Leman Dergisi’nin çizeri Mehmet Çağçağ, hazırladıkları “Charlie Hebdo” özel sayısını anlattı.

Leman Dergisi’nin ünlü çizeri Mehmet Çağçağ, hazırladıkları “Charlie Hebdo” özel sayısını Odatv’ye anlattı.

Leman Dergisi’nin ünlü çizeri Mehmet Çağçağ, hazırladıkları “Charlie Hebdo” özel sayısını Odatv’ye anlattı. Derginin kapağı ve içinde yayınlanacak karikatürler için özel çalışma yapan Leman ekibi, daha önce İstanbul’da misafir ettikleri dostlarının katledilişine duyduğu derin üzüntüyü bu sayıda kaleme aldı. Çağçağ, kapakta kullandıkları fotoğrafın hikayesini “Wolinski, bugün yaşananları görür gibi ‘bir fotoğraf veriyorum size’ dedi. Kapaktaki fotoğraf benim anılarım arasında vardı. Ve hiçbir şekilde bir yerde kullanma gereği duymayacağınız bir fotoğraf bu. Sanki her şeyin bir yeri varmış gibi fotoğraf geldi bugün karşımıza” diye anlatıyor.

İşte Leman özel sayısının hazırlanma hikayesi ve Çağçağ’ın kaybettiği dostları, yaşanan katliama ilişkin düşünceleri…

Paris’teki katliam haberini duyduğunuzda ne hissettiniz?

Çağçağ: Öncelikle bir an şok yaşadım, yani ayaktaydım yere oturdum. Koltuğa oturdum uzun süre kalkamadım. Kafamda bir uğultu oluştu. Bu tabi salt bir dostların ölümü değil. Küresel etkileri olabilecek, coğrafi etkileri olabilecek, kültürler arasında etkili olabilecek bir ölümdür. Yani ölümlerdi. O açıdan olayın çok daha büyük boyutlu olduğunu hissettiğim için ağır geldi,daha da ağır geldi. Yoksa trafik kazasında bir dostu kaybedersin, parçalanırsın işte, üzülürsün, kazadır falan filan ama bu öyle bir olay değil! Bu 4 kişinin ölmesi filan değil, ben çok 4 kişi, 5 kişi, 6 kişi gibi bir arada aynı kazada dostlarımı kaybettim ama hiç böyle bir şey olmadı. Böyle bir etki yaratmadı bende. Ben kendime gelemedim, bayadır kendime gelemedim. Çünkü Avrupa’da yaşayan Müslümanlar adına da inancımızın bu denli dünyada barbarca addetmeye çalışan bu durum karşısında çok zorlandım.

Özel sayının kapağında kullandığınız fotoğrafın hikayesini bize anlatır mısınız? Charlie Hebdo ekibini burada misafir etmiştiniz. O günlerden zihninizde kalanlar nedir?

Yani sanki Wolinski bu günleri bilircesine, hissetmişçesine… Fransa’daki Müslümanların bu arkadaşlara daha çok ihtiyacı olacak. Çünkü bu çocuklar aynı zamanda Müslümanlara siper olacaklardır. Çünkü bunların dili Fransa’nın ihtiyaç duyduğu bir dil. Bunların dili sadece Fransa’nın değil Müslümanların da ihtiyaç duyduğu bir dil.. Yani İslamofobiye yönelik bir kitap hazırlığı içinde olduğunu şimdi okuyoruz. Benim okumam gerekmiyordu çünkü ben bunların böyle olduğunu zaten biliyordum. İslam karşıtlığı olan birisinin kalkıp cami ziyaret etmesi, orada oturması, huşu içerisinde eline defter alıp orada zaman geçirmesi, çizgi çizmesi, o atmosferi yaşayarak kafasına bir namaz takkesi takması olacak şey değil yani. Sanki bugünleri görür gibi ‘bir yanlış anlaşılma olacak, insanlar bizi İslam düşmanı anlayacak’ bize bu fotoğrafı veriyor. Wolinski, bugün yaşananları görür gibi ‘bir fotoğraf veriyorum size’ dedi. Kapaktaki fotoğraf benim anılarım arasında vardı. Ve hiçbir şekilde bir yerde kullanma gereği duymayacağınız bir fotoğraf bu. Sanki her şeyin bir yeri varmış gibi fotoğraf geldi bugün karşımıza. Wolinski, kişilik olarak, karakter olarak asla bir düşmanlık duygusunu bir şeye karşı, insanın cemaatine karşı taşıyamayacak kadar sivil bir kişiydi. Kendisi ‘solcuyum ama komünist parti içinde yer almadım’ derdi. Örgütlü yapı içerisinde de hiçbir zaman yer almayan son derece sivil bir kişi ve özgürlük aşığıydı. Hayatın daha çok mutluluk tarafında kalemini oynutuyordu. İnsanları mutlu etmek, onlara keyif vermek ve daha güzel bir dünyayı her kişi, insana göstermek daha güzel bir dünyanın nasıl olabileceğini göstermek işi buydu adamın yani.

Dünyanın dört bir yanından tepkiler geliyor. Bu bir an olsun içinize su serpti mi?

Yani Hrant’ta da bu gösterileri, tepkileri görünce içimize bir su serpildi. Çünkü o dönemin karanlık elleri sürekli oradan buradan kayıplar verdiriyordu; yani çok değerli insanlar yok oluyordu aramızdan. Çok büyük bir tepki oldu ama halen bu olayın arkası tam aydınlatılamadı. Halen tam olarak belirginleşemedi. Ve ne değişti o günden bu güne baktığımızda insan ve insan hakları konusunda korunmalar konusunda. Fransa’da bu durum tabi düşündürüyor acaba hakikaten Avrupa daha sağ duyulu yaklaşabilir mi? Bu islamofobiye karşı eğilim, çünkü islamofobiye karşı unsurlar, yapılar, örgütler vs git gide artıyor, yükseliyor. Bu yükselişe baktığımızda, bana şunu gösteriyor, insanlar İslam’a karşı daha çok korkacaklar ve daha çok önyargılar beslemeye başlayacaklar. İnancını gerçekten korumaya çalışan insanın sesi, bu İslam’ı tesir almış kendini onun koruyucusu ilan etmiş seslere karşı çok cılız. Önce bu seslerin gür olması gerekiyor çünkü bu sesler cılız olunca tabanda çok daha çatışmacı bir eğilim oluşuyor. Yani sonuçta bu olay olduğunda sosyal medyada bize yönelik eleştrilere de baktığımızda, eleştri filan değil, eleştriyi öpüp başıma koyarım, parmakla işaret eden mesajlara baktığımızda “bunlar da bunlar da” diye parmakla gösteren bu dalga şunu gösteriyor yani zaten herkes çatışmaya ve öldürmeye hazır. Elinde silah yok, medeni cesaret yok! Önemli olan bunun yok edilmesi, bunun boşa çıkarılması ve insanların bu dürtü bu halden daha barışçı bir noktaya çekilmesi.

Özel sayıya ilişkin neler söylemek istersiniz?

En fena şeyin aslında birbirini kırmanın ve birbirini anlamamanın olduğunu düşünüyorum. Bir film var “Pi’nin yaşamı” diye.. Kaplanla insan tekne içinde yaşam mücadelesi veriyordu. Sanki hayatımız git gide buna benziyor. Geniş alanlardan daha dar alanlara gittiğinde böyle bir dünya gelir. Yan komşunla bile paranoya içerisinde yaşama haline gelebilir. Bunlar yaşandı örneğin Almanya’da… “Ben ne kadar ihbarda bulunursam o kadar iyi bir vatandaş olurum.” Bu anlayış vardı bir dönem. Yani böyle günlerde yaşadı insanlık. Hep şuna inanıyorum ki bunlar hep geride kalmış gibi düşünüyordum ve bunlar döngü olarak demek ki bir başka şekilde, postmodern bir şekilde yine başımıza geliyor.

Biz bu çocukları, bu arkadaşları, bu abileri anlayan tanıyan biri olarak onları bu coğrafyada tanıtmak için daha önce yaptığımız özel sayısı yeniden harmanlayarak yeniden kurgulayarak toparladık ve bu insanların düşünceleri fikirleri hayata bakışları bizimle ortak yanları, ayrıştığımız yanlar bütün bunları harmanlayarak dergi yaptık. Bu dergiyle onların daha çok sesini duyacak insanlar. Bu insanları kısa kısa değil, kelimeler arasında bir başlık olarak değil, makalelerde, röportajlarda okusunlar istiyorum.

İşte Lema’ın özel sayısı:

Caner Taşpınar
Odatv.com, 11.01.2015

Yorum yapın

Daha fazla Mizah, Söyleşi
Karikatür ve demokrasi: Aynı mücadele – Marc Fourny

Antikiteden beri insanlar birbirleriyle alay ederler, karşılarındakinin alışkanlıklarını ve huylarını abartırlar, rahatsız oldukları kusurları gülünç biçimde ifade ederler. Antik karikatür...

Kapat