Kemal Tahir’in Tarihi Polisiye Romanı: Devlet Ana

Umberto Eco, “Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti” kitabında örnek okur ve örnek yazar arasındaki bağlantıyı şöyle anlatır: “Yazarın düşünmüş olduğu okuyucu tipine göre, kendini doğrudan içine çekmeyen bir öyküyü izlemeye hazır bir okura, örnek okur denir. Bir metni okumak, uyanıkken düş görmek kamusal bir etkinlik değildir. Anlatı ormanlarında sanki kendi bahçemiz gibi hareket etmeye götürür bizi. Demek ki oyunun kuralları vardır ve örnek okur oyunda kalmayı bilen kimsedir.” Devlet Ana romanı tarihsel atmosferin içinde en başından itibaren küçük veya büyük kumpaslar üzerine kuruludur. Kemal Tahir’in kurallarını belirlediği oyunun içinde kalarak, metnin arka bahçesinde gezdiğimizde kitabın sayfaları arasında çözülmeyi bekleyen cinayet temasını göreceğiz.

“Devlet Ana” romanı, anlatım, konu ve kurgu olarak birçok katmandan oluşmaktadır. Romanın okuru, Doğu’nun, Batı karşısındaki farklı uygarlık anlayışını, binlerce yıllık İmparatorluğun nasıl kurulduğunu ya da Anadolu halklarının antropolojik farklılıklarını, Ahiliği, Çin’in barutu bulmasını ve bunun Anadolu’daki yansımasını, savaş taktiklerini, Anadolu’daki ilk kadın örgütlenmesini (Bacıbey), Şeyh Edebali’inin Beyliğe etkisini keşfederken; bir cinayetin çözümlemesini de polisiye merakla takip eder. 1967 yılında ilk baskısını yapan ve TDK’nın 1968 roman ödülünü alan “Devlet Ana” 1290’lardan, 1300’lü yıllara kadar olan Osmanlı’nın kuruluş tarihini bir yıllık zaman dilimi içerisinde anlatmaktadır. Türk/ İslam Medeniyeti ile Batı/ Hırisitiyan Medeniyetinin içiçeliği ve medeniyetlerin devletleşme yolundaki çabaları romanın ana çerçevesini oluşturmaktadır.

Romanın ana teması cinayet soruşturmasına dayanmaktadır ve Kemal Tahir polisiye metinlere hiç de yabancı değildir. Türk polisiye edebiyatında ‘F.M.İkinci’, ‘F.M.Duran’ takma isimleriyle polisiye romanlar yazan da Kemal Tahir’dir. 1954’te çok tutulan Mike Hammer romanlarının yerli versiyonu olarak dört Mike Hammer öyküsü yazan Kemal Tahir’in bu yapıtları, Mickey Spillane’in yazdığı özgün Mike Hammer metinlerinden çok daha kaliteli olduğu literatürlere girmiştir.

Metindeki olayların başlangıcında cinayetin tasarlanması kendini belli eder: Mavro, kız kardeşi Liya ile Ertuğrul Bey’in himayesinde bulunan Karacahisar topraklarında Issızhan adı verilen bir yolcu hanında yaşamaktadır. Kıbrıs Sen-Jean şövalyelerinden Notus Gladyus ve Uranha hana gelirler. Mavro silahlara ve silah kullanmaya aşırı derecede ilgili bir gençtir. Şövalye Notus Gladyus, Mavro’nun bu zaafından faydalanır, kendisini usta bir şövalye yapacağını söyler. Şövalye son derece kaba ve terbiyesiz biridir. Mavro’nun ablası Liya’ya sarkıntılık eder, onu zorla elde etmeye çalışır. Fakat bu emeline ulaşamaz. Liya, yastığın altından aldığı hançerin zehirli olduğunu söyleyerek şövalyeyi odasından çıkarmayı başarır.

Şövalye Notus Gladyus, Uranha ve Keşiş Benito bataklığı geçerek Ertuğrul Bey’in at eğitimcisi Demircan’ın çadırının bulunduğu yere gelirler. Bu sırada Demircan ile Liya sevişmektedir. Şövalye daha önce Liya’nın kendisini reddetmiş olmasını gururuna yediremez, bunun ezikliğiyle yayını gerer, çıplak olan Demircan’ı sırtından vurur. Liya ilişkinin vermiş olduğu sarhoşlukla üzerine yığılan Demircan’ın öldüğünü ilk anda anlamaz. Şövalye Notus Gladyus, kendinden geçmiş bir halde yatan Liya’ya tecavüz eder, bu sırada Uranha da sarığıyla kızın yüzünü örter bağırmasını önlemek için. Ayrıca arkadaşının yaptığı pisliği görmek istemediğinden gözlerini kapatır. Şövalye eliyle kızın boğazını var gücüyle sıkar, onu öldürür. Çayırda otlayan değerli savaş atlarını çalıp, uzaklaşırlar. Kızın ölüsünü Türkmen kilimine sarıp, iki yanını Türkmen sarığıyla bağlarlar. Cesedi ata yükleyerek bataklığa atarlar. Cinayet yüzünden Hıristiyanlar ve Müslümanlar birbirlerini bu plan dahilinde suçlayacaklardır.

Polisiye roman yazarı olan S.S. Van Dine, 1928 yılında kendisine saygı duyan polisiye roman yazarlarının uyması gereken kuralları şöyle sıralar ve okur olarak bir metnin polisiye olup olmadığı konusunda da kılavuzluk eder. Kemal Tahir, “Devlet Ana”da, S.S. Van Dine tarzı bir polisiyenin ötesine geçerek farklı bir metin ortaya koymuştur. Şöyle ki:

1- Romanda en fazla birer dedektif ve suçlu, en az da bir kurban (ceset) olmalı: Öldürülen Liya’nın kardeşi Mavro ve ikinci kurban Demircan’ın kardeşi Keremcan, metnin dedektifleridir. Notus Gladyus ve Uranha ise suçlulardır.

2- Zanlı, profesyonel bir suçlu veya dedektifin kendisi olmamalı, kişisel sebeplerden ötürü cinayet işlemeli: Notus Gladyus, Uranha ve Keşiş Benito, salt kendi çıkarları adına hırsızlık ve cinayet suçlarını işlemekte ve Haçlı ideolojisinin arkasına saklanmaktadırlar.

3- Polisiye romanda aşka yer yok: Devlet Ana romanında aşk vardır, bu metnin polisiye olmasının yanı sıra tarihi konusundan dolayı gereklidir.

4- Zanlıyı önemli kılan bir şeyler olmalı: Notus Gladyus, Kıbrıs Sen-Jean şövalyesidir, Keşiş Benito, hem Müslüman hem de Hıristiyanlar tarafından saygın bir din adamıdır. Uranha ise salt suçun hizmetkarıdır. Toprak sahibi ve beylik kurma planları vardır.

5- Her şey rasyonel bir şekilde açıklanmalı; fantastik olana yer yok: Bu maddeye Devlet Ana romanı uymamaktadır. Kemal Tahir’in destansı anlatımı fantastik labirentlerde cesurca dolaşmaktadır.

6- Ne betimlemelere ne de psikolojik analizlere yer var: Yazar, dönemin tarihi olaylarını ve coğrafyasını edebi üslubuyla betimlemektedir.

Sonsuz kere yapılan aynı yorumların dışında Kemal Tahir, metni, Türk okuyucunu Batı karşısında aşağılık kompleksinden kurtarmak için yazmamıştır. Medeniyetler arası çatışmayla da ilgisi de yoktur. Gerçi, Osmanlı’nın özündeki adil ve kerim yönetim anlayışını, Batı’nın sömürge anlayışına bir alternatif olarak sunduğu yadsınamaz; ama yine de okunan bir polisiye kurgu romandır, tarih kitabı değil. Umberto Eco’nun okuma şifrelerini deşifre eden metinleri dikkatlice incelendiğinde bu sonuca varılacaktır.

Eco’nun, Baudolino karakterine aynı isimli romanında, “Benim hayatımın sorunu, gördüğüm şey ile görmek istediğim şeyi genellikle karıştırmış olmam,” diye söylettiği cümle, görmek istenilenin salt gerçekliğidir. Edebi ve felsefi metinlerdeki anlam sorunu ortaya konulduğunda, metinlerin tek bir anlamı veya haritası olabileceği üzerine yoğunlaşmak, düşünceyi ve okuma keyfini kısırlaştıracak, tek tipleştirecektir. Sınırsız anlam ve yorum özgürlüğü içerisinde metni yorumlayan her farklı okurun, değişik anlamlara ulaşabileceği bir kesinliktir.

Bir metin nesnel özellikleri bakımından göz önünde bulundurularak üretimsel açıdan betimlenebildiği gibi; yorumlamanın amacının, yazarın gerçekten ne söylemek istediğinin araştırılması olarak yorumbilimsel bir açıdan da incelenebilir. Umberto Eco, bir yapıtın yorumlanmasında üretici yaklaşım ile yorumlayıcı yaklaşım arasındaki karşıtlığın yorumbilim çalışmaları çerçevesinde yaygın olan ve üçlü biçiminde eklemlenen başka tip bir karşıtlıkla türdeş olmadığını belirtir:

Bu üçlü; yaratıcının amacının araştırılması olarak yorum ki; Kemal Tahir amacını, “Ben romanımda herhangi bir dönemi anlatmıyorum; bir toplumun o çağdan bu çağa yansıyan dinamiğini belirtmeye çalışıyorum,” diye söyler. Bu dinamik, işlenen bir cinayetin etrafında Devlet Ana romanında yeterince oluşturulmuştur. Yapıtın amacının araştırılması olarak yorum ve okurun amacının verilişi olarak yorum. Yapıtın amacını, metnin çok katmanlı olması ile ilişkili olarak tekil bir çıkarımla açıklayamayız; isteyen tarihi bir roman ya da Osmanlı/ Anadolu halklarının antropolojik incelemesi olarak metni okuyabilir. Burada, okur olarak amacım, tüm çalışmanın polisiye bir örgünün Kemal Tahir tarafından ustaca işlenmesini belirtmektir.

Bayram SARI
indigobayram@gmail.com

Yorum yapın

insanokur.org’u

bilgiyle tutsaklıktan özgürlüğe…
“yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek…”