Pusu / Devletin Yeni Sahipleri – Ahmet Şık

Türkiye’nin en kapsamlı davası, ülkenin üzerindeki darbe gölgesinin kaldırılması ve ülkenin demokratikleştirilmesi için bir umut olarak başlamıştı.

Bu dava ile ilgili bir kitap yazan gazeteci durumun hiç de böyle olmadığını, dalga dalga gelen operasyonların gölgesinde derin devleti ele geçirme savaşının yaşandığını farketti.

Yaşananlar, anlatıldığı gibi düne değil bugüne ait bir hesaplaşmaydı. Yaratılanın sivilleşme ve demokratikleşme illüzyonundan öte bir şey olmadığını gösterecek yeni bir kitap yazmaya karar verdi.

Bir cemaatin 12 Eylül darbesinden sonra devlet içinde nasıl örgütlendiğini, polis teşkilatını nasıl ele geçirdiğini, karşı çıkanların komplolarla nasıl tasfiye edildiğini, kapalı kapılar ardında birilerinin nasıl “delil yarattığını” yazmaya başladı.

Ama kısa süre sonra kurulan bir pusu, hayata geçirilen bir komployla kitabında anlattığı akıl almaz oyunlardan birinin içinde buluverdi kendini.

Gazeteci Ahmet Şık Silivri Cezaevi’nde yazmaya devam etti ve PUSU’yu anlattı:

“İmamın Ordusu”nu yazmaya nasıl ve neden karar verdi?

“Örgüt arkadaşları”yla emniyette ve cezaevi ring araçlarında nasıl tanıştı?

Gözaltında, Metris ve Silivri Cezaevi’nde neler yaşadı?

Özel yetkili gazeteciler nasıl ve neden saldırdı?

AKP ve cemaatin yeni medyası nasıl dizayn edildi?

Ergenekon operasyonları konusunda ne düşünüyor?

“İmamın Ordusu”nu yazarken hangi belgenin peşindeydi?

Bu belge onu neden hedef yaptı?

Onu bu belgeyi bulup yayınlamaktan vazgeçirebildiler mi? (Tanıtım Bülteninden)

Ahmet’in ‘şık’ hareketi – Ayca Yımaz
(10/08/2012, Radikal Kitap Eki)
Ahmet Şık ‘Pusu’da, pek çok ifşaatın yanı sıra, “Cemaat”, “Hizmet”, “Camia”, diye anılan “yapı”nın emniyet teşkilatı içindeki örgütlenmesine dair çok önemli belgeler sunuyor.
Hangi paradigmadan bakarsanız bakın, ülkede çok acayip bir süreç yaşandığını teslim etmeniz gerekir. Biz fanilerin anlaması güç bir süreç bu. Yine de, dışarıdan görebildiğimiz kadarıyla, büyük bir hesaplaşma yaşanıyor. Bu hesaplaşmanın taraflarından biri, hiç kuşkusuz, ?ulusalcı? tabir edilen güçler. ABD ?ye daha mesafeli olmak gerektiğini söyleyen bütün subaylar, emeklisi olsun, muvazzafı olsun, bir şekilde ? Ergenekon ? operasyonlarını ?tattı?. Aynı operasyonlardan medya mensupları ve siyasetçiler de nasibini aldı.
Peki operasyonları yapan tarafta kim var? Gazeteci Ahmet Şık , aslında gözaltına alınırken kameralara, ?Dokunan yanar!? diye bağırmış, adresi göstermişti. ?Cemaat? tabir edilen ve ?Okyanus Ötesi?ndeki Fethullah Gülen?in ?ruhani liderliği? etrafında örgütlenen, tam olarak ne olduğunu bilemediğimiz bir gücü işaret ediyordu Ahmet Şık .
Ne var ki, operasyonu her kim yürütüyorsa, Ahmet Şık konusunda ciddi bir hata yaptıkları kesindi. Gazetecilik yaşamı boyunca hep haksızlığın, hukuksuzluğun, devlet içindeki çetelerin, işkencecilerin izini sürmüş olan bu cüretkâr adamın, ?devlet içinde örgütlendiği? iddia edilen bir ?silahlı terör örgütü? yapısına dahil olamayacağına inanan o kadar çok dostu vardı ki, hiçbir örgütlenmenin çağrısı olmaksızın, tamamen kendiliğinden bir biçimde, birdenbire sokakları dolduruverdiler. Ve giderek güçlenen gösterilerle, komplo daha fazla teşhir oldu. Ahmet Şık ?ın tutukluğu daha fazla süremezdi…
Açıkçası, pek çok kişinin paniğe kapılıp geri adım atacağı bir deneyim yaşadı Ahmet Şık . Lakin o bu konuda da farkını gösterdi. Geri adım atmak şöyle dursun, daha fazla ses çıkarmaya başladı. Nedim Şener ?le beraber serbest bırakılmaları sonrası, kendisini cezaevine atan o büyük güce karşı mücadele edeceğini yüksek sesle ifade etti. Hatta o ifadeler üzerine bir daha dava açıldı hakkında! Ama onun için sokağa dökülen dostlarını yanıltmamıştı ve başı her daim dikti. Bu dik duruş, ancak ?haklı? olanın sahip olabileceği bir duruştu. Hiç mırın-kırın etmedi…

?Müspet bir arkadaş?
Ve nihayet, cezaevine girmesine yol açan ve yarım kalan çalışmasını, yaşadıklarıyla genişleterek yayımladı. ?Pusu: Devletin Yeni Sahipleri?, eğer ?normal? bir ülkede yaşıyor olsaydık, herhalde büyük bir skandallar serisine yol açardı. Kitapta, pek çok ifşaatın yanı sıra, ?Cemaat?, ?Hizmet?, ?Camia?, vs. diye anılan ?yapı?nın Emniyet teşkilatı içindeki örgütlenmesine dair çok önemli belgeler sunuluyor mesela.
Kitapta ?Cemaat?in polisteki fişleme kayıtları da var. Ankara Emniyet Müdürlüğü?nde görevli çok sayıda polisin fişlendiğini gösteren, 2007 yılında düzenlenmiş belgelerde, polislerin kimlik bilgileri ve sicil numaraları, görev yerleri, bağlı bulundukları birim gibi tüm bilgiler bulunuyor ve yanlarına her bir polis hakkında bilgiler düşülmüş. ?Sosyal demokrat?, ? Alevi ? gibi tanımlanan polislere ihtiyatlı yaklaşılması salık veriliyor.

Peki ya medya?
Hakkında fişleme yapılan polisler, 1?den 5?e kadar derecelendirilmiş. ?Himmet? dedikleri bir çeşit aidat sistemleri olduğu anlaşılıyor. Yani ?Cemaat?, Emniyet teşkilatı içinde aidat topluyormuş! ?Ders? dedikleri bir çeşit ?eğitim çalışması? yapıldığı, polislerin, ?Evini kullandırır?, ?Derslere gelir?, ?Sızıntı okur? gibi tanımlandığı, ?Müspet bir arkadaş, geç tanışıldı, yakın takiple samimiyet kurulursa kazanılabilir? diye not düşülerek örgütlenmeye çalışıldığı ortaya çıkıyor belgeden…
Ahmet Şık , ?Pusu?da, belgeler için, ?İşte peşinde olduğum belgelerden birisi de Hanefi Avcı ?nın elinde olan ve yargı makamlarına teslim edildikten sonra ?yok? denilen, ardından var olduğu söylenip adli emanete kaldırıldığı öne sürülen bu fişleme kayıtlarıydı. Muhtemelen benim peşimde olanların da yayımlanmasını istemedikleri belge. Zaten bu yüzden tıpkı Odatv davasının diğer mağdurları gibi bir komployla tutuklanmam yetmediği gibi toplatma kararı verilen üzerinde çalıştığım kitap imha edilmeye de çalışıldı. İşte o kitapta yer alması istenmeyen belge şimdi karşınızda,? diye yazıyor…
Sizce de sadece bu belgenin Emniyet teşkilatında büyük bir deprem yaratması gerekmez mi? Ama emin olun, aynılarına Yargı?da, Milli Eğitim?de, üniversitelerde ve hiç kuşkusuz Silahlı Kuvvetler?de de rastlanabilir. Peki ya medya?
Doğrusu, tüm bu süreçten evvel, ?Medyada kimler kalacak, kimler gidecek?? gibi bir tartışma başlamıştı. Sokaktaki her vatandaş gibi bizlerin de anlayamadığı bir tartışmaydı bu. Şimdi bakınca, çok iyi anlıyoruz… Medya ? Ergenekon ? adı verilen operasyonlar öncesinde ve operasyonlar sırasında adım adım yeniden şekillendirildi.
Ahmet Şık , ?Pusu?da medyadaki yeni tip ?habercilik?le de hesaplaşıyor. Polisin medyaya ?haber? servis ettiğini ortaya koyan Şık, ?Hiçbir dayanak olmadan gazetecilerin başkalarının talimatıyla haber yaptığını, kitap yazdığını öne süren yandaşlar … talimatı polisten yazılı olarak almış ve aynen uygulamıştı. Hatta çoğu polisin attığı başlıkları değiştirme ihtiyacı bile duymamışlardı,? diye yazıyor…
Ahmet Şık , Radikal ?de muhabirlik yaptığı dönemde pek çok önemli habere, manşete imza attı. Bunların çok önemli bir kısmı cesaret gerektiren haberlerdi. Ne var ki, Ahmet?in en ?şık? hareketi, son süreçte yaşadıklarına karşı diz çökmeden, her zaman yaptığı gibi burnunun dikine gitmesi ve ?Pusu?yu yayımlaması oldu. Bu ülkede bir gün işler düzelecekse, bu, Ahmet Şık gibiler sayesinde olacaktır dememiz için çok sebep var…

Kozinoğlu vakasındaki tuhaflıklar…
Ahmet Şık , ?Pusu?da Silivri ?de hapis yatarken ?enteresan? bir kalp kriziyle yaşamını yitiren eski MİT?çi Kaşif Kozinoğlu?yla ilgili çok önemli bir belgeye yer veriyor. Belgeden anlaşıldığı üzere, Kozinoğlu?nun telefonları dört mahkeme kararıyla 9 ay boyunca dinlenmiş. Niye hedef seçildiğini artık Allah bilir!.. İstanbul Emniyeti?nin beşinci kez dinleme talebi ise, o tarihte ? Ergenekon ? ile ? Odatv ? soruşturmalarını yürüten dört savcı tarafından reddedilmiş. Bu özel yetkili savcılar arasında o dönemde Zekeriya Öz de var. Dört savcının imzasını taşıyan belgede reddedilme gerekçesi, ?polisin talep yazısında ekli telefon görüşme tapelerinde yasadışı terör örgütü faaliyeti olarak nitelendirilebilecek bir bulguya rastlanmaması? olarak tarif ediliyor… Aradan 14 ay geçiyor… Zekeriya Öz, ?Terör örgütü faaliyeti olarak nitelendirilebilecek bulgu?ya rastlayamadığı? telefon kayıtlarını, Kaşif Kozinoğlu?nu tutuklama gerekçesi olarak gösteriyor. Ahmet Şık , ?Pusu?da bu evrakın daha sonra sümen altı edildiğini vurguluyor. Zaten Kaşif Kozinoğlu da öldüğüne göre, tartışılacak pek bir şey olmasa gerek!

?Cemaat Devleti Nasıl Ele Geçirdi?? ? Akif Kara
(4 Temmuz 2012, http://www.toplumsol.org/cemaat-devleti-nasil-ele-gecirdi/)
Ahmet Şık?ın yeni kitabı Pusu ? Devletin Yeni Sahipleri, Postacı Yayınevi?nden çıktı. Odatv davası kapsamında tutuklanan ve 376 gün sonra tahliye edilen gazeteci Ahmet Şık?ın ?Pusu/ Devletin Yeni Sahipleri? adlı kitabı yayımlandı. Şık, büyük kısmını tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi?nde yazdığı Pusu?da, Fethullah Gülen cemaatine mensup polislerin Ankara Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü?nde görevli çok sayıda polisi fişlediği iddiasını içeren bir dokümana da yer verdi.

Kitap çalışmasının toplatılması dâhil, Odatv davasını, öncesi ve sonrasıyla anlatan Ahmet Şık?ın kitabı ?Pusu Günlüğü?, ?Hukuksuzluk?, ?Komployu Anma Kılavuzu?, ?Devletin Yeni Sahiplerinin Güç Savaşı?, ?Ve Özgürlüğe Merhaba?, ?Ergenekon Soruşturması Genel Analizi?, ?Ergenekon Sürecinde Medyanın Rolü ve Yeni Medya Dizaynı?, ?Ekler? başlıklı sekiz bölümden oluşuyor.

?Türkiye?nin en kapsamlı davası, ülkenin üzerindeki darbe gölgesinin kaldırılması ve ülkenin demokratikleştirilmesi için bir umut olarak başlamıştı. Bu dava ile ilgili bir kitap yazan gazeteci durumun hiç de böyle olmadığını dalga dalga gelen operasyonların gölgesinde derin devleti ele geçirme savaşının yaşandığını farketti.?

Cümleleriyle anlatılan ?yeni kitap? aslında Ahmet Şık?ın neden tutuklandığının da cevabını veriyor. Bu kadar patırtı neden koptu sorumuzun cevabı da bu kitapta saklı.

?Yaşananlar, anlatıldığı gibi düne değil bugüne ait bir hesaplaşmaydı. Yaratılanın sivilleşme ve demokratikleşme illüzyonundan öte bir şey olmadığını gösterecek yeni bir kitap yazmaya karar verdi.?

Son yıllarda çokça tartışılan ?yeni rejim-eski rejim? tartışmalarının sonucu olarak ?yeni rejim?in kurulduğunun da göstergesi olarak okunabilecek olan ?Pusu ? devletin yeni sahipleri?, yani yeni rejimin sahiplerinin kim olduğu hakkında da önemli bilgiler sunmakta.

?İmamın Ordusu?nu yazmaya nasıl ve neden karar verdi?
?Örgüt arkadaşları?yla emniyette ve cezaevi ring araçlarında nasıl tanıştı?
Gözaltında, Metris ve Silivri Cezaevinde neler yaşadı?
Özel Yetkili Gazeteciler nasıl ve neden saldırdı?
AKP ve Cemaatin yeni medyası nasıl dizayn edildi?
Ergenekon operasyonları konusunda ne düşünüyor?
İmamın Ordusunu yazarken hangi belgenin peşindeydi?
Bu belge onu neden hedef yaptı?

Bu gibi kimi soruların cevaplarının arandığı kitap esas itibariyle ?cemaatin? nasıl ?devleti? ele geçirdiğinin de bir öyküsü esas itibariyle.

AKP-Cemaat koalisyonunun ?yeni rejiminin? nasıl olduğu sorusunun cevabı da kitapta verilmekte. Özellikle cemaatin polis içerisinde nasıl örgütlendiğinin ve polis içerisinde nasıl fişleme yaptığının da belgelerinin olduğu kitap esas itibariyle Ahmet Şık?ın neden tutuklandığının da göstergesi durumunda.

Kitapta yer alan söz konusu belgede;

Ankara?nın çeşitli yerlerinde görev yapan polis memurlarının nasıl fişlendiğini gösteren bir ek belge de yer alıyor. Örneğin, Ankara ? Mamak Merkez Polis Karakol Amirliği?nde çalışan E.G. için, ?hizmet geçmişi çok iyi ama cemaatlere takıntısı var, imam hatipli, aile üyelerinin çoğu hizmetten teke tek ziyaretlerle mesafe alabilir,?? ifadeleri yer alıyor.

Yine diğer bir belgede;

Ankara ? Yeni Mahalle?de Merkez Polis Karakol Amirliği?nde görevli E.Ü. için, ? Namaz kılar, eşi adliyede memur, hizmetle alakalı bişey anlatılmalı, Y.T.?nin selamıyla ilgilenilebilir?? ifadeleri yer almakta.

Ayrıca söz konusu belgede ?himmet? olarak yer alan ?aidat? kısmı da bir kısım polislerin ?Gülen Cemaatine?, aidat adı altında para yardımı yaptıklarının da göstergesi durumunda.

Söz konusu belgelerde bahsi geçen polislerin telefon numaraları da yer almakta. Cemaatin polis içerisinde örgütlendiğinin ve kendisinden olmayanları nasıl fişlediğinin en somut hali olan belgelerin, cemaat için önemi tartışılmaz noktada. Dolayısıyla bu belgeleri, sızdırmamak için cemaatin her şeyi yapabileceği de ortadadır.

Tüm bu belgeler, Ahmet Şık?ın neden tutuklandığının ve kitabı ?oooKitap?ın?basılmadan toplatıldığının cevabını mı veriyor? Yani, Ahmet Şık, yeni kitabında yayınladığı belgeler için mi tutuklandı???

Ahmet Şık’tan ‘Uzun bombası’
(05 Temmuz. 2012, http://www.ntvmsnbc.com/id/25364096/)
Ahmet Şık, dün piyasaya çıkan kitabı ‘Pusu/Devletin Yeni Sahipleri’nde Odatv davasına dayanak olan belgenin sahte olduğunu bilirkişi görüşüyle ortaya koyuyor.
Odatv davası nedeniyle Silivri Cezaevi’nde hapis yattıktan sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan gazeteci Ahmet Şık, ‘Pusu/Devletin Yeni Sahipleri’ adlı kitabı çıktı.

Postacı Yayınevi?nden çıkan 358 sayfalık kitabın önsözünü gazeteci-yazar Umur Talu kaleme aldı.
Kitapta Odatv davasındaki hukuksuzluklara, dava dosyasındaki klasörlerde delil olarak sunulan haberlerin incelemesine ve birçok ünlü gazetecinin yazılarına yer veren Şık, kendisiyle ilgili önemli bir detayı da açıkladı.

Şık, hakkındaki suçlamalara dayanak olan bilgisayarında bulunan bir belgenin polis baskınından kısa bir süre oluşturulduğunu öne sürüyor.

Bilirkişi raporlarına dayandırdığı bu iddiasını ise şöyle anlatıyor:

?İddianamede oluşturulma tarihi ve zamanı belirtilen belgelerden biri de adımın geçtiği ?Sabri Uzun? isimli dokümandı. İddianamede 20.12.2010/11.29 olarak yazsa da bilirkişi tutanaklarında ?Sabri Uzun? belgesinin 20.12.2010/12.29?da oluşturulduğu belirtiliyor. Belgeye son erişim tarihi de 20.12.2010/12.35 olarak belirtilmiş. Biz iddianameyi doğru kabul ederek ve bizzat savcının yazdıklarından yola çıkarak iddianamenin önemli delillerinden birinin nasıl çürüdüğünü de aktaralım. Şahsıma yönelik suçlamalarında en önemli delil kabul edilen ?Sabri Uzun? isimli belge iddianameye göre 20.10.2010 saat 11.29?da ?Soner? isimli kullanıcı tarafından oluşturulmuş. Aynı belge Boğaziçi Üniversitesi?nin raporunda ise aynı tarihte, 20.12.2010?da ancak saat 09.46?da oluşturulmuş ve aynı tarih, saat ve dakikada silinmiş görünüyor. İddianamede üniversite raporu ile ilgili polis bilirkişisi ne demişti hatırlayalım: ?Bu programa güvenilmez. Bahsettiği zaman dilimi de o belgeye son erişim tarihini gösterir.? Bu yorumu kabul edersek ortaya çıkan tablo şu oluyor: ?Polisin incelemesine göre 20.12.2010 saat 11.29?da oluşturulan belge aynı bilgisayarda oluşturulmadan 1 saat 43 dakika önce kullanılmış. Yani polisin tespit ettiği oluşturma saatinden 103 dakika önce birisi belgeyi açmış, okumuş ya da her ne yaptıysa yapmış. Polise bakarsanız olmayan bir belge o kadar zaman önce kullanılmış.? Şimdi benim savcılara sorduğum soruyu savcılar da polis bilirkişisine sormalı: Bu nasıl iş? Olmayan belgeye nasıl erişim sağlanmış?..?

HANEFİ AVCI’NIN SAVCILIKTA ‘KAYBOLAN’ KAYITLARI
Şık, eski emniyet müdürü ve halen Silivri?de tutuklu olan Hanefi Avcı?nın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı?na verdiği ve soruşturma sırasında bir türlü ortaya çıkmayan ?cemaatin polisteki fişleme kayıtlarına? da yeni kitabında yer verdi.

Ankara Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü?nde görevli çok sayıda polisin fişlendiğini gösteren ve 2007 yılında düzenlendiği öne sürülen belgelerde, binlerce polisin kimlik bilgileri ve sicil numaraları, görev yerleri, bağlı bulundukları birim ve nereden atandığına kadar bilgiler bulunuyor.

Belgelerde, ?fişleme yapılan polislerin, cemaatle ilişkisinin 1?den 5?e kadar derecelendirildiği? görülüyor. Şık kitabında, belgeler için ?İşte peşinde olduğum belgelerden birisi de Hanefi Avcı?nın elinde olan ve yargı makamlarına teslim edildikten sonra ?yok? denilen, ardından var olduğu söylenip adli emanete kaldırıldığı öne sürülen bu fişleme kayıtlarıydı. Muhtemelen benim peşimde olanların da yayımlanmasını istemedikleri belge. Zaten bu yüzden tıpkı Odatv davasının diğer mağdurları gibi bir komployla tutuklanmam yetmediği gibi toplatma kararı verilen üzerinde çalıştığım kitap imha edilmeye de çalışıldı. İşte o kitapta yer alması istenmeyen belge şimdi karşınızda? diye yazıyor…

KOZİNOĞLU’NUN TELEFONLARI 9 AY DİNLENMİŞ
Şık?ın kitabında Silivri?de hapis yatarken yaşamını yitiren eski MİT?çi Kaşif Kozinoğlu?yla ilgili de çok önemli bir belge yer alıyor.

Belgeye göre, Kozinoğlu?nun telefonları dört mahkeme kararıyla 9 ay boyunca dinleniyor. İstanbul Emniyeti?nin beşinci kez dinleme talebi ise o tarihte Ergenekon ile Odatv soruşturmalarını yürüten ve aralarında Zekeriya Öz?ün de bulunduğu dört özel yetkili savcı tarafından reddediliyor.

Dört savcının imzasını taşıyan belgede reddedilme gerekçesi, ?polisin talep yazısında ekli telefon görüşme tapelerinde yasadışı terör örgütü faaliyeti olarak nitelendirilebilecek bir bulguya rastlanmadığı? olarak açıklanıyor.

Buna karşın 14 ay sonra ret kararında imzası olan dört savcıdan biri olan Zekeriya Öz, ?Terör örgütü faaliyeti yok? dediği ?telefon kayıtlarını tutuklamaların gerekçeleri arasında gösteriyor? ve söz konusu konuşma içeriklerinden Kozinoğlu?na sorular yöneltiyor. Şık, kitabında soruşturma makamlarını zor durumda bırakacak olan bu evrakın Odatv dosyasına konulmadığını ve gizlendiğini kaleme alıyor.

İşte bu yüzden tutuklandım !
(5 Temmuz 2012, www.haber3.com)
Basılmamış kitabı nedeniyle yaklaşık bir yıl cezaevinde kalan gazeteci Ahmet Şık, yeni kitabında tutuklanmasına Hanefi Avcı?nın savcılığa verdiği bir belgenin neden olduğunu ileri sürdü. Belgeye göre Emniyet?teki cemaatçi polisler diğer polisleri fişlemiş..

Vatan gazetesinden Kemal Göktaş’ın haberine göre yazdığı kitap henüz basılmadan Odatv soruşturması kapsamında yaklaşık 1 yıl tutuklu kalan gazeteci Ahmet Şık?ın bugün piyasaya çıkan ?Pusu – Devletin Yeni Sahipleri? isimli kitabında Odatv davasına ilişkin çarpıcı bilgi ve belgeler yer aldı.

Kitabın ?Cemaatçi polislerden polise fişleme? başlıklı bölümde Hanefi Avcı?nın savcılığa verdiği ancak soruşturma aşamasında ?ortadan yok edildiği? ileri sürülen bir belgeye yer verildi. Odatv soruşturmasında gözaltına alınmadan önce bu belgenin peşinde olduğunu ve gözaltına alınmasının bir nedeninin de bu belgenin yayınlanmasını önlemek olabileceğini anlatan Şık ?Zaten bu yüzden tıpkı Odatv davasının diğer mağdurları gibi bir komployla tutuklanmam yetmediği gibi toplatma kararı verilen üzerinde çalıştığım kitap imha edilmeye de çalışıldı. İşte o kitapta yer alması istenmeyen belge şimdi karşınızda? ifadesini kullandı.

?Cemaat? polisleri fişlemiş

Ankara Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü?ndeki polislerin kimlik bilgileri ve sicil numaraları, görev yerleri, bağlı bulundukları birim ve hatta nereden atandığına kadar bilgiler olan bu belgede, polislerle ilgili değerlendirmeler ise şöyle yer aldı:

– ?Bizi bilir sever ama eşi de polis olduğu için vakit bulamadığını söyleyerek kaytarır?

– ?Derslerimize katılır. Dergi yok, himmet yok, namaz düzensiz kılar?

– ?Cuma namazı kılar?

– ?Dergi, 10 YTL himmeti var. Namaz kılar, dersleri takip eder. Görev almaktan kaçınır. Yakın takip ile kolay seviye alır?

– ?Arkadaş çevresi çok kötü, alışkanlıkları çok fazla. Oruç tutmaz bizimle ilgili fikri yok?

– ?Namaz kılar, eşi de polis. İyi birisi başka meşrepten olabilir?

– ?Sosyal demokrat?

– ?Cumalara gitmez. Maddiyata önem verir. Ağzı bozuk. Kızıyla ablalar ilgileniyor. Kumar oynar, çok sinsi, menfaatçi?

Kozinoğlu?daki skandal

Kitapta, cezaevinde ölen MİT?çi Kaşif Kozinoğlu?nun telefonlarının ?Ergenekon? şüphelisi olduğu gerekçesiyle 9 Ocak 2010?a kadar 9 ay boyunca dinlendiği ancak 5. uzatma talebine ise aralarında Ergenekon savcısı Zekeriya Öz?ün de olduğu 4 Ergenekon savcısının izin vermediğini anlatıldı. Kitapta yer verilen Savcılar Zekeriya Öz, Fikret Seçen, Murat Yönder ve Ercan Şafak?ın imzasını taşıyan ret kararında ?şüphelilerin kaydedilen telefon görüşmeleri içerisinde yasadışı terör örgütünün faaliyeti olarak nitelendirilebilecek herhangi bir görüşmenin bulunmadığı, telefonların bizzat şüphelilerin kendi adına kayıtlı olup, kimlik ve adres bilgileri de sabit olduğundan, … iletişim tespitlerinin uzatılması talebi yerinde görülmemiştir? denildi.

Şık, savcıların suç unsuru bulunmadığını belirttikleri bu telefon kayıtlarının Odatv davasında nasıl delil hale geldiğini ise şöyle anlattı:

?Ret kararında imzası olan 4 savcıdan biri olan Zekeriya Öz, 14 ay sonra bu dinlemeler sırasında elde edilmiş telefon kayıtlarını tutuklamaların gerekçeleri arasında göstermişti. 14 ay önce konuşma içeriklerinde terör örgütü faaliyeti bulunmadığını savunan savcı Öz, 14 ay sonra o konuşma içeriklerinden sorular yöneltmişti Kozinoğlu?na. Üstüne üstlük suç unsuru bulunmadığı için dinleme kararı sona erdirilen bu telefon konuşmaları suç delili olarak da soruşturma dosyasının içine serpiştirilmişti.?

Odatv davasında sanıkların tahliye taleplerinin ?kes-yapıştır? yöntemle oluşturulan gerekçelerle reddedildiğini birçok örnekle anlatan Şık, ?Hatta mahkeme öyle titiz bir inceleme yapmış ki, Hanefi Avcı başka bir suçtan ötürü halen tutuklu olmasına karşın onun için de ?kaçma şüphesi? bulunduğunu yazmışlar? diye yazdı.

Olmayan belgeyi açmışlar!

Odatv bilgisayarlarına bazı belgelerin virüsler kanalıyla yüklendiği iddiasını tekrarlayan Şık, kendisinin de suçlandığı ?Sabri Uzun? isimli belgeye ilişkin çelişkileri de ortaya koydu. İddianameye göre bu belgenin 20.10.2010 saat 11.29?da ?Soner? isimli kullanıcı tarafından oluşturulduğunu, ancak Boğaziçi Üniversitesi?nin raporunda ise aynı tarihte, 20.12.2010?da ancak saat 09.46?da oluşturulduğunu ve aynı tarih, saat ve dakikada silinmiş göründüğü belirtilen kitapta ?Polisin incelemesine göre 20.12.2010 saat 11.29?da oluşturulan belge aynı bilgisayarda oluşturulmadan 1 saat 43 dakika önce kullanılmış. Yani polisin tespit ettiği oluşturma saatinden 103 dakika önce birisi belgeyi açmış, okumuş ya da her ne yaptıysa yapmış. Polise bakarsanız olmayan bir belge o kadar zaman önce kullanılmış. Şimdi benim savcılara sorduğum soruyu savcılar da polis bilirkişisine sormalı: ?Bu nasıl iş? Olmayan belgeye nasıl erişim sağlanmış??

Ahmet Altan darbeye zemin hazırlamış

Odatv davasında savcıların ?Haber ve yorumlardan delil? ürettiklerini iddia eden Şık, kitabında delil diye sunulan bu haberlerin ayrıntılı bir incelemesine yer verdi. Suçlu gibi gösterilen yazıların üçte birinin başka gazeteler ve yazarlardan alıntı olduğuna dikkat çeken Şık, savcılığın ?suçlu haberleri? tasnif ederken örgüt dokümanlarıyla bağlantı kurmaya çalıştığını ancak belgelerle haberlerin üçte birinin uyumlu olmadığını ifade etti. Alıntı yapılan yazarların ve gazetelerin isimlerine de yer veren Şık, ?cemaatçi ve AKP?li yazarların? da darbe teşviki ile suçlandığını ortaya koydu. Ahmet Altan?ın bir yazısının da darbe ortamı hazırlamakla suçlandığını söyleyen Şık, bir habere yapılan ve Atatürk?ün Gençliğe Hitabesi?nin yer aldığı okur yorumunun da delil olarak gösterildiğini belirtti. ?Genel bir yorum yapmak gerekirse suç delili olarak sunulan yazıların arasında günlük basında kalem oynatan birçok yazarın yazılarının yer aldığı göze çarpıyor. Hatta içlerinde ?AKP ve cemaat yandaşı sayılan ?neferlerin? bile yazıları var? diyen Şık, savcıların suçlu gösterdiği bazı yazarları şöyle sıralamış:

?Nagehan Alçı, Hüseyin Gülerce, Erhan Başyurt, Ayşe Böhürler?in TVNet isimli kanalda türban konusunda İslamcı cenahı eleştiren sözlerinin alıntılandığı haber, Mehmet Y. Yılmaz, Cüneyt Ülsever, Enis Berberoğlu, Fatih Çekirge, Yılmaz Özdil, Yalçın Doğan, Şükrü Küçükşahin, Metin Münir, Rıza Türmen, Güneri Civaoğlu, Fikret Bila, Mehmet Tezkan, Güngör Uras, Aslı Aydıntaşbaş, Kadri Gürsel, Esra Alus, Serdar Akinan, Özlem Çelik, Nihal Kemaloğlu, Serdar Turgut, Ataol Berhamoğlu, Hulki Aktunç, Mustafa Balbay, Erol Manisalı, Nilgün Cerrahoğlu, Ümit Zileli, Şehriban Kıraç (CHP yöneticisi Hurşit Güneş ile yaptığı röportaj), Aykut Küçükkaya (AKP?li belediyelerden biri ile ilgili yaptığı yolsuzluk haberi), Leyla Tavşanoğlu (eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile yaptığı söyleşi), Fatih Altaylı, Hüseyin Sümer, Mehmet Ali Birand, Altan Öymen, Muharrem Bayraktar, Ruşen Çakır, Güngör Mengi, Mustafa Mutlu, Orhan Bursalı, Özdemir İnce, Yeni Harman dergisinde yazdığı bir yazı ile HAS Parti yöneticisi Mehmet Bekaroğlu…

Ahmet Şık’ın ‘Bu nasıl iş’ sorusu ve cevapları – Ezgi Başaran
(05.07.2012 tarihli Radikal Kitap Eki)
Gazeteci Ahmet Şık?ın dün çıkan kitabı Pusu?yu okumadan önce OdaTV iddianamesinin en ?ciddi? delillerini anımsadım ve endişeye kapıldım. Ya elimde tuttuğum, kitap suretinde bir bombaysa filan? Arayıp sordum: Ahmet bu kitabı sen mi yazdın; BİR. Kitabı yazarken Nedim seni çalıştırdı mı, İKİ. Yoksa bu kitap değil de ?örgütsel doküman mı, ÜÇ. Biz gazeteciler geçen 1.5 yıl içerisinde espri diye yaptığımız her şeyi kâbus olarak yaşadığımız için yazının buraya kadar olan kısmının şaka-dalga-mavra vb. olduğunu belirtmeyi borç bilirim. Zekânıza hakaret etmek istemezdim ama zamane savcılarına karşı böyle önlemler şart. Dedikten sonra, geçelim asıl mevzuya.

***

Bugün Radikal?de İsmail Saymaz?ın ilgili haberinde de bir kısmını okuyacaksınız; Ahmet?in kitabında Kaşif Kozinoğlu?nun ve Hanefi Avcı?nın tutuklanma süreçleriyle ilgili yeni bilgiler var. Avcı?nın bir Excel dosyası olarak savcılığa verdiği ama soruşturmada ortadan kaybolan fişleme belgesi bunlardan biri. Polislerin meslektaşlarını hangi özelliklerine göre, nasıl ?yararlanılabilir?-?dikkat edilsin? diye kategorize ettiğini görüyorsunuz. Ordunun fişleme metotları, eli silah tutan başkaları tarafından ziyadesiyle benimsenmiş anlaşılan. Bazı AK Partili vekillerin de ?Özel Yetkili Mahkemeler? için söylediği ?Bir vesayetten kurtulduk, yenisiyle mi uğraşacağız? sözü, buraya da tam uydu. Sadece Emniyet Teşkilatı?nın değil, aynı zamanda ülkenin debelendiği fasit dairenin de vesikası bu belge. Vahlar vahı bir hal.

***

Hatırlatalım: OdaTV davası savcıları, sanıkların, Ergenekon?un medya ayağı olarak bir örgüt gibi çalıştığını iddia ediyor. Birtakım Word dokümanına dayanarak. Sanıklar bu belgelerin bilgisayarlarına virüsle geldiğini, oluşturulduktan hemen sonra da bu virüs tarafından silindiğini 4 üniversiteden, bir de ABD?li bilirkişiden aldıkları raporla gösterdiler. Buna karşı savcılar aksini gösterecek, yani belgelerin sahih olduğunu kanıtlayacak başka bir bilirkişi raporu bulamadılar. Onun yerine Boğaziçi?nden verilen raporu inceletip ?Belgelerin silinme tarihi olarak verilen tarihin son erişim tarihi olduğu anlaşılmıştır? notunu iddianameye koydular. Ahmet kitabında bu notun doğru olduğunu varsayarsak bile büyük bir tuhaflıkla daha karşı karşıya olduğumuzu anlatıyor. Eğer silinme tarihi, erişim tarihiyse Ahmet?in de adının geçtiği SabriUzun.doc isimli belgenin oluşturulmadan erişilmiş olduğu gibi bir saçmalık ortaya çıkıyor. O zaman Ahmet kitabında savcılara soruyor: Bu nasıl iş? Henüz yaratılmamış belgeye nasıl erişiliyor?

***

Pusu, OdaTV sanıklarının sadece tutuklanma ve yargılanma süreçlerindeki garabetlerden, delil analizlerinden oluşmuyor. Yani sadece ?Bu nasıl iş? diye sormuyor, bu delillerin nasıl yaratıldığıyla ilgili de cevaplar öneriyor. Bunlardan biri; ortada bir örgüt olduğunun kanıtı olan Word dokümanlarının, telefon dinlemelerinde geçen bazı cümle ve kelimelere dayanarak yazıldığı. Ahmet dinleme tapeleriyle Word dokümanlarını tek tek karşılaştırmış, bulduğu ?benzerliklerden? sadece iki örnek:
?Sayfa 17 tape no: 15789/ 24.02.2010?da Barış Pehlivan ile Yalçın Küçük arasındaki telefon röportajında 27 Mayıs 1960 darbesine atıf yapılan diyaloglar bulunuyor. Yani ?Yalçın Hoca?yla görüşüldü? belgesinde anlatılanlar bir telefon konuşmasında yer almış. Öte yandan bir röportaj olan bu konuşmada Küçük?ün ordu hakkında söyledikleri ?Hocadan notlar? belgesindeki, ?Ordunun olmazsa olmaz olduğu vurgusu…? diye başlayan bölümle örtüşüyor. Sayfa 40, tape no: 15561/18.01.2010 / Soner Yalçın ve Yalçın Küçük görüşmesinde Küçük, ?Notlarımı alıyor musun?? diye soruyor. İlginçtir, delil denilen belgelerden birinin adı ise ?Hocadan notlar?. Bu arada Küçük?ün mahkeme savunmasında e-postaları ?not? diye adlandırdığını söylediğini de belirtelim.? Gerisini bi zahmet Pusu?yu alıp okuduğunuzda görürsünüz.
NOT: Pusu?nun önsözünü Umur Talu yazmış, çok da güzel yazmış. Fakat Ahmet, kendi deyişiyle ?büyük eşeklik ederek? önsözün altına Talu?nun imzasını koymayı unutmuş. Özürlerden bir demet sunuyor.

Cemaatle iyi geçinme: Pekiyi – Nebahat Kübra Akalın
(5 Temmuz 2012, BirGün Gazetesi)
Gazeteci Ahmet Şık Silivri Cezaevi?nde yazmaya başladığı ve dışarı çıkınca tamamladığı yeni kitabı Pusu?da cemaatin devlet bürokrasisini ele geçirme operasyonlarını belgeleriyle aktarıyor. Belgelere göre; polislerin cemaatle ilişkisi 1?den 5?e kadar derecelendirilmiş

Oda Tv davası sanıklarından gazeteci- yazar Ahmet Şık, cezaevinden çıktıktan sonra yeni bir kitaba imza attı. Postacı Yayınevi?nden çıkan, özsözünü Umur Talu?nun yazdığı ?Pusu: Devletin Yeni Sahipleri?nde Şık, ?Ergenekon? davasına ilişkin ?kayıp? belgeleri sunarak, yaptığı analizlerle davadaki çarpıklıklara değiniyor. Şık ?Pusu: Devletin Yeni Sahipleri?nde Hanefi Avcı?nın Ankara Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü?nde görevli çok sayıda polisle ilgili cemaatçi polislerin hazırladığı iddia edilen fişleme bilgilerine yer verirken, belgelerin nasıl kaybolduğuna değiniyor.

CEMAATLE İLİŞKİYE 1?DEN 5?E KADAR SKALA
Avcı?nın iddialarıyla ilgili başlatılan soruşturma kapsamında sivil ve askeri savcılara verdiği belgeleri ve bu belgelerin nereye uçtuğunu araştıran Şık, İçişleri, Adalet, Milli Eğitim ve Dışişleri Bakanlıkları başta olmak üzere cemaatin örgütlenmeye çalıştığı devlet bürokrasisi içindeki her kurum ve kuruluşta fişleme yapıldığına dair iddiaların olduğunu belirtiyor.

Şık kitabında bu fişlemeyi şu şekilde anlatıyor: ?Cemaat mensubu polisler tarafından Excel tablosu olarak hazırlanan iki ayrı belgede hakkında fişleme yapılan binlerce polisin kimlik bilgileri ve sicil numaraları, görev yerleri, bağlı bulundukları birim ve hatta nereden atandığına kadar bilgiler bulunuyordu. Bir diğer belgede ise diğerindeki kişisel bilgilerin yanı sıra, fişlenen polisin cemaatle arasındaki ilişkiye dair değerlendirmelerde bulunuluyordu. Fişleme yapılan polislerin, cemaatle ilişkisinin 1?den 5?e kadar derecelendirildiği belgede kaydı tutan kişinin, ?referans? denilerek kimlik bilgileri ile telefon numaralarına da yer verilmişti.?

AVCI?NIN BELGELERİ NASIL KAYBEDİLDİ?
Hanefi Avcı, Ankara Özel Yetkili Savcılığı?nca açılan soruşturma için bir hafıza kartı içinde Gülen cemaatine bağlı polislerin ?Emniyetin imamı? olduğu öne sürülen O.H.Ö?yü, Fethullah Gülen?e şikâyet ettiği mektubun yanı sıra fişleme kayıtlarını da teslim etti.

Avcı?nın savcılığa verdiği bu fişleme belgeleri emniyetteki cemaat yapılanmasının çözümlenmesinde işe yarayacaktı. Ancak o dönem ?soruşturmayı yürüten özel yetkili savcı Hamza Keleş 12 Eylül referandumundan sonra AKP ve cemaatin bir birimi haline dönüştürülen HSYK?nin kararıyla 2011 Mart ayında görev yeri değiştirilerek söz konusu dosya elinden alınmış oldu. Değişiklikten birkaç hafta sonra mayıs ayı içinde de Avcı?nın iddiaları üzerine savcı Keleş tarafından başlatılan soruşturmada takipsizlik kararı verildi. Kararda Avcı?nın iddialarının soyut ve yoruma dayalı olduğu ve bu iddiaları kanıtlayacak delillerden yoksun olduğu belirtiliyordu.?

Ahmet Şık kitabında bu belgeleri bulmakla kalmayıp kaybolan kayıtlara ne olduğunu da araştırdı. Soruşturmanın savcısı Nadi Türkaslan?ın ifadelerine yer veren Şık, belgelerin hiçbir zaman soruşturma evrakında yer almadığına yani ?kayıp? olduğuna da yer veriyor. Kitapta, iddialara göre Avcı?nın anlattıklarıyla ilgili soruşturmayı yürüten savcılık makamı, Türkaslan?a öyle bir dijital belleğin dosyada olmadığını söyleyince takipsizlik kararı da o şekilde verildi.

FİŞLENEN POLİSLER HAKKINDA NE DENİLİYORDU?
?Yakın takiple ?bizden? olur?
Şık, yeni kitabı ?Pusu Devletin Yeni Sahipleri? kitabında bu belgeler sebebiyle tutuklandığını ve ?000Kitap?ında bu gerekçe ile toplatıldığını belirterek ?işte o kitapta yer alması istenmeyen belge şimdi karşınızda? diyerek ?kayıp? belgelere yer veriyor. Fişlemelerde yer alan kimi bilgiler ve değerlendirmeler ise belgede/kitapta şöyle yer alıyor:

?Bizi bilir sever ama eşi de polis olduğu için vakit bulamadığını söyleyerek kaytarır?, ?Müspet bir arkadaş geç tanışıldı yakın takiple samimiyet kurulursa kazanılabilir?, ?Bizi bilir programlarımıza katıldı. Samimi, ev ziyareti yapılsın?, ?Derslerimize katılır. Dergi yok, himmet yok, namaz düzensiz kılar?, ?Tedbirli yaklaşılsın?, ?Cuma namazı kılar?, ?Erken haber verildiğinde programları aksatmaz. Kitap okumayı sever. İyi takiple mesafe kat eder?, ?Dergi, 10 YTL himmeti var. Namaz kılar, dersleri takip eder. Görev almaktan kaçınır. Yakın takip ile kolay seviye alır?, ?Arkadaş çevresi çok kötü, alışkanlıkları çok fazla. Oruç tutmaz bizimle ilgili fikri yok?, ?Ehl-i dünya gayrı meşru çok şey var?, ?Namaz kılar, eşi de polis. İyi birisi başka meşrepten olabilir?, ?Hizmet aleyhinde konuşur dikkat edilsin?, ?Cuma kılar, oruç tutar ilgilenilebilir?, ?Dersleri aksatarak gelir. Dergi, himmet yok. Bizi sever namazlarını kılar?, ?Cumalara gitmez. Maddiyata önem verir. Ağzı bozuk. Kızıyla ablalar ilgileniyor. Kumar oynar, çok sinsi, menfaatçi?, ?Bizim dershanelerde kalmış İstanbul?dayken. Sızıntı, Y.Ümit var, himmet var. İyi bir arkadaş tedbir konusunda zaafları var?, ?Sosyal demokrat?, ?Derse gelir, himmet, dergi var. Evini açar?.

***

?Gazeteci kaç, senden alıntı yapmış?
Gazeteci Şık kitabının 3. bölümünde ?Komployu Anlama Kılavuzu? başlığı altında yer alan metinde ise bazı gazeteci yazarlara yer veriyor. Cemaatçi ve AKP?li yazar çizerlerinde içinde bulunduğu iddianamede yer alan suçlamaları analiz eden Şık, bazı yazarların yazılarının ?darbe teşviki? gibi suçlamalara maruz kaldığını, yazıların altında yer alan okuyucu yorumlarının ise suçlu haber delili olarak gösterildiğine değiniyor. Ahmet Şık?ın ?potansiyel sanıklar? dediği gazeteciler arasında Nagehan Alçı, Ahmet Altan, Ayşe Böbürler, Yılmaz Özdil gibi isimlerde bulunuyor.

DAVADA YARGILANAN GAZETECİLİKTİR
Ahmet Şık kitabının ?Suç: Yazmak, Delil: Haberler? alt başlıklı bölümüne ?Oda TV davasında yargılanan gazeteciliktir? diyerek başlıyor. Oda Tv iddianamesinin delil klasörlerinden örnekler veren Şık, suç delili olarak sunulan yazıların arasında, Nagehan Alçı, Hüseyin Gülerce, Erhan Başyurt gibi isimlerin yazılarında bulunduğuna değiniyor.

14. ve 15. klasörlerdeki suç delillerinin hepsinin haber alıntıları olduğunu belirten Şık, Oda Tv sitesinde bulunan 251 haberden 84 tanesinin ana akım medyadaki köşe yazıları ve haberlerden olduğunu belirterek bunların dışında AKP yöneticisi ve Yeni Şafak gazetesi yazarı Ayşe Böhrüler?in TVNET isimli kanalda türban konusunda İslamcı cenahı eleştiren sözlerinin alıntılanması da suç sayıldığını yazıyor.

Ahmet Şık kitabında, iddianamede suç olarak gösterilen Odatv soruşturmasının ?Potansiyel Sanıkları?na şöyle yer vermiş:

?Hürriyet: Mehmet Y. Yılmaz, Cüneyt Ülsever, Enis Berberoğlu, Fatih Çekirge, Yılmaz Özdil, Yalçın Doğan, Şükrü Küçükşahin ile muhabir Cansu Çamlıbel.

Milliyet: Metin Münir, Rıza Türmen, Güneri Civaoğlu, Fikret Bila, Mehmet Tezkan, Güngör Uras, Aslı Aydıntaşbaş, Kadri Gürsel. Esra Alus ise haberi alıntılanan bir muhabir. O dönem gazetede olan Devrim Sevimay?ın AKP yöneticisi Hüseyin Çelik ile yapmış olduğu ve Odatv?de alıntılanan röportaj de suçlu kategorisine alınanlardan.

Akşam: Serdar Akinan, Nagehan Alçı, Özlem Çelik, Nihal Kemaloğlu ve o dönemdeki yazarlarından Serdar Turgut.

Cumhuriyet: Ataol Berhamoğlu, Hulki Aktunç, Mustafa Balbay, Erol Manisalı, Nilgün Cerrahoğlu, Ümit Zileli. Aynı zamanda muhabirler Şehriban Kıraç?ın CHP yöneticisi Hurşit Güneş ile yaptığı bir röportaj ile Aykut Küçükkaya?nın AKP?li belediyelerden biri ile ilgili yaptığı yolsuzluk haberi de yer alıyor. Hatta gazetenin röportajcısı Leyla Tavşanoğlu?nun eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile yaptığı söyleşi Odatv?de yayınlanan ?suçlu? alıntı yazılar arasında.

Habertürk?ten Fatih Altaylı, Bugün?den Erhan Başyurt, Zaman?dan Hüseyin Sümer ve Hüseyin Gülerce, Posta?dan Mehmet Ali Birand, Radikal?den Altan Öymen, Yeni Mesaj?dan Muharrem Bayraktar, Yeniçağ?dan Sabahattin Önkibar ve Arslan Bulut,
Aydınlık?ın dergi olduğu dönemden Emin Gürses ile Vatan gazetesinden Ruşen Çakır, Güngör Mengi, Mustafa Mutlu da yazıları alıntılanan isimler. ABD?li akademisyen Daniel Pipes?in kendine ait internet sitesindeki bir yazısının çevirisinin yapılarak
Odatv?de yayını da suç olarak gösterilmiş. www.sol.org.tr?den Fatih Yaşlı ile www. acikgazete.com?dan Yusuf Yavuz isimli gazetecilerin yorum ve haberleri de suçlu yazılar arasında. Alıntı yapılanlar arasında bulunan Tarsushaber de tek yerel yayın.
KaosGL dergisindeki bir yazı da yine bu kategoride değerlendirilmiş.?

Sitede yayınlanan 110 yazı arasında Odatv iddianamesinin sanıkları arasında bulunan 7 kişiye ait toplam 35 yazı var. Kalan yazılarda imzası bulunan 30 kişi ise iddianamede suç işlendiği iddia edilmesine karşın şüpheli olmamış.

Potansiyel sanıklar; Kimler yok ki?
17. klasörde ise 99 haberden 43?ü halkı kin ve düşmanlığa tahrik, 56?sı ise darbe zemini oluşturmak amaçlı suçlama iddiasına örnek verilmiş. Bu bölümde Soner Yalçın?ın ?talimatıyla? yazdığı öne sürülen Akşam gazetesinde yayımlanan Oray Eğin yazısı da yer alıyor. ?Halkı kin ve düşmanlığa tahrik? başlığı altındaki 43 yazıdan 7?si alıntı iken kalan 55 yazıdan 16?sı, 15 kişiden alıntı. Odatv iddianamesinin sanıklarından üçünün 6 yazısı yer alıyor. Sanıklardan Yalçın Küçük ile ikisi 2007 diğerleri de 2008 ve 2009?da yapılmış röportaj ve görüş alma şeklinde 4 yazı bulunuyor. 11 yazıda imzası olan 7 kişi de şüpheli değil. Ahmet Şık kitabında ?potansiyel sanıkların? isimlerine yer vermeye devam ediyor:

?Bu klasörde yer alan 99 yazıdan toplam 23?ü alıntı. Bu yazıların sahipleri olan ve bir önceki bölümde isimleri bulunmayan yazarlar ise şöyle: BirGün?den Doğan Tılıç, Evrensel?den Mustafa Yalçıner, Hürriyet?ten Ertuğrul Özkök, Sedat Ergin, Yalçın Bayer ile o dönem gazetenin yazarlarından olan Bekir Coşkun, yine o dönemde Radikal?de yazan Mehmet Ali Kışlalı, Akşam?dan İsmail Küçükkaya, Vatan?dan Can Ataklı, AKP ve cemaatin basın bültenine dönen Taraf gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Altan ve Lale Sarıibrahimoğlu (Kemal), Radikal?in eski yazarı Türker Alkan, Yeniçağ?dan Fatih Erboz ile Habertürk muhabiri Cemal Doğan alıntılanan yazılarıyla ?Halkı kin ve düşmanlığa tahrik? ile ?darbe zemini oluşturmaya çalışmak? suçlamalarıyla karşı karşıya kalan isimler olmuş.?

Kozinoğlu için akıllara zarar ihbar mektubu
Ahmet Şık kitabında dava sürecinde cezaevinde yaşamını yitiren MİT?çi Kaşif Kozinoğlu?na da ver veriyor. Şık kitapta ?Kozinoğlu, iddianame ve ?deliller? başlığı altında, Kozinoğlu ile ilgili gönderilen bir mektubun ne kadar absürt olduğuna ve toplum sağlığı için kapatılmaları (tımarhaneye) gerektiğini ifade ediyor. ?Sergünhan Topal? imzalı akıllar zarar ihbar mektubunda küçük bir kısım şöyle: ?Barutçu Apartmanı?nda ikamet ediyorum. Barutçu demek, tetikçi demektir. Tetikçilere emir veren ise emekli Albay Fikri Karadağ?dır? Eşimin teyzesinin oğlu ve ablasının kocası Mehmet Efendioğlu. Kendisi Ergenekon mafyası üyesidir. Eşim onun aracılığıyla Ergenekon?a hizmet etmektedir. Bu amaçla benim uyarılarıma rağmen evin tül perdesini çok ince, içeriyi gösteren model yaptırdı ve şimdi evimizin tam karşısındaki apartmanın özellikle 5. ve 4. katından sürekli gözetleniyorum. Amaç dürbünlü tüfekle beni öldürmek ve kaza süsü vermek??

Şık kitabında ayrıca savcılığın dava dosyasına girmesi gereken bir belgeyi kendisinin zor durumda bırakacağı için dosyaya koymadığına değiniyor. 9 ay boyunca dinlenen Kozinoğlu için 5 uzatma talebine rağmen Zekeriya Öz?ün de bulunduğu 4 savcı polisin talep yazısında ekli telefon görüşme tapelerinde yasadışı terör örgütü faaliyeti olarak nitelendirilebilecek bir bulguya rastlanmadığı için reddedildi. Red için verilen gerekçe de ?kuvvetli suç şüphesi? görülmüyordu ancak Kozinoğlu?nun aynı telefon konuşmaları daha önce tutuklama gerekçesi olarak gösteriliyordu.

Pusuda bir devlet ve cemaat – Fatih Polat
(2012-07-04, www.evrensel.net)
?Bizi bilir sever ama eşi de polis olduğu için vakit bulamadığını söyleyerek kaytarır?, ?Müspet bir arkadaş geç tanışıldı yakın takiple samimiyet kurulursa kazanılabilir?, ?Bizi bilir programlarımıza katıldı. Samimi, ev ziyareti yapılsın?, ?Derslerimize katılır. Dergi yok, himmet yok, namazı düzensiz kılar?, ?Tedbirli yaklaşılsın?, ?Cuma namazı kılar?, ?Erken haber verildiğinde programları aksatmaz. Kitap okumayı sever. İyi takiple mesafe kateder?, ?Dergi, 10 YTL himmeti var. Namaz kılar, dersleri takip eder. Görev almaktan kaçınır. Yakın takip ile kolay seviye alır?, ?Arkadaş çevresi çok kötü, alışkanlıkları çok fazla. Oruç tutmaz bizimle ilgili fikri yok?, ?Ehl-i dünya gayrı meşru çok şey var?, ?Namaz kılar, eşi de polis. İyi birisi başka meşrepten olabilir?, ?Hizmet aleyhinde konuşur dikkat edilsin?, ?Cuma kılar, oruç tutar ilgilenilebilir?, ?Dersleri aksatarak gelir. Dergi, himmet yok. Bizi sever namazlarını kılar?, ?Cumalara gitmez. Maddiyata önem verir. Ağzı bozuk. Kızıyla ablalar ilgileniyor. Kumar oynar, çok sinsi, menfaatçi?, ?Bizim dershanelerde kalmış istanbul?dayken. Sızıntı, Y.Ümit var, himmet var. İyi bir arkadaş tedbir konusunda zaafları var?, ?Sosyal demokrat?, ?Derse gelir, himmet (20), dergi var. Evini açar?.
Bunlar, Cemaatçi polislerin meslektaşları ile ilgili tuttuğu fişleme kayıtlarından bir bölüm ve Gazeteci Ahmet Şık?ın piyasaya çıkan ?Pusu – Devletin Yeni Sahipleri? adlı yeni kitabında yer alıyor. Cemaatin devletin kritik birimlerindeki kadrolaşmasını gösteren bir kitap yazınca, kendi deyimiyle ?Avcı iken av olan? Hanefi Avcı?nın savcılığa verdiği belgede bulunan bu bilgiler, daha sonra soruşturma aşamasında yok olmuş.

BİR VARMIŞ, BİR YOKMUŞ!

Kitabın en can alıcı bölümlerinden birini oluşturan bu belgenin yok oluş hikayesini Ahmet Şık?ın kitabından okuyalım:
?Adeta illegal bir örgüt bazında çalışan bir yapı Ankara?da görevli bir kısım polis hakkında kendilerinden olan ve olmayan diye sınıflandırılmaya tabi tutularak, tam anlamıyla kendilerinden olmayanların ne şekilde kazanılabileceği, aile durumları ve şahsi özelliklerini kayıt altına almıştı. İddiaya göre bu çalışmalar sadece Ankara ile sınırlı olmayıp Emniyet Genel Müdürlüğü?nün bütün departmanlarında ve diğer illerde de yapılmıştı. (..) Peki, Avcı?nın savcılığa teslim ettiği iddia edilen bu belgelerin başına ne geldi? Avcı?nın iddiaları ve bir taşınabilir hafıza kartı içinde savcılığa vermiş olduğu, 2007 yılında tutulduğu tahmin edilen fişleme kayıtları emniyetteki cemaat yapılanmasını çorap söküğü gibi ortaya çıkaracak denli önemliydi. Ama elbette ki bunun için adil ve iyi niyetli ve elbette cemaatin kollarının uzanamayacağı mesafede olan ve siyasi iktidarın koruyucu zırhı olacağı savcılar gerekiyordu. Normal prosedürde bu iddialara konu olan olayları araştırmak için savcılık makamının eğer soruşturma açarsa birlikte çalışacağı emniyet birimi İstihbarat Daire Başkanlığı?ydı. Ortada binlerce kişilik ve hepsi de polis olan fişlenmiş kişiler ve fişlemeyi yapan polislerin de kimlik bilgileri ve telefon numaraları vardı. Bu durumda İstihbarat Daire Başkanlığı?nın planlı-projeli bir soruşturma açarak söz konusu telefonları dinlemeye alması gerekiyordu. Ancak ortada sıkıntılı bir durum vardı ki o da İstihbarat Daire Başkanlığı?nın tamamıyla cemaatin eline geçmiş olmasıydı. Yani cemaatin en etkili olduğu birim kendilerinin örgütlenmesine ilişkin yürütülecek soruşturmanın da icra organı olacaktı. Elbette olmadı. Sadece Ankara?da çok sayıda polisle ilgili bu fişlemelerin Türkiye?nin 81 ilindeki tüm emniyet personeli için yapıldığı iddiasına, bir emniyet müdürünün bu iddiayla ilgili bir de delil sunmasına karşın bu soruşturmada bir adım öteye gidilemedi. Çünkü Avcı?nın teslim ettiği deliller yok olmuştu!
Yani Hanefi Avcı?nın hiç de yenilir yutulur cinsten olmayan iddiaları soruşturuluyormuş gibi yapılıp bilinen sebeplerle dosyası kapatıldı. Hanefi Avcı Ankara Özel Yetkili Savcılığı?nca açılan soruşturmada elindeki bilgi ve belgeleri teslim etmişti.
Gülen cemaatine bağlı polislerin ?Emniyetin imamı? olduğu öne sürülen O.H.Ö?yü, Hocaefendileri Fethullah Gülen?e şikâyet ettiği mektubun yanı sıra yukarıda anlatılan fişleme kayıtları da savcılığa teslim edilmişti. Hanefi Avcı, ?Kozanlı Ömer? olarak anılan O.H.Ö?nün şikâyeti üzerine verdiği ifadede bu fişleme kayıtlarından şöyle söz ediyordu:
?Kitabımda davacının adının geçtiği belge orjinalini Ankara Savcılığı?na verdim. Savcı Ahmet Cihan Kısa soruşturmayı yürütmektedir. Aynı şekilde Ankara Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı (Hamza Keleş) resen harekete geçerek soruşturma başlatmıştır. Burada da tanık olarak ifade verdim. Belgenin orjinalini, cemaatin emniyetteki örgütlenmesini, emniyetin birimindeki (Çevik Kuvvet) görevlileri hakkında tuttukları bilgi fişlerinin, kimin cemaat yanlısı kimin karşıtı olduğu, bu bilgileri kimin topladığı bilgilerini kapsayan bir dijital beleği de savcıya verdim. Belge orjinalinin savcılıktan istenerek bu dosyaya da konulmasını talep ederim??
Bu arada soruşturmayı yürüten özel yetkili savcı Hamza Keleş 12 Eylül 2010 referandumundan sonra AKP ve cemaatin bir birimi haline dönüştürülen HSYK?nin kararıyla 2011 Mart ayında görev yeri değiştirilerek söz konusu dosya elinden alınmış oldu. Değişiklikten birkaç hafta sonra Mayıs ayı içinde de Avcı?nın iddiaları üzerine savcı Keleş tarafından başlatılan soruşturmada takipsizlik kararı verildi. Kararda Avcı?nın iddialarının soyut ve yoruma dayalı olduğu ve bu iddiaları kanıtlayacak delillerden yoksun olduğu belirtiliyordu.
Peki Avcı?nın ?Savcılara verdim? dediği fişleme kayıtları ne oldu? Bu sorunun yanıtını da Avcı?nın sanık olduğu O.H.Ö?nün şikâyetiyle açılan soruşturmanın savcısı Nadi Türkaslan veriyordu: ?Bu raporu Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı?na dijital ortamda verdiğini ifade etmişse de araştırıldığında ilgili soruşturma evrakında şüphelinin söylediği dijital verilerin bulunmadığının anlaşıldığı?? Yani ?kayıp?. Yani ?soruşturma dosyasına hiç girmemiş? görünüyor ya da ortaya çıkacağı günü bekliyor bir yerde? (…)
Peki, belge gerçekten kayıp mı? Ankara Adliyesi koridorlarında dolaşan bilgilere göre takipsizlik kararının ardından Avcı?nın avukatları dijital bellek içinde delilin teslim edildiği uyarısında bulununca savcı Türkaslan?a ?öyle bir delil olmadığı? sözlü olarak söylenmiş. İddialara göre Avcı?nın anlattıklarıyla ilgili soruşturmayı yürüten savcılık makamı, Türkaslan?a öyle bir dijital belleğin dosyada olmadığını söyleyince takipsizlik kararı da o şekilde yazılmış. Ancak takipsizlik kararının çıkmasının ardından Avcı?nın avukatlarının başvurusu üzerine de bu kez dijital bellekteki dokümanların çözümlerinin yapılarak dosyaya konulduğu bilgisi verilmiş. Adli emanete alındığı söylenen dijital bellek de, Avcı?nın avukatlarının iade edilmesi talebine rağmen kendilerine teslim edilmemiş. Yani bir varmış bir yokmuş.? (sayfa 23-25)
Bu uzun alıntı kitapta haber değeri öne çıkan bölümlerin başında geliyor. Kitabın diğer bölümlerinde ise Ahmet Şık hem dava dosyasının analizini yapıyor, hem cezaevi sürecinde yaşadıklarını anlatıyor, hem de diğer kritik davaları da kendi yaşadıkları üzerinden tartışıyor.

NEDEN PUSU?

Şık, kitabına neden ?Pusu? adını verdiğini de şöyle anlatıyor: ?…düşüncelerimi bölük pörçük notlar halinde yazarken başımdan geçenleri anlatacak en uygun sözcüğün ?pusu? olduğuna karar verdim. Bir devlet fitnesi, bir devlet pususuydu bu. Kitaba bu adı vermemde usta kalem Çetin Altan?ın zaman zaman yazılarında vurguladığı gibi bu ülke topraklarında düello değil pusu kültürünün egemen olması da etkili oldu. Nedenini açıklamayı da ona bırakıyorum o halde: ?Aristokrasinin egemen olduğu dönemlerde; şeref de şerefsizlik de nutuklarla değil eylemlerle kanıtlanır. Örneğin bir düello davetinde, davetten kaçan şerefsiz sayılırdı? Türkiye?de hiçbir zaman bir düello geleneği olmadı; beylik deyimle bizim kültürümüzde, sadece pusu geleneği vardı?? ? (sayfa 13)
358 sayfadan oluşan kitabın 79. sayfasında Ahmet Şık?ın dava dosyasındaki hukuksuzlukların analizi başlıyor.

KAFKAESK TUTUKLULUK

Şık, ?kafkaesk tutukluluk? olarak adlandırdığı tutukluluğun nasıl bir delil anlayışına dayandırıldığınu şöyle anlatıyor: ?Tutuklanmama neden olan şu gizli delilleri bilmiyorum. (İddianame hazırlanınca da ortaya çıktı ki böyle deliller yok.) Odatv ile aramda bağ kuran tek delil ise içinde adımın geçtiği birkaç satırlık, imzasız, kimin yazdığı bilinmeyen bir word belgesi ile Ulusal Medya 2010 dokümanı oldu. Hâkimin o afili tutuklama kararına gerekçe olanların tümü bunlardan ibaretti.
Kitabımın bir kopyasının Odatv?ye nasıl gittiğine ilişkin bilgim olmadığını ve savcılığın bu konuyu araştırmasını talep ettiğimi de belirtmem gerekiyor. Aramızda hiçbir telefon konuşması, elektronik haberleşme ve yüz yüze irtibat olmayan, siyaseten de farklı kutuplarda olduğumuz bu kişilere kitap taslağımı neden ve nasıl gönderildiğini ben de merak ediyorum. Ama savcı ve hâkim hem Odatv çalışanlarının hem de benim Ergenekoncu olduğumdan emin. Yani Odatv çalışanlarının terör örgütü üyesi oldukları varsayımına, benim de bu kişilerle ilişki içinde olduğum varsayımı üzerinden Ergenekoncu oluverdim. Peki ya delil? O da zihniyet polisliği olsa gerek.? (sayfa 80)

KOZİNOĞLU, İDDİANAME VE ‘DELİLLER’

Kitapta geniş yer bulan bölümlerden birini de, cezaevinde yaşamını yitiren ve Özel Harp Dairesi kökenli eski bir asker olan MİT?çi Kaşif Kozinoğlu ile ilgili bölüm oluşturuyor. Şık, bu bölümde şöyle diyor: ?Bu bölüm yıllarca devletin belki de ?pis işlerinin bir aktörü olduğu? düşünülen ve bu nedenle tutuklanması ?olağan? karşılanan bir isimle, MİT?çi Kâşif Kozinoğlu?yla ilgili. Bir nevi, dosyasından görebildiğim kadarıyla kendimce savunması Kozinoğlu?nun. İki nedeni var. Birisi Odatv soruşturmasının ne kadar abesliklerle dolu olduğunu göstermesi. Bir diğeri de kurulan tezgâhla atıldığı cezaevinde kendini savunma imkânı dahi bulamadan ölmesi. Açık söyleyeyim Kozinoğlu?nu tanısaydım seveceğimi sanmıyordum. Ama bu, yaşadığı haksızlığı anlatmama engel değil. (…) Öte yandan Kozinoğlu?nun geride bıraktığı bir eşi ve ömrü boyunca adını taşıyacağı bir oğlu olduğunu da, bir işe yaramayacağını bilsem de ?medya cellâtlarına? anımsatmakta fayda var.? (sayfa 143-144)
Kitap iyi bir gözle okunduğunda titiz bir gazetecilik çalışmasına ek olarak sosyalist bir bakış açısının zemin oluşturduğu muhakeme yeteneği dikkati çekecektir. Türlü derin ilişkileri ?ters köşeye? savrulmadan ve dik durarak analiz eden Ahmet Şık, Kozinoğlu bölümünde de ?artık gözden çıkarılmış? bir ?derin? ismin tasfiye edilmesi sürecinde kullanılan ?delil icat etme? yöntemlerine dikkatimizi çekiyor. Bu bölümü okurken, Ahmet?i kendi duruşuyla uzaktan yakından ilgisi olmayan birinin dosyasını hukuki bakımdan irdelemeye iten ruh hali içinde ?pusuya düşürülmüş? bir gazeteci olmasının payı da kanımca dikkate alınmalıdır. Bu onda karşıt kampta görülen birinin düşürüldüğü ?pusu?ya da kayıtsız kalmama gibi ?etik? bir sorumluluk duygusuna yol açmış.
Bugüne kadar pek çok gazeteciyi ?pusuya düşürmüş? olanların kendi ?iç infaz? hukuklarının bir teamülü olarak görülebilecek bir vakaya ?yesinler birbirlerini? kayıtsızlığını aşan bir gözle bakarak analiz etmek de doğrusu herkesin kolay cesaret edeceği bir iş değil.
Ahmet Şık kitabında bir medya analizi de yapıyor. Şık, buna ek olarak, son MİT krizini de kitabında tartışıyor. Kitap bunlarla da sınırlı değil. Kitapta, müesses nizamın yeni sahiplerinin yönelimlerini anlamak açısından çok boyutlu diyalektik bir analiz bulacaksınız.
Ayrıca Ahmet Şık?ın, günlük gazete rutinin, dili mekanikleştirici etkisinden epey bir süredir uzaklaşmış olmasının etkisini de bu kitapta görmek mümkün. Edebi bir kıvraklık ile gazetecilik zekasının iç içe geçerek demlendiği keyifle okunan bir dil, kitabın her satırında kendisini hissettiriyor.

UMUR TALU?NUN ÖN SÖZÜ İLE ?ŞIK GAZETECİ?

Kitabın ön sözünü de, Türkiye?de basın meslek ilkelerinin savunulmasında özel bir yeri olan ve gazetecinin ?şık? olanından anlayan bir isim yazmış; Umur Talu.
Talu?nun ?Şık Gazeteci? başlığını taşıyan ön sözünden bir bölüm şöyle:
Ahmet?in şıklığı sadece soyadından değil?
Her devirde ve her türlü ?sakıncalı? damgası yiyebilmesinden de geliyor.
Bu damgayı vuranları sinir etmesinden; bu damgayı, nice güçlünün, kudretlinin, hakim mevkiin elinden yemeyi hak etmesinden geliyor.
Ezilenin, horlananın, dışlananın, kovulanın, vurulanın yanından bir gazetecilik elbet cilalı duayenlerin dediği gibi pek ?objektif? olmayabilir ama; objektifini halkın yanında konuşlandırmak, mertliktir, şıklıktır, insanlıktır, gazeteciliğin özündeki damardır.
Ahmet?i; Metin Göktepe Hakikati?ni kovalamış genç gazetecilerle ve ?Hayata Dönüş? diye yutturulan ve nice itibarlı, büyük, elbet özgürlüklere, insan haklarına pek müptela yönetmen ve yazarın kankalık ettiği Cezaevi Tufan Katliamı sürecindeki tersine, inadına haberleriyle bildim.
O devirdeki ?kanlı objektif?i parçalayan gazetecilerden biri olarak.

ERGENEKON VE SUSURLUK?UN KARŞILAŞTIRMALI OKUNMASI

Ahmet Şık, kitabının, ?Ergenekon Soruşturmasının Genel Analizi? başlığını taşıyan bölümünde de, Susurluk ve Ergenekon süreci karşılaştırılmalı biçimde tartışıyor:
?İlk zamanlar polis ve savcılık kaynaklı sızdırma belgelerin yer bulduğu medya aracılığıyla estirilen havanın etkisiyle, ben de dahil olmak üzere azımsanmayacak bir kitle bir kez daha Türkiye?nin derin devletiyle hesaplaşma için yeni bir fırsat yakaladığını düşünmüştü. Önceki fırsat herkesin bildiği gibi Susurluk soruşturmalarıydı. Ancak kısa zamanda üzeri örtülüvermişti. Daha sonra Şemdinli bombalamaları sırasında ele geçirilen fırsatın heba edilmesi ise Susurluk?tan daha hızlı olmuştu.
İnandırılmak istendiğimiz, ?Ergenekon?un bir derin devlet soruşturması olduğu? yalanı ise zaman içerisinde soruşturmanın gelip dayandığı yerde anlaşıldı. Soruşturma malum cemaatin muhaliflerine yönelik bir sindirme, öç alma harekâtına dönüştü ve derin devletle hesaplaşma amacının olmadığı ortaya çıktı. Zaten tam da bu nedenlerle Ergenekon soruşturmaları Susurluk sürecinde olduğu gibi bir toplumsal destekten yoksun kaldı.? (sayfa 220-221)

DOĞAN ABİ İLE KOĞUŞ ARKADAŞLIĞI

Ahmet Şık, kitabında koğuş arkadaşlarından birisinin Nedim Şener, diğerinin de, Evrensel?in ilk döneminde birlikte çalıştığımız Doğan Yurdakul olduğunu anlatıyor:
?Mesleğe uzun yıllarını vermiş deneyimli bir gazeteci olan Doğan Yurdakul?un adını Nedim de ben de kitaplarından biliyorduk. Dündar Kılıç?ın biyografisi ışığında kabadayılar, mafya, derin devlet ilişkisini ele aldığı ?Abi? ile Soner Yalçın ile ortak imzalı ?Reis? ve ?Bay Pipo? kitaplarını beğenerek hatta kıskanarak okumuştum. Kısa dönem çalıştığım Evrensel gazetesinde yollarımız kesişmiş ama o Ankara temsilcisi, bense İstanbul?da muhabir olarak birbirimizden haberdar olmamışız. Cezaevinde sohbet ederken çok da ortak tanıdığımız olduğu ortaya çıktı. Çoğu gazeteci elbet.?

Kitabın Künyesi
Pusu / Devletin Yeni Sahipleri
Postacı Yayınevi
Ahmet Şık
Temmuz 2012
360 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla İnceleme, Politika
Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi (8 Cilt)

Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi her biri on fasiküllük sekiz ciltten oluşuyor. İlk beş cilt, dünyada modern sosyalizmin gelişme sürecini...

Kapat