Kontrgerilla ve Ergenekon’u Anlama Kılavuzu / Ergenekon’da Kim Kimdir? (Kırk Katır Kırk Satır 1-2) – Ahmet Şık, Ertuğrul Mavioğlu

Ergenekon operasyonlarının ?Avrupa Birliği yoluna girmiş, demokratikleşmeyi önüne hedef koymuş bir Türkiye’de? kontrgerillanın sorgulanması, yargılanması ve tasfiyesi anlamına geldiğini düşünenler fena halde yanıldılar.
Ergenekon operasyonlarının darbelerle hesaplaşmak demek olduğunu ve darbecilerin TSK’nın direnişine rağmen tasfiye edildiklerini düşünenler de yanıldılar.
?Tüm kötülüklerin anası? Ergenekon’un hareketsiz kılınması sonucunda artık faili meçhul cinayetlerin, provokasyonların, menşei devlet olduğu herkes tarafından bilinen karanlık eylemlerin son bulacağını ve bu ülkeyi yönetenlerin hiç değilse kendi yasalarına saygılı davranacaklarını zannedenler yanıldılar.
Kısa süre içinde görüldü ki, ?Ergenekon’ adı verilen bu operasyonlar, kâh emekli generalleri gözaltına alarak, kâh toprağa gömülü kimi silah depolarını açığa çıkararak, kâh bazı gizli belgelerin bilinir hale gelmesini sağlayarak, ya da kontrgerillanın beyni olduğu öne sürülen Genelkurmay Seferberlik Tetkik Kurulu Başkanlığı’nın kozmik odasında aramalar yaparak; zülfüyare dokunuyor gibi görünse de, geniş yığınların özlemini çektiği demokrasiye dair beklentileri karşılamaya muktedir değildi. Ve yaşananlar, şimdiye kadar neredeyse geleneksel hale gelmiş, zorbalığa ve kan dökmeye dayalı yönetme biçimini tasfiye etmekten fersah fersah uzaktı, neden?
Elinizdeki kitap, hem bu can alıcı soruları cevaplamaya hem de ?derin devletin? (katliamlar; siyasi suikastler; faili meçhuller; silah, insan ve uyuşturucu ticareti; medyadan iş dünyasına, askeri ve sivil bürokrasiye, yerli ve yabancı gizli servislere dek uzanan ağlar aracılığıyla gerçekleştirdiği) yüzeydeki eylemliliklerini tarihsel olarak ve apaçık bir biçimde analiz etmeye çalışıyor.
(Tanıtım Yazısı)

Ergenekon’u anlama kılavuzu – Aydın Engin
(23/04/2010 tarihli Radikal Kitap Eki)
Kitabın adı: Kırk Katır Kırk Satır. İki cilt. Büyük boy. Mesela Türkçe Sözlük boyutunda. Ciltlerden biri tastamam tuğla kalınlığında, öteki de tuğla ama biraz(cık) incesi.
Önerim: Bu iki ciltlik kitabı mutlaka alın. Korkmayın, mutlaka alın dediysem mutlaka okuyun demedim. Ama kitaplığınızda süs olsun diye raflardan birine de yerleştirmeyin. Elinizin altında, başınızın ucunda dursunlar. Bugün ve gelecek günlerde, aylarda ve hatta yıllarda çok ihtiyacınız olacak ve ihtiyacınızı iyi karşılayacak. Tabii ?Ergenekon? olayını iyi anlamak, Ergenekon?a giden süreci hatırlamak, hatta öğrenmek, karman çorman bilgileri düzene sokmak, haber sağanağı ve sık sık da haber kirliği altında bunalmamak istiyorsanız…
Kitap iki gazetecinin, Ertuğrul Mavioğlu ve Ahmet Şık?ın emeklerinin, göznurlarının ve biraz da ?çılgınlıklarının? ürünü. İkisi de medyanın en tepelerindeki ?prensler?den değil. Hiç olmadılar ve -ikisini de tanırım- olmayacaklar da. (Laf aramızda: Olamayacaklar da…)
Onlar haberci. İkisini de tanıdığımdan bu yana (ki 20 yıla yakındır) haberle yattılar, haberle kalktılar.
Bu son cümle bir üst paragraftaki ?emeklerinin, göznurlarının? nitelemesini açıklar. Peki ?çılgınlıklarının? sözcüğüne ne diyeceğiz?
Uzağa gitmeyin, bir yıldan bu yana okuduğunuz ya da göz attığınız bazı haberleri hatırlayın. Mesela 1. Ergenekon İddianamesini. Hatırladınız mı, hani gazetelerde ?Ekleriyle birlikte 6.000 (yazıyla: Altı bin) sayfayı bulan iddianamede…? diye geçen haberleri… Durun daha bitmedi, sayısını şaşırdığımız ve her biri bir öncekinden daha kalın olan öteki Ergenekon iddinamelerini. Sonra Sarıkız, Ayışığı, Balyoz, Kafes, İrtica İle Mücadele Raporu, Lobi başlıklı, hani her biri ekleriyle birlikte (eğer binlerce değilse) yüzlerce sayfa tutan dosyaları…
Durun, daha bitmedi. Bir dönem gündemin başköşesinme oturan Şemdinli İddianamesi?ni… Biraz daha geriye gidin, Türkiye yakın tarihinde sahici bir kırılma noktasına işaret eden o ünlü ?Kamyon-Mercedes çarpışmasından? sonra ortalığa saçılanları derleyip toparlayan Susurluk iddianamesini de hatırlayın. Hani tuğla değil kerpiç kalınlığına ulaşmış ama sonunda fare bile doğuramamış o dağ gibi iddianameyi. Sonra Kutlu Savaş?ın bazı bölümleri ?devlet sırrı? olduğu için yayımlanmamış Susurluk Raporunu hatırlayın. (Unutmadan: Kitapta o ?devlet sırrı? da yer alıyor.)
Bu iddianamelerde, dosyalarda, raporlarda, belgelerde geçen yüzlerce ve yüzlerce kişiyi, olayı, adı, ilişkiyi, bağlantıyı hatırlayın…
Peki, bütün bunları tek tek elden geçirip, süzüp, ayıklayıp, düzenleyip, sınıflandırıp, değerlendirip, yorumlayıp ortaya tuğla gibi iki ciltlik bir kitap çıkaran bu iki habercinin yaptıklarına ?çılgınlık? denmezse ne denir?
Kırk Katır Kırk Satır iki ciltlik bir başvuru kitabı. Başvurunca da aradığınız cevabı veren bir kitap.
Birinci cilt ?Kontrgerilla ve Ergenekon?u Anlama Kılavuzu? üst başlığını taşıyor. Yani kitap kendine başlangıç olarak 3 Kasım 1996?yı almış. Hani Susurluk?ta kamyonla Mercedes?in çarpıştığı kazayı ve sonrasını… Bu isabetli bir seçim. Şemdinli olayını, JİTEM gerçeğini ve ille de Ergenekon?u ancak Susurluk olayını kerteriz ya da başlangıç noktası olarak alarak anlamak mümkün. Yoksa ?münferit vakalar? anaforunda kaybolup gitmek işten bile değil.
İkinci cilde ise ?Ergenekon?da Kim Kimdir? üst başlığı uygun görülmüş. Bu da isabetli. En belleği güçlü okurların bile ipin ucunu kaçırdığı, kimin kim olduğunu, daha önce ne gibi marifetler gösterdiğini bilmesinin; ?Kim şimdi nerede? ve ?Kim ne ile suçlanıyor? sorularını cevaplamasının olanaksızlaştığı bir aşamadayız ve Ergenekon olgusunu sahiden merak edenler, kafalarındaki yargıları ve bilgi tortularını düzene sokabilmek için bu kılavuza sahiden muhtaçlar…
Yukarıdaki paragrafları okuyanlar bir şekilde elde edilmiş belge, dosya ve raporların ardarda sıralandığı, şu ünlü ?kes yapıştır? yöntemi ile sözüm ona araştırmacı gazetecilik yapılmış bir kitapla karşı karşıya oldukları ya da olacakları kuşkusuna kapılabilirler.
Ama ne Mavioğlu ne Şık ?tembel haberciler? sınıfından değiller. Buna tanıklık ederim. İkisiyle de uzun yıllar birlikte çalıştım. Tanıklığım somut gözlemlere dayanıyor…
Yazarlar taradıkları belgeleri, raporları, iddianameleri tek tek ve satır satır elden geçirmişler ve bize okuma lezzeti yaratan bir üslupla aktarıyorlar.
Yaptıklarına ?çılgınlık? demem biraz da bu yüzden…
Çok mu övdüm? Hiç mi kusur yok bu kitapta?
Var.
Bir kere her iki ciltte bir ?dizin? bölümü bulunmaması, okurun kimi ya da hangi olayı hangi sayfa(lar)da bulacağını çok kolaylaştıracak böyle bir olanak sunmaması kitabın bence en önemli kusuru. İkinci baskı yapınca (yapacağından hemen hemen eminim) bu kusurun giderileceğini umalım ve çaktırmadan yayınevi editörünü de uyarmış olalım.
Bir de yazarlar birinci cilde 18 sayfalık bir ?giriş bölümü? koymuşlar. Burada okura kitabın bütünü (iki cildi) üstüne bir görüş açısı vermek istedikleri belli. Bu uzun ve çok değerli hatırlatmalar içeren girişte, objektif olmakla tarafsız olmak arasındaki o ince çizgi yer yer (çok az, ama yine de yer yer) aşılıyor; yazarlar tarafsız olmak isterken taraf olmuş izlenimi yaratıyorlar. Adeta ?Yesinler birbirlerini? çizgisine kayıyorlar.
Ama bu sadece bir güzellik kusuru.
Şimdi dönün bu yazının başına. Yani:
Bu iki ciltlik kitabı mutlaka alın. Korkmayın, mutlaka alın dediysem mutlaka okuyun demedim. Ama kitaplığınızda süs olsun diye raflardarn birine de yerleştirmeyin. Elinizin altında, başınızın ucunda dursunlar. Bugün ve gelecek günlerde, aylarda ve hatta yıllarda çok ihtiyacınız olacak ve ihtiyacınızı iyi karşlıyacak.

‘Ergenekon’u Anlama Kılavuzu’ çıktı
(21 Nisan 2010 tarihli http://www.yuksekovahaber.com)
Üç yıla yakın bir süredir Türkiye’nin temel gündemlerinden biri olan Ergenekon davasının, ‘dalga dalga’ devam eden gözaltı operasyonları, binlerce sayfalık iddianamelerinin ardından gazeteciler Ahmet Şık ve Ertuğrul Mavioğlu, “Ergenekon’u anlama kılavuzu”
Türkiye yakın tarihinin en önemli davalarından biri kabul edilen ve 3 yıla yakındır gündemi işgal eden, etmeye de devam edeceğe benzeyen Ergenekon davasının ‘Anlama kılavuzu’ çıktı. Haber Vesaire editörlerinden Ahmet Şık ve Radikal Gazetesi Haber Koordinatörü Ertuğrul Mavioğlu, dalga dalga devam eden operasyonların ve binlerce sayfalık iddianamelerin içinden anlama kılavuzu hazırladı. Yaklaşık bir yılı aşkındır devam eden sürecin ardından “Kontrgerilla ve Ergenekon’u Anlama Kılavuzu Kırık Katır Kırk Satır 1” ve “Ergenekon’da kim kimdir Kırk Katır Kırk Satır 2” kitapları yayınlandı. Ergenekon davasının giderek anlamayı zorlaştıran yargılamaları ve yazdıkları kitaba ilişkin Ahmet Şık, DİHA’ya konuştu.

‘Derin devlet tasfiye edilmiyor ideolojik aktörleri değişiyor’
Yıllardır kamuoyunun çeşitli suçlarla bildiği ve andığı ancak hiçbir zaman dokunulamayacağı düşünülen isimlerin gözaltına alınıp tutuklanmasının sürecin olumlu işaretleri olduğunu ve Susurlukla başlayan sürecin ardından bir takım ‘faili meçhul’ cinayetlerin arkasında ki isim olarak dillendirilen bazı isimlerin cezaevinde olduğunu söyleyen Şık, “Ancak bugün gelinen noktada bir güçler savaşı gibi görünen Ergenekon soruşturması belli bir zihniyetin, kendi karşısında duran bir başka zihniyetle hesaplaşması haline geldi. Soruşturma, özellikle AKP ya da bir cemaat yanlısı medya eliyle, ki bu grup neredeyse medyanın yarısına hakim, “derin devlet” ya da “kontrgerilla” soruşturması” gibi algılamamız istenen, Türkiye’de derin güçlerin tasfiye edildiği bir süreçmiş gibi gösterilmeye çalışılıyor. Ancak bu haliyle malum zihniyetin kendisine muhalif sesleri de susturmaya çalıştığı bir araç haline geldi. Ayrıca burada derin devlet tasfiye edilmiyor tam aksine ideolojik aktörleri değişiyor” dedi.

‘Şemdinli gibi bir fırsat daha tepilecek’
Dava sadece belli bir dönemi kapsayan darbe planlarının yargılaması olduğunu savunan Şık, darbe ya da darbeci zihniyetin yargılanmadığını söyledi. Şık, “Madem darbe ya da derin devlet soruşturuluyordu o zaman neden Marmaris’teki paşadan başlanmamıştı? Abdullah Çatlı gibi katliam sanıklarının devlet eliyle kontrgerilla operasyonlarında kullanılması hiç mi merak edilmiyordu? Sonra ya yargılanamayan ya da en hafif cezaları bile düzmece adli tıp raporlarıyla çekmekten kurtulan Susurluk çetecileri neden soruşturmaya dâhil edilmemişti? Hâlâ yargılanacak mahkeme bulunamayan Mehmet Ağar neden bu soruşturmada yok? Ya da ortaya çıkan iddianamenin neden “Fırat’ın öte yakası”nı da kapsamıyordu? Faili meçhuller, Sapanca üçgenindeki cinayetler, kayıplar, köy yakmalar, Hizbulkontra, koruculuk sistemi neden bu soruşturmaya dâhil edilmemişti? Ortada bir çete, çetenin planladığı ya da henüz kanıtlanamasa da gerçekleştirdiği bir takım hukuk dışı uygulamalar olduğu kesin” dedi. Şık, devam eden gelişmelerden hareketle Susurluk ve Şemdinli’de olduğu gibi önemli bir fırsatın tepileceği endişesini dile getirdi.

‘Adı konuldu ama yargılaması yapılmadı’
Ergenekon soruşturmasının Türkiye’de ki tüm karanlık olay ve eylemlerin odağı olduğu gibi bir havanın yayımladığını belirten Şık, adı konulanların hiç bir yargılamasının yapılmadığını belirterek “Adı şimdi ‘Ergenekon’ diye anılan derin yapıyı Türkiye’deki karanlık ve kanlı her eylemde aramak gerekli. Bu yapıldı. Adı konuldu ama o kadar. Hrant Dink’in katillerinin yargılanıyormuş gibi gösterilen dava neden Ergenekon’la birleştirilmiyor? Aynı soruyu Malatya’daki Zirve Yayınevi katliamı ya da Rahip Santoro cinayeti gibi konular için de dillendirmek mümkün. Devleti yöneten erklerden hiç kimse tetikçilerin ardındakinin kim olduğunu bilinmesini istemiyor. O zaman veremeyecekleri bir hesapla karşı karşıya kalacaklar çünkü” diye konuştu. / DİHA

Önemli Bir Kitap: Kontrgerilla ve Ergenekon’u Anlama Klavuzu – Kaan Arslanoğlu
(28.05.2010 tarihli http://haber.sol.org.tr)
Ertuğrul Mavioğlu ve Ahmet Şık?ın çok uzun süren bir çalışmayla hazırladıkları ?Ergenekon? kitabı Nisan ayında çıktı. İkinci adı ?Kırk Katır Kırk Satır? 479 ve 637 sayfalık iki ciltten oluşuyor. (İthaki Yayınları)

Kitap bize kontrgerilla ve yürütülen davayla ilgi iyi düzenlenmiş çok zengin bir belge derlemesi sunuyor. Yazarların asıl derdi, kitabın adından da anlaşılacağı üzere kontrgerillanın elli yılı aşkın zamandır süre giden faşist faaliyetleri.

Kitabın giriş bölümünde yazarlarının onca emek sonucu vardıkları noktada söz konusu davayla ilgili genel kanıları madde madde sıralanıyor. Bunlardan en çok önem verileni: Bu dava kontrgerillanın üstüne gitmiyor. JİTEM?in üstüne gitmiyor. Dolayısıyla buradan devletin bir daha böyle faaliyetlerde bulunmasını engelleyecek bir caydırıcılık çıkmıyor. Gerçi yazarlar dava kapsamında şimdiden suçlu gibi gördükleri kimi eski kontrgerillacıların, eski jandarmaların yargılanıyor olmasından memnunluklarını saklayamıyorlar; ancak altını çizerek belirttikleri bir şey var: Yargılananlar kontrgerillacılıktan ve seri cinayet suçlarından yargılanmıyor, hükümeti devirmeye teşebbüsten yargılanıyorlar. Türkiye?de genelde sola karşı yürütülen kontrgerilla faaliyetlerinin geçmişi bu davada da örtülüyor. Kontrgerillanın devletle ilişkisi, emniyet, MİT?le ilişkisi saklanıyor. Dış bağlantıları da. Yandaş basının onca vaveylasına karşın, iddianamede devletten bağımsız ve çok sınırlı alanda çalışan küçük bir güncel çeteden başka bir hedef görmüyoruz.

Varılan bir başka önemli sonuç, her ne kadar hükümetle asker arasında bir çelişki varsa da ve bunlar zaman zaman sıkı kavgalara, gizli pazarlıklara yol açıyorsa da, operasyonun birçok ayağının ortak irade ve anlaşmayla gerçekleştirildiği. Ordu zaten içindeki aykırı unsurları tasfiye etmiş, kalan bazılarının tasfiyesine de rıza gösteriyor. Fakat bu onun bir huylu olarak ?huyundan? vazgeçtiği anlamına gelmiyor, dava ve operasyonlar sürerken yine ordu içinden organize karşı faaliyetler devam ediyor.

Başka bir önemli sonuç, gerek kontrgerillanın gerçek bağlantılarının üstüne gitmemesi, gerekse askerin de işin içinde bulunması nedeniyle, davanın Türkiye demokrasisi için bir milat sayılamayacağı. Öte yandan ?yürütülme biçiminin hiçbir hukuki kuralla bağdaşmadığı daha en başından ortaya çıktı? denerek ve hukuki, etik skandallara ilişkin belgelerle desteklenerek bu operasyonun AKP karşıtlarını yıldırmaya dönük yüzüyle de demokrasi atılımı sayılamayacağı vurgulanıyor.

Mavioğlu ve Şık yürütülen operasyonu Türkiye?ye ve düne ilişkin bir operasyon gibi görmüyorlar. Bugüne ve bölgeye dönük bir operasyon olarak görüyorlar. Evet, operasyonun bir amacı da TSK?yı geriletmek. Ama bu Türkiye demokrasisi açısından ele alınmıyor yürütücülerince. Tüm Ortadoğu bölgesine dönük planların bir parçası olarak ele alınıyor. Şöyle diyor yazarlar: ?Ya küresel sermayenin çıkarları garanti altına alınıp, ABD?nin Ortadoğu Irak ve Kürt politikalarına ses çıkarmayacak şekilde dizayn edilmiş bir yönetim tarzı örgütlenecek ve AKP şakşakçılarının demokrasi diye yutturmaya çalıştığı ?kırk satır? seçilecek; dolayısıyla kıtır kıtır doğranmak göze alınacak.? Ya da kırk katır altında çiğnenmeye devam edecek.

Yazarların karşı çıktığı başka bir bilinç bulandırıcı gelişmeyse, toplumun Ergenekon karşıtları ve Dava karşıtları olarak neredeyse ortadan ikiye bölünmesi; her iki tarafın da kendini mutlak doğru, kesin haklı sayması. Çatışan iki tarafa dıştan bir üçüncü göz olarak bakmayı yeğliyor, öneriyorlar Mavioğlu ve Şık.

Evet, bu belgeleri okuyun. Türkiye?de nasıl su gibi kan dökülmüş, nasıl tavuk keser gibi binlerce insan kesilmiş, canileriyle maktulleriyle, tarihleri ve yerleriyle isim isim izleyin. İçiniz kaldırırsa… Yüzlerce sayfa? Öyle ki bir an, ?Yahu bu Ergenekon davası iyi olmuş, iyi ki de olmuş!? diyesiniz geliyor. Bazen de ?Evet, bir bildikleri varmış savcıların, kimseyi cami avlusundan toplamamışlar? diye düşünesi.

Ama iddialar gerçek de çıksalar tek yanlı dolduruşa gelmemek gerek. Yazarlar tek yanlı bakıyorlar demiyorum, tek yanlı okuma o sonucu verir diyorum. Ve burada yazarlara birkaç ufak eleştirinin sırası geldi. Üçüncü göz demişler ya, kitabın çok büyük bölümünde savcıyı ve sanıkları aynı anda görebiliyoruz. Ama bazı noktalarda sadece sanıklar görülüyor. Yani bazı belge ve iddialar, manipüle edilme ihtimalleri bulunmuyormuşçasına kesin doğruymuş gibi aktarılıyor. Az yerde, fakat dikkat çekici.

İkinci ciltte tüm sanıkların geniş bir dökümü yer alıyor. Kitapta böyle bir sınıflandırmaya gidilmemiş, ama ben tüm sanıkları üç ana grupta ele almayı öneriyorum.

Birinci grup KONTRGERİLLA grubu. Sanıkların yaklaşık üçte biri. İçinde dosyaları ağır suçlarla kabarık unsurlar bulunuyor. JİTEM?ciler, itirafçılar, mafyacılar. Bunlar 80 sonrası ağırlıkla Kürtlere karşı gerçekleştirilen binlerce cinayetin failleri. Yazarların belirttiği gibi bu suçlar davanın kapsamına girmiyor, onlar hükümete karşı darbe girişiminden yargılanıyorlar. (JİTEM?e karşı ilk davayı açmış savcı İlhan Cihaner de bugün Ergenekon tutuklusu!-o çelişki iyi yakalanmış.) Kendilerine sorulsa, hesabı sorulmayan bu suçlara siyasi savunma getireceklerdir elbette. Kendilerinin gerçek vatanseverler olduklarını, ülkeyi bölünmekten kurtardıklarını, karşı tarafın kendilerinden daha acımasız suçlar işlediklerini söyleyecekler, birçok sıradan insanı kahramanlıklarına ikna edeceklerdir. Yazarlar o ortama pek az değinmişler. Ancak söz konusu sanıklar ve savunucuları ne derlerse desinler, Kürt meselesine karşı uzun dönem devletin resmi politikası olmuş bu anlayış lanetlenmesi gereken faşist bir anlayıştır kanımca. Kürt sorununu bu hale getiren anlayış, 30?lu yıllardan beri sürdürülen ve bugün de az yumuşatılarak devam eden bildik anlayıştır. Ayrıca bu anlayış mafya bağlantılarıyla etik yönden de çürümüş bir anlayıştır.

İkinci grup DARBE PLANLAYICILARI grubu. En kalabalık grup. İçinde emekli ve görevde her rütbeden askerler, rektörler, gazeteciler var. Kitaptaki yüzlerce sayfadan anlaşılacağı üzere bu darbe planları gerçek gibi görünüyor, ama teşebbüs aşamasına gelmemişler. Teşebbüs gibi gösterilenler radikal siyasi faaliyetler ve muhalefetler. Hukuk, uzmanlık alanım değil, ancak şunu iyi biliyorum, dünyanın her yerinde en adi ?adli? davalar bile bir ölçüde siyasidir. Bu dava zaten baştan sona siyasidir. Suçlama ortada, darbe davası. Sanıkların ceza alıp almayacaklarını hiç kestiremiyorum. Yaptıkları siyasi çalışmalarda devlet olanaklarını kullandıkları görülüyor, yasal bakımdan suç görülebilecek belki bunlardır. Bu gruptakiler tüm yaptıklarına siyasi savunma getireceklerdir. Haklılıkları, haksızlıkları tarihe kalmış bir şey. İlginç olanı, üst rütbedeki sanıkların sıkı Amerikan karşıtı konuşmaları. Ama daha ilginci, planlarına Amerika?dan destek aramaları. Benim asıl yadırgadığım şey, kitabın yazarlarının, eğer askerlerce ve onlara yakın kişilerce gösterilmişse her siyasi tavrı suç gibi değerlendirmeleri. Tamam, dedim ya kanunları bilmiyorum, bunların bazıları suç olabilir. Tamam, bunların büyük çoğunluğu iyileşmez anti-sosyalistler, bizlere Tanrı Dağı kadar uzaklar. Fakat Mavioğlu gibi burjuva hukukunun meşruluğunu sosyalist devrimci siyasetle, kanıyla, etiyle sorgulamış birinin olguya burjuva hukukçusu ?temizliğiyle? yaklaşması garip.

Üçüncü grup SİYASİLER grubu. Büyük ağırlıkla İP?lilerden oluşuyor. Onları ve konumlarını irdelemek kitaplar alır. İyisi mi es geçelim.

Yazarlarla tam anlaşamadığım noktayı özetleyim. Belki bir nüans, belki de daha ciddi yaklaşım farkı: Gürbüz bir kabadayı çıkmış, benim eski kanlımı, arkadaşlarımın katilini dövüyor. Biliyorum ki, bu yeni kabadayı da benim yeminli düşmanım ve bugün beni öldürmeyecekse bile yarın ne yapar bilinmez. Üstelik daha bugünden varlığımı boğan asıl güç o, her yerde onun borusu ötüyor, her dokuya bir daha çıkmamacasına yerleşiyor. Romantik yaklaşıp kan davalımın dövülmesini memnuniyetle mi karşılayacağım? Duygusal anlamda bunda haklıyım, ne ki siyasette duygusallık körleştirir. ?Bırak birbirlerini yesinler? mi demeliyim? En akıllıca tutum bu mu? Ya, bu gürbüz kabadayı öbürünü döverken ikide bir beni de tokatlıyorsa? Ya, bu yeni ?bizim çocuğun? patronu, dövülen kimi eski ?bizim çocukların? patronuyla aynı kişiyse? İleri sürdüğümüz şey, üçüncü göz olmayı terk etmek ya da kavgadakilerden birinin yanında yer almak değil asla. Bırakın iyi niyetle, kötü niyetle aklı ve vicdanı kıt birileri böyle söylesinler bizim için. Savunduğumuz şey geçmişi de unutmak değil elbette. Ama bugün bizi (halkı) kim tokatlıyorsa onun elini tutmak, buna yoğunlaşmak, gücümüz varsa onun elini kıvırmak.

Sol için en kötü şey, iktidarın şamar oğlanına dönmek, tokatlanınca yaltaklanan, tokatlandıkça bahşiş alan onursuz bir şamar oğlanına dönmek.
Ergenekon hakkında söz söyleyeceklerin muhakkak okuması gereken iyi bir çalışma.

Kitabın Künyesi
Kontrgerilla ve Ergenekon’u Anlama Kılavuzu
(Kırk Katır Kırk Satır 1)
Ahmet Şık, Ertuğrul Mavioğlu
İthaki Yayınları / Tarih-Toplum-Kuram Dizisi
Hazırlayan : Ahmet Öz
Nisan 2010,
478 sayfa

Kitabın Künyesi
Ergenekon’da Kim Kimdir?
(Kırk Katır Kırk Satır 2)
Ahmet Şık, Ertuğrul Mavioğlu
İthaki Yayınları / Tarih-Toplum-Kuram Dizisi
Hazırlayan : Ahmet Öz
Nisan 2010,
640 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla İnceleme, Politika
Zihin Emeği Kol Emeği (Epistemoloji Eleştirisi) – Alfred Sohn-Rethel

Kafa ve kol emeği arasındaki bölünmenin köklerinin dayandığı gerçek tarihsel ânı nasıl ortaya çıkarabiliriz? İçine sıkışmış olduğumuz, insan ve makine,...

Kapat