Kürt Romanı Okuma Kılavuzu – Abidin Parıltı, Özlem Galip

?Kürt edebiyatı var mı ki, “Kürt romanı üzerine? bir inceleme olsun?” Bu kitabı eline alan okurun sorabileceği bu soruya peşinen cevap vermeli: Evet, Kürt romanı var!

Kürtçe, eğitim dili olmadan, kamusal alanda kullanılmadan, önemli sözlüklere, enstitülere, araştırma kurumlarına sahip olmadan varlığını korumuş, ciltler dolusu roman, hikâye ve şiirin üretildiği dünyanın ender dillerinden biridir.

Kürtçe yazan yazarlar bir mucizeyi gerçekleştirmişler: Yasaklanmış, okullarda öğretilmeyen dili kendi imkânlarıyla öğrenerek bin bir güçlükle anayurdundan uzakta, hapishane koğuşlarında ya da dağ başlarında yapıtlar vermekle yetinmemiş, türlü imkânsızlıklara rağmen nadir okur kitlesine de ulaştırmayı başarmışlardır.

Abidin Parıltı ve Özlem Galip, Kürtçe yazılmış romanları tek tek ele alıp inceleyerek okurlara bu serüvenin haritasını çıkartmakta, kılavuzunu sunmaktalar.
(Tanıtım yazısı)

Evet, Kürt romanı varmış… – Muhsin Kızılkaya
(11/12/2010 tarihli Radikal Kitap Eki)

Bir Kış Masalı adlı bir tiyatro oyunu ülkede Kürtçe sahnelenirken, yıllarca yasaklanıp çevirmeni Mehmet Emin Bozarslan, İsveç?te otuz yıllık bir sürgün hayatına mahkum edilen Klasik Kürt Edebiyatının kurucu eseri ?Mem û Zîn?, Bakan?ın önsüzüyle Kültür Bakanlığı Yayınları arasında çıkarken, TRT Şeş aralıksız Kürtçe yayınına devam ederken, varsın mahkemeler bu dile hala ?bilinmeyen dil? muamelesi yapsın; dil akışkandır, cıvaya benzer, bir yol bulur yatağını yapar; dil bölücüdür, varlığına sahip çıkar, kendisini biricik yapar; dil haysiyetlidir onurunu çiğnetmez?
İstediğiniz kadar yasaklayın onu, istediğiniz kadar ayıp bir şey muamelesi yapıp üstünü örtün, istediğiniz kadar kaldırın kamusal hayattan, istediğiniz kadar varlığını inkar edin? Birileri bir yerde, bir kuytulukta, uzak bir ülkenin soğuk ve yalnızlıktan kaskatı kesilmiş bir izbe odasında, bir dağ başında, bir mektepte, bir hücrede, bir koğuşta, bir kahvede, insanın yazı yazabileceği her hangi bir mekanda eline kalemi, önüne kağıdı alır, o dille bildiği kelimelerle ?derdini? söyletir o dile. Bazen bunlardan bir şey çıkmayabilir; bazen de edebiyatın has başyapıtlarına dönüşür. Çoğunlukla bir şiir olur bunlar, bazen hikaye olur, ama yazılanlar romana dönüştüğünde işte o vakit o dile kolay kolay zeval olmaz.
Çünkü roman dilin doruğudur.
Çünkü roman edebiyat denilen büyülü sanatın ulaştığı en yüksek noktadır.
Çünkü roman bir halkın bilinci, hayat tarzıdır!
Romanı olan bir dil, yasaklara karşı zırhını kuşanmış demektir.
Roman bir dilin kalkanıdır!

Kürtçenin dil yapısı
?Kürt Romanı Okuma Kılavuzu?? Kitabın adı sizi şaşırttı mı? Haklısınız, yıllar yılı bu ülkede Kürtçeye ?inşaat işçilerinin?, ?hamalların? dili muamelesi yapıldı. Kendini insanlığa büyük katkılar yapmış, dünya kültürünün baronu olarak gören bir zihniyet, beş bin yıllık bir tarihi olan Kürtçeyi yasaklamakla kalmadı, onu aşağıladı, horladı. Bu aşağılanma ve horlanma ister istemez bir ?ideolojiye? dönüştü, bu ideoloji de Kürtçeyle ilgili önyargılar oluşturdu. Bırakın Kürtçenin romanını konuşmayı, onun bir dil olmasını bile kabul etmedi. Hala bile etmeyenler var. Hal böyle olunca da, Kürtçenin dil yapısı, sentaksı, söz dizimi konusunda en ufak bir bilgisi olmayan bazı yargıçlar da onu resmi tutanaklara ?bilinmeyen dil? diye geçirdi.
İşte bu kitapta bu ?bilinmeyen dil?in bilinen, bir kısmı başta Türkçe olmak üzere başka dillere de çevrilmiş olan romanları tanıtılıyor, analizleri yapılıyor, yapıları inceleniyor. Bu incelemenin her şeyden önce önemi buradan geliyor.
?Kürt romanı var mı ki, ?Kürt romanı üzerine? bir inceleme olsun?? Bu kitabı eline alan hemen hemen herkes buna benzer bir soru soracak eminim. Peşinen söyleyeyim, böyle düşünenler kitabın sayfalarını çevirdikçe bu sorunun anlamsızlığının farkına varacaklar. Evet, Kürt romanı var! Kürtçe bilmeyenler, bu edebiyatından romanından haberdar olmayanlar için de en sağlam delil elimizdeki kitap ve Türkçeye çevrilen binlerce sayfalık romanlar. Bir dilin varlığı, o dilde roman yazılıyor anlamına gelmez. Filologlar, bugün yeryüzünde yaklaşık 3 bine yakın dilin varlığından bahseder. Bu dillerin içinde sadece 76 tanesinin edebiyatı yapılabiliyor ve hemen hemen her gün, geride kalanlardan birkaç tanesi ölüyor. Bir dilin kalıcı olabilmesinin tek yolu, o dilden edebiyat yapılıyor olmasına bağlıdır. İşte Kürtçe o dillerden biridir. Bu kitap da bize gösteriyor; hem roman yazılıyor, hem de yazılan romanların önemli bir kısmı başka bir dile çevrildiği için o dilde bir anlam ifade edebiliyor.

Halkın dili romanda saklıdır
Bir halkın düşünce dünyasını anlamanın yolu, yazdıkları romanları okumaktan geçer. Burjuvazinin bir buluşu olan roman sanatı, henüz bir benzeri bulunmadığı için, bulunuşundan bugüne hiçbir sanatın yapamadığı bir şeyi yaptı. Milletlerin ulusal bilincinin aracı oldu. Bu büyülü sanatı bulanlar, günün birinde hayatımızda bu kadar önemli bir işlev görebileceklerini öngörmüşler miydi bilmiyorum ama bildiğim tek şey, bir halkın dili, düşünüş biçimi, hayat tarzı o milletin romanında gizlidir. O romanları anlamaya başladığınız andan itibaren o halkı da çok daha yakından tanımaya başlarsınız. Kürt edebiyatının önemli romanları Türkçeye kazandırılmadan önce Kürtçe birçok aydının da gözünde köylülerin konuştuğu, hamalların kendi aralarında anlaşma aracı olarak kullandıkları ?ilkel bir dil? olarak telakki ediliyordu. Onun için, örneğin Mehmed Uzun?un ilk Türkçeye çevrilen romanlarının, hemen basma imkânına kavuşmamalarının temelinde de bu önyargı yatıyordu. Ama zaman içinde Kürt edebiyatının önemli birkaç romanı Türkçeyle buluştukça dil yavaş yavaş saygınlığına kavuştu ve şükür ki bugün Kürt edebiyatından çevrilen nitelikli eserler hiçbir yayıncı engeliyle karşılaşmadan kitapçı raflarında kendisine yer bulabiliyor.

Her nüsha titizlikle incelenmiş
Kürtçe eğitim dili olmadan, kamusal alanda kullanılmadan, önemli sözlüklere, enstitülere, araştırma kurumlarına sahip olmadan varlığını korumuş, o dilden roman, hikaye ve ciltler dolusu şiir ürünlerini vermiş dünyanın ender dillerinden biridir. Belki de bu durumda olup da edebiyatını bu kadar geliştirmiş dünyanın tek dilidir. Kürtçe yazan yazarlar bir mucizeyi gerçekleştirmişler. Yasaklanmış, okullarda öğretilmeyen dili kendi imkanlarıyla öğrenip bin bir güçlükle, kah anayurdundan uzakta, kah sürgünün izbe odalarında, kah hapishane koğuşlarında, kah dağ başlarında romanlar, hikayeler yazmakla yetinmemiş, o ürünleri pazarı olmayan, okuru ender, alıcısı yoksul bir kitleye de ulaştırmayı becerebilmişler.
İşte Abidin Parıltı ve Özlem Galip bu kitapta bize bu maceranın ürünlerini tanıtıyorlar. Onca horlanmaya rağmen, onca aşağılanmaya rağmen, onca baskıya, yasaklamaya rağmen bugün herhangi bir kütüphanenin önemli birkaç rafını dolduracak kadar bir sayıya ulaşmış olan Kürt romanlarının bulabildikleri hemen hemen her nüshasını büyük bir titizlikle inceleyip temaları, dili, formu ve konusuyla ele alıyorlar. Her iki yazar öncelikle Kürt edebiyatını Türkçe okuruna anlatma gereği duymuş ve 15. yüzyıldan günümüze bu edebiyatın bir resmini çizmişler. Sonrasında ise Kürt romanında önemli köşe taşı olan, eksiği gediğiyle o edebiyatı anlamamızı sağlayan dünyanın dört bir yanından yirmi Kürt yazarın elliden fazla eserini incelemişler. Bu incelemelerde görüyoruz ki Kürt romanı Kürtleri anlatmaktadır. Kürtlerin acısı, yıllar yılıdır var olan çatışma ve göç halleri, sürgünler, yersiz yurtsuzluk hep bu edebiyatın damarlarını oluşturmuştur. 1935?te ilk Kürt romanını yazan Erebê Şemo?dan bugüne kadar ele alınan yazarların ürünlerine bakıldığında Kürt romanının yarası kapanmayan bir edebiyatın ürünleri olduğu görülür. Kitabın üçüncü bölümü olarak değerlendirilebilecek olan ?Kürt Roman Estetiğine Genel Bir Bakış?ta ise Parıltı ve Galip, Kürt romanını bütünlüklü olarak ele alıp incelenen roman sayısını çoğaltmış, (yüzü aşkın roman), ve onları dil, form ve yapı, konu ve temalar üzerinden değerlendirip, yazarlara karşı mesafelerini koruyarak bu edebiyatı eleştiri süzgecinden geçirirler. Yazarlar burada çeşitli karşılaştırmalara da girerek coğrafyanın roman ile ilişkisini de ortaya koyarlar. Öte yandan kitabın sonunda işte bu ?bilinmeyen dil?le yazılan romanların listesi var ki, (sanırım bu kapsamda bir liste ilk defa yayınlanıyor), önemi tartışılmaz. Dünyanın dört bir yanında yazılan Kürtçe romanlara (Kurmanci, Sorani, Zazaki) ulaşan yazarlar bu romanların listesini çıkarırlar ve sayılarının 242 olduğunu söylerler bize.

Bir rehber gibi
?Kürt edebiyatı? görünmeyen bir edebiyattır. Kendi imkânlarıyla Kürtçeyi okuyup yazabilen sınırlı sayıda insanlar arasında bir dolaşım imkânı var sadece. Bilen bilir bunu, bunun dışında bu dilde verilen ürünlerden hiç kimsenin haberi yoktur. İşte bu kitap bu ?görünmeyen edebiyatı? görünür kılıyor. Onun için türünün tek örneğidir. Bu kitap sayesinde Kürtler edebiyat alanında neler yapılmış sorusuyla uğraşanlar için önemli bir kaynaktır. Aynı şekilde bu edebiyatla ilgilenmek isteyen yayıncılar için de bir kılavuzdur. Bir de Kürtçe yazmak isteyen yeni kuşaklar için de bir rehberdir; kendilerinden önce nelerin yazıldığını öğrenebilecek, edebiyat, özellikle roman için vazgeçilmez bir şey olan ?gelenek? meselesinin hangi merhalede olduğunu da görmüş olacaklar.
Diğer yandan bu kitabın işinin ehli iki genç yazar tarafından yazılmasının da önemi var. Abidin Parıltı?yı yıllardır yazdığı yazılardan, ?Dengbêjler: Sözün Yazgısı? kitabından ve Radikal Kitap?daki ?Kürdili? köşesinden biliyorduk zaten, Özlem Galip ise İngiltere?de, Exeter Üniversitesi Kürt Çalışmaları Bölümü?nde Kürt romanı üzerine doktora yapmakta. İşte bu iki genç yazar sırt sırta verip böylesine önemli bir çalışmaya imza atmışlar. Ve böylesine ağır ve meşakkatli bir çalışmanın altından kalkabilmişlerdir.
Kitabın sayfalarını çevirdikçe, yanı başımızda bize çok benzeyen ama bizim dilimizden farklı bir dilde düşünen adamların/kadınların ?bilincine? nüfuz ediyor, yeni bir edebiyatın dünyasına giriyor, yeni bir dünyayı keşfediyorsunuz.
Bu keşif yolculuğunda, yolunuz açık olsun!

Kitabın Künyesi
Kürt Romanı Okuma Kılavuzu
Abidin Parıltı, Özlem Galip
Sel Yayıncılık
Basım Tarihi : 12 – 2010
Sayfa Sayısı : 302

Kürt Romanı Okuma Kılavuzu – Abidin Parıltı, Özlem Galip” üzerine bir yorum

  1. “Kürt romanı ve edebiyatı var mı?” gibi sorular yanlış sorulardır. Yanlış sorulara ünlemli cümlelerle “Evet var!” demek de bir o kadar yanlıştır. Bu sorular egemen zihniyetin küçük düşürücü sorularıdır.

Yorum yapın

Daha fazla İnceleme, Kürt Edebiyatı
Edebiyatçılar Üzerine – Elias Canetti

"Yazar kendi çağına tutkundur; onun malı ve kölesidir, onun en değersiz uşağıdır. Bir zincirle sıkıca ve kopmamacasına ona bağlanmış, ona...

Kapat