Marx, Ricardo ve Malthus – Suat Kamil Aksoy

Thomas Robert Malthus

Marx artı değer teorileri başlığı altında yazdığı metinlerde Malhthus ve Ricardo örnekleri üzerinden kendi ahlaki tutumunu ortaya koyuyor. Yararlı olacağını düşünüyor ve paylaşıyorum.

Malthus’un Anderson’u kullanış tarzı tipiktir. Anderson, tahıl ihracına prim verilmesini, tahıl ithalinden vergi alınmasını savunuyordu; bunu toprak sahiplerine herhangi bir çıkar sağlama düşüncesiyle yapmamıştı, ama bu tür bir yasamanın “ortalama tahıl fiyatını indireceğine ve tarımdaki üretici güçlerin dengeli gelişimini güvenceye alacağına inandığı için yapmıştı. Malthus, Anderson’un önerisinin pratiğe geçirilmesini kabul etmiştir; çünkü ?Anglikan Kilisesinin sadık bir üyesi olarak? rantlarını, arpalıklarını, israflarını, kalpsizliğini vb. ekonomik açıdan haklı gösterdiği toprak aristokrasisinin profesyonel dalkavuğuydu. Malthus, sanayi burjuvazisinin çıkarlarını, toprak mülkiyetinin, aristokrasinin çıkarlarıyla özdeş olduğu, yani halk kitlesine, proletaryaya karşı olduğu ölçüde desteklemiştir. Ama bu çıkarların birbirinden farklı olduğu, birbiriyle çatıştığı durumlarda, burjuvaziye karşı aristokrasinin yanında yer alır. “Üretken olmayan emekçileri”, aşırı-tüketimi vb. savunması bunun içindir.

Karl Marx

Öte yandan Anderson, rant getiren toprakla rant getirmeyen toprak arasındaki ya da değişik rantlar getiren topraklar arasındaki farkı, rant getiren ya da daha büyük rant getiren toprakla karşılaştırıldığında rant getirmeyen ya da çok küçük bir rant getiren toprağın göreli düşük verimiyle açıklar. Ama, farklı toprak türlerinin bu göreli üretkenlik derecelerinin, yani daha iyi olanla karşılaştırıldığında, daha kötü toprak türlerinin göreli düşük üretkenliğinin, tarımın mutlak üretkenliğiyle hiçbir ilişkisi olmadığını açıkça belirtmiştir. Tam tersine, yalnızca her tür toprağın mutlak üretkenliğinin sürekli iyileştirilebileceğini ve nüfus artışıyla birlikte iyileştirilmesi gerektiğini vurgulamakla kalmamıştır; aynı zamanda, daha ileri gitmiş, değişik tür toprakların üretkenliğindeki farklılıkların aşama aşama azaltılabileceğini ısrarla savunmuştur. İngiltere’de tarımın o sıralardaki gelişme derecesinin, [tarımın olanakları konusunda hiçbir ipucu vermediğini söylemiştir. Bir ülkede tahıl fiyatlarının yüksek ama rantın düşük, bir başka ülkede ise tahıl fiyatlarının düşük, ama rantın yüksek olabileceğini söylemesi bundan ötürüdür; ve bu, onun [ortaya attığı -ç.] ilkeyle tutarlıdır, çünkü her iki ülkede de rantın düzeyini ve varlığını verimli ve verimsiz toprak arasındaki farklılık belirlemektedir ? ne birinde ne ötekinde mutlak verimlilik belirlemektedir; her birinde mevcut bu toprak türlerinin ortalama verimliliği değil, ama verimlilik dereceleri farkı belirlemektedir. Bundan, tarımın mutlak veriminin rantla hiçbir ilgisi olmadığı sonucunu çıkarmıştır. Böylece daha sonra, ilerde göreceğimiz gibi, kendini maltusçu nüfus teorisinin hasmı ilan etmiş ve kendi rant teorisinin, bu ucubeye temel olma hizmetini göreceği aklından bile geçmemiştir. Anderson’un mantığı şuydu: 1700-1750 yıllarıyla karşılaştırıldığında, 1750-1801 arasında İngiltere’de tahıl fiyatlarının artması, giderek daha az verimli toprak türlerinin tarıma açılmasından ötürü değil, bu iki dönemdeki tarım yasalarının etkisinden ötürüdür.

Peki Malthus ne yaptı?
Geometrik ve aritmetik dizi [biçimindeki -ç.] (o da çalıntı olan) kuruntusunu her ne kadar bir “formül” olarak sürdürdüyse de, bunun yerine Anderson’un teorisini, kendi nüfus teorisinin doğrulanması için kullandı. Anderson teorisinin pratiğe geçirilişini, toprak sahiplerinin çıkarına olduğu kadarıyla sürdürdü ? yalnızca bu gerçek bile, bu teorinin burjuva ekonomiyle bağlantısını, Anderson gibi onun da çok az anladığını kanıtlar. Teoriyi öne sürenin ortaya koyduğu karşı-kanıtı iyice araştırmadan, bu kanıtı proletaryaya yöneltti. Oysa bu teoriden çıkarılabilecek teorik ve pratik yararlar şunlar olabilirdi: Teorik olarak, metanın vb. değerinin belirlenmesi ve toprak sahipliğinin doğasına nüfuz etmek; pratik olarak, burjuva üretim temelinde toprağın özel mülkiyetinin gerekliliğine karşıtlık ve daha da ivecenlikle, bu toprak sahipliğini güçlendiren tahıl yasaları gibi tüm devlet düzenlemelerine karşıtlık. Anderson teorisinin bu yararlarını Malthus Ricardo’ya bıraktı. Bu teoriden çıkardığı tek pratik sonuç, 1815’te toprak sahiplerinin istediği koruyucu gümrük tarifelerini savunmasıydı ? aristokrasiye bir dalkavukluk hizmeti ve zenginlik üretenlerin yoksulluğuna yeni bir kulp takmak; emeği sömürenler için de yeni bir mazeret. Bu açıdan, sanayi kapitalistlerine de bir dalkavukluk hizmetiydi.

Azamisinden alçaklık, Malthus’un ayırıcı özelliğiydi ? ancakbir rahibin tutkunu olabileceği bir alçaklık, insanların çektiği acıyı günahın cezalandırılması olarak gören ve ne de olsa “yeryüzündeki gözyaşı dereleri?ne gereksinimi olan, ama aynı zamanda geçimini sağlayış biçimi nedeniyle ve takdir-i ilahi dogmasınınpayandası sayesinde, egemen sınıfların, gözyaşı vadisindeki konukluğunu keyifli hale getirmeyi yararlı bulan bir rahibin tutkunu olabileceği bir alçaklık. Bu zihniyetin “alçaklığı” onun bilimselçalışmasında da aşikardır. Birincisi utanmasız mekanik fikir hırsızlığında. İkincisi, bilimsel önermelerden çıkardığı radikal olmayan ihtiyatlı sonuçlarda.

 2. Ekonomik Fenomenleri Değerlendirmede 

David Ricardo

Ricardo’nun Temel İlkesi: Üretici Güçlerin Gelişimi. Malthus’un Egemen Sınıfların En Gerici Öğelerini Savunması. Malthus’un Nüfus Teorisinin Darwin Tarafından Pratik Olarak yadsınmasıydı.
Ricardo, kendi zamanına göre haklı olarak, kapitalist üretim tarzını, genel üretim açısından ve zenginlik yaratılması açısından en yararlı tarz sayar. Üretim için üretim ister; ve bunun için iyi bir nedeni de vardır. Ricardo’nun duygusal muhaliflerinin yaptığı gibi, üretimin kendi başına bir amaç olmadığını vurgulamak (suretiyle eleştirmek ya da dışlamak, üretim için üretimin (gerçekte), insanal üretici güçleri geliştirmekten, ya da kendinde (bir) amaç olarak insan doğasının zenginliğini geliştirmekten başka bir şey olmadığını unutmak anlamına gelmektedir. Bireyin gönencinin bu amacına, Sismondi’nin yaptığı gibi karşı çıkmak, bireyin gönencini güvenceye almak için türlerin gelişmesini durdurmak gerektiğini vurgulamak demektir. Bu yaklaşım; şöyle ya da böyle bazı bireylerin mutlaka yok olacağı herhangi bir savaşa girişilemez demek gibidir.

Böyle terbiye edici düşünceler, kısırlıkları bir yana, her ne kadar insan türlerinin yeteneklerini geliştirmelerinin, ilkin, bireysel insanların çoğunluğunun ve bütün insan sınıflarının sırtından olsa da, sonunda bu çelişkiyi kırarak bireyin gelişmesiyle üst üste çakıştığı gerçeğini anlamayı, beceremediklerini gösterir; böylece, bireyliğin daha yüksek gelişimi, tıpkı hayvan ve bitki krallıklarında olduğu gibi insan krallığında, türlerin çıkarları uğruna ilkin bireyi gözden çıkaran tarihsel bir süreçle başarılır; türlerin bu çıkarları yalnızca belli bazı bireylerin çıkarlarıyla uyumlu olduğu için, kendilerini ancak bireylerin çıkarlarının sırtından ortaya koyarlar; ve ayrıcalıklı bireylerin gücünü oluşturan şey de işte bu uyumdur.
Böylece, Ricardo’nun kaba sertliği, yalnızca bilimsel açıdan dürüst olmakla kalmamıştır, ama onun bakış açısından, aynı zamanda bilimsel bir gerekirliktir. Ancak, böyle olduğu içindir ki, onun gözünde üretici güçlerin gelişmesinin, toprak mülkiyetini ya da işçileri yoketmesi hiç fark etmez. Bu gelişme sanayi burjuvazisinin sermayesinin değerini düşürürse onu da aynı hoşnutlukla karşılar. Eğer emeğin üretkenlik gücünün gelişmesi, varolan sabit sermayenin değerim yarıya indirse elden ne gelir, diyor Ricardo. İnsan emeğinin üretkenliği bir kat artıyor ya. İşte bilimsel dürüstlük burada. Ricardo’nun yaklaşımı, bir bütün olarak, sanayi burjuvazisinin çıkarınadır; ama yalnızca onların çıkarı üretimin çıkarıyla ya da insan emeğinin üretken gelişimiyle çakıştığı için ve çakıştığı ölçüde. Burjuvazi bununla çatışmaya düştüğü anda, ona karşı da başka zamanlar proletaryaya ve aristokrasiye karşı olduğu kadar acımasızdır.

Peki, ya Malthus! Bu habis, yalnızca belli bilimsel önermelerden (ki her zaman çalmaktadır) yalnızca, burjuvaziye ve proletaryaya, her ikisine karşı aristokrasiye “uygun gelen” (yararlı) sonuçları seçer alır. Bu yüzden de üretim için üretim istemez; yalnızca statükoya koruduğu ya da gelîştirdiği ve egemen sınıfların çıkarına hizmet ettiği ölçüde ister.

Onun daha ilk çalışması, özgün yapıtın zararına yapılan fikir hırsızlığının en başarılı yazınsal örneklerinden biri olan çalışması, mevcut İngiliz hükümetinin ve toprak aristokrasisinin çıkarı için, Fransız Devriminin ve onun İngiltere’deki yandaşlarının, sorunları olgunlaştırma eğiliminin ütopik olduğunu gösterecek “ekonomik” kanıt sağlamak gibi pratik bir amaç taşıyordu. Başka deyişle tarihsel gelişmeye karşı, varolan koşullara övgüler yağdıran ve dahası devrimci Fransa’ya karşı savaşı haklı gösteren bir broşürdü.

Koruyucu gümrük tarifeleri ve rant konusunda 1815’teki yazıları bir ölçüde, üreticilerin yoksulluğuna mazeret bulucu daha önceki yazılarını haklı çıkarma aracıydı; ancak özellikle de “aydınlanmış”, “liberal” ve “ilerleme yanlısı” sermaye karşıtı, gerici toprak mülkiyetini savunma aracıydı ve özellikle İngiliz yasalarında aristokrasi yararına sanayi burjuvazisine karşı yapılmaya niyetlenilen değişiklikleri haklı göstermenin aracıydı.Son olarak Ricardo’yu hedef alan Ekonomi Politiğin İlkeleri [adlı yapıtı -ç.] esas olarak, “sınai sermaye”nin vazgeçilmez istemlerini ve üretkenliğinin gelişmesine temel olan yasaları, toprak aristokrasisinin mevcut çıkarlarına, “Yerleşik Kilise”ye (Malthus o kiliseye mensuptu), devlet emeklilerine ve vergi tüketicilerine “yararı olan” “arzulanır sınırlar”a geriletme amacını taşıyordu. Ancak, bir insan, (ne kadar hatalı olursa olsun) bilimin kendisinden değil, dışardan, yabancı, dış çıkarlardan türetilen bir bakış açısını bilimle bağdaştırmaya çalışırsa, ben ona “alçak” derim.

Ricardo, proletaryayı makinelerle ya da yük hayvanlarıyla ya da metalarla aynı kefeye koyduğu zaman, bu alçakça bir hareket değildir; çünkü (onun görüşünce) onların makine ya da yük hayvanı olmaları, sırf “üretime” neden oluşlarıyla ilgilidir, ya da burjuva üretimde yalnızca meta oldukları içindir. Bu yansızdır, nesneldir, bilimseldir. Onun bilimine karşı günah işlemeye yol açmadığı ölçüde Ricardo her zaman bir insanseverdir, pratikte de olduğu gibi.

Öte yandan rahip Malthus, işçiyi, üretim uğruna bir yük hayvanına indirger ve hatta onu açlıktan ölüme ve bekarlığa mahkum eder. Ama bu aynı üretim istemleri toprak sahibinin rantını köstekler ya da Yerleşik Kilisenin “ondalık”ına ya da “vergi tüketicileri”nin çıkarına el uzatırsa; ve ayrıca sanayi burjuvazisinde, çıkarı, gelişmenin önünde engel hale gelen kesimi, üretimin ilerlemesini temsil eden kesime kurban edilirse ?ve bu nedenle her ne zaman sorun, aristokrasinin, burjuvazi karşısındaki çıkarları ya da tutucu, durağan burjuvazinin ilerlemeci burjuvazi karşısındaki çıkarları ise? tüm bu durumlarda “rahip” Malthus, o belirli çıkarları üretime kurban etmez; ancak yapabildiği kadarıyla, üretim istemlerini mevcut egemen sınıfların ya da sınıf kesimlerinin belli başlı çıkarlarına kurban etmenin yolunu arar. Bu sonuca ulaşmak için de bilimsel vargılarını çarpıtır. Bu onun bilimsel alçaklığıdır, utanmaz ve mekanik fikir hırsızlığından ayrı olarak bilime karşı günahıdır. Malthus’un bilimsel vargıları, egemen sınıflara karşı genel olarak ve egemen sınıfların gerici öğelerine karşı özel olarak ”saygılı”dır; başka deyişle bu çıkarlar için bilimi çarpıtır. Ancak, vargıları, boyun eğdirilmiş sınıflara ilişkin olduğu ölçüde acımasızdır. Yalnızca acımasız değildir; acımasızlık taslar; bundan hınzırca bir haz alır ve sefilleri hedef aldığı ölçüde de vargılarını, onun görüş açısından bilimsel olarak haklı olabilecek noktanın ötesine geçecek ölçüde abartır İngiliz işçi sınıfının Malthus’a karşı duyduğu nefret ?Cobbett ona kaba bir biçimde “şarlatan rahip” diye ad takmıştı (Cobbett, gerçi İngiltere’nin bu yüzyıldaki en büyük siyaset yazarıydı ama, Leipzig profesörlüğünden yoksundu ve “okumuşların dili’nin açık düşmanıydı)? çok haklıydı ve halkın güdüsü doğruydu; Malthus’un bir bilim adamı olmadığını ama karşıtlarının satın alınmış avukatı, egemen sınıfların utanmaz dalkavuğu olduğunu hissediyorlardı.
Bir fikrin mucidi, onu tüm dürüstlüğü içinde abartabilir; fikir hırsızı abarttığı zaman, böyle bir abartmayı “iş” edinir.

Malthus’un Nüfus Üzerine çalışmasının ilk baskısı, yeni bilimsel tek sözcük içermediği için, davetsiz Capuchin’in** vaazı, Townsend’in, Steuart?ın Wallace?ın Her bertin vb. buluşlarının bir Abraham a Santa Clara versiyonu sayılsa yeridir. Gerçekte [Malthus’un kitabı -ç.] popüler biçimiyle etki yapmak istediği için, haklı olarak popüler nefreti çekmiştir.

Uyum vaazı veren sefil burjuva ekonomistlerle karşılaştırıldığı zaman Malthus’un tek marifeti uyumsuzluklar üzerindeki keskin vurgusudur; gerçi o uyumsuzlukların hiçbirini o keşfetmiş değildir ama hepsini müstehzi rahip rahatlığıyla o vurgulamış, o abartmış, o yaymıştır.
Örneğin, Ricardo’nun teorisi (yukarı bakınız) ücretlerin, asgarinin üzerine yükselmesinin, metaların değerini yükseltmeyeceğine onu inandırdığı zaman, bunu, sözünü eğip bükmeden dosdoğru söyler. Malthus ücretleri aşağıda tutma isteğindedir ki burjuva kâr edebilsin.
(Darwin kendi kitabında Malthus’tan etkilenişini) “İzleyen bölümde, dünyanın her bir yanındaki tüm organik varlıklar arasında, kaçınılmaz olarak yüksek geometrik artış dizisini izleyen Varolma Savaşımı ele alınacaktır. Bu Malthus’un öğretisidir, tüm hayvan ve bitki krallıklarına uygulanmıştır” (diyerek dile getiriyordu.) O şahane kitabında Darwin, hayvan ve bitki krallığındaki “geometrik” ilerlemeyi keşfederek, Malthus’un teorisini devirdiğini farketmedi. Malthus teorisini, Wallace?ın, insanın geometrik ilerlemesini hayvanların ve bitkilerin hayalî “aritmetik” ilerleyişiyle karşılaştırması üzerine dayandırmıştı. Darwin’in çalışmasında, örneğin türlerin soyunun tükenmesinde; (temel ilkesinden oldukça farklı olarak) Malthus’un teorisinin, doğal tarihe dayanarak ayrıntılı biçimde yadsındığını görüyoruz. Ama Malthus’un teorisi Anderson’un rant teorisine dayandığı ölçüde de bizzat Anderson tarafından yadsınmıştır.

Suat Kamil Aksoy

Yorum yapın

Daha fazla Ekonomi, Makaleler
?Sanat ve Propaganda?ya İlişkin – Serkan Fırtına

Ayrıntı Yayınları tarafından sanat ve kuram dizisi içerisinde yayınlanan sanat ve propaganda ilişkisi üzerine gerçekleştirilmiş önemli bir yapıt ?Sanat ve...

Kapat