Kendimce / Aforizmalar 6 – Nejdet Evren

KENDİMCE  / AFORİZMALAR 6

1. “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” şeklinde sloganlaştırılan liberalizm, bırakınız batsınlar söylemini dile getirmemektedir. Egemenlik göklerden yere indirildiğinde “yaratıcı akıl” gök-tanrıların yerini almıştı. Bilgenin yerini bilgi almış, her şey akla uygunluğu ile ölçülür olmuştu. Rasyonalizm, buharı makineye uyarlayan insanın belki de tarihteki üçüncü önemli sıçrama noktasında kapitalizmin şafağında doğmuştur. Artık, akıl merkezli bilgiden kuşku etmek dünyanın güneş etrafında döndüğündenkuşku etmek kadar saçma kabul edilmiştir. Madde ve düşünce diyalektiği, öznellik, yerini, gözlem ve deneye dayalı akıl üreticilerin düşüncelerine bırakmıştı. Aklın engizisyon karşısındaki mutlak galibiyetini yaratan aydınlanmacı felsefe yerin orijini olmaya adaydı. Öyle olunca da, her şey onun etrafında dönecek, her şey ona göre tanımlanacaktı; örneğin, orta-asya, uzak doğu tanımı yapılacak ve fakat nedense orta-avrupa, uzak avrupa tanımları yapılmayacaktı; ilginç olanı da bu tanımların asyalılara yabancı gelmemesidir; Frantz Fanon yıllar öncesinden “Yeryüzünün Lanetlileri” tanımını yaparken her halde bunun farkında olarak bir tanım yapmış olmalı; çünkü o, Antil Adalarında doğmuş bir Fransız psikanalist doktor olarak değil, bir bilim insanı olarak Cezayir’de çalışmış, oryentalizmden nasiplenmemişti. Bu güne yansıyan liberalizmin iz- düşümü, Fransız İhtilali’nde tanımını bulan özgürlüğü bireyselleştirmekle sosyal dokusundan kopartmıştır. Liberalizmin, ekonomik ve siyasal olarak ayrışık durumları ifade etmektedir; Fikret Başkaya’nın dediği gibi bir olguyu gerçek adı ile çağırmamak, yalan söylemekle, gerçeği gizlemekle eş değerdedir. Liberalizm, erk- egemen sömürücü sınıfların ekonomik ve politik özgürlüğünü garanti eden bir siyasal yaklaşımdır; onun bireysel ve toplumsal özgürlükle yakından uzaktan ilgisi yoktur. Ancak ve lakin liberalizm bireyin sonsuz özgürlüğü olabileceği gibi bir duydu, düşünceyi yaratmış ve kitlelerin bunu içselleştirmelerini sağlamıştır. Aslında sonsuz özgürlük bir aldatmacadan öte bir şey değildir; özgürlük, sosyal-tarihsel bir dokudur; benim özgürlüğüm söylendiği gibi senin özgürlüğünün başladığı yerde bitmez; benim özgürlüğüm senin özgürlüğün kadardır.

2. Bir parça dahi utancı olmayanın ne söyleyebileceği ne de yapabileceği bir şey olamaz.

3. gecikmiş bir çığlığın yankısını aramak boşunadır.

4. Bir şeyi yaşamak ile yaşanılanı anlamaya çalışmak arasında fersah fersah fark vardır; bu fark, insanın bir diğeri ile olan mesafesidir.

5. Nereye giderseniz gidin geçmişiniz gölge gibi peşinizde olacaktır; ne kadar uzun olursa o kadar gün-batımına yaklaşmışsınız demektir; ancak, ne olursa olsun gölgenin iz-düştüğü zemindir önemli olan; gölge hem bükülmüş hem de kırılmış olabilir ya da tek parça ayakta duruyordur; hareket etmeden önce nerede olduğunuza bakmalısınız.

6. İnsan unutmayı unuttuğu gün unuttuklarının ne anlama geldiğini fark edecek ve değerini anlayacaktır; bebekleri , çoluk çocuğu; kitleyi katledenler insan türünden olmamalı; onlara insan diye el uzatanlar da insan olmamalıdır.

7. Doğru kararlar verebilmek için belki de çok yönlü düşünmek gerekir; bunun için harcanan zaman, yanlış ve aceleyle verilen kararı düzeltmek için harcanan zamandan azdır.

8. Anlamadığımız şey bir diğerine göredir; değilse anlamadığımızı anlamazdık.

9. içselleştirilmemiş düşünceler açığa çıktıklarında mask/elenmek zorundadır; bu nedenledir ki, söz ve eylemin örtüşmesi önemli bire kıstas/ölçüdür.

10. Düşünceyi suç sayan düşünce, evrensel değerlere aykırı bir şekilde işlediği bu suçtan dolayı kendini muaf sayar ve düşüncenin özgürlüğünden dem vurur; bu kendi içinde antagonist/giderilemez bir çelişkidir; çünkü, evrensel ortaklaşma ve tüm normatif değerler düşünceyi suç saymaz, bilakis düşünceyi suç sayan değer yargısını mahkum eder; bu mahkumiyet bir yaptırım olarak ortaya çıkmaz; düşünce ile düşünceyi suç sayan düşünce aşıldığında bu aşkın durum ortaklaşmaya dönüşür ve işte o zaman düşünceyi suç sayan tüm düşünceler tarih karşısında mahkum edilmiş olunur; bunun prangalardan farkı ise, suçu sonsuza dek toplumsal dokudan silip atmasıdır.

11. Liberalizmin temas etmediği/içine sızmadığı bir doku hala kaldı mı? Gerçekte varsa eğer, bu doku, endemik bir doku olmalıdır.

12. Seçenek üretemeyenler, mevcut seçenekler arasından kötünün iyisi ile yetinirler ve her hal ve şartta ikincil olmaktan kurtulamazlar; bu, aynı zamanda öz-güven eksikliğidir.

13. Mübadele/değişim değeri? sönümlenmedikçe dünyada gerçek barıştan asla söz edilemez; olsa olsa ve en fazla dönemsel bir uzlaşmadan söz edilebilir.

14. İnsanı diğer canlı türlerinden ayıran en önemli ayraçlardan biri tercih/ler yapabiliyor olmasındadır; bunu gerçekleştirmeye evrilmesindedir.
-en radikal/köktenci tercih, gücün ret edilmesidir,
-en demokratik tercih, yeryüzü-cennetindeki en son bireyin de onayladığını
benimsemektir,
-en yanlış tercih ise, bilinçsizce yapılandır;
Ne ki, insanı diğer türlerden ayıran bu ?kendini yaratması?, aynı zamanda kendinin törpüsü olmuştur; düşüncenin var-oluşu diyalektiğinde tercih yapabilme evrimselini belirli bir düzeye getirmemiş canlı türlerinin ?yanlış-ından söz etmek mümkün değilken bu evrimi gerçekleştiren tür olarak insanın yanlış tercihleri doğrularından daha fazladır; netice itibariyle, insan, yanlışlarının toplamından
başka nedir ki?!

Nejdet Evren

Akarca/Taşyaka,
Değişik-zamanlar
2014

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler, Yazarlarımızın son çalışmaları
Şair Sait Faik

Şair Sait Faik?i, öykücü Sait Faik karşısında düşünmek, iyiden kabullenmek belki zor, ama üstüne düşünüp yeniden zevkle okumak hiç zor...

Kapat