“Köhne” Üzerine – Sadık Güvenç

Ethem Baran’ın İletişim Yayınları’ndan 2024’te çıkan yeni romanı Köhne, dil ve anlatımdaki sadeliği, doğallığı ve kıvraklığı ile dikkatleri çekiyor. Diğer kitaplarında da gördüğümüz, olayın geçtiği yöreye ilişkin yerel sözcüklerle, atasözleriyle ayarında betimlemelerle zenginleştirilmiş bir dili var Köhne’nin.  

Yakışıklı bakkal Feramuz, mahallenin çapkınıdır. Çoğu zaman işsiz, günübirlik çalışan babaların, çilekeş yoksul annelerin, onların çocuklarının hikâyeleridir anlatılan. Olaylar Yozgat’ın yoksul mahallelerinde başlar, Ankara’nın gecekondularına sürüklenip gelir.

“Feramuz’un ilk ölümüydü bu.” diye başlıyor roman. İnsan olan insan bir kere ölür ama bin kere ölmekten de beter olur. Peki, romanımızın kahramanı Feramuz, bin kere ölecek yaradılışta biri mi? Ne gezer? Orhan Kemal’in romanlarında rastladığımız “camgöz” tiplemesinden beter, insanların hayallerini çalan, düzenlerinin bozulmasına neden olan sorumsuz, parası olduğu için kendinden başkasına değer vermeyen bir “düşük!”

Yazar, sosyal gerçekliğimizin altını çiziyor. Yoksul, gün görmemiş insanlar, en çok da kadınlar çekiyor bu dünyanın çilesini. Çaresiz, yüzü hiçbir zaman gülmemiş, baba dayağı, koca dayağı sırtından eksilmemiş, yarınsız günlere karşın yaşama tutunan kadınlar, küçücük bir kurtuluş umudu görünce sımsıkı yapışıveren art niyetsiz kadınlar… Her şeye karşın evin dirliğini döndüren “Ve soframızdaki yeri, /Öküzümüzden sonra gelen kadınlarımız.”

Doğa, döngüsünü sürdürürken önüne katıp sürüklediklerine herhangi bir ayrıcalık tanımıyor. Öyle ya da böyle bir aile kurulmuştur, orada çocuklar vardır. Çocuk aş ister, ekmek ister, büyümek, büyütülmek ister. Gel gör ki yoksulların mahallesinde çocuk kendiliğinden büyürse büyür, büyümezse o da Allah’ın bileceği iştir. İşsiz güçsüz bir babanın eline üç beş kuruş geçse o da nereye gider kim bilir? Sorumsuz babanın cezasını çocuklar ve çaresiz kadınlar çeker.

Romanda beni en çok etkileyen olaylardan biri jilet ve cam bardak yiyen çocuk (Cevcet) oldu. Cevcet, annesiyle üvey babasını öldürme planları kurmaktadır. Bu amaçla annesinin yaşadığı köye giden Cevcet, üvey babasının evinde yılan olduğunu duyunca oraya gittiğine gideceğine bin pişman olur, bir daha oraya yaklaşamaz. Cevcet, sosyal bir yaradır, kabuk bağlayamayan yara. O yara, eğitimle ve işsizliğe çözümle kapanabilecek bir yaradır. Ne var ki toplum adına karar verenlerin bu yarayı kapatmak şöyle dursun, derinleştirmekten başka bir dertlerinin olmadığını hep görmekteyiz.  

Romanda anılan Saat Kulesi, Büyük Cami, Tol Çarşı adları burasının Yozgat olduğunu göstermekte ve olayları daha gerçekçi bir kalıba sokmaktadır. Kaplıca için “Köhne”ye gidiliyor. Köhne, Yozgat’ın bir ilçesi (bugünkü adı Sorgun).

Köylerden şehirlere göçün yoğunlaştığı 1960’lı, 1970’li yıllarda geçiyor olaylar.
Kötürüm olduğu için yürüyemeyen (ya da yürüyemeyeceğini sanan) Eşref’in tosbağa eti yedirtilerek diriltilmesi, Eşref’in ayağa kalkar kalkmaz ilk işi evdeki kör baltayı alıp küfrederek Feramuz’un dükkânına koşmasına bıyık altından gülüyoruz. Halk hekimliği, muskacılık halen tanık olduğumuz olaylardan, o zaman da öyleydi bu zaman da öyle.

Babasından, çevresinden gördüğünü uygulayan herkes gibi Cevcet de karısını dövmeyi bir görev saymaktayken karısı buna dayanamaz ve Cevcet’i bacağından vurur. Cevcet, ancak bacağı kesilerek ölümden kurtulur.

Romanın ana karakterlerinden Selver, Feramuz’a yanıp yakılanlardan biridir. Ne var ki o da yaşıtları gibi istemediği biriyle evlendirilmiş, gün yüzü görmemiştir. Tüm kadınların yazgısı aynıdır romanda, hepsi mutsuz, hepsi baba zoruyla evlendirilmiştir. Zamanı gelince onlar da aynısını kendi çocuklarına uygulayacaklardır.

“Hakkında bir şey bilmediğiniz bir insanın ölümü kolaydır; bir duyarsınız ki biri ölmüş, ne güzel, ama insanın kendi ölümü? İşte burada söz tükeniyordu. İnsanın kendi ölümünü kabullenmesi zor olduğundan mı ölemiyordu Feramuz? Yoksa ölüden delice korkmasının bunda etkisi var mıydı? Ölümle koyun koyuna yatıyorsanız kaç uykuluk ömrünüzün kaldığını bilirsiniz. O da biliyordu bunu.
Feramuz için her gün hayatının son günüydü.” (s. 215)

Yer yer mizaha varan bir anlatım olsa da bu bir kara mizah. Akıcı, esprili, iğneleyici bir roman “Köhne”.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir