Markopaşa ‘Toplatılmadığı zamanlar çıkar’ veya ‘Yazarları hapishanede olmadığı zamanlar çıkar.’

Markopaşa haftalık mizah dergisi; Sabahattin Ali, Aziz Nesin, Şerif Hulusi, Rıfat Ilgaz ve Mustafa Mim Uykusuz?un yazarlığını yaptığı 1946 yılında yayın hayatına başlayan Türkiye basın tarihinin en yüksek tirajlı yayınlarından biridir. Sabahattin Ali başyazarlığını, Mustafa Mim Uykusuz da çizerliğini üstlenmiştir.
O dönemlerde adeta ana muhalefet gibi etki gösteren derginin yazarlarına karşı birçok dava açılmış, kimi sayılar toplatılmış ve hatta dergi ismindeki Paşa kelimesinden dolayı zamanın “Milli Şef”i İsmet Paşa ile alay ediyor diye kapatılmıştır. Bu tür olaylar yüzünden Markopaşa “Toplatılmadığı zamanlar çıkar” veya “Yazarları hapishanede olmadığı zamanlar çıkar.” gibi ibarelerle çıkardı. Kimi zaman yazarlar dergiyi elden dağıtmaya çalışmışlar, buna karşın çok sayıda satmayı başarabilmişlerdir ki derginin tirajı:
İlk sayı 6 bin, İkinci sayı 10 bin, üçüncü 12 bin ve nihayet dördüncü sayıda 60 bin tiraja ulaşır. O dönemlerde en çok satan gazetelerin tirajları bile 50 bini geçmemekteydi.
Markopaşa kapatılınca sırasıyla; Merhumpaşa, Malumpaşa, Yedi-Sekiz Hasan Paşa,Hür Marko Paşa, Bizim Paşa, Ali Baba adları altında yeniden çıkarıldı.

Bu konuda bilinen en kapsamlı çalışmalar:
* Levent Cantek; Markopaşa/Bir Mizah ve Muhalefet Efsanesi, İletişim Yayınları
* Mehmet Saydur; Markopaşa Gerçeği, Çınar Yayınları
* Mehmet Ergün ; Sahte Marko Paşa (Alt başlık ; Bir Provokasyonun Öyküsü) Papirüs Yayınları

SABAHATTİN ALİ, AZİZ NESİN VE RIFAT ILGAZ’IN EMPERYALİZME KARŞI AÇTIKLARI BAYRAK: Marko Paşa

Temmuz ayı Rıfat Ilgaz ve Aziz Nesin?in ölüm yıldönümleri. Sabahattin Ali ile birlikte üç toplumcu yazar 1946?da ülkemize girmeye başlayan ABD emperyalizmine karşı ilk bayrağı açmışlar; Marko Paşa mizah gazetesini çıkarmışlardı. Ustaları, Marko Paşa?daki seslerine kulak vererek anarken ülke olarak yaşadığımız sorunun başlangıç yıllarına gidelim ve Marko Paşa ışığıyla aydınlanalım istedik. İşe, 02.12.1946 günlü Markopaşa?nın 2. sayısındaki ?Yabancı Sermaye? başlıklı yazı ile başlayalım:

?…Bu işte hangi menfaatlerin oyunu var? Dünyayı bir ahtapot gibi sarmaya çalışan emperyalist sermayenin kucağına atılmak, milletin alın terini dolara ve sterline satmak isteyenler kim? Gözü doymaz paranın bu korkunç taarruzu karşısında milletini ve vatanını seven her namuslu insan sesini yükseltmeğe mecburdur. Çünkü bir memlekete girip yerleşen yabancı sermayeyi çıkarıp atmanın, yabancı orduları sürüp denize dökmekten çok daha güç olduğunu, biz Osmanlı İmparatorluğunun mirasçıları herkesten iyi biliriz.?

Milletin alınterini dolara satmak isteyen anlayışın ülkeyi nereye götüreceğinin (bugün geldiğimiz noktanın) uyarısını da ustalar, 57 yıl önce daha işin başında, 27.1.1947 günlü Marko Paşa?da yapıyorlardı:

?Biz diyoruz ki:
-Dostlar! Kalemimiz, fikrimiz Sterlinin kölesi olmasın.(…) Vicdanımız Doların esiri olmasın. (…) Düşmanın çizmeli istilâsını tepelemek kolaydır. Fakat bir kere sinsi sinsi Dolar ve Sterlin emperyalizminin sömürgesi olduk mu, kurtuluş zordur. Hem uşak oluruz, hem de kendimizi efendi sanırız.

Uyarılara günü gününe karşı tepkiler gelmektedir. Suçlu sanki Marko Paşacılardır. 19.5.1947 günlü sayıda ?Krediyi Düşüren Kredi? başlığıyla bu durum açıklanmaktadır:

?… Amerikan yardımının asâleti hakkında şüpheye mi düşüyorsunuz? Vatan hainisiniz! Bu yardımın asıl dertlerimize çare bulmadığını, omuzumuzdaki yükü azaltmadığını mı söylüyorsunuz? Bolşeviksiniz.(…) Amerikan mandacılarından başka herkesin aklına takılan: ?Bu yardımın sonu nereye varacak?? sorusuna neden açık ve inandırıcı cevap veremediler, hatta işin münakaşasına bile yanaşmadılar…?

Kökü dışarda…

Suçlamaların ileri düzeye ulaştığı günlerde, TBMMde ilk kez C. Sait Barlas?ın üç usta için kullandığı iki sözcük sonraları yönetim ve düşünce dünyamızın çokça kullanılan deyimi olacaktır: ?Kökü dışarda!? Bu karalamaya Marko Paşacıların yanıtı S. Ali ile 16.12.1947 tarihli sayıda ?Ayıp? başlığıyla verilirken hem isteklerinde, hem de kuşkularında ne denli haklı oldukları bugün daha iyi anlaşılmıyor mu?

?…Vatanımızın istiklali üzerine en küçük bir gölge düşmesin, istiklal anlayışımız Atatürk?ün çizdiği yoldan ayrılmasın dediğimiz için mi kökümüz dışarda?

Bin bir hileli yoldan bağrımıza sokulup bizi tekrar yarı müstemlekeliğe sürüklemek isteyen sömürücü yabancı sermayeye karşı uyanık bulunmayı istediğimiz için mi kökümüz dışarda??

Saldırılar bu kadarla da kalmamakta, akıl almaz çeşitli baskılarla gazeteleri kapatılmakta, kendileri de tutuklanmaktadırlar. Dışarıda kalan bu kez yeni bir ?…Paşa?yı çıkarmaktadır: Merhumpaşa, Malümpaşa… Bu arada kapatılan Paşa?nın yerine sağcılar tarafından da taklit Paşalar çıkarılmaktadır. Okur artık Paşaları karıştırmaya başlamıştır. Çözüm olarak bu kez ?…Paşa? değil, ?…baba? çıkarılır. Başına da S. Ali?nin ?Ali?si konur: ALİBABA… İlk sayıda bu durum açıklandıktan sonra şöyle denilmiştir: ?Biz müsamahakar insanlarız. Paşayı elimizden alanların, bu sefer Babayı da almalarına göz yumarız?!

Markopaşa ve soyundan gazeteler her şeyden önce bir mizah gazetesidir. Ancak bu, beyinlere yönelik mizahtır. Amaç güldürmek değil, düşündürmektir. Mizah ise bu amaç için bir çeşni, bir araç, bir silahtır. Isırıcı, etkisi kalıcı bir silah…

Toplanmadığı zamanlarda çıkar…

Gazeteyi toplatma olayları o kadar artmış; yöntemleri o kadar ilerlemiştir ki, 14.1.1949 günlü 12(36). sayının başlığının üstüne ?Toplanmadığı Zamanlarda Çıkar? tümcesi konulmuş; başlığın hemen altında da şu açıklama yer almıştır:

?BU GAZETE: Bu gazete Cuma günleri saat sekizde çıkar. Sekizle dokuz arasında fırsat bulursa satılır. Dokuzda toplatılır. Saat onda muharrirleri sorguya çekilen Basın Hürriyetinin kurbanı felaketzede bir gazetedir.?

Gazetenin sık sık toplatılmasından doğan sıkıntıyı aşmak için tutulacak yollar da okuyucuya mizahsal biçimde sunulmuştur:

?…Bu dahi efendileri tatmin etmezse, büsbütün havadan sudan mevzular yazılacak, mesela hıyar sayısı, şalgam sayısı gibi sayılar çıkarılarak, bu gazetelerde yalnız hıyarlara ve şalgamlara methiyeler tanzim edilecek, bamyanın fazileti, kendini nimetten sayan kuru fasulyenin şerefi, milli nohudun asaleti gibi çok değerli mevzular üzerinde ileri geri fikirler yürütülecektir…?

Özel hıyar sayısı…

Planlanan şekilde ilk özel sayı 14.2.1949 tarihinde çıkarılmıştır: Markopaşa Özel Hıyar Sayısı… Gerekçesi de şöyle açıklanmıştır:

?Ne yazsak Markopaşa?yı toplatıyorlar. Onbeş sayı çıkabilen (3. dönem çıkışında) gazetemizin yedi sayısını toplattılar. Biz de zülfiyâre dokunmasın, güneşe karşı desturun su döküp te çarpılmıyalım, evliyayı umuru incitip fincancı katırlarını ürkütmiyelim diye, suya sabuna dokunmadan, havadan sudan yazılar yazmıya karar verdik. Bundan sonra gazetemizin her sayısını, meyva ve sebzelerin methine tahsis edeceğiz. Şimdiye kadar gazetemizi İçişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı toplattırdı. Bakalım bu sefer de Tarım Bakanlığı toplatacak mı? Gazetemizin bu sayısı Hıyar sayısıdır. Baştan aşağıya kadar hıyarın ve hıyarların methiyesini bulacaksınız.

Hatta memleketimizin hıyarlarını rencide etmemek için, onların aleyhinde bile bulunmıyacağız. Gelecek sayımız da muşmula sayısı olacaktır.?

Ne yazık ki Hıyar sayısı Tarım Bakanlığı değil, Bakanlar Kurulu kararıyla toplatılacaktır.

Elimizdeki sayılara göre Marko Paşa dizisi toplam 7 ad, 77 sayı (70?i elimizde), 8 sahip (çeşitli tarihlerde 15 kez değişerek), 10 yazıişleri müdürü (13 kez değişerek), 1?i teksir makinesi olmak üzere 9 matbaa (15 kez değişerek), 1?i posta kutusu olmak üzere 10 adres değiştirerek çıkmıştır. 3 yıl, 4 ay, 28 günlük süre içinde 176 sayı çıkması gerekirken ancak 77 sayı çıkabilmiş; tam 99 hafta çıkamamıştır. Bu gazeteler aleyhine 16 dava açılmış; yazarları toplam olarak 8 yıl 2,5 ay mahkûmiyet cezası almışlardır.
S. Ali?nin ?Sırça Köşk?, R.Ilgaz?ın ?Yaşadıkça? kitapları; A.Nesin?in ?Nereye Gidiyoruz?? adlı broşürü; M.Uykusuz?un ?Karikatür Albümü? ile Marko Paşa?nın 7 değişik sayısı Bakanlar Kurulu kararlarıyla toplatılır. Emniyet ve savcılık kararlarıyla toplatılanlar da cabası… Görüldüğü gibi bu yıllarda Markopaşacılar ABD emperyalizmine; hükümet, emniyet, savcılık, basın ve mandacılar Marko Paşacılara karşı çıkmıştır. Ne var ki, geçen sürede Marko Paşacıların da dediklerinin bir bir gerçekliği ortaya çıkmıştır.
Tam 58 yıl sonra, söyledikleri yine geçerli, yine gerçek…
Toplumcu ? gerçekçi ustaları saygıyla anıyoruz.

Mehmet SAYDUR,
http://www.markopasa.org/index.php?option=com_content&task=view&id=9&Itemid=1

Hasan Pulur: “Marko Paşa”dan 50 yıl sonra…

YİNE kitaplar toplatılıyor, yine kitaplar yargılanıyor.
Toplatılmak, yasaklanmak denince, akla ilk gelen “Marko Paşa”dır. Sabahattin Ali ve Aziz Nesin’in çıkardığı “Marko Paşa”, 1946 ile 1950 arasında yayımlanan haftalık mizah gazetesidir. Gün olmuş “Marko Paşa”yı basacak matbaa bulunamamış, gün olmuş dağıtılamamış, toplatılmış, yazarları hapse atılmış, dayanılması güç baskılara uğramıştır.
* * *
“MARKO Paşa”nın 16. sayısındaki açıklama sanırız her şeyi anlatır:
“Ne gün fırsat bulursa o gün çıkar, çıktığı gün saat 8 ile 9 arası satılır, 9’da toplamaya başlarlar.
Türkiye’deki demokrasinin ve basın hürriyetinin miyarı olan böyle bir acayip mizah gazetesidir.”

MEHMET Saydur, acayip gazetenin gerçek hikayesini kitaplaştırdı. (Çınar Yayınları)
Hemen her sayısı toplatılan, “Marko Paşa” yedi isim, dokuz matbaa, yedi yayın yönetmeni değiştirdi.
Marko Paşa” kapatılınca “Malum Paşa” o da toplatılınca “Merhum Paşa” sırasıyla “Yedi Sekiz Paşa” ya da “Hür Marko Paşa”…
* * *
AMA o gün, 60 bin tiraj yapan “Marko Paşa” ne kadar isim değiştirirse değiştirsin, halk onun “Marko Paşa” olduğunu biliyordu. Gazetenin Sabahattin Ali ve Aziz Nesin’den sonra en önemli yazarı Rıfat Ilgaz’dı, karikatürlerini de Mim Uykusuz çizerdi. Bu üç yazar toplam 8 yıl, 2 ay, 15 gün hapse mahkum oldu ve cezaevinde yattılar.
“Marko Paşa” için en yaygın suçlama “Komünistlik”ti.
Bir milletvekili onlara “kökü dışarıda” deyince Aziz Nesin soruyordu:
“Neden bizim kökümüz dışarıda? Cebimizde firar pasaportları mı var? Biz bu millete uşaklarımızla, dalkavuklarımızla, metreslerimizle mi bağlıyız? Biz bu vatana apartımanlarımızın arsası kadar toprak parçasıyla mı bağlıyız?”
* * *
“MARKO Paşa” o kadar etkilidir ki, bir gün polis müdürü Ahmet Demir, Aziz Nesin’i Sansaryan Han’daki makamına getirtir, bağırır, çağırır, söver, küfreder ve tokat atar.
Birkaç sayı sonra “Marko Paşa”da bir ilan çıkar:
“İdaremiz için 1947 – 48 yılı ihtiyacı için 1800 kızılcık sopası cinsinden odun alınacaktır.
Taliplerin, muhtelif boy ve numarada kızılcık sopalarıyla hususi ve gizli talimatı görmek üzere başvurmaları…
Emniyet Müdürü
Ahmet Demir”
* * *
“MARKO Paşa” geleneğinin son gazetesi “Medet”tir.
Manşeti çok önemli bir konudur:
“Niçin soğan yetişmiyor?”
Zaten “Marko Paşa”nın bir sayısı da “Fevkalade hıyar sayısı” olarak çıkmış, gelecek sayının “muşmula” sayısı olacağı müjdelenmiş “Bugüne kadar gazetemizi, hep İçişleri ve Adalet bakanlığı toplattırdı, bakalım bu sefer de Tarım Bakanlığı toplatacak mı?” diye sorulmuştur.
* * *
MEHMET Saydur’un “Marko Paşa” araştırması yarım yüzyıldan beri, nereden nereye geldiğimizi ya da gelemediğimizin resmidir.

Türker Alkan: Özgürlüğün bedeli

Çok derin anlamları olan bir laf edermiş gibi arada bir şunu söyleriz: “Demokrasi için hangi mücadeleyi ettik ki? Bu özgürlükler bize verildi, aynı şekilde geri alınması da doğaldır.” Böylece özgürlüklerin kısıtlanmasını, demokrasinin zedelenmesini doğal bulan bir anlayışı dile getiririz.
Gerçekten öyle mi? Gerçekten demokrasi için yeteri kadar mücadele edilmedi mi? Yakın tarihimiz hiç de öyle söylemiyor.
Alın ‘Markopaşa’ olayını.
‘Markopaşa’ 1946-1950 arasında Sabahattin Ali, Rıfat Ilgaz ve Aziz Nesin’in çıkardığı bir dergi. Öyküsü, Mehmet Saydur tarafından ‘Markopaşa Gerçeği’ adıyla kitaplaştırıldı.
‘Daha çıkar çıkmaz ilk sürprizi bayiler yapıyor’ diyor Saydur. “Markopaşa’nın dağıtım ve satışını yapmıyorlar. Yazarlar, dergiyi işporta yöntemiyle kendileri satmak zorunda kalıyorlar. Hemen ardından matbaalar basmak istemiyor.”
16’ncı sayıya gelince matbaa bulunamadığı için dergi teksir makinesiyle basılıyor. Buna rağmen, gazetelerin 25 bin sattığı bir ülkede tirajı 60-70 bine kadar çıkıyor.
‘Markopaşa’ kapatılıyor, ‘Malumpaşa’ olarak yeniden çıkıyor. ‘Markopaşa’ mahkemede aklanıyor, bu kez isim hakkı (ajan olduğu sanılan) biri tarafından çalınıyor. Dergi bir kez de ‘Merhumpaşa’ olarak çıkıyor. Sonra ‘paşa’ dizisi yetti artık denip, ‘Alibaba’ oluyor.
Dergi, toplam 7 ad, 8 sahip (15 kez değişerek) 10 yazıişleri müdürü (13 kez değişerek) 9 matbaa (15 kez değişerek), 1’i posta kutusu olmak üzere 10 adres (12 kez değişerek) çıkmış. İlk sayı ile son sayı arasındaki 176 haftanın 99’unda çıkamamış! Hakkında 28 dava açılmış. Sabahattin Ali 11 ay 17 gün, Aziz Nesin 7 ay 18 gün, Mim Uykusuz 3 ay 15 gün, Rıfat Ilgaz 5 yıl 1 ay ceza yemiş. Bu arada Sabahattin Ali de öldürülmüş!
Bütün bunlar olurken, günümüzde artık demokrasi kahramanı sayılan Adnan Menderes, Meclis’te okuduğu hükümet programında, ‘Dışarıdan beslenen mizah dergileriyle uğraşacağız’ diyordu. Ve uğraştı da. Fakat, polise hapishaneye, işkenceye karşı kaleminden başka silahı olmayan bu insanların yürüttüğü mücadelede, gösterdiği dirençte olağanüstü destansı bir yan vardı.
‘Markopaşa’ bir mizah dergisiydi. İnsanları güldürdü mü, ağlattı mı, onu bilemiyorum. Ama dönemin yöneticileri tarafından pek sevilmediği ortada.
Şimdi ‘Markopaşa’ gibi bir dergi çıksa yazarları ve sahipleri öyle sürüm sürüm sürünür mü? Kuşkusuz ki hâlâ basın özgürlüğü sorunumuz var. Hâlâ zaman zaman yazılı basında da görsel basında da özgürlüklerin kısıtlandığına tanık oluyoruz. Kitaplar, dergiler toplatılabiliyor, tiyatro oyunları engelleniyor. Ama ‘Markopaşa’nın trajik öyküsünü artık yaşamıyoruz.
Gerçi Datça’da kaymakam, eleştirme cüretini gösteren gazeteci Sinan Kara hakkında 18 dava açılabiliyor, sanık 4 milyar liraya mahkûm ediliyor ama, bunlar istisnai olaylar.
1940’lardan bu yana demokratikleşmede de basın özgürlüğünde de önemli adımlar atıldı. Ve bu gelişmeleri, Sabahattin Ali, Aziz Nesin, Nâzım Hikmet, Rıfat Ilgaz, Yaşar Kemal, Fakir Baykurt.. gibi aydınlara, hapislerde çürüyenlere, Sivas’ta yakılanlara borçluyuz.
‘Özgürlükler için ne yaptık, ne bedel ödedik ki hak edelim’ demek hiç de doğru gözükmüyor bana. Bu uğurda bütün ömrünü verenlere haksızlık etmiş olmuyor muyuz?
Radikal-30 Haziran 2002

MARKO PAŞA 61 YAŞINDA / Canol KOCAGÖZ 29 Kasım 2007
Halktan ve emekten yana haftalık bir siyasi mizah gazetesi olan Markopaşa, bundan 61 yıl önce 25 Kasım 1946 tarihinde Türkiye cumhuriyet tarihinin en muhalif, en etkili ve çok tirajlı bir yayın organı olarak basın tarihimizdeki yerini aldı. Yüksek tirajına rağmen, Markopaşa mizah gazetesinin ve devamı gazetelerin çıkan sayılarının tamamı elimizde değil. Ancak bulabildiğimiz sayılarından ve ağır baskılara maruz kalmalarına rağmen gazeteyi ölümü bile göze alarak çıkaran mizah ustalarımız Sabahattin Ali, Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz, Mustafa (Mim) Uykusuz?un yakınlarından alınan bilgilerin ışığında, Markopaşa mizah gazetesinin tarihine zor ve eksik de olsa ulaşabiliyoruz. Markopaşa?nın ilk sayısından, ?halk için haftalık siyasi mizah gazetesi? olarak yayınlandığını anlamaktayız. Dergi ??okuyucuların alışılmış olandan ayrı bir mizah bulacakları??nı ve mizah anlayışını biraz daha açıp; ??Maksadımız sadece gülmek için gülmek değildir. Gülerek düşünmek ve faydalı olmaktır? diyerek, net bir şekilde ilk sayılarında adeta bir mizah manifestosu ile çıkış nedenlerini ve amaçlarını açık bir şekilde belirtmişti. Ama dergi, mütevazı bir şekilde de kendi durumunu ortaya koyarak ?Markopaşa bu dileğini en mükemmel şekilde yaptığına kani değildir? demiş ve hemen arkasından ?Fakat her hafta daha güzel ve mükemmel olmaya gayret edecektir? diyerek, okuyucusuna açıkça söz vermişti. Markopaşa siyasi mizah gazetesinin ilk sayısından başlayarak okuyucusuna bu kadar yürekten söz vermesi, halkın gözünden kaçmadı. Basılan ilk 6 bin sayı kısa sürede tükendi. İlk sayının kısa sürede tükenmesinden güç alan yayın kurulu, ikinci sayıyı 10 bin bastı. İkinci baskı da kısa sürede tükenince ve Anadolu?dan istekler gelmeye başlayınca, üçüncü sayı 20 bin basıldı ve dağıtıldı. Gazete satışından iade gelmeyince, Markopaşa?yı çıkaran ekibe daha çok güven ve heves geldi. Bundan sonraki sayılarda tirajlarını daha da artırdılar. Altıncı sayıda artık 60 bini buldular. Bu rakam o güne kadar Türkiye Cumhuriyeti topraklarında hiçbir mizah gazetesinin, hatta günlük gazetenin ulaşamadığı bir sayıydı. O günün günlük gazeteleri olan Cumhuriyet ve Vatan gazetelerinin tirajları bile 20 bini geçmiyordu.
77 sayı yayınlandı. Mizah yazarları Sabahattin Ali, Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz ile karikatürcü Mustafa (Mim) Uykusuz tarafından ?halk için haftalık siyasi mizah gazetesi? kimliği ile 25 Kasım 1946 tarihinde yayınlandı. 6 bin basılan ilk sayısının fiyatı 10 kuruştu. Abone bedelleri üç aylık 120 kuruş, altı aylık 240 kuruş, bir yıllık 450 kuruş olarak belirlenmişti. Sahibi ve yazı işlerini fiilen idare edenin Sabahattin Ali olduğu, yönetim yerinin de Ankara Caddesi Vilayet karşısında İzzettin Han No:23 Cağaloğlu / İstanbul adresinin yazılı olduğu, basıldığı yerin EMEK basım ve yayınevi olduğu yazılmaktaydı. Boyutları da 26×41 cm idi. Markopaşa 4 sayfa olarak siyah beyaz olarak çıkarılmıştı. Markopaşa?nın yükselen sesiyle beraber artan tirajı, egemen güçlerin gözünden kaçmadı. O günlerde basında tek halk muhalefeti olan gazeteydi. CHP?nin baskıcı yönetimine karşı 63 binlere ulaşan satışı ile girmediği köy odası ve köy kahvesi kalmamıştı. Halk içinde kök salmaya başlayan bu muhalif sesi, iktidarda bulunanlar ne şekilde olursa olsun engellemeye çalışacaktı. Ve gazeteyi kapattılar. Markopaşa kapatıldıktan sonra Merhumpaşa, Malumpaşa, Alibaba, Hür Markopaşa, Yedi-Sekiz Paşa, Medet gibi isimlerle yayınını sürdürdü. 25 Kasım 1946 tarihinde başlayıp 23 Nisan 1950 tarihine kadar yaklaşık dört yıla yakın süren yayın hayatında Markopaşa ve devamı gazeteler, 176 haftada 77 yayınla okuyucusuyla buluşabildi. Çıkamadığı 99 haftada ise çeşitli baskı ve şiddete maruz kaldılar.
Baskılar ve ölüm… Gazeteye baskılar o kadar ileri gitti ki bu sene doğumunun 100. yılını kutladığımız kurucusu ve yazı işleri müdürü Sabahattin Ali?yi ?faili meçhul? bir cinayete kurban verdi. Cumhuriyet döneminin yargısız infaza kurban verdiği ilk mizahçısı olan Sabahattin Ali?nin cesedi, Bulgaristan sınırına yakın Kırklareli?nin şimdiki adı Çukurpınar olan Sazara köyü dolaylarında 16 Haziran 1948 tarihinde bulundu. Cesede yapılan otopsiden, Sabahattin Ali?nin 2 Nisan 1948 tarihinde öldüğü anlaşıldı. Her yargısız infazda olduğu gibi Sabahattin Ali?nin infaz dosyasında da karanlık noktalar bulunduğunu, ölümünün esrarengizliğini hâlâ koruduğunu devlet dahil herkes bilmektedir. Çözüm bekleyen sorular her geçen gün büyümeye devam etmektedir. Sabahattin Ali?nin yargısız infaz dosyası açılmadan, ölümündeki karanlık perdeler ortadan kaldırılmadan, aydınlar ve halkın üzerine birçok ?faili meçhulün? daha gündeme geleceği ve demokrasinin önünü tıkayan en büyük engellerden biri olmaya devam edeceği ortadadır. Başta karikatürcü ve mizahçılarımız olmak üzere tüm aydınlarımızın, doğumunun 100. yılında Sabahattin Ali?nin infaz dosyasını açmak, üzerindeki gizi kaldırmak başlıca görevleri olmalıdır. Sabahattin Ali ile benzeşen Markopaşa siyasi mizah gazetesi ve bu gazeteyi yayınlayanlara karşı fiili saldırıların yanında, Markopaşa?ya uygulanan her türlü siyasi ve ekonomik baskıların da haddi hududu yoktu. Gazete aleyhine 16 dava açıldı; yazar ve çizerlere 8 yıl 2.5 ay hapis cezası verildi, yazarları sürgüne gönderildi, 10?un üstünde dava açıldı, gazetenin ilk yirmi iki sayısının tümüne yakınına toplatma kararı alındı. Bu rakamların resmi rakamlar olduğu, dava açılmadan yazar ve çizerlerin aylarca içeride tutulduğu, yakınları ve dostlarından alınan bilgilerden anlaşılmaktadır.
Markopaşa?yı telin mitingleri! Devlet tarafından İstanbul, İzmir, Ankara, Eskişehir dahil olmak üzere bazı illerde ırkçı öğrencilerle lümpenlere, Adana?da da zamanın Çalışma Bakanı olan, daha sonra başbakanlık da yapacak olan CHP Milletvekili Sadi Irmak?ın da kurucusu bulunduğu Adana İplik ve Dokuma İşçileri Sendikası?ndan bazı işçilere Markopaşa?yı telin mitingleri yaptırılmış, bayilerdeki gazetelere el koyarak parçalatılmıştır. Bu olaylarla egemen güçler hem okuyanlara, hem de Markopaşa?yı çıkaranlara korku ve gözdağı vererek gazetenin satışını düşürmeye çalışmışlardır. Hatta devlet, yasaları o kadar çiğnemiştir ki gazete satışını yapan küçük yaştaki çocukları bile fişleyerek sabıkalılar sınıfına sokmuştur. Her türlü baskıya rağmen gazeteyi satın alan halk, Markopaşa?nın tirajını devamlı yükselterek 63 binlere çıkarmıştır. Halk bu tavrıyla adeta egemenlere meydan okumuş, sorunlarını gözler önüne seren ve savunan gazete çıkaranlarına güç ve moral vermiştir. Tanklarına, toplarına ve parasal gücüne rağmen iktidarı Markopaşa?dan korkutan neydi, diye soracak olursak; Markopaşa?nın çıkarken özetlediği, kimliğindeki ?halk için haftalık siyasi mizah gazetesi?ni şiar edinmesi ve olaylara sınıf gözlüğüyle bakarak egemenlerin ipliğini pazara çıkarmasıdır, diyebiliriz.

Kuruluşunda işçiler vardı Ayrıca Markopaşa mizah gazetesinin kurulması fikrinin işçi önderlerinden gelmesi, çıkışında işçi sınıfının mücadele arkadaşı olan yazar ve çizerlerin yer alması da önemli bir noktadır. İşçi sınıfının mücadelesine kendilerini adayan yazar-çizer kadrosu olan Sabahattin Ali, Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz, Mustafa (Mim) Uykusuz ve bazı çalışanlarının; TKP?den (Türkiye Komünist Partisi) ayrılarak legal alanda faaliyet sürdürmeye çalışan, başkanlığını Esad Adil Müstecaplıoğlu?nun yaptığı 14 Mayıs 1946 tarihinde kurulan TSP?nin (Türkiye Sosyalist Partisi) üyesi, bazılarının da illegal olarak çalışan TKP?nin legaldeki TSEKP?nin (Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi) sempetizanı olmaları; Markopaşa?nın ideolojik ve politik gücü olmuştur. Markopaşa?yı çıkaranların olayları sınıf açısından bakarak değerlendirmeleri, gazetenin yaptığı mizaha ayrı bir derinlik ve mücadele perspektifi vermiştir. Bu da Markopaşa?nın en büyük avantajıdır. Dünyadaki siyasi mizahla ortak bir dil kullanması, savaş aleyhtarı tutumunun yaptığı mizaha yansıması, karaborsacı ve soyguncuları teşhir etmesi de gazetenin, halkın içinde saygın bir şekilde kök salmasına sebep olmuştur. TSP?nin Tophane?de bulunan parti binası olarak da kullanılan Esad Adil Müstecaplı?nın evinde, işçilerin Aziz Nesin ile Rıfat Ilgaz?a yaptıkları öneriyle başlamıştı Markopaşa siyasi mizah gazetesi serüveni. Daha sonra Sabahattin Ali ile Mustafa (Mim) Uykusuz?un katılmasıyla oluşturulan yazı kuruluna, solda yazan birçok aydının katılmasıyla hayata geçmiş, çıktığı 77 sayı ile adeta iktidara kök söktürmüş, parlamento dışı muhalefetin örnek bir basın çalışmasını yürütmüştü. Mizah anlayışı olan, ?Haftalık bir siyasi mizah gazetesi olarak yayınlanan Markopaşa?da, okuyucularımız alışılmış olandan ayrı bir mizah bulacaklardır. Maksadımız sadece gülmek değildir. Gülerek düşünmek ve faydalı olmaktır? sözünü, çıktığı 77 sayıda mizah dünyamıza adeta kazıyarak yerleştirmiştir. Bugün Markopaşa?nın mizah anlayışını birçok karikatürcü ve mizah yazarı başarıyla devam ettirmiş ve ettirecektir. İyi ki doğdun Markopaşa. 61. yılında yaşıyor ve savaşıyorsun.
Karikatürler : Mim UYKUSUZ
Kaynak: http://homur.blogspot.com/2007/11/marko-paa-61-yainda.html

Yorum yapın

Daha fazla Mizah
Hipnozcunun Yeğeni – Yevgeniy Panteleyeviç Dubrovin

Oto tamir fabrikasında mühendislik ardından Genç Komüncü gazetesi genel yayın yönetmenliği, son olarak 5-6 milyon tirajlı dünyaca ünlü merkezi bir...

Kapat