Katip Çelebi’nin ‘Deniz Savaşları Hakkında Büyüklere Armağan” adlı kitabına dair – Hikmet Temel Akarsu

Kültürümüzün temel metinlerinin şanına yaraşır bir edisyonla çıkmasına bu denli sevinmek acaba bir yaşlanma alameti olabilir mi? Yoksa yaşadığımız heveskar fakat nafile yazarlar çağının tersine, adanmış ve dopdolu yazarlara dair bir devranın da bu kültürde bir vakitler hüküm sürdüğüne tanık olmanın verdiği heyecan mıdır bu? Katip Çelebi ve Orhan Şaik Gökyay… İki eşsiz şahsiyet. Biri yekdiğerinin mütercimi noktasına kendini indirgeyecek kadar kalender. Lakin gerçek bu denli basit mi? Hayır! Kuşkusuz hayır! Orhan Şaik Gökyay?ı bizlere ortaöğretim sırasında hocalarımız önemle işaret ederlerdi de yadırgardık. Neden bu denli önemli olduğunu bir türlü anlayamazdık. Sonraki yıllarımızın gençlik hezeyanları ve başımızda kavak yellerinin estiği meş?um dönemlerde de meselenin önemini kavrayamadık. Nasip bugünlereymiş! Orhan Şaik Gökyay çok önemli ve nitelikli bir edebiyat figürü olarak kültürümüze büyük hizmetlerde bulunmuş emsalsiz bir şahsiyet; ve ben bunu kavrayabilmek aşamasına çok geç erişebildiğim için hicap duymaktayım.

Orhan Şaik Gökyay?ın günümüz Türkçesi?ne aktararak derlediği Katip Çelebi?ye ait ?Tuhfetü?l-Kibar Fi Esfari?l-Bihar? yani ?Deniz Savaşları Hakkında Büyüklere Armağan? adlı kitap özenli bir edisyonla Kabalcı Yayınları?ndan çıktı.

?Tuhfetü?l-Kibar? birçok yönden çok etkileyici bir kitap. Her şeyden önce emsalsiz bir tarih anlatıcılığını; tarihsel tanıklığı taşıyor olması başlıbaşına bir servet. Katip Çelebi?nin kitabı kaleme alma gayesi ise hepimize ders olabilecek erdemli bir girişim. XVII. Yüzyıl ortalarına doğru gerilemekte olan Osmanlı Devleti?nde Çanakkale Boğazı?na kadar dayanıp boğazı kapatan Venedik donanmasının ilerlemesinden ve ülkenin içine düştüğü inkırazdan öylesine etkilenmiş ki Katip Çelebi, devlet ricaline ve topluma cesaret vermek ve onları ayağa kaldırmak için, şan ve şerefle dolu denizcilik savaşlarımızı bir bir yazıp kitap haline getirmeyi düşünmüş. Ve günümüze ulaşan ?Tuhfetü?l-Kibar?ı kaleme almış. Orhan Şaik Gökyay ise bu değerli hazineyi günümüz Türkçesi?ne çevirirken fazla müdahalede bulunmadığını çünkü Katip Çelebi?nin bu kitabı devlet ricaline yaranmak, ona buna gösteriş yapmak, böbürlenmek için değil, hakikaten ülkeye yararlı olmak için yazdığını; o yüzden de herkesin anlayabilmesi için çok sade bir dil kullandığını iddia ediyor. Fakat kanaatimce Orhan Şaik Gökyay?ın etkileyici edebi Türkçesi işin içine girmese bu eseri asla bu denli zevkle okuyamaz, dersler çıkaramazdık. Okurların söylediklerime inanması belki zor ama; bu harika arkaik eseri okurken Katip Çelebi ve Orhan Şaik Gökyay?ın edebiyatından büyük haz duydum. Kitabı günümüz Türkçe?sine aktarırken Osmanlıca ile Türkçe arasında orta yerlerde bir dil kuruyor Gökyay ve bunu hiç yadırgamıyoruz. Bilakis dilimizin geçmişinden gelen sentaks marifetlerine, imge gücüne ve anlatım tekniklerindeki zenginliğe hayran olup eriyoruz. Nasıl mı? Şöyle:

?Sonunda kafirler barış isteyüp onlar da ister istemez razı oldular ve ellerinde olan nesneye dokunulmamak şartıyla çıktılar, lakin bunlar henüz çıkmadan kafirler eshaba el uzatmakla İshak kılıç çeküp bir nice kafir tepeledi. Kendi ve Hayreddin Bey kethüdası İskender o aralıkta şehit oldular; geri kalanları da savaşa başlayup hepsi şehitlik şerbetini içtiler.? (Sf. 49 pf. 6)

Bütün eser buna yakın bir üslupla kaleme alınmış. Çok açık ki ne orijinal Osmanlıca ne de günümüz Türkçe?sidir burada geçerli olan. İkisinin de gerekli hassasiyetlerini ihtiva eden melez bir dil kurmuştur Orhan Şaik Gökyay ve ne biri ne de diğeri eksik kalmıştır. Bilakis her iki dilin de zenginlikleri metne yansımış, bu sayede yeni nesillerin geçmişte kalanları anlamasını sağlayacak bir kültürel köprü kurulmuştur. Bu, muhteşem bir başarıdır. O yüzden de bu eserin orijinal dilindeki başarısı bir yana; aktarımıyla ortaya koyduğu edebi performas; beceri ve yaratı her yönüyle alkışlanmayı haketmektedir.

Benzer edebi duyguyu değerli yazarımız İhsan Oktay Anar?ın bazı kitaplarında da roman bağlamı içerisinde algılamak mümkündür. Anar?ın, özellikle Amat adlı kıymetli eserinde ?Tuhfetü?l Kibar?dan etkilendiğini tahmin ediyorum. Bence Gökyay, Anar?a da öncellik yaparak, çok önemli bir işi başarıyor ve geçmişi ile köprülerini atmış bir toplumun yeniden o bağları kurmasını sağlayacak kolaylıkları ayaklarının altına seriyor. Onun -ve doğal olarak ardılı Anar gibilerin- sayesinde Osmanlıca düşünmeyi, hissetmeyi ve geçmişi sevmeyi öğreniyoruz. Ve bunların sırrına vakıf oldukça büyük edebi haz alıyoruz. Ancak o edebi duyguyu tanıyanların anlayabileceği harikulade bir zihinsel, dilsel tatmin duyuyoruz.

Peki bize bu eşsiz edebi armağanı 350 yıl öncesinde hazırlayan değerli şahsiyet Katip Çelebi kim? Katip Çelebi hakkında ayrıntılı bir biyografi var kitapta. Biz kısaca değinelim. 1609-1657 yılları arasında yaşamış. İstanbul doğumlu. Tercan ve Bağdat Seferine katılmış. Erzurum kuşatmasında bulunmuş. Sultan IV. Murad?la beraber Revan seferine de katılmış. Hicaz?ı, mukaddes toprakları ziyaret etmiş. Hac ve gaza işlerini tamamladıktan sonra İstanbul?a dönerek kendini ilme ve okumaya vermiş. Çalışkan, iyi huylu, az konuşur, bilge meşrepliymiş. Ağırbaşlı, hoşgörülü, hicivden hoşlanmayan, batıl inançlara karşı biriymiş.

Tarihimizde yer alan bu mümtaz şahsiyetin eserini bize aktaran Orhan Şaik Gökyay?ın biyografisini eserde, adını kapakta göremedik. Öyle gözüküyor ki bu, talihsiz bir yordam kazası. Ya da yayıncı, önsözde verdiği bilgileri ve koyduğu imzayı yeterli bulmuş. Kanaatimce eserin sunumundaki üslup zenginliği bu türden küçük hataları ?nazarlık? düzeyine indirgeyebilecek düzeyde.

Kitabın içeriğine gelince: ?Tuhfetü?l Kibar? Orhan Şaik Gökyay?ın mütevazı fikirleriyle dolu önsözün ardından Katip Çelebi?nin önsözü ile devam ediyor ve sonra iki ana bölüm geliyor. Bölümler de alt ?bölük?lere ayrılıyor. Sözkonusu ana bölümlerden birincisinde o güne kadarki Osmanlı Tarihi?nde yer almış bütün deniz savaşları istisnasız bir şekilde ayrıntılarıyla anlatılıyor. Bunların aralarında neler yok ki: Midilli Seferi, Ağriboz Seferi, Azak seferi, Polya Seferi, Rodos Seferi, Avlonya Seferi, İnebahtı Seferi, Oruç Reis ve Hayreddin Reis?in İlk Gazaları, başlıbaşına bir tarih olan Barbaros Hayreddin?in Preveze dahil binbir gazası ve burada sayamayacağım kadar çok deniz savaşı… Bu bölümün emsalsiz bir tarihsel kaynak olduğunu; satır aralarında dönemin yaşam tarzı; devlet etme, cenk etme, seyrüsefer, ganimet, köle vs. anlayışları hakkında paha biçilmez değerde bilgiler verdiğini belirtelim.

İkinci bölümde ise daha çok teknik bilgiler veriliyor. Tersane-i Amire, donanma ve deniz işleri ile ilgili konular anlatılıyor. Bu bölümde başından bu yana bütün Osmanlı Kapudan-ı Derya?ları, tayinleri, işleri vs anlatılıyor. Tersane işleri, personeli, deniz savaşlarına ilişkin ilkeler, nizamlar, maliyetler, teknikler ve korsanlara öğütler sayılıp dökülüyor. Daha sonra ise ?Kitabın Sonsözü ve Hisabın Fezlekesi? adlı bölümle final yapılıyor. Bu bölümle beraber Türkçe ana metin bitiyorsa da kitap bir bu kadar daha devam ediyor. Sağlam bir sözlükçe ve onun ardından Eski Türkçe harflerle Osmanlıca olarak eserin orijinali yer alıyor kitapta. Onun ardında da renkli, kuşe kağıda basılmış olarak dönemin deniz haritaları yer alıyor. En sonda ise Kabalcı kitaplarında görmeye alışkın olduğumuz doyurucu kaynakça ve dizin yer almakta.

Bu harikulade kitabın farklı ilgi alanlarına vereceği çok farklı zenginlikler var. Şiir, roman, öykü, destan gibi doğrudan edebi bir tür özelliği taşımasa da üslubu, edası, anlatım gücü, merak uyandırıcı temaları ve diğer dilsel özellikleri dolayısıyla beni edebi olarak çarptı. Fakat tarihçilere, sosyologlara, denizcilere ve devlet ricali ile ilgili kişilere verecek çok daha fazla şeyi var. Bu eşsiz eseri kitaplığınızda bulundurmanızı tavsiye ederim.
(Bu yazı, Radikal Kitap?ın 8 Şubat 2008 Tarihli nüshasında yayınlandı.)

Yazan: Hikmet Temel Akarsu
İstanbul, Ocak, 2008-01-18
htakarsu@pen.org.tr
www.myspace.com.hikmettemelakarsu

Kitabın Künyesi
Deniz Savaşları Hakkında Büyüklere Armağan
?Tuhfetü?l-Kibar Fi Esfari?l Bihar?
Katip Çelebi
Günümüz Türkçesine Aktaran: Orhan Şaik Gökyay
Kabalcı Yayınları
Tarih
Baskı Tarihi: Aralık 2007
437 Sayfa

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Derinliğin Zirvesi – Nejdet Evren

Derinlik bir uçurumdur; yanı-başında durduğumuz. Derinlik bir algılamadır; öznel olduğu kadar sosyal/toplumsal ve tarihsel durakları bulunan. Öyle derinlikler vardır ki,...

Kapat