Çirkine / İz-Düşmeler ? Nejdet Evren

Güzel ve çirkin bir-birlerine hep karşı durmuşlardır; gece ile günün, iyi ile kötünün, karanlık ve aydınlığın karşı duruşları gibi… Çelişir ve çatışırlar; hepsinin de göreceli tanımları vardır. Biri olmadan diğeri olamayacağı gibi bir-birlerine ne kadar muhtaç iseler de bir diğerine asla benzemezler. Hiç birinin kesin evrensel ve değişmez bir tanımı yapılamaz. Bu çıkarımdan hareketle güzel ve çirkin asla tanımlanamaz, bilinemez ve gösterilemez anlamı çıkarılmamalıdır. Bu çıkarım mutlak doğrunun olmadığını gösterir ve tam da bu noktada ?en? anlamını yitirir. Buradan genel-geçer bir sonuç çıkartabiliriz artık.

?En? sözcüğünün başına geldiği her olgu çirkindir/değersizdir/boştur.

Nietzsche bir yazsında şunu söylüyor; ?birilerinin oturup da yazdıklarımı okumasından ziyade kendi erdemlerini bulabilmek için düşüncelerine dönebilmelerini, ve düşüncelerini yaratabilmelerini daha çok istemişimdir,? diye bireyin kendisini tanımasına ve düşüncenin özgünlüğüne/özgürlüğüne atıf yapmıştır.

Aynaya bakan herkes kendisini güzel/iyi görmektedir. Her zaman çirkin/kötü bir öteki olmuştur. Aynaya bakan kişi karşısındaki görüntüden bir öteki kişiliğini ne kadar görebilir acaba? Aynaya bakan kişi, bir yabancıyı görüp kendisine dönemiyorsa o maskeli bir çirkindir artık. Mask/maskeler tarih boyunca ilgi odağı olmuşlardır. Bu, insanın hayvansal güdülerini denetleyememesi, onların egemenliğine girmesi demektir. Hayvansal güdü insana aittir, hayvanların böyle bir güdüsü yoktur. Hayvanlar güdüsel davranışlarda bulunsalar da bunu maskelemedikleri için onları yargılayamayız/yadırgayamayız/çirkin göremeyiz. Hayvansal güdü demek ki sosyolojik/biyolojik bir olgudur ve insana ilişkindir.

Gözlemlerim bana şunu doğruluyor ki, doğadaki tüm canlı türlerinin yavruları sıcak/sevecen/güzeldirler. Demek ki çirkinlik/kötülük kalıtsal değildir. Belki antropologlar, biyologlar buna karşı da gelebilirler; ancak ?doğuş kötü değildi ve her canlı doğduğunda güzeldir? fikrimde ısrarlıyım. Çirkinlik sosyolojik bir olgudur.

Hayvansal güdülerimizi yenebildiğimiz ve onları denetleyebildiğimiz ölçeklerde insanlaşır/sosyalleşiriz. ?insan? tanımı da sosyolojik bir tanımdır. Biyolojik olarak canlı türleri tür olarak ayrılırlar; o kadardır…

Çirkinlik ve kötülük ikiz kardeştirler; ancak tek yumurta ikizi değillerdir. Barışı tanımlarken nasıl savaşı görmek gerekiyorsa çirkini tanımlarken güzeli de görmek gerekiyordu.

Güzel neydi acaba?

Güzel tanımı erkek egemen düşüncesi ile kadına yöneltilen şekilsel ve içeriği boşaltılmış bir kavramdır. Güzel derken hemen kadınının fizyolojisinin akıllara gelmesi bundandır. Ne de görkemli oluyor ya güzellik yarışmaları?! Doğrusu bundan iki-bin yıl önce her-hangi bir toplumda diyelim Grek site devletinde yada Mısır?da çirkinlik/kötülük yarışması düzenlense katılım sayısı onu geçmezdi; ama günümüzde böyle bir yarışma düzenlense kötülükten/çirkinlikten/süper-egosunu kanıtlamak için milyonlarca katılımcı olacaktır. Öz-ünde güzel olan insanın kendisini çirkinleştirmesi/kötüleştirmesinin doğası nedir?

Güzel tanımının kadına ilişkin olması her şeyden önce ortadan kaldırılmalıdır. Yerine şu konulmalıdır .? Her canlı güzeldir?. Denenmeli derim.

Her canlı güzeldir

Güzellik de çirkinlik gibidir bir açıdan. Fiziksel güzellik, ruh güzelliği, davranış güzelliği, söz güzelliği vs. uzatılabilir. Bunlar da görecelidir aslında…Öz-de ise güzellik, hepsini içine alan bir olgudur. Her doğan ve doğuran ne kadar güzelse çirkinlik onun uzağında olmalıdır.

Çirkinlik/kötülük kalıtsal değilse eğer ? ki hiçbir bebeğin yüzünde bakışlarında sesinde görülemiyorsa, kim ne derse desin kalıtsal değildir iddiasındayım- bu kırılmanın sebebini bulmak zorundayız. ?insan? sosyolojik bir olgudur. Saf güzel içten bebek/yavru nasıl olur da çirkin/kötü olur?

Bu soruyu yanıtlamak oldukça zordur.

İnsan sosyalleşme sürecinde iki ögeyi içinde barındıran canlı türüdür. Her insanın içerisinde denetleyemediği duygu ve düşünceleri ve kışkırtılmış algılamaları vardır. Bu duygular bebeklik döneminde aşılanır. Bireye nasıl olması gerektiği dikte edilir. Bebek bunu saf doğal ve sıradan bir şekilde alır. Çünkü o aşamada sorgulama gücü yoktur. Yabancısı olsa da bunun kendisine ait olduğuna inanır ve bu düşünceler ile büyür. Doru yanlış, güzel çirkin, savaş barış, İyi kötü bu şekilde kuşaklar-arası kendi dilince aktarılır. Bireyin yaşaması için gerekli olanlardan yoksun olması/şartların dayatması/koşullar bir yönü ile doğal seleksiyon iç-güdüsüyle bazı olguların yaratılması sonucunu doğurmuştur. Mesela Km kare başına düşen nüfus/kişi sayısına baktığımızda batı ülkelerindeki insan sayısının fazlalığı göze çarpar; ama nedense hep doğu insanının nüfus planlaması yapmadığından ve artışından söz edilir. Örneğin Kanada?da km kareye düşen insan sayısı Çin?deki insan sayısından fazladır. Demek ki sorun başkadır.

İnsan güzel doğar ve sevgiyle doğar. Çirkinleşen yüzümüz bir yönü ile ekonomik/politik ve diğer yönümüz ile de kişisel kaprislerimiz ile beslenirler. Buradan hareketle şunu söyleyebiliriz ki çirkinlik ekonomik/politik yapımız ile sınırlı değildir. Başka bir anlatım ile çirkin olmak için ekonomik olarak farklı olmak da gerekmiyor. Çirkinlik bunlar dışında bir olgu olsa gerek.

Bir dağ başında bir çoban gördüm, sermayesi bir kaval ve kepenek; oturdum ve dinledim. Sözlü olarak anlattı bana; sevdayı , insanı, yokluğu, varlığı; insanı dinledim, açlığı, susuzluğu, sevinç ve öfkeyi, güzel ve çirkini, ne kadar kötü olsam da sen güzelsin dediğini, emeğini elinden aldım işini ondan ve yine sen güzelsin dediğini duydum; utandım ve kavalını geri verdim. Bir de efendinin yanına vardım ki her şeyin yaratıcısı benim diyen; onu da dinledim . Gel dedi bana, yanımda ol yeter ve seni göklere çıkartacağım; anlamadım…Aldırma dedi. Ben sorguladım. Gökler senin olsun efendi dedim ve çobanın yanına gittim. Biz egolarımıza yenik düştükçe çirkinleşiyorduk dedim çobana, güldü…Biz hayvanız dedim çobana gülümsedi…Biz çobanız dediğimde ise kalkıp kucakladı…

Saf yürek çobana selam olsun diyorum.

Kirlenmeyene selam olsun diyorum

İnsana selam olsun diyorum

Küçüksu
30 Ağustos 2008

Doğruluk/dürüstlük sosyal/tarihsel/kültürel dokuya sahip insan türünün erdemlerinden biridir. Güzel ve çirkin kavramları iyi/kötü, doğru-dürüst/yanlış/ ögeleri ile elbette örtüşmek ve ayrışmak durumundadır. Sevgi ve aşk konusunda körlük kişinin bir açıdan kendisinde var olan yanılgıları görmek istememesinde/ötelemesindedir. Bu durum, onun zincirin en zayıf halkası dediğim umut halkasına sarılması gibi bir şeydir. Sevginin özel yoğunlukta yaşandığı aşk için duygu olmaz ise olmaz ögedir. Duygu boyutundan yoksun ne sevgi ne de aşk var olabilir.

Süper-egosuna yenik düşen insan türünün duygularına/kendisine yabancılaşarak çirkinleştiği doğrudur..Tüm canlı türleri ki, insan türü bu konuda daha önde bulunmakla birlikte tarihsel bir bellek ile doğarlar. Çocukların bu güzelliğini yok eden büyükler/toplumsal değişim dönüşüme ayak direyen tabular/dogmalardır. Kişinin kendinden ödün vermesi kavramı açımlanmayı gerektirir. Kendinden ödün vererek değerlerini önemsememe bazı durumlarda kişisel kayıptır fakat toplumsal/tarihsel bir sonuç doğurur/kazanım sağlar.

Umut hiç bir zaman yok edilemez ve güzeli önce kafalardaki/düşüncede var olan duvarları yıkarak ve sonra da bunu tüm çocuklara öğretmek suretiyle yaratılabilecek zamana yaygın bir olgu olsa gerek. Görsel medyanın çirkinleştiren soluğundan hem kendimizi hem de çocukları uzak tutmanın da bir yolunu mutlaka bulmak durumundayız…

Çirkinliğin diğer bir boyutu da kolay olmasında yatar. İnsan türü doğasında sanıldığı gibi çalışkan değildir/tembelliğe eğilimlidir. Kolay olanı seçmecilik, gerekli olanı seçmecilikten farklıdır. Diğer canlı türleri, gerekli olanı seçerler/kolay olanı değil. Ama insan türü kolay olanı seçer. Buradaki gereklilik bir erek/amaç taşımak zorunda değildir. Kendi türünü sürdürme eğilimi kendi içerisinde bir erek olabilir. Bu bağlamda, kötü ile çirkin ve kolay ile tembellik arasında çok yakın bir akrabalık olduğunu görmekteyiz. Tembellik ve kolay olanı isteme eğilimi insanın hazıra konarak amacına ulaşması demektir. Örneğin, bir cadde ya da sokağı bulmamız gerekiyor. O caddenin ve sokağın ismi/adı yazılı tabelanın önündeki kişiye sorarız ?x? isimli cadde neresi diye? Karşımızdaki de yanıtlar. Biz burada kolay ve çaba gerektirmeyeni seçmiş durumdayız. Tabelayı okuma gereğini duyumsamayız. İşin ilginç tarafı o kişinin söylediği yöne doğru gideriz; hem de sorgulamadan. Burada ise cahilliğimiz ortaya çıkar. Tam bu noktada ise kötü ve çirkinin duyularımızın tembelleşen hücrelerine verdiği direktif ve hazlar ise bin-bir emekle kurulmuş yapıları yıkmamızı söyler. Yine kolay olanı seçeriz. Buradan şu sonucu çıkartabiliriz. Çirkinleşmek kolay, güzel ve yaratıcı olmak zordur.

Gerçeğin hem güzel/çirkin olana hem de başka bir olguya gereksinimi elbette olamaz. Güzel olanı tanımlar iken çirkin olanı da tanımlamış oluruz. Buna zıt tanım da diyebiliriz. Aynı durum çirkinlik için de geçerlidir. Savaşın ne-menem şey olduğunu bilmez isek barışın ne olduğunu asla anlayamayacağız. Güzel/çirkin olgularının göreceli olması ?güzel olan şeyin kendisi? ile de ilgilidir. Kendinden güzel olabilir mi? Sanmıyorum. Çünkü bu tanımların sosyal içerikleri vardır. Zaten bu nedenledir ki güzel/çirkin gerçeklik ile ilgili değildirler.

Kanımca tüm zamanlarda ve tüm toplumlarda, geçmiş ve gelecekte tüm bireyler -kadın,erkek ayrımsız- güzel ve yakışıklıydılar ve olacaklar. Çirkinlik tanımını yaparken fizyolojik biçimler ve değerlendirmelerden uzaklaşarak bunun toplumlara ve yer-zamana göre bir değerlendirmesini yapmadım. Dayatılmış güzellik anlayışları ve kişilik kırılmalarının yarattığı çirkinlik, inanıyorum ki fizyolojik beğeni ölçülerinden daha çok yıkıcı ve yıpratıcıdır. Önemli olanın da zaten tüm yer-zaman ayrımı gözetmeksizin kişinin kendisi ile yaptığı en büyük barışıklık savaşımında güzel tanımına ulaşması/kendisi ile uzlaşmasındadır. Güzellik içsel bir barış/dışsal davranış biçimidir. Çirkinlik ise tam bunun karşısında yer alan içsel yıkım/dışsal davranıştır.

Güzellik/çirkinlik olgularının görecelidirler.

Genel geçer bir güzel/çirkin tanımı elbette yapılamaz. Doğal belirleyicilik karşısında tüm canlılarda olduğu gibi insan organizmasının geçirmiş olduğu evrimleşme/insanlaşma/ mutaston sürecine bağlı olarak gelişen/değişen/dönüşen organlar ve biçimlerini salt güzel/çirkin diye tanımlamak mümkün görülmemektedir. Cinsler-arası çekim/etkilenim ve buna bağlı olarak türün devamı konusunda doğanın insan refleksleri üzerindeki etkisini diğer canlılar üzerindeki etki ile eş saymamak gerekmektedir. Doğurganlığı olmayan -kısır- bir cinsi karşı-cinsin güzel-etkili olarak görmesi mümkündür. Doğal belirleyiciliğin ilkel primatlar üzerindeki etkisi ile gelişmiş insan türü üzerindeki etkisi aynı değildir.

İkinci olarak; ?simetri? bireyin hazır bulduğu bir ölçüdür. Sayısallaştırmak suretiyle düşünme yöntemi algılama ve çözüm üretme sürecini olumlu yönde etkileyen analitik bir düşünme süreci olmakla birlikte tek başına bir yargı değildir. Oysa ki, güzel/çirkin belirlemeleri ölçümleme/yargı içerirler. Ölçümlemede kullanılan birim/skala ne olmalıdır? Sorusuna gerçek yanıt bulunmalı ki, dayatılmış ve bir yönü ile çarpıtılmış ölçüm birimleri ile varılan hatalı yargıların önüne geçilebilsin. Canlı doğanın simetriyi ?güzel? bulma eğilimi yoktur. A-simetrinin güzel-beğenilir olması bundandır. Güzellik tanımının ?en? ve salt ?cinsel? içeriğinden kurtarılması gerekir.

Güzellik/çirkinlik olgularını yaşayan beden/ruhlardan ayırmak suretiyle soyutlamak ve ?en? leştirmek istemiyorum. Tam tersine bu olguların somutlaştırılmaları gerektiğini düşünüyorum.İnsan,fizyolojik/ruhsal/kültürel/sosyal/tarihsel doku içersinde vardır. Güzelliği bir açıdan insanın kendisi ile barışık ve toplumsal/fizyolojik/doğal dokusuna yabancı olmaması olarak algılar isek; başka bir anlatımla yabancılaşmayı öteler isek o zaman güzel olan insanların/kadınların/erkeklerin ve de çocukların iyi olduklarını görmüş olacağız; bu açıdan güzellik ile iyiliğin her ne kadar şu an örtüşmüyor olmalarına karşın ileride örtüşmelerine engel bir durum olmadığını düşünmekteyim. Örneğin canlıların/doğanın ve onun bir parçası olan insanın katledilmeleri ne kadar güzel ve iyi olabilir ki? Tam tersine hem çok çirkin ve hem de çok kötü olduklarını söylemeye bile gerek yoktur. Bunu kime sorarsak soralım inanın aynı yanıtı alacağız; ancak, gel gör ki bunu söyleyen bireylerin çoğunluğunun pratikte böyle davranmadıkları gün gibi ortada durmaktadır. Demek ki, bin yıllardır insan türü söz/eylem birliğini sağlamakta o kadar da başarılı sayılmayacak bir sınav vermiş bulunmaktadır. Ben buna maskeleme diyorum ve kendisine yalan söyleyen tek canlı türü olarak da insan türünü görüyorum. İnsanın kendisine/emeğine/doğasın/fizyolojisine yabancılaşması/yabancılaştırılması ve bunu fark edememesi ya da benimsemesini çirkinlik olarak değerlendiriyorum ve aşılması gerekenin de bu yabancılaşma olduğunu düşünüyorum; işte o eşik aşılacak olursa güzel olan ile iyi ve doğru eşitlenecektir.

Yer-yüzü cenneti tüm canlıların ortak paydası ise ve ilk yasa Canneti?nin dediği gibi ?paylaşım yasası? ise yer-yüzü cennetini barış içerisinde eşitlikçi bir şekilde paylaşmayı denemek/gerçekleştirmek sanırsam kendini düşündüğü için diğer türlerden daha şanslı ve üstün gören insan türüne ilişkin olacaktır.

Güzelliği/çirkinliği hazır buluruz; gerçek olan güzel/çirkini yaratmak elimizdedir. Güzel/çirkin aynı damardan beslenirler; her ikisini de insan denilen tür yaratmıştır. Yalın-doğada çirkinlik olmadığına göre, güzeli çirkinin yarattığı tezine katılamayacağım; çirkinin genel karakteristiğinde olan yayılmacılık güzel olanda yoktur. Özcesi, güzeli tanımlamak için çirkine gereksinim olmadığını düşünmekteyim. Güzel/çirkin sosyolojik değer yargılarıdırlar; bireysiz ve toplumsuz değer yargıları olamayacağına ve birey ile toplum sürekli etkileşim içerisinde olduklarına göre, çirkinliği tanımlayan değer yargılarının neyi amaçladıklarını tesbit etmek gerekecektir. Ve neden çirkinin akışkanlığı güzelin akışkanlığından fazladır; insanın doğasında olmayan ters-düz edilmiş bu yargı, tamamen üretim ilişkilerine bağlı çıkarlarca belirlenmektedir. Öyle olunca, çirkin tanımı konulan olgunun ne olduğuna tersinden baktığımızda daha farklı bir durumu göreceğiz. çirkinliğin yer/zamana göre değişmesinin temellerinde de bu nedenler yatmaktadır. İlkel benliğin henüz aşılamamış olması çirkinin varlık nedenidir; aşılabilir mi? neden olmasın?
Güzel, çirkin değildir ve ona gereksinim de duymaz/duymayacaktır.

Yazan: Nejdet Evren
Batı,2009

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Surname ve Şark Klasiklerimiz Hakkında… – Hikmet Temel Akarsu

Kültür piyasasındaki gelişme ve hareketlilik uç noktalara vardı; ve oradan inişe geçti. Geçtiğimiz yıllarda, yeni açılan, -abartısız- binlerce yayınevi, her...

Kapat