Kilaman ( Anadolu’dan Gelen Bir Rum’un Anıları ) – Lazaros K. Aşıkoğlu

1919-1922 Türk-Yunan Savaşı sırasında, Anadolu Rumlarının yaşadıkları pek bilinmez. İşte Lazaros Aşıkoğlu ailesinin öyküsünü anlatırken, aynı zamnda coğrafyamızın acı ile dolu, pek bilinmeyen dönemini de gün ışığına çıkarıyor. Balkan Savaşları ile başlayan ve 9 yıl devam eden savaşlar sarmalı sırasında tüm halklar çok ağır bedeller ödedi, çöken çok uluslu bir imparatorluğun enkazı altında kaldı. Zorunlu göçler ile herkes kendi coğrafyasından koparıldı. İşte bütün bu dönemin öyküsünü, Psidya bölgesinin insanı olan Lazaros’un anlattıklarında bulacaksınız. O bizim öykümüzü de anlatıyor.
Ragıp Zarakolu

Önsöz
Anadolu?dan gelen bir yazarın hatıralarıyla dolu, bizi geçmişe götüren ?Kilaman? başlıklı hikâyeyi okuyanlar, Yunan tarihinin en zor sayfalarıyla karşılaşacak.bu sayfaların içinden Anadolu?ya sadık kalan Ortodoks Yunanlı?nın ruhunun aydınlığı, asaleti, aynı zamanda maceraları ve taşıdığı acı sanki canlanıveriyor. Bu, Rum diye çağırdığımız, uzun yıllardan beri. nesilden nesile, Bizans efsanesini yaşatan, uygarlığını taşıyan ve onu baba ocağını terk etmeye mecbur edilmesine kadar orada yaşayan Yunanlı?nın hikâyesidir.

Hikâyemizin kahramanı Kilaman?ın şahsında Karadeniz?de, Kapadokya?da, Ege bölgesinde yaşayan Rumların ruhsal zenginliği, aynı zamanda başarıya ulaşmak için sarfettikleri çaba, zorluklara karşı gösterdikleri dayanma gücü canlanıyor.

Barla kenti başta olmak üzere Anadolu?nun iç Kesimlerinde ziyade bulundukları ve acımasızca yerlerinden göç etmeye mecbur kaldıkları aynı zaman zarfı içinde günlük yaşamları büyük emek ve dayanılmaz ıstırap içinde sürdüren basit Rum halkının tarihsel gelişimi önemli rol oynuyor. Orada onların ruhlarındaki asalete, yaşamlarındaki refaha ve uygarlıklarına tanık olacağız. Onları aile ve toplum içinde derli toplu, ahlaklı, çalışmayı seven, yaratma gücüne sahip ve aynı zamanda, başka dine mensup hem seril eriyle örf ve adetlerine sadık kalarak, sosyal yaşamlarını uyum içinde sürdüren insanlar olarak tanıyacağız. Belli bir zamana kadar birilikte uyum içinde yaşadıkları o şahıslar tarafından ırklarına karşı beslenen kin yüzünden geçirdikleri büyük zorlukları, amele taburlarındaki ve sürgündeki hayatlarını, haydutlar tarafından yapılan işkenceleri, mallarının nasıl yağma edildiğini, o insanların nasıl tehcir edildiğini ve yaşamış oldukları maceralara tanık olacağız. Nihayet onların, yerlerinden kovularak sahip oldukları zenginlikleri terketmeye mecbur edildikleri için daha emin bir yerde yaşama umuduyla büyük bir dirençle Yunanistan?a sığınmak için yollara düştüklerini, fakat o zamanlar bu ülkenin de onları memnun etmekten aciz kaldığını da göreceğiz?

Bu kitabın içinde dile getirilenler, yazarın olayları sadece bilimsel bir açıdan duyarlılıkla incelediği ve onları objektif olarak ele aldığı için, tarihi gerçekleri belirgin bir şekilde vurgulamış oluyor. Tasvirler çoğu kez seri olmasına rağmen yalın ve sürükleyici, aynı zamanda da gerçek profilini kaybetmeden radikal bir roman kavrayışı niteliğinde insana temas ediyor.

Bu kitap, bir insanın özel hayatını ilgilendiren anılardan öteye geçerek detaylı bir şekilde olayları anlatıyor. Okuyucuyu ruhen yücelten bir anlatım sistemine sadık kalıyor. Yurtseverlik duygularını canlandırıyor, Ortodoks inancına güç veriyor, ahlaklı ve doğru bir insan olarak hayatını sürdürmek için başkalarına ilham kaynağı oluyor. Hayatın ne denli değerli olduğunu ve ayakta kalabilmek için verilen savaşın gerçek anlamını açıkça ortaya koyuyor. Bir insanın hayatında ender rastlanabilecek zor anlarında bite ona moral ve güç veriyor. Küçükleri ve büyükleri eğiliyor.

Prof. Dr. Alexandros Kakavulls
Atina, 5 Ekim 2006

Giriş
Rumların, kadim baba ocaklarından, 1922 yılında Anadolu?dan tehcir edildikleri zaman, katlandıkları zorlukları, duydukları acıyı, geçirdikleri işkenceleri kaleme almaya duyduğum dayanılmaz arzu ve onlara karşı büyük vicdan burcu bana bu esen yazma cesaretini verdi

Muhacirlerin ikinci nesilden çocuğu olduğum için. bu girişimin esnasında büyük tenkitlere uğrayacağımı göz önüne alarak, bu insanların acımasızca yerlerini terk etmeye mecbur oldukları ve Yunanistan?a yolculukları esnasında geçirdikleri bin bir zorlukları, aynı zamanda yeni vatanlarına yerleşmek ve orada yaşamlarını sürdürebilmek için, verdikleri savaşı dile getirmek için ufak bir bölüm adamaya cüret ediyorum.

Hüzünle, ruhumun derinliklerinden gelen acıya ve hüzne rağmen, başka dine mensup Türk soyundan gelen insanlara karşı kin gütme amacını taşımadığımı belirterek ?orada vukubulan feci olayları? yeniden canlandırıyorum. Türk halkı genel olarak iyi niyetlidir. Asırlar boyu, Rumlar, Türklerle birlikte uyum içinde yaşadılar ve Anadolu?nun her bölgesinde birbirlerine destek verdiler ve yardım ettiler.

Fakat, her yerde egemen olmak isteyen, öfke dolu bazı fanatik kişiler, halkı kışkırtarak büyük felaketlerin doğmasına yol açmışlardır.

Sürgünleri esnasında, Rumlara karşı yapılan insanlık dışı muameleleri, gözler önüne sererek, her şeyi açıklamak istiyorum.,

Bu durum, pek tabii sayısız bilimsel araştırmalardan sonra, herkes tarafından biliniyor. Edebiyat, müzik, tiyatro, Halk Bilimi ve birçok başka unsurlar, dehşet içinde yaşanan saatleri, örneğine rastlanması güç olan barbarca hareketlerle dolu sahneleri, kaydetmiş ve ölümsüzleştirmiştir. Lakin böyle ağır bir yükü, omuzlarına taşımayı kaderin nasip gördüğü kişilerin, tek başlarına veya ailece tanık oldukları sahneleri bir film şeridi gibi, gözler önüne sererek anlattıkları maceralarına değinmek, yerine getirmemiz gereken manevi bir borcumuzdur. Büyük trajedinin oynandığı tiyatro sahnesi, o insanların, tek başlarına veya başkalarıyla birlikte yaşadıkları maceralarıyla her yönden tamamlanıyor.

Bu sorunu enine, büyüklüğüne ve kapsadığı alana göre, yani gerçek boyutlarıyla gösteren, ayrıntıların olduğuna inanıyorum. Bizim bulunduğumuz şartlarda, olaylara sadece genel bir bakış atmadığımız takdirde, fakat insanların katlandıkları işkenceleri göz önüne tutarsak, bu ayrıntıların önemini anlamış olacağız. Bu detayların sergilenmesi, tarihi anılarımıza zenginlik katarak, en doğru bilgileri almamıza ve konuyu daha iyi kavramımıza yardım ediyor.

Hiç şüphesiz, ?milli hatıralar hazinesine? kişisel tecrübelerini emanet olarak sunan pek çok kişi bulunuyor. Ülkenin, araştırma, inceleme ve bilim enstitüleri, konuyla ilgili birçok tanığın gerçek açıklamalarını derleyip, topladılar, incelediler ve onları sınıflandırdılar. Fakat Anadolu faciasını içeren, bu tarihli bilgilerin en Önemli özelliği, bu facianın mağdurları ve şahitleri Yunan varlığının ve Ortodoksların, vatanın ve dini inançlarının mücahitleri olarak milletimizin bilincinde kutsal bir yer aldığını kaydetmektir.

Ben ebeveynlerimin doğum yeri ve bilhassa onların kutsal saydıkları Psidya (şimdi Göller Bölgesinin bulunduğu yor) hakkında geniş kapsamlı açıklamalarımla katkıda bulunacağım. Böylece, bu kadar onurlu ve vatanperver olan bu insanların, İş yerlerini, hazinelerini, refahlarını, her şeylerini terk ederek Yunanistan topraklarına ?muhacir? gibi sığınmayı ve Yunan devletinin onlara verdiği yardımla yaşamayı tercih etmelerinin nedenlerini daha iyi anlayacağız. Kötü kaderlerinin tüm oyunlarına rağmen, bu insanlar, Yunanistan?a ve dinlerine bağlı kalarak yaşamayı başardılar.

Kitabın Künyesi
Kilaman
(Anadolu’dan Gelen Bir Rum’un Anıları)
Lazaros K. Aşıkoğlu
Belge Yayınları / Marenostrum / Mitos Dizisi
Kapak: Alpaslan Tuygan
Çeviri: Evdokia Veriopulu
İstanbul, 2009, 1. Basım
179 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla _Diğerleri
Sivas Katliamı’nı yazdı, işinden oldu

Sivas katliamında hayatını kaybeden şair Metin Altıok'un kızı Zeynep Altıok Akatlı, bu konudaki açıklamaları nedeniyle çalıştığı üniversitedeki işinden kovulduğunu açıkladı....

Kapat