Kod Adı Küreselleşme / 21. Yüzyılda Emperyalizm – Sungur Savran

Küreselleşme, toplumsal bilimlerden siyasete, kültürden günlük hayata her alanda günümüz tartışmalarının kilit kavramı olarak sunuluyor. Küreselleşme ile birlikte yepyeni bir çağın başladığı, ulus devletin gününün dolduğu, emperyalizmin geride kaldığı, insanlığın kucaklaştığı ileri sürülüyor. En önemlisi, küreselleşmenin mevsimler kadar kaçınılmaz, geri çevrilemez bir süreç olduğu iddia ediliyor.
Sungur Savran, bu kitapta küreselleşme teorilerini ayrıntılı biçimde irdeleyerek efsane ile gerçeği birbirinden ayırmaya yöneliyor. Ulaştığı sonuç, ne küreselleşme taraftarlarının ne de küreselleşmeyi ulusalcı bir temelde eleştirenlerin günümüz dünyasını kavramakta bize rehber olabileceği. Kod Adı Küreselleşme, bugüne kadar söylenenlerden farklı olarak, küreselleşmenin bir sınıf mücadelesi olduğunu, uluslararası sermayenin, özellikle de onun yeni hakim dilimi olan ?mega kapital?in, işçi sınıfı ve emekçilere bir sınıf taarruzu olduğunu ortaya koymayı hedefliyor.
Savran küreselleşmeye karşı ulusalcı bir karşı koyuşun ne mümkün ne ilerici olduğunu ileri sürüyor. Küreselleşmenin insanlığı bütünleştirme yolundaki aldatıcı söylemini de deşen yazar, küreselleşmeyi ?tebdil-i kıyafet etmiş milliyetçilik? olarak niteliyor. Savran?a göre, insanlığın kurtuluşu ne küreselleşmenin sözde kardeşleşmesinde ne de ulusalcılığın bölünmelerindedir. Marksist enternasyonalizm insanlığa bugün her zamankinden daha fazla gereklidir.

Ödünç Alınmış Bir Önsöz
Yoksul için şiir. Var olabilmek ve
var oldukça bizi yüceltecek bir evet diyebilmek için,
günlük ekmek kadar, dakikada on üç kez
solumamız gereken hava kadar gerekli şiir.
Darbeler altında yaşıyorsak, kim olduğumuzu
söylememize bile izin vermiyorlarsa neredeyse,
şarkılarımız kusursuz olamaz, bir süs olamaz.
En derine dokunuyoruz çünkü.
Lânet olsun tarafsızlar için
kültürel bir lüks gibi yaratılan şiire!
O tarafsızlar ki ellerini yıkayıp sırtlarını döner sıvışırlar.
Lânet olsun kir içinde kalacak kadar taraf tutmayan şiire!

Damla damla damıtılmış bir şiir değil bu.
Güzel bir ürün değil. Olgun bir meyve değil.
Hepimizin soluduğu hava gibi bir şey
ve biz içine bir şeyler taşıdıkça büyüyen bir şarkı.
Bunlar hepimizin kendimize ait hissederek tekrarladığımız
sözcüklerdir, hızla yayılırlar. Söylenip unutulmazlar.
En gerekli sözcüklerdir: Adı olmayan.
Bunlar gökte çığlıktır, yerde ise eylem.
Gabrıel Celaya
(İspanya, 1911-1981)
?Şiir Gelecekle Yüklü Bir Silahtır? başlıklı şiirinden

Giriş
Emperyalizm yaklaşık yirmi yıldır, Türkiye?nin çevresinde bir ölüm dansına girişti. Kâh Ortadoğu?da, kâh Balkanlar?da, kâh Orta Asya?da, kâh Kafk asya?da savaşlar çıkarıyor, devletler yıkıyor, insanları öldürüyor. Neden? Baba oğul Bush?ların genetik yapısından mı? Ya Clinton döneminin saldırıları? ?Neocon? ların çılgınlığından mı? Ya onlara karşı olduğu halde Irak savaşı öncesinde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi?nin önünde modern bilgisayar teknolojisinin yardımıyla bütün dünyanın önünde yalan üstüne yalan söyleyen eski ABD Dışişleri Bakanı Powell? ABD devletinin doğasından mı? Ya her savaşta onun yanında yer alan Britanya? Ya Irak savaşında homurdanan ama bütün ötekilere destek veren Fransa ve Almanya? Sağcı politikacıların ırkçılığından mı? Ya 1999?da Sırbistan ve Kosova?ya bomba yağdıran dört büyük Avrupa devletinin (Almanya, Fransa, Britanya, İtalya) sosyal demokrat başbakanları? Ya Almanya?nın, programında merkezi bir yer tutan barışı ayaklar altına alarak Kosova savaşı kahramanı olmaya soyunan Yeşiller Partisi?nden dışişleri bakanı Fischer? Elinizdeki kitap, ?küreselleşme çağı?nın dünyayı barış, demokrasi, insan hakları temelinde bütünleştirmeyi vaat eden retoriğinin ardına geçerek, devletlerin, rejimlerin, siyasi partilerin, politikacıların ötesinde, savaşın emperyalizmin doğasında yattığını okura anlatmak için yazıldı.
*
* *
Emperyalizm, 1991 Körfez savaşı ile yeni dönemin savaşlar dalgasını (Körfez?den sonra 1999 Kosova, 2001 Afganistan, 2003 Irak) başlatmadan da önce, neoliberal strateji temelinde dünya çapında işçi sınıfına, yoksul köylülüğe, emekçilere ve bütün ezilenlere karşı ekonomik taarruzunu başlatmıştı. Doğu Avrupa (1989) ve Sovyetler Birliği?nin (1991) çöküşünden sonra buna ?küreselleşme? adı verildi. Bugün, Seattle ve ertesinde, Latin Amerika?daki devrimci yükselişin gölgesinde, Batı Avrupa?da üst üste gelen genel grevlerin peşinde, ?küreselleşme?nin olumsuz yanları da olduğundan söz etmek moda oldu. Uluslararası kapitalizmin örgütleri arasındaki işbölümünde (sermayenin disiplinini temsil eden IMF?den farklı olarak) ?insani? bir yüzü temsil görevini üstlenmiş olan Dünya Bankası ikide bir raporlar yayınlayıp dünyada şu kadar milyar insanın günde 1 doların altında bir gelirle geçinmek zorunda kaldığını, en zengin ülkelerle en yoksulların arasında gelir farkının eskisine göre bile büyüdüğünü ilan ediyor. Ama bunlar önlenebilir yan etkiler olarak sunuluyor.
Herkes üzülüyor. Dünya Bankası konferanslar düzenliyor… ve raporlarını farelerin eleştirisine terk ediyor. INGO?lar (uluslararası STK?lar) ve NGO?lar (STK?lar) ?kırsal kalkınma? programları ve seminerleri düzenliyor… ve bir dizi uzman hem ilginç yerlere seyahat ediyor hem büyük paralar kazanıyor. Bildiğimiz kapitalist bankacılığın ?nano teknoloji? çağına uygun versiyonu olan ?mikro kredi? göklere çıkartılıyor… ve yoksullar yoksullaşmaya, ülkeler arasında gelir uçurumu büyümeye devam ediyor.
Elinizdeki kitap, yoksullaşmanın ve ülkeler arasındaki uçurumun büyümesinin ?küreselleşme?nin istenmeyen bir yan etkisi değil, doğrudan doğruya amacı, hedefi, ulaşmak istediği sonuç olduğunu okura anlatmak için yazıldı.
*
* *
?Küreselleşme?nin emperyalizmin kirli yüzünü gizlemek için kullanılan bir ad olduğu bugüne kadar çok söylendi. Öyleyse, elinizdeki kitap uzun zamandır söylenmekte olan bir şeyi, en fazlasından biraz daha ayrıntılı, biraz daha sistematik olarak anlatmak için mi yazıldı? Hayır. Çünkü ?emperyalizm? sözcüğünün ardında bin bir anlam yatabilir. Türkiye?de ?küreselleşme emperyalizmin kendisidir? diyenlerin yüzde doksan dokuzu, emperyalizmi bazı devletlerin başka devletler üzerindeki hâkimiyeti, ?küreselleşme?yi de ulus devlete karşı bir saldırı olarak anlarlar.
Küreselciler, yani küreselleşme taraft arları ile ulusalcılar bir konuda bütünüyle hemfikirdir. Bir süreç olarak ?küreselleşme? ulusal devlete karşıdır, onu zayıfl atmaya, aşındırmaya, mümkün olursa işlevsizleştirmeye ve felç etmeye yönelir. (Aradaki tek fark belki de bazı ulusalcıların ?küreselleşme?nin hedefini Türk devletini ortadan kaldırmaktan ibaret sanmalarıdır!) Biz ise emperyalizm ve ?küreselleşme? konusundaki bu yorumun bütünüyle yanlış olduğu kanaatindeyiz.
Bu kitap alışılmış ve yaygın ?küreselleşme? tanımlarına meydan okuyor ve çok yalın bir iddiada bulunuyor: Küreselleşme ulus devlete bir saldırı değildir, bir sınıf taarruzudur. Emperyalist burjuvazisiyle, bağımlı ülke kapitalistiyle, eskiden ?sosyalist? diye anılan ülkelerin restorasyonist bürokrasisiyle hâkim güçlerin işçi sınıfına ve emekçilere bir taarruzu. Emperyalizm ise devletler arası bir ilişki değil, kapitalizmin en yüksek aşaması.
?Küreselleşme?nin milyonlarca tanımını bulmak mümkün. Bu satırların yazarı için ?küreselleşme?nin en dakik tanımı, uluslararası burjuvazinin farklı ülkelerin işçi sınıfl arını ve emekçilerini rekabet içine sokarak kazanım ve haklarında aşağıya doğru bir yarış başlatmasıdır. Daha kısa bir tanım isteyenler için, ?küreselleşme? yedek sanayi ordusunu dünya çapında genişletme stratejisidir. Kısacası, elinizdeki kitap, ?küreselleşme?nin sadece  sağ ve sol liberalizmler tarafından sunuluşunu değil, milliyetçi/ ulusalcı/yurtsever açıklamalarını da çürütmek için yazıldı.
*
* *
Bu kitap, sadece ulusalcıların değil, solun çok değişik akımlarının ?küreselleşme?nin gerçek karakterini kavrayamadığını ortaya koymaya çalışıyor. Ana damar ?küreselleşme? teorisini has liberal düşünürlerle birlikte geliştiren, hatta bu teori üzerinde damgası bulunan sol liberalizmin, Seattle, Prag ve Cenova?nın ?küreselleşme karşıtı? hareketini evcilleştiren ?alternatif küreselleşme? hareketinin, ?küreselleşme?nin gizlediği emperyalizme karşı mücadelenin aynı zamanda bir sınıf tavrı gerektirdiğini bütünüyle gözlerden saklayan ulusalcılığın ve ?emperyalizm? gibi yüklü bir kavramı ancak sterilize bir laboratuar ortamında eldivenle tutabilen bir tür Marksizmin eleştirisi elinizdeki kitabın bir başka konusunu oluşturuyor.
*
* *
Okurumuzu daha baştan uyarmamız gereken bir konu var.
Yaygın kanının aksine, günümüz dünyasının gelişmelerini kavramak ve karşı karşıya olduğumuz büyük sorunların (savaş, yoksulluk ve güvencesizlik, ekolojik yıkım, ulusa, ırka, cinsiyete dayalı ezilme, toplumun metalaşma ve bencillik temelinde yozlaşması vb.) çözümü için çalışmak söz konusu olduğunda, mümkün olan yalnızca iki tavır yoktur. İnsan ya küreselci ve liberal ya da ulusalcı ve statükocu olmak zorunda değildir. Bir üçüncü tavır daha mevcuttur: Sınıf mücadelesine dayanan bir enternasyonalizm.
Küreselciler, ister bilinçli ister bilinçsiz, yalan söylemektedirler:
?Küreselleşme? bütün dünyanın kaynaşması ve kardeşleşmesi yönünde bir gelişme değildir. ?Küreselleşme?, aşağıda ayrıntısıyla ortaya konulacağı gibi, gizli bir milliyetçiliğin yatağıdır. Bütün dünyanın kucaklaşmasını ve her ırktan, renkten, ulustan insanların kardeşleşmesini savunan tek akım enternasyonalizmdir.
Yani insanın yurdunun bütün dünya olduğunu savunan akım.
Marksizm ise tek gerçekçi enternasyonalizmin proleter enternasyonalizmi olduğunu, yani bugün var olan ulusal düşmanlıkları ve ırkçılığı aşabilmek, savaşlara son verebilmek için, kapitalizmin ve emperyalizmin yıkılmasının, yerine işçi ve emekçilerin iktidarını temsil eden devletlerin kurulmasının gerekli olduğunu ortaya koyar. İlk iki görüş, küreselcilik ve ulusalcılık, esas olarak solun değil burjuvazinin ve devletin safl arında güçlü olduğu için sesini yaygın olarak duyurabilmektedir. Elinizdeki kitap, az tanınan üçüncü tavrın seslerinden biri olmayı hedefliyor.
*
* *
Şimdi kitabın yapısına biraz değinerek ana konumuza geçelim.
?Küreselleşme? kendi içinde zorunlu bir çelişki barındıran bir kavramdır. Kapitalizmin, hatta insanlığın tarihinde yeni bir aşama olarak sunulduğunda bütünüyle bir efsanedir. Buna karşılık, emperyalizmin yeni bir evresi olarak ve uluslararası burjuvazinin bir sınıf taarruzu stratejisi olarak kavrandığında elle tutulur, nesnel bir gerçekliktir. Kitabın yapısını bu çelişki belirliyor.
Bu kitap aynı zamanda ?küreselleşme?nin tartışılmasına çelişkiyi ve diyalektiği sokma çabasıdır.
Önce ?küreselleşme?nin insanlık ve kapitalizm tarihinde emperyalizmin geride kaldığı yepyeni bir aşama olduğu efsanesini ele alıyor ve çürütüyoruz (??Küreselleşme? efsaneleri?).
Bunu, ?küreselleşme?nin gerçek yanını kavrayabilmek için klasik Marksist emperyalizm teorisinin günümüzün, yani 21. yüzyılın dünyasında geçerliliğini sınayan bölümler izliyor (?Emperyalizm?). Emperyalizm teorisinin kazanımları temelinde, ?küreselleşme?nin çelişkilerini ve siyasi anlamını daha ayrıntılı olarak ele alıyoruz (??Küreselleşme?nin gerçek dünyası?).
Bir kez ?küreselleşme?nin gizini çözdükten sonra, soldaki başka akımların bu konudaki hatalarını eleştirmemiz mümkün hale geliyor (?Solun ?küreselleşme? kavrayışsızlığı?). Emperyalizmin 21. yüzyıl başında varlığının devam ettiğini saptadıktan sonra Türkiye gibi emperyalizme tabi ülkelerde azgelişmişlik ve kalkınma sorunlarına nasıl yaklaşmak gerektiği sorusu kendiliğinden gündeme gelir. Bu soruna ilişkin teorik çerçeveyi ?Emperyalizm ve azgelişmişlik? başlığı altında ele alıyoruz. ?Küreselleşme? döneminde emperyalizmin politik ve askeri eğilimleri bir sonraki başlığın konusunu oluşturuyor (??Küreselleşme? döneminin politikası?). Son olarak, emperyalizmin ve onun kod adı olan ?küreselleşme?nin karşısına nasıl bir programla çıkmamız gerektiğini tartışıyoruz (?Emperyalizmin alternatifi ne??). ?Sonuç?  bölümü bütün bu tartışmanın en yakıcı politik sonuçlarını çıkarıyor.
Bu kitap baskıya girerken, ABD?de finans piyasası büyük bir sarsıntı içine girmiş bulunuyor. Eylül 2008, daha önceki bir çağdan, 1929 New York borsa çöküşünden bir rüzgâr getiriyor. Eğer böyle bir mali çöküş ve onu izleyerek yeni bir büyük depresyon yaşanırsa, bu kitabın ana gövdesinde anlatıldığı gibi, milliyetçilik, devletçilik, hatta faşizm yeniden burjuvazinin gündeminde ön sıralara yerleşecektir. ?Küreselleşme? ise modası geçmiş bir kavram haline gelecektir. O durumda, bu kitap bir bakıma ?küreselleşme?nin otopsisi olarak da okunabilir.
Okuru küreselciliğin ve ulusalcılığın propaganda bombardımanının yarattığı önyargıları bir kenara bırakarak emperyalizmin dünyasını çıplak gözlerle izlemeye davet ediyoruz.

Organik Sol – Nail SATLIGAN
(06.01.2009, Radikal Kitap)

Neo-liberalizmin dünya çapındaki saldırısının hızlanmasıyla birlikte ?küresel?, ?küreselleşme? gibi kavramların yeni bir statü kazanmaya başladığına, birçoklarının gözünde bunların ?emperyalizm?in yerini alan yepyeni bir gerçekliğin teorik ifadesi düzeyine yükseldiğine tanık oluyoruz. Bu çaba ikili bir çarpıtma üzerinde yükseliyor. Bir yandan somut olgular, söz gelimi dünya ekonomisi ve siyasetinde ulusal devletlerin ve ulusal sermayelerin rolü örtbas ediliyor ya da ters yorumlanıyor, öbür yandan ise Marksist emperyalizm teorisi, ortaya atılışından bir yüzyıl sonra bambaşka bir kalıba dökülmeye çalışılıyor. Açıktır ki bir gerçeklik ve teorik bir kategori olarak emperyalizmin yeni bir yüzyılın başında yeniden olumlanıp pekiştirilmeye ihtiyacı var.

Marksist emperyalizm teorisinin ilk geliştirilişi de Marx?ın genel teorisi açısından hayati bir tarihî sınav olmuştu. Marx?ın kapitalizm modeli, ilk kez yeni ve farklı bir çağın dünya çapındaki iktisadi sistemine uygulanacaktı. Bu süreçte Lenin?in emperyalizm teorisi belirleyici ve kalıcı oldu. Buna göre kapitalizm, tekellerin rekabetin yerini aldığı yeni bir ?tekelci kapitalizm? dönemine girmiş, üretim tröstler ve karteller çevresinde yoğunlaşmış, banka ve sanayi sermayesi finans-kapital içinde kaynaşmış, sermaye ihracı mal ihracının yerini almıştı. Karteller arasındaki rekabet, bunlar dünyayı nüfuz alanları hâlinde paylaşır ve yeniden paylaşmaya çalışırken kapitalist devletleri birbiriyle çatışma içine sürüklemekteydi.

Bu emperyalizm teorisinde sermaye ihracı nasıl tanımlayıcı bir özellikse sermaye ihracı kavramında da ?ihraç? belirleyicidir. Yoksa sermayenin uluslararası hareketinden, bir ?dünya pazarı? yaratmanın sermayenin içkin eğilimi olduğundan Marx?ın Kapital?inde de uzun uzadıya söz edilir. İhraç, sermaye hareketinin ulusal devletlerin hükümranlık sınırlarının aşması anlamına gelir ve bu hâliyle, dünya iktisadi coğrafyasının ulusal devletlere bölünmüş olmasını ön gerektirir. Doğal olarak, Marksist emperyalizm teorisini karşısına ?küreselleşme?nin çeşitli yorumlarını çıkaran kapitalist ideologlar, ancak sermaye egemenliğinin sona ermesiyle yaklaşılabilecek özgürleştirici bir hedefin, ulusal devletlerin aşılmasının, kapitalizm döneminde şimdiden gerçekleştiğini ilan edeceklerdi. Savran, kitabında bütün bu tezleri bir bir çürütüyor.
Bunu tümel bir yaklaşımla yapıyor. Emperyalizmin uluslararası ekonomi ve politikasını bütün yönleriyle (iktisat ve iktisat dışı) ele aldığı gibi hem gelişmiş kapitalist ülkeler ile az gelişmişler arasındaki ilişkiler hem de gelişmiş ve az gelişmiş olanların kendi içlerindeki ilişkiler üstünde duruyor. Emperyalizm sorunsalına yapılan teorik katkıları eleştirel süzgeçten geçirirken ne eskileri ne yeni yazarları (Ahmed, Harvey, Negri-Hardt, Panitch-Gindin, Wood vb.) ihmal ediyor. Eskilerden Kautsky?nin yazdıklarına erişmek, Almancayı kullanmayan araştırmacılar için neredeyse olanaksızken bunu İtalyanca aracılığıyla yapıyor. Sözün kısası, dört başı mamur bir yetişimi emekçilerin özgürleşmesi davasının hizmetine sunmuş bir ?organik? sol aydınla karşı karşıyayız.

Tamamen gerçekçi bir zemin üstünde hareket ediyor. Eleştirisinin baş hedeflerinden Negri ile Hardt?ın yaptığı gibi, ekonominin gerçek temelinde neler olup bittiğine hiç aldırmaksızın, siyaset felsefesi ve ideolojisi metinleri arasında mekik dokuyarak bir çağın bittiğini ilan etmek türünden uçarılıklar onun harcı değil. Yapıt çizelge ve grafiklerle dolu bir nicel inceleme olmasa da, küreselleşmecilerin ?küresel şirket? safsatasıyla tartışırken, dünyanın belli başlı finans ve sanayi şirketlerinin ulusal aidiyetlerini sayıvermesi, susturucu bir cevap oluyor. Bu gerçekçilik, yapıta maddeci bir boyut da katıyor.

Eleştirelliği elden bırakmıyor. Marksist yazarlarla, onları kâh eleştirerek kâh onaylayarak hesaplaşırken, güncel geçerliliğine bütünüyle sahip çıktığı Lenin?in teorisinin de eksiklerine, yanlışlarına, güncelleştirilmesi gereken yönlerine işaret etmekten geri kalmıyor.

Nihayet okuru klasik ve en olumlu anlamında diyalektik bir inceleme bekliyor. Gelişmeleri, birer süreç olarak ve iç çelişkileriyle, bu iç çelişkilerin belirlediği gelişme olasılıklarıyla birlikte tahlil ediyor. ?Küreselleşme? sözcüleri, birtakım gerçek olguları mutlaklaştırıp evrenselleştirirken o, bunları saptıyor, çerçevenin bütünü içindeki yerlerine oturtuyor ve önlerindeki yapısal engelleri gösteriyor. Güncel olanın barındırdığı asalaklık ve çürüme ögelerini vurguladığı kadar, yeni bir düzenin nesnel olanaklarının olgunlaşmasına da dikkatimizi çekiyor.

Bütün bunlardan sonra kitabın ? bu satırların yazarının izleyebildiği diller bakımından ? son yılların Marksist teorik edebiyatının en önemli ürünlerinden biri olduğunu belirtmeye gerek kalıyor mu?

Emperyalizm ve Kapital – E. Ahmet TONAK
(06.12.2008, Birgün Gazetesi)

??(G)ünümüz dünyasının gelişmelerini kavramak ve karşı karşıya olduğumuz büyük sorunların (savaş, yoksulluk ve güvencesizlik, ekolojik yıkım, ulusa, ırka, cinsiyete dayalı ezilme, toplumun metalaşma ve bencillik temelinde yozlaşması vb.) çözümü icin çalışmak söz konusu olduğunda, mümkün olan yalnızca iki tavır yoktur. İnsan ya küreselci ve liberal ya da ulusalcı ve statükocu olmak zorunda değildir. Bir üçüncü tavır daha mevcuttur: Sınıf mücadelesine dayanan bir enternasyonalizm.? Sungur Savran. 2008. Kod Adı Küreselleşme: 21. Yüzyılda Emperyalizm. İstanbul: Yordam Kitap. s.16)

Bu köşenin okurları benim de bu görüşü paylaştığımı, dolayısıyla yukarda dile getirilen perspektiften yazılmış bir kitabı öveceğimi bekleyebilirler.

Savran’ın yeni kitabını tavsiye etmemin nedeni bu paylaştığım tavrın ötesinde. İlk belirtmem gereken neden, kitabın ele aldığı konuların, temasının, kapsamının can alıcı bir biçimde güncelliği. Hepimizin kafasındaki kavramlar ?ki bunların başında “küreselleşme” geliyor? akımlar, siyasi çıkarsamalar, vb. sadece ele alınmıyor, irdeleniyor, kaynak sayılan otoriteler eleştiriliyor. Ve sonunda, literature hakim, eleştirel bir gözle oluşturulmuş, son derece sistematik, tertemiz bir çözümlemeyle ufkumuz açılıyor. Hem yerli (Çağlar Keyder) hem çoğu dilimize de çevrilmiş ve sol çevrelerde etkili olmuş isimlerle (Nigel Harris, Robert Brenner, Leo Panitch, Sam Giddin, vs.) polemiklere de giriyor Savran.

Aslında, “polemik” dememek gerekiyor, çünkü Savran’ın eleştirileri gerçekten kapsamlı ve çok temel noktalara yoğunlaşmış seviyeli bir uslupla yapılmış kitap boyunca. Hem küreselleşmeci kampa eleştirel yaklaşımı ile hem de emperyalizm teorilerini kapsamlı bir biçimde değerlendirişiyle bir bakıma referans kitap niteliğinde Kod Adı Küreselleşme.
Sınıf mücadelesine dayanan enternasyonalizmin teorik dayanağı sermaye merkezli kapitalist dinamiklerin analizidir.

Kapitalizmin dinamiklerinin en kapsamlı ve özellikle günümüzde geçerliliğini hasımlarının bile kabul ettiği tahlili Marx’ın Kapital’inde yapılmıştır. Kapital’in yerini bir başka kitap tutamaz. Ama, Kapital’in ele aldığı konuları yetkin bir biçimde sunmanın yanısıra Marx sonrası literaturü de tanıtan giriş niteliğinde rehber kitapların da yararlı olabileceğini teslim etmek gerekir. Artık eskimiş sayılabilecek, Paul Sweezy”nin 40″lı yıllarda yazdığı ve Kalkedon Yayınları tarafından geçen yıl tekrar dilimize kazandırılan Kapitalist Gelişme Teorisi”ne taze bir alternatif yayınlandı geçtiğimiz günlerde: Ben Fine ve Alfredo Saad-Filho’dan Marx’ın Kapital’i (Yordam Kitap). Hem de, Nail Satlıgan’ın son derece yetkin çevirisi ile.

Bu kitap aslında tam bir rehber kitap niteliğinde olmamakla birlikte Marksist ekonomik analizle tanışmak için iyi bir başlangıç kitabı. Rehber kitap niteliği az, çünkü Kapital”in ele aldığı konuların tamamını Marx’ın sunuş çizgisine sadık bir biçimde tanıtmıyor okuyucuya.

Başka bir çerçeve ile özgün bir yorumu kimi yeni katkıları da okuyucuya salık vererek sunuyor. Dolayısıyla, ilk üç baskının yazarı Ben Fine’ın ve onun önce öğrencisi sonra yazarlık arkadaşı olan Saad-Filho’nun Kapital’i yorumlayışlarını okuyoruz kitap boyunca.

Yazarlar bunu hem ana metinde saklamadıkları için hem de kaynakçalarında kendilerine çok sayıda referansla (Fine”a 21, Saad-Filho”ya 8) en önemli kaynaklarının kendileri olduklarını deklare ettikleri için kitaplarının da yorumlardan bir yorum olduğunu okuyucuya hatırlatmış oluyorlar.

Bu yorumun Marksist iktisat içinde geçen tartışmalarda nasıl tezahür ettiğine bu yazı kapsamında girmek imkanı yok. Ama benim çalışma alanım olması bakımından nispeten yakından ilgilendiğim Marksist ampirik çalışmalar literatürünün tamamen es geçildiğini belirtmem gerekiyor.

Bu alanın ilk önemli katkılarını yapan J. Gillman, S. Mage, V. Perlo, sayısız Japon Marksist iktisatçı, daha yeni dönemden de F. Moseley ve Anwar Shaikh kaynakçada yer almıyor. Bu tercih bir ihmal değil, tam da yukarda belirtmeye çalıştığım Fine-Saad-Filho yorumunun beklenen sonucu. Marx’ın azalan kar oranı yasasının ?ki kitabın bir bölümü bu önemli konuya tahsis edilmiş? ampirik verilerle kanıtlanışını önemli görmeyen bu yazarlar ilişkin literatürden bahsetmeye gerek görmemişler. Özetle, özgün bir yorumla yazılmış olduğunu bilerek, hem de güzel bir çeviriyle okunacak Marksist iktisada giriş niteliğinde bir kitap arıyorsanız Marx’ın Kapital’i’ni edinin.

KİTABIN KÜNYESİ
Kod Adı Küreselleşme / 21. Yüzyılda Emperyalizm
Sungur Savran
Yordam Kitap
1. Baskı, Eylül 2008, İstanbul
366 sayfa

İÇİNDEKİLER
Ödünç Alınmış Bir Önsöz
Giriş
?KÜRESELLEŞME? EFSANELERİ
BÖLÜM 1
?Küreselleşme? Nedir?
BÖLÜM 2
Ulus Devletin Sonu mu?
EMPERYALİZM
BÖLÜM 3
Emperyalizmin Sonu mu?
BÖLÜM 3 EK
Klasik Emperyalizm Teorileri
BÖLÜM 4
Emperyalist Aşamanın Tarihsel Anlamı
?KÜRESELLEŞME?NİN GERÇEK DÜNYASI
BÖLÜM 5
?Küreselleşme?nin Dinamikleri
BÖLÜM 6
AB: ?Küreselleşme?nin Cenneti mi,
Yeni Bir Emperyalist Odak mı?
BÖLÜM 7
?Küreselleşme? Kaçınılmaz mı?
BÖLÜM 8
Bir Bütün Olarak ?Küreselleşme? ve Emperyalizm
BÖLÜM 9
Küreselciliğin Politik Anlamı
SOLUN ?KÜRESELLEŞME? KAVRAYIŞSIZLIĞI
BÖLÜM 10
Ulus-ötesi Solculuğun Teorisi:
İmparatorluk?un Eleştirisi
BÖLÜM 11
Küreselciliğe Ulusalcı Tepki
BÖLÜM 12
Lenin?in Emperyalizm Teorisi Aşıldı mı?
EMPERYALİZM VE AZGELİŞMİŞLİK
BÖLÜM 13
Azgelişmişlik Teorilerinin Eleştirisi
BÖLÜM 14
Eşitsiz ve Bileşik Gelişme
?KÜRESELLEŞME? DÖNEMİNİN POLİTİKASI
BÖLÜM 15
?Küreselleşme?nin Siyasi Üstyapısı Olarak
Yeni Dünya Düzeni
BÖLÜM 16
Avrasya?nın Dinamikleri
EMPERYALİZMİN ALTERNATİFİ NE?
BÖLÜM 17
Milliyetçilik mi, enternasyonalizm mi?
BÖLÜM 18
Uluslar Arasında Demokrasi İçin
Bir Program Taslağı
Sonuç
İsim Dizini

Yorum yapın

Daha fazla Politika
Çekirgeleri Dinlemek / Demokrasi Üzerine Saha Notları – Arundhati Roy

(*) Bundan iki yıl önce Boğaziçi Üniversitesi?nin Albert Long Hall binasında kuş cıvıltıları arasında konuştuğumuz Arundhati Roy, bize ?İsrail, Birleşik...

Kapat