar doğuran bir çağda yaşıyor olma duygusunu paylaşmaktadır. (s. 29) Bu dönem boyunca, modernleşme ve modernizm düşünceleri topluma iyice kök salar. Marx?ın deyişiyle, bütün sabit, donmuş ilişkilerin, beraberlerinde getirdikleri eski ve saygıdeğer önyargılar ve görüşler ile birlikte çözüldüğü, bütün yeni-oluşmuş olanların kemikleşemeden eskidiği, yerleşmiş olan ne varsa eriyip gittiği ve kutsal olan ne varsa lanetlendiği bir dönemdedir artık insanoğlu.1 19. yüzyılın, Marx?tan Kierkegaard?a, Dostoyevski?den Baudelaire?e tüm büyük modernistlerinin yazınları da enerjilerini bu çelişkiden alarak modern hayatı bizzat modernliğin yarattığı değerler adına yargılarlar ve mahkum ederler. Üçüncü ve son evre ise 20. yüzyıldadır. Modernleşme süreci, 19. yüzyıl modernistlerinin öngördüğü gibi, neredeyse tüm dünyayı kaplayacak kadar yayılmıştır artık. Ancak, bu yüzyılın eleştirmenleri, 19. yüzyıldaki seleflerinin aksine katı kutupsallıklara ve dümdüz bütüncülleştirmelere yönelirler. Yani, modernizmin hem en coşkulu hayranları hem de düşmanı olmak yerine, modernliği ya körü körüne ve eleştirisiz bir hayranlıkla kucaklarlar ya da eski Yunan Tanrılarının Olimpos?una benzer yeni bir tepeden bakış ve hor görüyle aşağılarlar. (s. 40)

19. yüzyıl düşünürleri, modern teknolojinin ve örgütlenmenin insanın kaderini ne şekilde belirlediğini ve insanı tümüyle ?bir demir kafese? nasıl hapsettiğini fark etmişlerdi. Ancak bu düşünürlerin neredeyse tümü, modern insanların bu yazgıyı önünde sonunda anlayacaklarını ve onunla mücadele edeceklerine de inanmışlardı. Oysa, bir sonraki dönemin modern hayatı tümden reddeden kalemleri ise daha farklı düşünmektedirler. (s. 44) Bir örnek vermek gerekirse, ?demir kafes? imgesinin de mucidi Max Weber?e göre çağdaş insanlar yalnızca ruhsuz uzmanlar, kalpsiz sezgicilerdir. Dolayısıyla Weber?e göre, modern toplum bir kafes olmakla kalmaz, bu kafesin içindeki insanlar da kafesin parmaklıklarınca biçimlendirilir ve ruhu, kalbi, cinsel ya da kişisel kimliği olmayan varlıklara indirgenirler. Marshall Berman bu inançsızlığa ve umutsuzluğa isyan eder. Bu isyandan hareketle de, 19. yüzyıl eleştirmenlerini bizlere tekrar hatırlattığı çalışmasında, modern insanın kendisini çevreleyen ?demir kafes? in farkına varacağına duyduğu inancı tekrar tekrar yineler: Dünün modernliklerini kendimize mal etmek, hem günümüzün modernliklerine yönelik bir eleştiri hem de yarının ve yarından sonranın modernliklerine (ve modern insanına) bir inanç tazeleme eylemidir. (s. 59)

Her ne kadar, Berman kitabında 19. yüzyıl modernistlerini okuyarak başlayan ve sonrasında Petersburg, New York gibi mekânlardaki modernite izlerini süren bir dizge izlese de, bu yazıda, Berman?ın sisteminde bir parça değişiklik yapılarak çalışması okunmaya çalışılacaktır. Berman, ?Azgelişmişliğin Modernizmi? başlığında Petersburg?u Rus modernleşme tarzının en belirgin gerçekleşmesi ve aynı zamanda modern dünyanın arketipi, ?gerçekdışı şehri?, olarak resmeder. ?Bu nedenle 19. yüzyıl Rusyasını, 20. yüzyılda beliren Üçündü Dünyanın bir arketipi olarak görebiliriz?19. yüzyıl boyunca Rus toprağında modernliğin en berrak ifadesi imparatorluk başkenti St. Petersburg?du.? (s. 235-236)

Rusya?nın bu dönemde en göze çarpan özelliği, Berman?ın da dikkat çektiği gibi, dünyanın en büyük edebiyatlarından birini yaratmış olmasıdır. Burada durup bir paralellik kurabiliriz. 19. yüzyılda, Osmanlı İmparatorluğu da Rusya ile benzer bir süreçten geçiyordu. İki imparatorluğun içinde bulunduğu süreçlerin şiddetlerini karşılaştırmıyorum; ancak, her ikisinin de modernizmin sancılarını hissettiği kesindir. Dolayısıyla ikisini birleştirebiliyoruz. Yalçın Küçük, kabaca bir ifadeyle, Türkiye aydınının tarihini incelediği çalışmasında Türkiye?de edebiyatın bu dönemde doğduğuna işaret eder. ?Tanzimattan önce Türkiye?de edebiyat yoktur? Tanzimat ile birlikte çıkışın nedeni ise açık, Tanzimat?tan önce toplum sarsılıyor.?2 Bir soru sorulabilir; peki daha önce sarsılmıyor mu? Elbette sarsılıyor; ancak toplum devletin inişinin ve dolayısıyla çökmekte oluşunun bilincine, 19. yüzyılın başlarındaki olaylar sonucunda varıyor. ?Yeniçeriliğin ortadan kaldırılması, Türkiye?den bir devletin koparak bağımsız Helen Devleti?ni meydana getirmesi, Mısır Ordularının saltanatı zorlaması, bunlar, en bilinçsiz kafalarda bile bir toplumsal bunalımın habercileri oldular.?3 Cemil Meriç ise romanın bir buhranın, bir uyuşmazlığın, reelle ideal arasındaki herhangi bir nisbetsizliğin eseri olduğunu; inanan, pürüzlerini yok etmiş, hayali çözüm yolları aramaya ihtiyacı olmayan bir toplumda yazılamayacağını söyler.4 19. yüzyıl Rus edebiyatının ?eşsizleşme?sinin zemini etüt edilmeye çalışıldıktan sonra Berman?ın da Petersburg ve dolayısıyla Rus modernizmini, edebiyat, özellikle de Puşkin, Gogol, Dostoyevski ve Çernişevski çerçevesinde okuduğu kaydedilebilir.

Berman?ın Petersburg?u yazarkenki ilk durağı, Puşkin?in Bronz Süvari adlı şiiridir. Berman?a göre bu şiirin önemi, yeni başlayan bir geleneği ilk haber veren eserlerden olmasındandır. Bu gelenek ise, Petersburgluların yarım yüzyıl boyunca yaptığı, örselenmiş ve acılı modernleşmenin bir simgesi olarak kendi şehirleri üzerinde odaklaşan ve şehri ele geçirmek için mücadeleleridir. (s. 243)

Berman?ın ikinci durağı ise, I. Nikolas, 1825-1855 arasında yönetti, dönemi Petersburg?unu anlatan Gogol ve Dostoyevski?dir. Modern Rusya tarihinin en karanlık dönemlerinden biri olan I. Nikolas devrinde modernliğin koordinatları ve sahnesi Neva boyunca uzanan şehir merkezinin muazzam meydanlarından, hükümet binaları ve anıtların oluşturduğu görkemli yığından Nevski Bulvarı?na kayar. (s. 259) Nevski Bulvarı?nı özel kılan ana sebep, her sınıftan insanın bir araya geldiği başlıca yer olmasıdır. ?Nevski onları bir araya getiriyor, bir girdapta karıştırıyor, elde edebildikleri deneyim ve temaslarla öylece bırakıyordu onları.? (s. 262) Bulvarın adı, Gogol?un bir öyküsünün de adını oluşturur. Gogol?a göre bu sokağa kendine özgü kişiliğini veren asıl amacı toplumsallaştırmadır. İnsanlar bu caddeye görmek ve görülmek, görüşlerini bir diğerine iletmek için gelirler. Bu bulvar, şehir sakinlerinin kendilerini gösterebildikleri ve devletin peşlerinde olup olmadığı hakkında tereddüt etmeden birbirleriyle ilişki kurabildikleri yegâne kamusal alandır. Dostoyeski?nin ilk romanı İnsancıklar?ın kurgusu da ağırlıklı olarak Nevski Bulvarı?nda şekillenir. Dostoyevski?nin 1845?te yazdığı ve 1846 yılında yayımlanan bu kitabının kahramanı, Makar Devuşkin adlı bir devlet memurudur. B. Sadık Albayrak da Noterler ve Edebiyat isimli çalışmasında, Dostoyevski?nin bu ilk romanındaki ?insancıklar?ın, boğaz tokluğuna yaşamayı bir lütuf olarak kabullenen, büyük bir teslimiyetin içindeki, çıkış bulamayan kimseler olduklarını söyler.5 Edward H. Carr ise Dostoyevski biyografisinde, genç yazarda bu zavallı memur karakterini yaratırken Gogol etkisinin çok kuvvetli olduğunun altını çizer.6 Berman?a göre İnsancıklar, Rus kültür ve politikasında hayati önemde bir sorunu tanımlar. Bu sorun, Rus yoksul memurlarının kendi ?pabuç?larını ve düşüncelerini kabullenebilecekleri, başkalarının bakışlarının ya da bakmayışlarının, onları yerin dibine geçirmeyeceği bir noktaya varmak zorunda oluşudur. Bu toplumsal grup, ancak o zaman sokağa ve yayına girebilecekler ve Petersburg?un muazzam kamusal meydanlarında gerçek bir kamusal yaşam kurabileceklerdir. (s. 282)

Berman?ın Petersburg okumalarında değinilecek son nokta ise Çernişevski?nin yeni insanları ve Dostoyevski?nin yeraltı notları. Bu eserlerde, Makar Devuşkin türünden memurlar ikinci plandadır artık. Cemil Meriç?in deyişiyle tefekkür hürriyetinin öncülerinden, tüm ömrü boyunca tam bir çilekeş hayatı yaşayan Çernişevski?nin Nasıl Yapmalı romanındaki karakterlerde, yönetici sınıfa karşı en küçük bir ürküntü belirtisi veya çekingenlikle karşılaşmayız. ?Bu ?yeni? insanlarda yeni olan şey tam da budur işte: Rus ruhunu örseleyip durmuş tüm Hamlet benzeri kuşku ve endişelerden arınmıştır onlar. Bu yeni insanlardan hiçbiri herhangi bir Bronz Süvarinin peşine takılmasına izin vermez muhtemelen, onu atıyla birlikte Neva?ya fırlatıverir. (s. 292) Böylelikle Çernişevski, Petersburg?un ezilenlerini gün ışığında, sokağın ortasında yüksek makam sahiplerini alt ederken resmeder. Hem de söz konusu tablonun, Rus tarihinde hep yukarıdan aşağıya modernleşmeyle özdeşleşen Petersburg?da resmediliyor oluşu, Berman?ın da dikkat çektiği gibi romanı, Rus tarihinde ilk kez aşağıdan yukarıya modernleşmeyi temsil ediyor kılar. Nasıl Yapmalı?ya göndermelerle dolu olan Yeraltından Notlar?da da klasik Petersburg paradigması, aristokrat subaya karşı yoksul memur, izlenir. Ancak, Dostoyevski?nin bu eserinin karakteri olan yoksul memurun hem daha önceki romanı İnsancıklar?daki memurlardan hem de Çernişevski?nin Nasıl Yapmalı?sındaki yeni insanlardan önemli bir farkı vardır. Buradaki memurun da otoriteye başkaldırısı söz konusudur; ancak bu isyan birkaç yıllık acı ve keder sonrasında gerçekleşir. ?Bitmek bilmez gibi gelen Hamlet tarzı bir içe dönük çileden sonra Yeraltı İnsanı harekete geçer. Toplumsal üstüne karşı çıkar ve sokakta kendi hakları için savaşır.? (s. 297) Çernişevski?den farklı olarak Dostoyevski?nin Rus gerçekçiliğine çok daha gerçekçi eserler verdiği söylenebilir. Zira, Dostoyevski?nin romanlarında da modernizmin yarattığı yeni insanlar vardır; ancak bu insanların iç yaşamlarının gerçek derinliğini ve değişkenliği göz ardı edilmeden yaratılmıştır bu karakterler. ?Elitist perspektif içinde Çernişevski Rus standart devrimci kalıbının yaratıcısıdır: Demir disiplinli insanlar, mekanik tarzda programlanmış zihinler ve duyarlıktan da iç yaşamdan da uzaklık; Lenin ve daha sonra Stalin?in tüm esin kaynağı budur.? (s. 314) Lenin?in ?mekanik tarzda programlanmış zihinlerden esinlenmesi? türünden önyargıları bir kenara bırakacak olursak Çernişevski yazınını, yazının tüm devrimci entelijansiyanın başucu kitaplarını oluşturduğunu unutmadan, bu şekilde özetlemek mümkündür.

Berman, Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor?da, modernitenin ansiklopedisini yazmadığını, çabasının daha ziyade insanlara kendi deneyimlerini ve tarihlerini daha ayrıntılı ve derinlemesine keşfetme olanağı sağlayacak bir dizi bakış ve paradigma geliştirmek ve bu sayede de, açık olacak ve açık kalacak, okurların kendi bölümlerini yazabilecekleri bir kitap yazmak olduğunu söyler. (s. 17) Bu nedenle bu çalışmada da, Berman?ın New York üzerine notlarını aktarmak yerine, aynı yöntemle kendi mekânlarımızın ve bu mekanların tarihinin izini sürerek moderniteye ilişkin ipuçlarını aramak tercih edilebilir.

Öğrenmek, merak etmek, şaşırmak ve kuşku duymak. Şaşırmak bilimin; kuşku duymak felsefenin başlangıcıdır. Merak etmek ise felsefecinin, bilim adamı ve kadınının gıdası, öğrenmenin de anahtarı oluyor. Peki bu dört edimi vektörel büyüklükler olarak kabul edersek, bu vektörlerin hem kesişme noktalarının ve hem de bileşke kuvvetlerinin ?istemek? olduğunu söyleyemez miyiz? O halde üniversiteyi, sonsuz isteklerin bileşeni olarak tanımlayabiliriz. Peki ya hapishane? Yazdıkları ve söyledikleri yüzünden uzun yıllar cezaevinde yaşamaya mahkûm edilmiş bir aydın hapishaneyi şöyle tanımlıyor. ?Ben cezaevi sırrını Dostoyevski?de çözdüm; gardiyanlık insan iradesini kırma mesleğidir, diyordu. Tek kelimeyle dâhiyane; dâhi, çok hızlı görebilendir ve bu nedenle bazen görünmeyeni görendir. Hapsetmenin tek bir fonksiyonu var: bireyde istemeyi ortadan kaldırmak. Dün ve bugün, cezaevinin esansı budur ve bu da insanlık dışıdır.?7 Üniversite ve hapishaneye ilişkin bu notlardan sonra, İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi binasının tarihçesine kısaca göz atmakta fayda var.

1980 yılından itibaren Siyasal Bilimler Fakültesi olarak kullanılmaya başlanan bina, İtalyan mimar Gaspare Trajano Fossati tarafından projelendirilmiş ve 1841-1843 yılları arasında inşa edilmiştir. Önce Seraskerlik, ardından da Harbiye Nezareti?nin ek binası olarak kullanılan yapı daha sonraki yıllarda cezaevi olarak kullanılmaya başlanır ve bundan sonra dönemin İstanbul Muhafız Komutanı olan Bekirağa?nın adıyla anılır. Bekirağa Bölüğü, II. Abdülhamit döneminde Jön Türklerin, II. Meşrutiyet döneminde İttihat ve Terakki muhaliflerinin, Birinci Dünya Savaşı?nın ardından İttihat ve Terakki yöneticilerinin, ve 1919-1922 arasında da Anadolu?daki Kurtuluş Hareketi yandaşlarının hapsedildiği cezaevidir.8 Yani, hemen hemen inşasından 1922?ye kadar siyasi tutukluların değiştirme iradelerini kırma, bireyde istemeyi ortadan kaldırma işlevi gören bina 1922?den sonra İstanbul Darülfünunu?na devredilmiş ve Tıp Fakültesi?nin morgu olarak kullanılmıştır.

Modernitenin dönüştürücülüğüne ilişkin çokça çarpıcı olan bu tarihçeyle beraber görüyoruz ki, önce değişimin ve istemenin motoru durumunda olan unsurları tahrip etme ve bitirme görevini gören, ardından hiç isteyemeyen ve hiç değiştiremeyen ölüleri misafir eden bir yapı zamanla öğrenme, merak etme, şaşırma ve kuşku duymanın sentezi olan istemeyi üretecek bir mekana dönüşebiliyor. Buraya kadar çok güzel; ancak yeterli değil. Belki de bir parantez açıp bir soru sormalıyız. Peki bugün, bir kurum olarak ?üniversite?yi morga ya da cezaevine benzetebilir miyiz? Bu yazı hazırlanırken, Ankara?daki Kimya Bölümü öğretim üyelerinden bir tanesinin eşine büyü yaptırmak için yarasa kanı aradığı yazılıyor ve konuşuluyordu. Başka örnekleri aktarmanın gereği yok. Hiç şüphesiz tekil değildir. O halde cevabımız bellidir; evet benzetebiliriz. Bir soru daha sorulabilir. Peki bugün üniversite bileşenlerinden hangileri morgdakileri ve hangileri cezaevindekileri temsil etmektedirler? Cevapları var; ancak yazmak gereksiz. Bazen, sadece sorular cevaptır.

Berman, çalışmasının 19. yüzyıl eleştirmenlerine ayırdığı bölümlerinde, özellikle iki isim üzerinde durur: Marx ve Goethe. ?Gelişmenin Trajedisi? başlığı altında okunan, Puşkin?in deyişiyle modern hayatın İlyada?sı olan Goethe?nin Faust?u, 1770-1831 yılları arasında olmak üzere, altmış bir senelik bir emeğin ürünüdür. Yani, tam da katı olan her şeyin ergiyip havaya karıştığı bir dönemde kaleme alınmıştır Faust. Goethe?nin Faust?unu, daha önce yazılmış Faust?lardan ayıran şey ise, dönüşümün öznesi ve nesnesinin sadece öykünün kahramanı değil, bütün dünya olmasıdır. ?Goethe?nin Faust?una can veren, onu öncekilerden ayıran, ona zenginlik ve derinliğini sağlayan dirimsel güç, gelişme arzusu diye adlandıracağım güdüdür. Goethe?nin Faust?u bu arzuyu Şeytana açıklamaya çalışır… Daha önceki Faust?lar, ruhlarını kesin ve açıkça tanımlanmış ve hayatın herkesçe arzulanan nimetleri karşılığında satmışlardır? Goethe?nin Faust?u da Mephistopheles?den bunları istemektedir, evet, ama tek başına bunlar değildir onun asıl istediği.? (s. 64) Öyleyse nedir bu istek? ?Faust?un kendisi için istediği insan varoluşunun her tarzını, mutluluğu da kederi de içerecek, bunları benliğinin sınırsız büyümesine tabi kılacak dinamik bir süreçtir.? (s. 65) Goethe?nin Faust?u, tanınmış ve saygın bir bilgin, hukukçu, ilahiyatçı, filozof, profesör ve üniversite yöneticisidir. Berman?a göre bundan da önemlisi Faust?un, iç yaşamındaki zenginliği dışa akıtmak, dış dünyada eylemle kendini ifade etmek için yol aramasıdır. Ancak Faust?un sorunları kesinlikle kişisel sorunlar değildir. ?Bu sorunlar Fransız Devrimi ile Sanayi Devrimi öncesinde tüm Avrupa toplumlarını kıpırdatan daha büyük gerilimleri dramatize etmektedir.? (s. 68) Mephistopheles de, Faust?un peşinde koştuğu sentezi gerçekleştirmek için kucak açacağı tümüyle yeni, hem modern tin ve hem de modern ekonomi için hayati önem taşıyan paradoksların efendisi olarak karşımıza çıkmaktadır romanda.

Burada Berman?ın Goethe?nin eseri üzerine söylediklerini uzun uzun aktaracak değiliz. Söylenmesi gereken, yazarın Faust?u üç başkalaşım doğrultusunda izlediği; bu başkalaşımların da sırasıyla ?Hayalci?, ?Aşık? ve ?Geliştirici? olduğudur. Berman bu evrelerde Faust?un geçirdiği değişimleri şöyle açıklar: ?İlk evrede? yalnız yaşamış ve hayaller kurmuştur. İkinci dönemde, yaşamını başka bir insanın yaşamıyla birleştirmiş ve sevmesini öğrenmiştir? Son yeniden doğuşunda ise kişisel dürtüleriyle dünyayı yönlendiren ekonomik, politik ve toplumsal güçler arasında bağlantı kurar; yapmayı ve yıkmayı öğrenir. Varlığının ufkunu kişiselden kamusal hayata, dar ilişkilerden aktivizme, birliktelikten örgütlenmeye uzatır. Tüm güçlerini doğa ve topluma karşı harekete geçirir; sadece kendisininki değil herkesin hayatını değiştirmek için yanıp tutuşmaktadır.? (s. 91-92) Anatoli Lunaçarski de bu duruma dikkat çeker. ?Faust?un acı olarak kavradığı şey: her şeyi görüp geçirme dizginsiz arzusu, yani yaratma arzusu ? bu, iktidar hırsı, yaşama arzusudur! Yalnızca yadsımamak değil, bilakis içinde daha fazla geliştirmek gerekir onu! Hatalar ve tortular düşer, geriye yalnızca salt yaratma arzusu kalır.?9 Çok güzel; burada durabilir ve bir saptamada bulunabilinir. Faust?un, yalnız yaşadığı ve hayaller kurduğu birinci evresi ile insanlığın modern hayatı henüz algılamaya başladığı, insanların döneme ilişkin deneyim ve umutlarını paylaşabilecekleri modern bir kamu ya da camianın ne olabileceği konusunda fikir sahibi olmadığı modernizmin birinci dönemi arasında ve Faust?un ekonomik, politik ve toplumsal güçler arasında bağlantı kurduğu, yapmayı ve yıkmayı öğrendiği ve tüm güçlerini doğayı ve toplumu değiştirmek için harekete geçirdiği son evresiyle, 19. yüzyıl, modernizmin ikinci evresi arasında bir paralellik vardır. ?(Faust) Feodal ve patriyarkal dünyaya karşı etkin biçimde eyleme geçmek için bir yol bulur: Eski dünyayı silip süpürecek, parçalayacak kökten yeni bir toplumsal ortam oluşturacaktır? Faust planlarını açıkladıkça şeytanın şaşkına döndüğünü, afalladığını görür. İlk kez söyleyecek bir şeyi kalmamıştır? Faust dünyayı hareket ettirmek istemektedir.? (s. 92-94) İşte, Goethe?nin modernizm eleştirileri de Faust?un bu başkalaşımında billurlaşır. Ancak gene de Faust, insanın gelişme uğruna değil gelişmenin insan uğruna olacağı yeni modernlik usullerini düşünmek ve yaratmak için bir çabadır hiç şüphesiz.

Modernizm kavramına ilişkin Berman?ın düşündürdükleri üzerine söylenecekler burada kesilebilir. Modernite, Mehmet Eroğlu?nun bir karakterinin söylediği gibi, bu gezegende ne feyz alacağımız bir amcamızı, ne Petra gibi sevgililerimizi ne de Ali gibi kardeşlerimizi bıraktı.10 Ancak, kanımca daha önemlisi modernitenin, ?On sekiz yaşındayım ve kendimi küçümsüyorum. Hâlâ varoluşumu anlamlı kılacak, yaşamımı biyolojik bir zorunluluk olmaktan kurtaracak bir açıklama bulabilmiş değilim? Şimdi bu gezegenin üstündeki kimsenin fark etmediği biri olarak, ölmeye mahkûm milyarlarca insandan yalnızca birisiyim. Yaşamın dört milyarda biri! Salt bir insan olmak, milyarlarca benzeri olan bir yaratığın kaderini paylaşmaktan daha dehşet verici ne olabilir? … Yine de yapabileceğim, kurtarabileceğim bir şeyler olmalı. Ne yapmalıyım? Yirminci yüzyıl kurtarıcılara, şövalyelere muhtaç değil mi??11 sorusunu soran modernistleri yaratmış olması. Yalnızca insan olmaya katlanamayan, kendisini ?kurtarmaya mahkûm? hissedenler modernizmin insanlığa en büyük hediyesi olsa gerek.

Alıntılar
1. Marx ve Engels, Komünist Parti Manifestosu, 1998, s. 14
2. Yalçın Küçük, Aydın Üzerine Tezler-c.2, 2003, s. 398-400
3. Yalçın Küçük, a.g.e., s. 400
4. Cemil Meriç, Kırk Ambar, 1980, s. 199
5. B. Sadık Albayrak, Noterler ve Edebiyat, 2005, s. 211
6. Edward H. Carr, Dostoyevski,2002, s. 39
7. Yalçın Küçük, Türkiye Büyülü Hapishanem, 2005
8. Fakülte tarihçesi için bkz. http://www.istanbul.edu.tr/siyasal/tarihce.htm
9. Anatoli Lunaçarski, Miras, 2001, s. 180
10. Mehmet Eroğlu, Adını Unutan Adam, 2004
11. Mehmet Eroğlu, Yarım Kalan Yürüyüş, 2004, s. 254-255

Erdem Sönmez
tankitabevi.com

“Marx, Nietzsche ve çağdaşları henüz dünyanın küçük bir parçasının modern olduğu bir zamanda modernliği bir bütün olarak algıladılar. Yüz yıl sonra, modernleşme süreci dünyanın en uzak köşesindeki insanın bile kaçamayacağı ağını üstümüze attıktan sonra ilk modernistlerden öğreneceğimiz çok şey var; kendi çağları değil bizim çağımız hakkında. Onların, gündelik hayatlarının her anında, yaşayabilmek için bütün güçleriyle kavramak zorunda oldukları çelişkileri fark edemez olduk bizler. Onların bakışlarını kendimize maleder, onların perspektiflerinden yararlanarak kendi ortamımıza yepyeni gözlerle bakarsak hayatlarımızda sandığmızdan daha fazla derinlik olduğunu göreceğiz. Dünyanın her yöresinde, bizlerinkine benzer ikilemlerle boğuşan insanlarla ortaklığımızı hissedeceğiz. Ve bu mücadelelerden doğan, çarpıcı zenginlik ve canlılıkta modernist bir kültürle, ancak kendimize maledebilirsek muazzam güç ve sağlık kaynakları barındıran bir kültürle bağ kurabileceğiz. Bakarsınız, böyle geriye gitmek ileri gitmek için bir yol olabilir. 19. yüzyılın modernizmlerini hatırlamak bizlere 21. yüzyılın modernliklerini yaratacak görüş ve cesareti verebilir. Dünün modernliklerini kendimize maletmek hem günümüzün modernliklerine yönelik bir eleştiri hem de yarının ve ertesi günün modernliklerine -ve modern insanlara- bir inanç tazeleme olabilir. Marshall Berman” Arka kapak yazısı

Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor / Modernite Deneyimi
Özgün Adı: All That is Solid Melts Into Air/The Experience of Modernity
Yazarı: Marshall Berman Çeviren: Ümit Altuğ, Bülent Peker
447 sayfa, Baskı Tarihi: 2000 İletişim Yayınları

Marshall Berman Hayatı
(d. 1940), hümanist Marksist ve teorisyen. City University of New York?ta siyaset teorisi ve şehir sosyolojisi dersleri vermektedir. The Village Voice dergisinde düzenli olarak yazmaktadir. Halen New York?ta yaşamaktadır.

Berman, modernizmin bitmemiş, tamamlanmamış bir proje olarak anlaşılmasından yanadır ve bu yönde postmodernizme karşı önemli bir eleştirel değerlendirme ortaya koyar. Bu yaklaşım hem postmodernizmin reddedilmesi hem de modernliğin yeniden değerlendirilmesi yönündedir. Modernizm, Berman’a göre, Karl Marx’ın Komünist Manifesto’da belirttiği anlamda katı olan her şeyin buharlaşması anlamına gelmektedir ve postmodernizm denilen süreç de bir kopuş değil ancak bunun bir devamıdır. Dolayısıyla, Berman’a göre, son zamanların fikir adamlarına değil bir önceki yüzyılın düşünürlerine dönerek modernizmi yeniden değerlendirmek gerekmektedir. Modernite, modernlik, modernizm gibi kavram ayrımlarını netleştiren ve modern düşüncenin anlaşılmasını belirginleştiren bir yaklaşım sergilemektedir.

Berman’in değişiyle;

“Bugün, dünyanın her köşesindeki insanlarca paylaşılan hayati bir deneyim tarzı; diğer bir deyişle uzay ve zamana, ben ve ötekilere, yaşamın imkanları ve zorluklarına ilişkin bir deneyim tarzı var. Bu deneyim bütününü modernlik diye adlandırmak istiyorum. Modern olmak, bizlere serüven, güç, coşku, gelişme, kendimizi ve dünyayı dönüştürme olanakları vaat eden; ama bir yandan da sahip olduğumuz her şeyi, olduğumuz her şeyi yoketmekle tehdit eden bir ortamda bulmaktır kendimizi. Modern ortamlar ve deneyimler coğrafi ve etnik, sınıfsal ve ulusal, dinsel ve ideolojik sınırların ötesine geçer; modernliğin, bu anlamda insanlığı birleştirdiği söylenebilir. Ama, paradoksal bir birliktir bu, bölünmüşlüğün birliğidir: Bizleri sürekli parçalanma ve yenilenmenin, mücadele ve çelişkinin, belirsizlik ve acının girdabına sürükler. Modern olmak, Marx’ın deyişiyle ‘katı olan her şeyin buharlaşıp gittiği’ bir evrenin parçası olmaktır.”

Politics of Authenticity: Radical Individualism and the Emergence of Modern Society isimli bir kitabı vardır. Türkçede, Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor ve Marksizmle Maceram adlı kitapları yayımlanmıştır.

Kitaplar
* Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor, M.Berman, İletişim yayınları
* Marksizmle Maceram, Berman, İletişim yayınları

Yorum yapın

Daha fazla Politika
Kapitalizmin Maskesini Düşüren 15 Anti-Reklam Billboardlarda

Kapat