Küba Tarihi (Bir Halkın Biyografisi) – Jose Canton Navarro

Küba ‘da Fidel Castro ve arkadaşlarının bütün dünyada saygı uyandıran mücadele ve başarılarının nasıl bir tarihsel arka planı olduğunu anlamak isteyenler için Küba’nın önemli tarihçilerinden Jose Canton Navarro’nun bu çalışmasının bir fırsat olduğunu söyleyebiliriz. Yerli halkın neredeyse tamamının işgalci İspanyollar tarafından yok edildiği küçük bir adada, halkın, yaklaşık 500 yıl süren zorlu mücadelelerin ardından elde edilen insani gelişmelere büyük bir kıskançlıkla sahip çıkmasına şaşırmamak gerek.
Küba yalnız Türkiye?de değil, bütün dünyada büyük ilgi çeken bir ülke. Ancak bu ada ülkesine ilişkin bilgimizi yokladığımızda, Fidel Castro, Ernesto Guevara (Che) ve arkadaşlarının destansı mücadeleleri dışında oldukça büyük boşluklar olduğunu görürüz. Moncada Kışlası?na saldırı, Granma yatıyla gerçekleştirilen tarihi çıkarma, devrimin zaferi ve sonrasında ABD?ye karşı verilen mücadele… Sağlık, eğitim alanında elde edilen büyük kazanımlar…

Ancak Küba tarihi bunlardan ibaret değil. Fidel ve arkadaşlarını zafere götüren yolda ada halkı büyük çileler çekti, büyük başkaldırılara imza attı. Küba?da adını Marx ve Lenin?in yanına yazdıran José Marti?nin ve diğer özgürlük savaşçılarının bağımsız bir Küba için yürüttükleri çok uzun bir süreye yayıldı. Navarro?nun kitabını okuduğunuzda Kübalıların neredeyse hiç ara vermeksizin hep zalimlere, sömürücülere, işgalcilere karşı mücadele içinde olduğunu görüyorsunuz.

İspanyolların 15. yüzyılda Amerika?nın keşfiyle birlikte yerleşerek sahiplendiği Küba?nın yerlilerinin aynı işgalciler tarafından nasıl yok edildiğinin, İspanyol sömürgeciler içerisinde kimilerinin nasıl İspanya?ya kafa tutarak Kübalılaştığının, Afrika?dan getirilen kölelerin zaman içinde nasıl özgürleştiğinin, ABD?nin bağımsızlık için yürütülen mücadeleden yararlanarak adayı nasıl kendi kontrolü altına aldığının öyküsü, diğerler tarihsel olaylarla birlikte, Küba Komünist Partisi?nin Parti Okulu?nda da hocalık yapan Navarro?nun kitabında yer alıyor.

Son sayfayı çevirdiğinizde Kübalıların ABD emperyalizmine şimdiye kadar nasıl direndiğinin de yanıtını bulmuş oluyorsunuz. Örgütlü bir halkı hiçbir gücün yenemeyeceği, yalnızca bir slogan değilmiş…

Kitabın Künyesi
Küba Tarihi (Bir Halkın Biyografisi)
Jose Canton Navarro
Katkıda Bulunan:Murat Akad
Kapak Tasarımı:Gökçe Erbil, Heval Deniz Çakıcıoğlu
Çeviri:Ali Somel, Gözde Somel
Yazılama Yayınları
İstanbul, Nisan 2011, 1. Basım
Sayfa sayısı: 320

‘Boşa değil uzanan denizin dev dalgaları’ –  Galip Munzam / Gizem Demirdal

Önce tehlike yok dendi?

Ardından ekonomik gerileme olmaz ama durgunluk yaşanır denmeye başlandı.

Aradan kısa zaman geçip de gerileme kesinlik kazanınca kısa süreceği yönünde telkinlerle beklentiler yüksek tutulmaya çalışıldı. Bu telkinler de banka iflasları, zarar açıklayan bilançolar benzeri ?hayatın gerçekleri? tarafından revize edilince bu kez finansal kriz gündeme alındı.

Şimdilerde ise bu krize bir de ?gıda krizi? eklenmiş durumda. Dünyanın en büyük gıda ihracatçısı ülkeleri kıtlık tehlikesi ile yüz yüze ve halkın isyanı silahlarla bastırılmaya çalışılıyor.

Buradan Küba?ya gelmeye çalışıyoruz.

Çok mu uzak? Söz konusu olan açlık, sınıfsal ayrımlar ve halkı silahla dize getirmeye çalışan devlet ise, evet, mesafe çok uzak. Küba halkı bunları mücadelesi ile geride bıraktı. Ama bir yandan bu tablo Küba?ya çok yakın. Zira, Fidel ve arkadaşlarının önderliğinde Küba halkı 1959 yılında iktidarı ele geçirdiğinden bu yana Küba, halkların emperyalizme ve sömürüye başkaldırılarının yanı başında.

Geçtiğimiz yılın 2 Mayıs günü kaleme aldığı bir makalede Fidel, bir enerji devrimi gerçekleşmezse kıtlığın kaçınılmaz olduğunu söylüyor ve ekliyordu: Gıda ihracatçısı ülkeler beslenme amacıyla değil, bio-yakıtlar için üretim yapması bu kıtlığın esas nedenlerinden biri olacak. Bugün hemen her ?uzman? aynı şeyi söylüyor. Yani? ?Yani?si şu: Fidel bir kez daha haklı çıktı. Küba onurumuz olduğu kadar, aklımız olmaya da devam ediyor. Bu bir kez daha görüldü. http://www.sol.org.tr/index.php?yazino=10449

Şimdi başka bir soru sorabiliriz. 50 yıla yayılan böyle devasa bir mücadele örgütleme yeteneği olan bir halkın tarihsel kökleri nerededir? Bu 50 yıllık destansı mücadele hangi tarihsel zeminde kurulmuştur? Yakın zamana kadar Küba devrimi üzerine yazılmış kimi eserler bulabilirken, Küba?nın devrim öncesi tarihine ilişkin Türkçe eser bulmak neredeyse imkânsızdı. Ta ki Yazılama Yayınevi tarafından Küba Tarihi basılıncaya değin?

Küba Tarihi, Küba?nın en önemli bilim insanlarından olan José Canton Navarro?nun kaleminden çıkma. Navarro, Havana Üniversitesi?nde ve KKP MK Yüksek Okulu?nda tarih profesörü. Navarro?nun Küba?nın tarihini yazıya döktüğü bu kitabına konmuş olan altbaşlık ise bir hayli ilginç: Bir Halkın Biyografisi. Bize kalırsa kitap bu altbaşlık üzerinden anlaşılabilir. Sorumuz ise şudur: Bir halkın biyografisi nasıl yazılır?

Biyografilerin pek çoğunun ortak bir özelliği mevcuttur ve kötü yapıldığı zaman edebi ve tarihsel açıdan zorlamalar ve hatta (anakronizm gibi) mühim hatalar ortaya çıkabilmektedir. Biyografilerde bulabileceğimiz bu ortak özellik, hayat hikâyesinin bir temel eksen/tema, bir leitmotif etrafında kurulmasıdır. Söz konusu olan bir halkın biyografisi olunca ise bu kaçınılmaz hale geliyor. Söylemek gerekir ki, sonuç illâ ki muktedir bir halk kahramanı yaratmak için, tarih yazıcısının kahramana çocukluğunda kargalara karşı ?kahramanca? savaşım verdirmesi gibi olmak zorunda değil.

Navarro?nun biyografisinin leitmotifi, metnin bir Marksist kalemden çıktığını ?açık edercesine? ortaya konmuş olan ezenler ve ezilenlerin daha doğru bir biçimde söyleyecek olursak sömürenlerle sömürülenler arasındaki mücadele. Tarihine sığdırdığı olaylar, yüzölçümü ile mukayese edilmeyecek denli çok olan Küba?nın geçmişine ilişkin kaleme alınan bu eserde söz konusu eksenin bütün belirginliği ile kurulabilmiş olması ve bu mücadelenin sürekliliğini sağlayan unsurların netlikle verilebilmiş olması kitabın okunmasını zaruri kılan en önemli unsurlardan bir tanesi. Öyle ki, İspanyol sömürgeciler tarafından ortadan kaldırılan yerlilerden, İspanya?nın sonradan yüz çevirdiği Creolelere ilginç bir süreklilik durumu söz konusu. Dahası, Afrika?dan getirilen kölelerini azad eden ve hatta onlarla birlikte sömürge karşıtı mücadele veren toprak sahiplerinin durumu da bir o kadar ilginç. Tüm bu mücadeleler ve mücadeleci kimlikler ise özerk önemlerinin dışında bir açıdan daha önem kazanıyorlar. Bu mücadeleler ve kimlikler 1959?a tahvil oluyor.

Yakın zamanlarda Türkçe?ye çevrilen Küba Anayasası?nın hemen ilk maddelerinde Marx ile José Marti?nin isimlerinin yan yana yer alması ve aslî ilham kaynağı olarak adlandırılmaları bu anlamda ne bir demagoji ne de bir otantizm arayışı. Küba?daki devrimci mücadele yerel zenginlik ile mücadelenin evrensel yönlerini sağlıklı biçimde harmanlayabilen bir devrimci önderlik tarafından yönlendirildi, yönlendiriliyor. Navarro?nun kitabında görmüş olduğumuz süreklilik bu sağlıklı ?sentez?in nasıl gerçekleştirildiğini de bu şekilde resmetmiş oluyor. Navarro?nun tarih anlatımı ile 1959 Devrimi, ardından sosyalizmin kuruluşu ve daha da önemlisi Sovyetler Birliği?nin karşıdevrim sonucu ortadan kalkmasının ardından Küba?nın sosyalizm konusunda gösterdiği inat çok daha anlaşılır hale geliyor.

Bu bağlamda en önemli örneklerden bir tanesini Küba Komünist Partisi?nin oluşum süreci teşkil ediyor. Genel olarak Dünya?daki ve Türkiye?deki devrim süreçlerinde gözlemlediğimizin aksine Küba?daki öznelerin büyük bir siyasi olgunluk ile devrimci çıkışa dair rekabetçi değil, dayanışmacı bir bakış geliştirmelerinden bahsediyoruz? Küba?da bağımsızlık mücadelesinin halkın tarihi ve kimliğine olan içkinliği, ona öyle bir birleştirici misyon kazandırmış durumda ki Devrim sonrasında, 1965 yılında, devrimci hareketler, devrimci programın etrafında kompleksizce birleşebilmişlerdir:

?Yeni oluşturulan Küba Komünist Partisi Merkez Komitesi?nde, ülke tarihinin son 40 yılının tüm kahramanca bölümleri, başlıca tüm sivil ve askeri gelişmeler; ırk, cinsiyet ya da yaşa ayrımı olmaksınız tüm kol ve kafa işçileri; tüm devrimci kesimler temsil ediliyordu.? Sf.341

Navarro?nun Küba tarihine yaklaşımının bir diğer dikkate değer unsuru ise tarihte bireylerin ve kitlelerin/sınıfların/halkların rolüne ilişkin geliştirdiği sağlıklı yaklaşım. Küba gibi adı, tarihinin zenginliğini gölgeleyecek derecede destansı isimlerle özdeşleşmiş bir ülkede, Navarro, hem halkın devrimci duruşuna hem de önderliğin önemine ağırlık merkezi doğru seçilmiş bir yaklaşım geliştiriyor. Bu sayededir ki, bırakalım isimlerini bilmemizi, pek çoğunun mezarı bile bulunmayan ama özgürlükleri için kahramanca mücadele eden yerliler kitapta itibarlı bir yer edinmiş durumdalar. Halkların bağımsızlık mücadelesiyle tarihi nasıl yazdıklarını defalarca görüyoruz, Küba?nın defalarca yeniden kurulan halkının tarihinde?

Daha güncel ve önderlik ile halkın birliğini net biçimde görebildiğimiz bir diğer örnek ise ABD ile yaşanan Elián krizi. Bu olayda yaşanan toplumsal kenetlenmenin tasvirinde yazarın sağlıklı yaklaşımını görmek mümkün:

?Küba önderliğinin, özellikle de Fidel Castro?nun bilgeliğini ve hümanizmini bir kez daha kanıtlarken Küba halkının daha da kenetlenmesini sağladı. Küba halkının yüksek ahlaki, ideolojik, siyasi ve kültürel değerlerini, özellikle de çocukların ve gençlerin kazandığı siyasi ve toplumsal bilinç düzeyini gösterdi.? Sf.424

Küba Tarihi?ni bir başyapıt kılan bir diğer özellik ise kitabın ansiklopedik niteliği. Navarro, yukarıda kısaca anlatmaya çalıştığımız leitmotifi, Küba tarihinin bütünlüğü içinde kurarken Küba tarihinin tüm zenginliğini içermeye çalışmış. Yazar, Küba?nın 15. yüzyıl öncesi tarihinden başlayarak izini sürdüğü mücadeleci geleneği günümüze kadar getiriyor. Hem kitabın İngilizce basımını yayımlayan yayıncının önsözünde, hem de yazarın Türkçe basım için özel olarak kaleme aldığı önsözde belirtildiği üzere bu kitapta Küba tarihi açısından önemli pek az isim, olay atlanmış olmalı. Kitabın Türkçe edisyonunda yer almayan eski önsözünde, kitap daha doğrusu Küba tarihi şöyle bir zenginlik içinde tanıtılıyor:

?Öyle bir ülke ki ?Amerika Roması?nın emperyal açgözlülüğü ilk defa 1898?de askeri müdahale biçiminde ortaya çıktığında, monarşik, gerici, inatçı İspanya?ya ve Küba?nın tarihine halkın kanıyla, diliyle, erdemleriyle ve kusurlarıyla yayılmış bulunan İspanyol halkı ve kültürünün yaptığı tahribata karşı mücadele etmektedir.

Savaşla yıkıma uğramış ve nüfusunun üçte ikisi yok olmuş, fakat halkı 200 binden fazla adamdan oluşan güçlü İspanyol ordusuna karşı cesaretle savaşmış ve onu yenmeyi başarmış bir ülke olarak Küba, ABD?nin avucunun içine düşmüştür.

Adeta bir film gibi Kızılderililer katledilir, Afrika?dan zenciler getirilir, acımasızca sömürülür ve boyunduruk altında alınır; ve despotik, ahlaksız İspanyol sömürge yöneticileri sırayla iktidara gelirler; öte yandan da Kübalılar peş peşe bağımsızlık savaşları verirler.

Ardından, en kötüsüne, Küba ulusunun mütecaviz ABD?nin kölesi haline getirildiği yeni sömürge cumhuriyetinin oluşumuna şahit oluruz.

Ayrıca Cumhuriyet?in gelişimi ve ilk toplumsal patlamaya, 1933 Devrimi?ne. Derken nihayet ABD hizmetindeki son burjuva-toprak ağaları diktatörlüğüne geliriz: 10 Mart 1952 askeri darbesi.

Sonra da… Yankısını veya gerçekliğini dünyanın özenle kayıt altına aldığı dürüst, kurtuluşçu, sosyalist, gerçek devrimin gelişimi.

Fidel ve Che?nin birlikte, kardeşçe, kol kola resimlerini, bugün posterlerde, kitaplarda, gazetelerde ve elektronik ekranlarda görürüz. Ancak herşeyden önemlisi dünyada çok sayıdaki iyiliksever, candan, inançları farklı olsa da insanca bir bakışı olan halkların yüreklerinde onları buluruz.?

Bu noktada kitabın bir eksiğinden bahsetmemiz gerekiyor. Bu eksiklik kitabın tarih anlatımında veya yönteminde gözlemlediğimiz bir eksiklik değil. Ancak böyle ansiklopedik bir çalışmanın başka bir deyişle bir referans kaynağının, ?indeks? yani adlar ve konular dizininin mutlaka olması gerektiğini düşünüyoruz. İçindekiler bölümünün detaylı hazırlanmış olması bu eksikliği bir ölçüde kapatsa da tamamıyla ihtiyacı karşıladığını söylememiz mümkün değil. Hem bu kitabın gelecek baskıları hem de Yazılama?dan çıkacak bu nitelikte kitaplar için böyle bir eksikliğe dikkat çekmek istedik.

Şimdi de kitaptaki bir hata: Kitap, genel olarak özenli bir redaksiyondan geçmiş olsa da bir problemi burada dillendirmezsek büyük bir haksızlık edeceğimizi düşündük. Oldukça hacimli ve edebi öğeler de barındırması açısından çevirisi göreli olarak meşakkatli bu çalışmayı Türkçe?ye kazandıran isimlerden biri olan Gözde Kök?ün soyadı yanlış yazılmış. Burada onu da not etmiş oluyor, kendisine ve diğer çevirmen olan Ali Somel?e sevgilerimizi iletiyoruz.

Bu eksiklik ve hatanın kitabın kıymetinden ve Türkçe?ye kazandırılmış olmasının öneminden hiçbir şey alıp götürmediğini belirtmemiz ve Yazılama?nın hakkını yemememiz gerekiyor. Böyle önemli ve Türkiye okuyucusu tarafından pek tanınmayan eseri önce bulup sonra da Türkçe?ye kazandıran Yazılama için teşekkürlerimizi not ediyoruz. Hem kitap hem de bu kitap vesilesiyle Küba?da ve tüm dünyada sürmekte olan devrimci mücadeleye olan inancımızı pekiştirdiği için?

Başlığa taşıdığımız cümle mi?

Küba?nın ilk özgürlük şairi José María Herendia?nın mısrası açıklamaya mahal bırakmıyor çünkü biliyoruz:

Boşa değil? ”
(Yazı sol.org.tr’den alınmıştır.)

Yorum yapın

Daha fazla Politika
Arap Milliyetçiliği: Mısır ve Nasırcılık (Tahrir Meydanı’nda Korkuyu Yenmek) – Zeynep Güler

Mısır 1950'li ve 1960'lı yıllarda Bağlantısızlık Hareketi içinde güçlü ve kişilikli bir konum geliştirmişti. Arap milliyetçiliğinin taşıyıcılığını üstlenen Nasır'ın Mısır'ı,...

Kapat