Devlet Ana – Kemal Tahir

Kemal Tahir’in 1967 yılında yayınladığı, 1968 Türk Dil Kurumu Roman Ödülü’nü alan Devlet Ana romanı, Osmanlı Devleti kurulmadan önceki Anadolu’nun görünümünü ve Anadolu insanının özlemlerini anlatırken onların güçlü güvenli adaletli bir devlete duyduğu ihtiyacı da açığa çıkarmaktadır. Kemal Tahir’in en önemli romanlarından kabul edilir.
Eser adını roman kahramanı Devlet Hatun’dan alır. Dört bölüme ayrılmış olan eserde Osmanoğullarının ortaya çıkış yılları, savaşçı dervişler, hilebaz keşişler, Şeyh Edebali, Yunus Emre gibi kişileriyle maceranın, aşkın, inancın, tarih – masal potasında eritilmesiyle yazıya dökülmüş biçimidir.
“Kemal Tahir, tarihi ve toplumu hakkındaki orijinal ve sağlam görüşlerinden hareket ettiği için hem ‘mahalli ağızları’, hem Türkçe’nin küçümsenmiş ve unutulmuş nesir dilini hem de yeni imkanlarını kaynaştırarak ve aşarak kullanabilmiştir. Eserlerindeki eşsiz dil ve üslup güzelliğinin kaynağı bu davranıştadır. Daha önceki romanlarında da görülen bu özellik ‘Devlet Ana’da en yüce noktasına erişmiştir. Türkçe’nin unutulmuş olan dehası bütün boyutları, zenginliği ve haslığıyla ilk olarak Kemal Tahir’in eserlerinde kendini göstermektedir.” Selahattin Hilav

Kemal Tahir?in ?Devlet Ana? adlı romanı altı bölümden meydana gelmektedir. Bu altı bölüm, büyük harflerle yazılarak kaçıncı bölüm olduğunun belirtilmesi yanında ayrıca yine büyük harflerle her bölümün konusunu içeren başlıklarla verilmiştir. Romanın altıncı ve son bölümü ? Kerimcan? ın Yolu? başlığı altında verilmiştir. Yine bu son kısımda romen rakamları ile birbirilerinden ayrı üç kısım bulunmaktadır. Roman toplam 610 sahifeden ibarettir. Romanın ilk baskısı 1967 yılında Bilgi Yayınevi tarafından yapılmıştır. Romanın elimizdeki en son basım tarihi Ocak 1984? tür. Roman tek ciltten ibaret olup, ön kapak sade bir baskıya yer verirken arka kapakta kitabın özeti ve yazardan birkaç söz yer almaktadır.

Romanın Konusu: Eser, Ertuğrul Beyin at bakıcısı Demircan?ın öldürülmesi olayı ile başlar. Olay, atla geziye çıkan Kerim ve Orhan Bey aracılığı ile görülür ve herkez bu olaydan heberdar edilir. Kerim, Demircan?ın kardeşidir. Gördüğü bu olay karşısında şok geçirir ancak aynı tepkiyi annesi Bacıbey?in göstermemesine şaşar. Bacıbey?in herhangi bir tepki göstermemesindeki sebep oğlu Demircan?ın vurulduğu anın hoş bir manzara orz etmeyişidir. Ama intikam ateşiyle yanıp tutuşmaktadır. Daha sonra romanda ikinci derecedeki olay Ertuğrul?un ölümü ve Osman Bey?in oymağın beyliğini üstlenmesidir. Diğer yandan oğlu ölen Bacıbey Kerimin ağabeyisinin yerini alması için onu zorlaması sözkonusudur. Bu amaçla Kerim kılıç derslerine başlar. Orhan Bey?le birlikte Kaptan Çavuş?tan kılıç dersi alırlar. Bu arada kaptan Çavuş?un güzel kızı Aslıhan ile Kerim?in arasında bir duygusal ilişki söz konusudur. Öte yandan Osman Bey zamanının ulularından Şeyh Edebali?nin kızını alır ve Edebali?nin kızı olan Bala Hatun Osman Bey?in ikinci hanımıdır. Evlendikten sonra Osmanlı aşiretinin geleneklerine kolaylakla uyar. Diğer yandan Orhan Bey, Nilüfer Hatunla olan ilişkisini evlenmeye kadar vardırır. Ancak, roman Orhan Bey evlenmeden son bulur. Diğer yandan Kerim ile Aslıhan?ın ilişkisinin sonucunun evlilikle sonuçlanması eser bitmeden okuyucuya sezdirilmiştir.

*”Kitap üç açıdan ele alınmış: sosyo-kültürel, tarihsel, ekonomik.
Üç basamaklı bir süreç izlenmiş ve bu üç öğe önce sıra sıra işlenirken, sonraları iç içe geçmiş bir anlatımla sonlandırılmış.
Osmanlı imparatorluğunun kurucu unsurları ve çeşitli kavimlere mensup önemli kişiler sosyo-kültürel yapı içerisinde anlatılmış. Özellikle üzerinde durulan “bacıyan-ı rum, ahiler, cavlaklar/doğrusu deliler, dervişler, Rumlar, Ermeniler, beyler” sonraları osmanlı kuruluşunu anlamaya yarayacak önemli kitlelerin temsilcileri olarak kitaba kondurulmuş. Bacıyan-ı Rum?un eski Türk örf ve adetleri ile savaşlara katılmaları ve hanımlar arasında İslamiyeti yaymaları, ahilerin tarihsel mirasla pazar ekonomisini tutmaları, delilerin görünüşleri ile sağladıkları korku ile orduya katkıları, dervişlerin eski Türk töreleri ile İslamiyet arasında bir yerde bulunarak iki kültür arasında İslamiyet yönlü geçişi sağlamaları, ermeni ve Rumların hem bilimlerini aktarmaları hem de coğrafyayı bilmeleri hasebi ile ortaya koydukları katkıları iyi bir biçimde anlatılmış. Özellikle çeşitli etnik kimliğe sahip kişilerin belirli bir hedef doğrultusunda ortaya koydukları birleşme iradesi, bugüne yapılan pek çok gönderme içeriyor. Fakat Anadolu?nun bu zenginliğinin bilinçli olarak Osmanlı tarafından daha kuruluştan itibaren korunduğu da kitaba iliştirilmiş. Yunus Emre?nin ve daha çok bir sürü alimin şarap içmesi, afyon çekmesi, muhafazakarları kızdıracak şeylerden ama geçiş döneminde Anadolu?nun halinin muhakkak ki bu tür şeylere müsait olduğu doğru.
Tarihsel açıdan romanın üzerinde durduğu iki tez mevcut. Öncelikle Anadolu Selçuklu ve İlhan Hakanı’nın durumu fazlasıyla detaylı bir şekilde betimlenmiş. Anadolu Selçuklunun yıkılması ekonomik nedenlere bağlanmış ve cimri olayı gibi tarihsel vakalar atlanmadan anlatılmış. Şeyh Edebali ile bey olmasından hemen sonra görüşen Osman Bey’in ortada hani bizim bildiğimiz “mit” açısından bir “rüya” olmamasına rağmen, hedef olarak Balkanlar, İstanbul, Arabistan ve Mısır’ı göstermesi, yani benimsemeleri gereken Konya yönünden vazgeçmesi baya enteresan. Osman Bey gibi bir kişinin ancak Anadolu?daki durumu görerek İstanbul yönüne saldırmaya karar vermesi normal olabilir ama daha başından Osman Bey ve Şeyh Edebali’nin büyük bir imparatorluk kurmak amacında olduğunu iddia etmek bence biraz zorlama olmuş.
Ekonomik açıdan ele alınan temel şeyler, yolların bozulması, asayişin yok olması, ticaretin ölmesi, tımar sisteminin çökmesi, hırsız çetelerinin artması, beylerbeyleri gibi önemli makamlara sahip kişilerin aşırı vergi ve çeşitli usulsüzlüklerle halkı sömürmesi gibi ülke iktisadını etkileyen önemli kriterler. Ahi şeyh’lerinin ağzından Anadolu Selçuklunun neden yıkıldığı bu çerçevede güzelce anlatılmış. ayrıca ortak adı altında, Çin?den Anadolu?ya kadar onlarca hükümdarın payı olan bir finans ve ticaret ağından adeta bir özerk yapıdan bahsedilmesi beni son derece şaşırttı. kemal Tahir’in romanı hazırlarken binlerce not tuttuğu biliniyor. Fakat bu kadar iddialı bir “ekonomik” yapıdan bahsetmesi insanı düşündürüyor. Ama anlatılanlardan insana mümkünmüş gibi geliyor.” *Kaynak:www.itusozluk.com/goster.php/devlet+ana

Yorum yapın

Daha fazla Romanlar
Şato – Franz Kafka ‘Kafesin biri, bir kuş aramaya çıktı’

Franz Kafka 1922?de yazmaya başladığı üçüncü romanı Şato?yu (Das Schloss) tamamlamadan bırakmıştır. Şato, sanki bitmiş gibi hissedilen, bitmemiş bir roman...

Kapat