Surname ve Şark Klasiklerimiz Hakkında… – Hikmet Temel Akarsu

Kültür piyasasındaki gelişme ve hareketlilik uç noktalara vardı; ve oradan inişe geçti. Geçtiğimiz yıllarda, yeni açılan, -abartısız- binlerce yayınevi, her yıl on binlerce kitapla yüzyüze bıraktı Türk okurunu. Yepyeni türler ve alttürlerde; yepyeni dillerden çeviriler yapıldı. İngilizce?de ise durum birazcık farklıydı. Geçtiğimiz son on-on beş senede Anglo-Amerikan dünyada neredeyse öksürük sesi duyulsa Türkçe?ye çevirilip kitaplaştırıldı. Derken yabancı yayınevlerinin en gözde telif pazarı oldu Türkiye. Çünkü öylesine bir iştahla, bilip bilmeden her kitabın telif haklarını alıp basıyordu ki yayınevleri, bu çocuksu, heveskar ve ?tuhaf? müşteriye mal satmamak kabil olamıyordu. Kapılarına dayanmış kendini soydurmak isteyen ?naif? alıcıyı mecburen kazıklamak zorunda kalan lüks mahalle esnafının durumuna benziyordu yabancı telif ajanslarının haleti.

Böyle geldi çattı 2008 büyük krizine emekleme evresini yeni yeni aşıp ayakta doğrulmaya çabalayan Türk yayıncılığı. Fakat şimdi hafife alınmayacak bir buhran var. İnsanlar bir kitabı satın alırken birkaç kez düşünüyorlar. Bunun kendileri için gerçekten yararlı ve anlamlı olup olmadığını enine boyuna tartıyorlar. Okur da temayüz etti. Artık öyle palavradan kitapları kolay kolay almıyor. Bu yüzden yabancı ülkelerin üçüncü beşinci sınıf yazarlarının kitaplarını almak için eskisi gibi iştah duyan pek kimse kalmamış gibi gözüküyor. Yerli yazar yayınlamamayı iftihar vesilesi bellemiş, müstemlekelerin kültür profillerini anımsatan tuhaf yayıncıların da devri yavaş yavaş kapanıyor. Yerini ciddi anlamda ihtisaslaşmış yayınevleri alıyor. Kendi alanında ömür tüketmiş, işini derinlemesine titizlenerek yapan, en üst seviyede yazarlarla çalışan ve kitaba, kültüre hakkını veren yayınevlerinin devri geliyor artık. Her önüne gelenin kendini yazar ilan edip eşin dostun tavassutuyla bir kitap bastırarak ortalığa fırladığı aymazlık dönemi kapanıyor gibi.

Bu, yaşanan tüm sıkıntılara rağmen hayırlı bir gelişmedir. Çünkü çürük elmaların ayıklanacağı bir süreci de beraberinde getirmektedir. Artık belli başlı alanlarda kökleşmiş, ihtisaslaşmış, kendini belli alanlara teksif etmiş ve o alanlarda uzmanlık sahibi olmuş, ciddiyetle çalışan yayınevlerinin devri gelmekte.

Bu yayınevlerinden biri olan Kabalcı?nın, ?Şark Klasikleri? alanındaki çalışmaları hakkında söz almamızı gerekli kılacak yeni ve önemli bir yayını vesilesi ile bu yazıyı kaleme almak ihtiyacı hasıl oldu. Kabalcı Yayınları?ndan çıkan Vehbi?nin Surname?si sadece içerdiği emsalsiz tarihsel ve edebi değer açısından değil; aynı zamanda yayıncılıkta çıtanın epeyce yukarı asıldığı bir dönemi temsil etmesi açısından da önemli, değerli bir kitap. Bu yazıda; bu değerli yapıt ekseninde ülkemizdeki ihtisas yayıncılığının başarılı bir örneği olan Kabalcı Yayınları?nın Şark Klasikleri serisini irdelemek amacındayız. Fakat, serüvene en başından başlamak dileğindeyiz. Çünkü yabancı telif yapıtlar bombardımanı sırasında bir yana bırakılmış kendi öz kültürümüzün temel yapıtlarının hangi izlekten geçilerek, yeniden okurla buluşturulduğunun hikayesini de anımsamak gerekiyor.

Şark Klasikleri serisinden çıkan kitaplar hiç kuşku yok ki dönemsel olarak da doğru pula doğru zarın atıldığı bir tarihsel sürece denk geldiği için giderek başarısını katlayarak arttırmış bir edisyon serüvenini oluşturdu. Çünkü ?Soğuk Savaş?ın ?Yeşil Kuşak? hikayesinin ardından dünyayı yönetenlerin devreye sürdüğü ?Medeniyetler Çatışması? konsepti dolayısıyla Doğu ve Orta Doğu kültürüne büyük ilgi alaka hasıl oldu. Bu kitaplar böylesi bir ilginin alevlendiği ortamda önemli bir boşluğu doldurdu. Bir yanıyla dünyayı siyasi olarak forme etmek isteyenlerin çabaları hayırlı bir işe yaradı ve biz de giderek uzaklaşmakta olduğumuz kültürel klasiklerimizi yeniden tanımak fırsatını bulduk.

Bu moment içerisinde Şark Klasikleri serisini başlatan yayınevinin kitapları arasında ilk başta tanınmış bazı Türkologların kitapları çıktı. Yaşar Çoruhlu?nun (Erken Devir Türk Sanatı, Türk İslam Sanatı?nın ABC?si, Türk Mitolojisinin Ana Hatları) ve Emel Esin?in (Türk Kozmolojisine Giriş, Türk Sanatında İkonografik Motifler, Türklerde Maddi Kültürün Oluşumu) kitapları bu alanda güçlü bir başlangıç yarattı.

Fakat Türkologlar tarafından ortaya koyulan değerli eserlerin patlama yapması ve geniş kitlelere ulaşması Fransız Türkolog Jean Paul Roux?nun kitaplarının çıkması ile başladı. Yaşamını Türkolojiye ve Orta Asya kültürüne adamış bu ilginç Fransız profesörün kitapları arasında her birini derin ilgi ile okuduğumuz Orta Asya Tarih ve Uygarlık, Türklerin ve Moğolların Eski Dini, Altay Türklerinde Ölüm, Büyük Moğolların Tarihi Babur, Moğol İmparatorluğu Tarihi, Orta Asya?da Kutsal Bitkiler ve Hayvanlar gibi çok kapsamlı inceleme kitapları vardıysa da ?Türklerin Tarihi- Pasifikten Akdenize 2000 Yıl? adlı kitapla yazar çok satanlar arasına giriyor ve uzunca müddet listelerden inmiyordu.

Aynı esnada yayınevi başka pekçok kitabını daha yayınladığı Mircea Eliade?nin Asya Simyası adlı kitabını da basmıştı. Fakat yayınevinin ?Şarkiyatçılık? çalışmalarında dönüm noktasını kanaatimce Anne Maria Schimmel?in Tasavvuf Terimleri Sözlüğü oluşturdu. Çünkü bu noktadan itibaren yayınevi bilimsel Şark kitaplığını Türk kültürünün özel alanından çekip alarak ana eksenine oturtuyor; Türk-İslam coğrafyası ve ortak mazisinin kökenlerine doğru bilimsel adımlar atıyordu. Nitekim Alman kadın yazarın bu değerli eserinin tasavvuf felsefesi alanında ne kadar kapsamlı ve önemli olduğunu herkes kabul ediyordu. Bu değerli yapıtı takip ederek art arda Kaşgarlı Mahmut?un Divanü Lugati?t Türk, Evliya Çelebi?nin Seyahatname, Ahmed Eflaki?nin Ariflerin Menkıbeleri, Ferüdüttin Attar?ın Evliya Tezkireleri, Keykavus?un Kabusname, Gazi Zahireddin Muhammed Babur?un Baburname, İbn Arabi?nin Fususul-Hikem gibi klasikleşmiş şaheserleri benzeri görülmemiş özenli edisyonlarla çıkıyordu.

Yayınevi daha sonra dümeni Orhan Şaik Gökyay aktarmalarına kırdı. Dedem Korkud?un Kitabı hayranlık uyandıran bir edisyonla devasa bir kitap olarak çıktı. Hemen ardı sıra Destursuz Bağa Girenler yayınlandı. Onlardan sonra da Katip Çelebi?nin Deniz Savaşları Hakkında Büyüklere Armağan (Tuhfetü?l Kibar Fi Esfari?l Bihar) adlı kitabı Orhan Şaik Gökyay aktarması ile yine Katip Çelebi?nin En Doğruyu Seçmek İçin Hak Terazisi (Mizanü?l-Hakk Fi İhtiyari?l-Ehakk) adlı kitabı ise Orhan Şaik Gökyay ve Süleyman Uludağ aktarması ile yayınlandı. Ardı sıra Zuhuri Danışman?ın yapıtı esas alınarak Koçi Bey Risaleleri basıldı. Bu arada Banu Mahir?in Osmanlı Minyatür Sanatı adlı kitabı da çıktı. Son olarak ise Sultan III. Ahmed?in oğullarına yaptığı sünnet düğününü anlatan Vehbi?nin Surnamesi ile Nimet Yıldırım?ın Fars Mitolojisi Sözlüğü çıktı. Fars Mitolojisi Sözlüğü?nün yakında çıkacak Firdevsi?nin Şahname?si için ön hazırlık mahiyetinde görüldüğünü de belirtelim.

Surname, Osmanlılar?da düğün, sünnet, tahta çıkma gibi törenlerin anlatıldığı yazılı metinlere deniyor. Sultan III. Ahmed döneminde Osmanlılar bir nebze inişe geçmişlerse de hala dönemlerinin en önemli dünya devletidirler. Osmanlı yaşamının ihtişamını kayıtlara geçirmek isteyen Sultan, şehzadelerine yapacağı sünnetin anlatılması için yarışma yapar. Dönemin önemli edebiyatçılarından, bir de divanı bulunan Vehbi yarışma ile kazandığı işi büyük bir özenle ele alır. On beş gün süren sünnet düğününü büyük dikkatle izler ve notlar alır. Daha sonra da ünlü Surname?sini yazar. Vehbi?nin süslü, estetik ve edebi Osmanlıcası dönemin yaşam tarzından çarpıcı tanıklıkları da içerdiği için eşi bulunmaz kıymette bir tarihsel kalıt özelliği de taşımaktadır. Bu değerli kalıt Levni?nin harikulade minyatürleri ve orijinal Osmanlıca metnin Latin harfleri ile yazılmışıyla beraber lüks kağıda basılmış Kabalcı edisyonunda. Mertol Tulum?un özenli sunumu ve aktarması ise sözcüğün tam anlamıyla çarpıcı.

Neticede yayınevinin yayınladığı tüm diğer Şark Klasikleri gibi dünya durdukça değer kazanmaya devam edecek bir baş yapıt yeniden çıkmış ortaya.

Surname özelinde de görüldüğü gibi yayınevi belli bir alanı seçmiş, ona odaklanmış ve uzun bir süreç içinde, sabır ve sebatla eşi benzeri görülmemiş bir Şark Klasikleri kitaplığı oluşturmuştur. Bu kitapların hemen hepsini okudum, inceledim. Yaklaşık on-on iki yazım çıktı bu kitaplar hakkında. Diyebilirim ki hepsinin ortak özellikleri edisyondaki titizlik, objektiflik, bilimsellik, tarafsızlık, siyasi mefkurelere alet olmaksızın yapıtların gerçek değerini yansıtmaya çabalamaktır. Bu sayede yayınevi saygın yayınevleri arasına katılmış ve okurdan da eşi benzeri görülmemiş bir iltifat görmüştür. Bugün ekonomik kriz dolayısıyla panik halinde yön bulmaya çalışan yayınevlerine rağmen söz konusu tercihlerde ve tasarruflarda bulunmuş yayınevi, kendisi gibi davranma sağduyusunu göstermiş diğer yayınevleri ile beraber istikrarlı ve düzenli bir şekilde satışlarına devam ediyor ve halinden pek memnun gözüküyor. Demek ki bu hikayede kaplumbağa ile tavşanın öyküsüne pek benzer bir yan var.

Sözün özü şu ki; yayıncılık artık kısa vadeli düşünülüp ?kapkaç-götür(!)? kitaplarla yürütülecek bir iş olmaktan çıkmıştır. Okurumuz artık nispeten daha bilinçlidir. Uzgörüşlü ve derinleşmiş yayın serüvenlerini beğenmekte, benimsemekte ve ödüllendirmektedir.

Denebilir ki; kriz işe yaramıştır. Bu, hiç de kötü bir gelişme değildir.

Kabalcı?dan çıkan Şark Klasiklerimiz hakkında da bir son söz söyleyelim: Kişisel kanaatimce kültürümüzün arkaik kodlarını yansıtan bu şaheserlerin, siyasi yaftalara bürünmemiş nesnel edisyonları her aydınımızın kitaplığında olmalı. Yabancılaştığımız öz kültürümüzle barışmak ve geleceğin dünyasına bu eşsiz yaratıların ışığını edinmiş olarak çıkmakta sayısız yararlar var.
(Gösteri Dergisi?nin 2009 Yaz sayısında yayınlandı.)

Kitabın Künyesi
Surname
Sultan Ahmet’in Düğün Kitabı
Vehbi
Kabalcı Yayınevi
Baskı Tarihi: Kasım 2008
784 sayfa

DEKUPAJLAR…

ARİFLERİN MENKIBELERİ (MENAKIBU?L ARİFİN)
…/…
Ahmed Eflaki, Ariflerin Menkıbeleri?ni, Ulu Arif Çelebi?nin arzusu üzerine kaleme almaya başlamış ve otuz beş yılda tamamlamıştır. Astronomi ve attarlıkla uğraşan Ahmet Eflaki Konya?da bir de rasathane kurmuştur. Ortaya çıkardığı eser XIII. ve XIV. Yüzyıl Türk edebiyatının en önemli şaheserlerinden biridir. Eserini oluştururken Mevlana?ya dair kaynaklardan kimi zaman birebir yararlanan Eflaki, eserinde dönemin Anadolu?sundaki sosyal, siyasal ve dinsel yaşayışa dair çok değerli bilgileri aktarır. Halk romanı tarzında yazılmış eserinde Mevlana?ya dair bilgiler, onun hikmetleri, coşkusu ve felsefesi ağır basar.

…/…
Kaynak aldığı eserler de incelendiğinde Ariflerin Menkıbeleri?nin (Menakıbu?l Arifin) neden söz ettiğini anlamak hiç de zor değil. Eser Osmanlılar?ın ilk kurulduğu yıllarda kaleme alınmış olsa da ağırlıkla ele aldığı konular bir önceki yüzyılın büyük kaosu ve kaçgunu ve düşünsel çırpınışlarıdır. XIII. Yüzyıl sadece Anadolu?da değil bütün İslam coğrafyasında Moğol istilalarının her tarafı kasıp kavurduğu bir dönemdir. Büyük mutasavvıf Hazret-i Mevlana?nın Konya?ya gelip yerleşmesi ile taşıdığı düşünsel rüzgar bu dönemde bütün Anadolu?ya yayılır. Ahmed Eflaki de Ariflerin Menkıbeleri?nde ağırlıkla o dönemin öyküsünü anlatır. Bizim okuduğumuz metin son derecede akıcı, öğretici, bilgelik ve heyecan verici ve sadedir. Bu nedenlerle Ahmed Eflaki?nin erenlerin, velilerin ve din büyüklerinin eserlerini kaleme almış diğer kişilere göre üstün bir yazsınsal becerisi olduğunu teslim etmek zorundayız.
…/…
(13 Temmuz 2007 Tarihli Radikal Kitap?ta yayınlandı.)

Kitabın Künyesi
Ariflerin Menkıbeleri
Ahmet Eflaki
Menkıbename ? 813 Sayfa
Farsça?dan Çeviren: Tahsin Yazıcı
Kabalcı Yayınları

BİR DİBACE METİN, BİR KLASİK… DEDEM KORKUDUN KİTABI
…/…
Elimizdeki kitap önemli edebiyat incelemecilerimizden Orhan Şaik Gökyay?a ait. Gökyay?ın ?Dedem Korkudun Kitabı? adlı eseri bu alanda yazılmış ?tartışmasız- en kapsamlı kitap. Kitap Dresden ve Vatikan yazmalarından aktarma ile öyküleri yayınlamakla yetinmiyor. Eseri tüm yönleri ile enine boyuna inceliyor. Kitabın halihazırda bulunduğu Dresden, Vatikan ve Berlin?deki orijinallerinin özellikleri, Türkçe?de ve yabancı dillerdeki baskılarının sıralanması, hikayeleri referans alarak yeniden üretilmiş oyun, piyes, nazım tarzındaki eserler, sözkonusu destanlar aracılığıyla izlenebilecek, fikir edinilebilecek tarihsel olaylar, tarihi kayıtlar, Dedem Korkut Coğrafyası, hikayelerde yer alan kişilerin özellikleri, dil ve üslup açısından eserin değerlendirilmesi, motifler ve törelerin incelenmesi, kıssalardan günümüze hisse olanlar, kaynakçalar, lugatçeler, dizinler vesaire, vesaire, vesaire…

Ana metinin ardından sıralanan bu detaylı incelemeleri bir bir okumalarını, toplumuzun aidiyetleri, kökenleri, tarihi ve izlekleri açısından eksik bilgiye sahip olduğunu düşünen okurlara tavsiye ederim. Lakin, tecrübeli ve profesyonel olmayan okura değil, daha çok meraklılara, araştırmacılara, tarihçilere, edebiyatçılara ve eksperlere bu edisyonu tavsiye ederim. Ortalama okur düzeyinde konu ile ilgili olanlara, daha ziyade, sade bir metin olan Cevdet Kudret?in aktardığı Varlık kopyasını tavsiye ederim. Okuma hazzını oradan edinebilirler. Orhan Şaik Gökyay?ın kitabıyla ise çok daha sofistike edebi ve bilimsel tatminlerle alakalı olan okur meşgul olmalıdır.
…/…
?Dede Korkut Hikayeleri, kadim zamanlardaki Orhun Yazıtları türünden, devlet işlerine dair, sivil edebiyat sayılamayacak ilk yazılı kalıtları ve bazı anonim destanları dışta tutacak olursak edebiyatımızın ilk kurgulu metinlerini oluştururlar. Bu yönüyle toplumumuz ve edebiyatımız için büyük önem taşırlar. XIII. Yüzyıl Kuzeydoğu Anadolu?sundaki Oğuzlar arasında geçen olayları anlatmalarına rağmen ilk olarak XV. Yüzyıl?da Akkoyunlular egemenliğindeki Kuzeydoğu Anadolu?da yazıya geçirildikleri tahmin edilmektedirler. Münhasıran bu yöredeki müslüman Türkmenler?in; yani Anadolu?ya yerleşmiş Oğuzlar?ın arasında husule gelen olayları konu edinirler. Dönemlerine göre son derecede gelişmiş bir yazınsal anlayış yansıtırlar. Nesir olarak sürüp giden öyküler, heyecanlı ya da simgesel anlatımların coştuğu noktalarda nazım haline dönüşür. Öykülerin finalinde ortaya çıkan akil kişi, ozan dede, ermiş şahsiyet Dede Korkut, kopuz eşliğinde okuduğu şiirlerle bağlamı belirler. Mesel ya da kıssaya vurgu yapar.
…/…
(Radikal Kitap?ın 23 kasım 2007 Tarihli nüshasında yayınlandı.)

Kitabın Künyesi
Dedem Korkudun Kitabı
Orhan Şaik Gökyay
Şark Klasikleri Dizisi
1391 Sayfa
Kabalcı Yayınları

OSMANLI?DA İNHİTATIN MİLADI
…/…
Kitap Sultan IV. Murad Han?a devlet yönetimindeki bozukluklar ile alınması gereken tedbirler hakkında sunulan risaleler ile Sultan I. İbrahim?e Osmanlı devlet teşkilatı hakkında sunulan risalelerden oluşuyor. Risaleleri kaleme alan Koçi Bey (D. Görice ? Ö. 1650, Görice) Sultan Birinci Ahmed döneminde (1603-17) devşirme olarak alındığı Enderun?da yetişmiş Arnavut asıllı bir devlet adamıdır. Sarayda önemli mevkilere yükselmiş, derin devlet tecrübesine sahip bir akil kişidir. Bilindiği üzere Sultan IV. Murad Han çocuk yaşta tahta çıkmıştı. Hükümdarlığının ilk yılları daha çok annesi Kösem Sultan?ın etkili olduğu bir devirdi. Sultan IV. Murad Han yetişip de kendi erkini eline aldığı dönemde devlet işlerinde de gözle görülür bir bozulma ve çürüme vardı. Koçi Bey?in Risaleleri Sultan IV. Murad?a 1631 yılında, bu dönemde sunulur. Risaleler devlet işlerinde ve toplum yapısında meydana gelen inhitatın nedenleri ve alınması gereken tedbirler hakkında bilgiler verir. Sultan?ı incitmeden bu öğütleri verebilmek için son derecede incelikli, dolaylı ve zekice bir dil kullanılırken yanısıra Osmanlı?daki devlet, toplum ve hatta ekonominin yapısına dair altın değerinde bilgiler sıralanır. IV. Murad döneminde devleti ıslah etmek ve toplum düzenini yeniden tesis etmek amacıyla uygulamaya koyulan sert tedbirlerin büyük oranda Koçi Bey?in tavsiyeleri üzerine alındığı düşünülmektedir.
…/…
Koçi Bey Risaleleri?ndeki temel tez, Osmanlı?daki inhitatın daha ta Sultan Süleyman zamanında başladığı ve yönetici sınıfın kendi çıkarları doğrultusunda halka yabancılaşarak devlet yönetimini zaafa uğrattığı yönündedir. Tek tek örneklemelerle yaptığı açıklamalarda Koçi Bey, iltimas, entrika, rüşvet ve çıkarcılığın devlet ricalini nasıl sardığını, ihtişam, şaşaa, lüks yaşam sevdası, mal, mülk ve mevki uğruna olmadık işleri yapan yeni yönetici sınıfların devleti nasıl yozlaştırdığını uzun uzun anlatır. Alınması gereken önlemleri sıralar ve kuruluş dönemindeki ruha dönülmesi gerektiğini öğütler. Dine ve devlete yürekten bağlı yarar insanlar kıyıda köşede süründürülürken, bir takım kurnaz, fetbaz, fitne, fücür kişiliklerin nasıl önemli mevkilere geldiğini ve bu konumlarını nasıl istismar ettiklerini anlatır. Devlet katında liyakatli kişilerin, hakederek göreve getirilmesinin önemini anlatır. Halkın acılarına yabancılaşan, sürekli ağır vergiler koyan, kendisi saltanat içinde varsıllaşırken yoksullardan topladıklarını ayrıcalıklı zümrelerle paylaşan acımasız üst sınıfların İslam?ın da ruhuna aykırı olan bu tavırlarıyla nasıl halkı devletten soğuttuklarını anlatır ve her satırda bu kişilerden nasıl tiksindiğini hissettirir.

Koçi Bey?in Risaleleri?nden benim anladığım; bizim kültürümüzde liyakat ve hakkaniyetin, adalet ve sadakatin, nice nice alemlerin servetinden, haşmetinden üstün tutulduğudur. Ve bunun hilafına davranan kişilerin yarattığı inhitata duyulan tahammülsüzlüğün her türlü öfkeyi davet etmesinin kaçınılmazlığıdır. Nitekim Sultan IV. Murad Han devrinde yaşanmış ve dillere destan olmuş cebri tedbirler de böylesi bir dönem sonucunda husule gelmiştir. Koçi Bey Risaleleri bu tarz kavrayış ve davranışın rafine ve tutkulu taraftarı olan çok önemli bir tarihsel metin. O nedenle son derecede nazik ve ölçülü yazılmış olsa da; satır aralarında Koçi Bey?in öfkesini ve hiddetini hissetmek mümkün. Belli ki Koçi Bey, Osmanlı?daki sözkonusu inhitatın müsebbibi olan kişilere büyük kızgınlık duymakta.
…/…
(Radikal Kitap?ın 1 Ağustos 2008 tarihli nüshasında yayınlandı.)

Kitabın Künyesi
Koçi Bey Risaleleri
Zuhuri Danışmanı?ın çalışmasını temel alıp derleyen ve aktaran: Seda Çakmakcıoğlu
320 Sayfa
Kabalcı Yayınları

ŞARK KLASİKLERİMİZİN HALİ NİC?OLA?
Geçen yıl, yine aynı yayınevinden çıkan, yine Katip Çelebi?ye ait ?Tuhfetü?l-Kibar? yani ?Deniz Savaşları Hakkında Büyüklere Armağan? adlı kitap hakkında yazdığım yazıda Katip Çelebi?nin kültürel mazimizde ne kadar önemli bir yeri olduğunu anlatmıştım. Tekrar olacak ama bir kez daha bunu vurgulamak gerekiyor. Katip Çelebi XVII. Yüzyıl Osmanlı-Türk kültürünün yetiştirdiği en önemli ilim ve edebiyat şahsiyetlerinden biri; belki de bunların birincisidir. Doğma büyüme İstanbullu olan değerli alim (1609-1657) ne yazık ki bugün benim olduğum yaşta hayata veda etmiştir. Hac ve gaza işlerini layıkıyla tamamladıktan sonra kendini tamamen ilme ve okumaya adamış Katip Çelebi iyi huylu, az konuşur, bilge meşrepli, hicivden haz etmeyen, batıl itikadlara karşı bir kişiydi. Orhan Şaik Gökyay?dan bir alıntıyla devam edelim: ?Hacı Kalfa, Hacı Halife ve Katip Çelebi diye ün salan Abdullah oğlu Mustafa, bizde olsun batıda olsun, kendisinden ve eserlerinden hayranlıkla söz edilen bir bilgindir. Büyük bir bibliyografya sözlüğü olan Keşfü?z-Zunün?u başta olmak üzere Cihannüma, Tuhfetü?l Kibar, Mizanü?l-Hakk gibi eserleri de tam olarak ya da parçalar halinde batı dillerine çevrilmiştir.? (Sf. 9)

Katip Çelebi, okumayı, ders vermeyi, talebe yetiştirmeyi çok seven biridir. Eserlerinde yapmacıklı ve ağdalı üsluptan kaçınmış, toplumun ve devletin yararına olacak konularda akl-ı selim içinde yetkin eserler vermiştir. Müspet ilimlere büyük değer veren Katip Çelebi, devrinin kara softa tayfasıyla da itidalli münakaşalar içinde olmuştır. Ilımlı, akl-ı selim ve batıl itikaddan uzak tavırlar almasıyla, günümüz aydınının davranış kalıplarına yakın bir duruşa daha o yıllarda erişmiştir. Sahip olduğu bu ergin kişilik, onu halkın inançları ile zıtlaşmamak gerektiği yönünde bir davranış tarzına doğru yaklaştırmıştır. Bu ılımlı, anlayışlı; devlet menfaatlerine adanmışken halkı hiçe saymayı asla kabul etmeyen tarz onun yükselişinin ardındaki asıl nedendir. Yaşadığı devirde en şöhretli alimlerinden biri olarak görülmese de; bugün o çağın en değerli ilim şahsiyeti olarak değerlendirilmektedir. ?Mizanü?l-Hakk? adlı eseri, yaşamının son yıllarında bu akil kişiliğine dayanarak kaleme aldığı, kısa risalelerden mürekkeptir. Sözkonusu eserinde, halk, devlet ve ulema arasında, çekişmelere neden olan en hassas konularda dahi ilim ve müspet düşünce açısından herkesin kabul edebileceği mütalaalar yapabilmiştir Katip Çelebi.

Mizanü?l-Hakk başlığıyla toplanan eserinde Katip Çelebi, Hızır Aleyhisselamın Hayatı Üzerine, Taganni Üzerine, Raks ve Devr Üzerine, Tasliye ve Tarziye Üzerine, Tütün Üzerine, Kahve Üzerine, Keyif Verici Maddelerin Kullanılması Üzerine, Ulu Peygamber Hazretlerinin Anası Babası Üzerine, Firavunun İmanı Üzerine, Şeyh Muhyiddin Arabi Hakkındaki Uyuşmazlık Üzerine, Yezid?e Lanet Okuma Üzerine, Bid?at Üzerine, Kabirleri Ziyaret Etmek Üzerine, Musafaha Üzerine, İnhina Üzerine, Emr Bi?l-Ma?ruf Nehy Ani?l-Münker Üzerine, Millet Üzerine, Rüşvet Üzerine, Ebüssu?ud Efendi ile Birgili Mehmed Efendi Merhum Üzerine, Sivasi Efendi ve Kadızade Üzerine ve Nimete Şükür Üzerine gibi birbiriyle alakasız denebilecek pekçok konuda risaleler yazmış ve mütalaalarıyla belli bir etki yaratmayı başarmış, mesajlar vermiş, dikkat derlemiştir.
(Radikal Kitap?ın 5 Eylül 2008 tarihli nüshasında yayınlandı.)

Kitabın Künyesi
Mizanü?l-Hakk Fi İhtiyari?l-Ehakk
Katip Çelebi
Aktaran: Orhan Şaik Gökyay ? Prof. Süleyman Uludağ
342 Sayfa
Şark Klasikleri
Kabalcı Yayınevi

DENİZ SAVAŞLARI HAKKINDA BÜYÜKLERE ARMAĞAN
?Tuhfetü?l-Kibar? birçok yönden çok etkileyici bir kitap. Her şeyden önce emsalsiz bir tarih anlatıcılığını; tarihsel tanıklığı taşıyor olması başlıbaşına bir servet. Katip Çelebi?nin kitabı kaleme alma gayesi ise hepimize ders olabilecek erdemli bir girişim. XVII. Yüzyıl ortalarına doğru gerilemekte olan Osmanlı Devleti?nde Çanakkale Boğazı?na kadar dayanıp boğazı kapatan Venedik donanmasının ilerlemesinden ve ülkenin içine düştüğü inkırazdan öylesine etkilenmiş ki Katip Çelebi, devlet ricaline ve topluma cesaret vermek ve onları ayağa kaldırmak için, şan ve şerefle dolu denizcilik savaşlarımızı bir bir yazıp kitap haline getirmeyi düşünmüş. Ve günümüze ulaşan ?Tuhfetü?l-Kibar?ı kaleme almış. Orhan Şaik Gökyay ise bu değerli hazineyi günümüz Türkçesi?ne çevirirken fazla müdahalede bulunmadığını çünkü Katip Çelebi?nin bu kitabı devlet ricaline yaranmak, ona buna gösteriş yapmak, böbürlenmek için değil, hakikaten ülkeye yararlı olmak için yazdığını; o yüzden de herkesin anlayabilmesi için çok sade bir dil kullandığını iddia ediyor. Fakat kanaatimce Orhan Şaik Gökyay?ın etkileyici edebi Türkçesi işin içine girmese bu eseri asla bu denli zevkle okuyamaz, dersler çıkaramazdık. Okurların söylediklerime inanması belki zor ama; bu harika arkaik eseri okurken Katip Çelebi ve Orhan Şaik Gökyay?ın edebiyatından büyük haz duydum. Kitabı günümüz Türkçe?sine aktarırken Osmanlıca ile Türkçe arasında orta yerlerde bir dil kuruyor Gökyay ve bunu hiç yadırgamıyoruz. Bilakis dilimizin geçmişinden gelen sentaks marifetlerine, imge gücüne ve anlatım tekniklerindeki zenginliğe hayran olup eriyoruz.
…/…
(Radikal Kitap?ın 8 Şubat 2008 Tarihli nüshasında yayınlandı.)

Kitabın Künyesi
Deniz Savaşları Hakkında Büyüklere Armağan
?Tuhfetü?l-Kibar Fi Esfari?l Bihar?
Katip Çelebi
Tarih
Günümüz Türkçesine Aktaran: Orhan Şaik Gökyay
437 Sayfa
Kabalcı Yayınları

Yazan: Hikmet Temel Akarsu
İstanbul, 17 Kasım, 2008
htakarsu@gmail.com
www.myspace.com/hikmettemelakarsu

Yorum yapın

Daha fazla İnceleme, Makaleler
Kadının Toplumsal Ezilmişliğinin Tarihsel ve Ekonomik Arka Planı ? Mert Sarı

Kimi küçük anaerkil (matriyakarkal) yerli ekinleri dışında tüm insanlık baba ?erkini? yaşamakta. Yoğunluğu, toplumların modernleşme düzeyleriyle ters orantılı olarak farklılık...

Kapat