Meczup ve dâhi William Blake

William Blake 28 Kasım 1757’de İngiltere’de, Londra şehrinin Soho bölgesinde doğdu. Yedi çocuklu bir ailenin üçüncü çocuğu olarak dünyaya gelmişti. Bir süre sonra kardeşlerinden ikisini yitirecekti. Çok kısa bir süre okula gitti; ilerleyen yıllarda temel konularda annesi tarafından evde eğitim gördü. Okumaya başladığı İncil, Blake’in üzerinde oldukça erken ve derin bir etki yarattı; hayatını renklendiren bir unsur olarak, yoğun bir maneviyatla geçen ömrü boyunca ilham kaynağı olarak kalacaktı.

Blake henüz çocukluk döneminde bir takım vizyonlar (olağandışı, metafizik görüntüler, sanrılar) görmeye başladı; arkadaşı Henry Crabb Robinson (gazetecidir), Blake’in daha 4 yaşındayken Tanrı’nın kafasının bir pencerede göründüğünü söylediğini aktarır. Ayrıca, peygamber Hezekiel’i bir ağacın altında otururken görmüştü ve “meleklerle dolu bir ağaç” gördüğünü de öne sürüyordu. Blake’in bu sanrıları sanat anlayışı ve eserleri üzerinde kalıcı bir etki yaratacaktı. Öte yandan, gördüğü sanrılar ve tuhaf davranışları nedeniyle komşuları tarafından pek sevilmeyen bir çocuktu. İnsanlar garip ve ürkütücü konuşmalarından ötürü ondan uzak dururlardı. William daha çocuk yaşta toplum tarafından ötelenerek, kendi içine dönük bir hayat sürmeye başladı.

Blake, herhangi bir örgün eğitime dahil olmayarak kendisi açısından hoş ve huzurlu bir çocukluk geçirdiğini ifade eder. Küçük bir çocukken Londra sokaklarında gezinir ve zaman zaman çevredeki kırsal bölgeye kaçardı.

Blake, babası tarafından satın alınan antika Yunan resimlerinin kopyalarını oymaya başladı; daha sonra gerçek bir çizim yapmayı tercih etti. Bu çizimler sırasında Raphael, Michelangelo, Marten Heemskerk ve Albrecht Durer’in çalışmalarıyla klasik formlara ilk bakışını bulmuştu.

Daha bir çocukken bile ebeveynleri sanatsal yeteneklerini teşvik ettiler ve genç Blake, 10 yaşındayken meşhur Pars’ın çizim okulunda eğitim almaya başladı. Bununla birlikte, devam eden sanat eğitiminin masrafı aile açısından oldukça büyüktü. Ailesi, 14 yaşındayken William’ın bir usta gravürcünün yanında çırak olarak çalışmasına karar verdi. Babası onu önce saygın gravürcü William Ryland’a götürdü. Ancak William bu karara karşı direndi, babasına “O adamın suratından hoşlanmıyorum: Asılsa bile yaşayacak gibi görünüyor!” demişti. Willam’ın bu acımasız kehaneti 12 yıl sonra gerçekleşecekti.

Sonrasında, Ryland yerine daha az tanınmış fakat önemli yeteneklere sahip olan bir gravürcüyle, James Basire’la anlaştılar. Basire iyi bir usta gibi görünüyordu ve Blake, oldukça iyi bir öğrenciydi. Blake daha sonraları Basire’a, genç öğrenciyi Westminster Manastırı’na göndermesinden dolayı özellikle minnettar kalacaktı: Basire’ın oymalarında öğrendiği bilgilerle eserlerinin çizimlerini yapmaya başladı. Westminster’ın muazzam Gotik yapısı ve kral mezarlarının etkileyici mimarisi, Blake’in romantik duygularını etkiliyor ve durmaksızın çalışan hayal gücüne yaratıcı bir zemin sağlıyordu.

SANAT HAYATI

İncil’in temel görüşlerini kabul eden Blake, kurulu Kilise düzenine düşmandı. Fransız ve Amerikan devrimlerinin ideallerinden ve tutkularından, ayrıca Jacob Boehme ve Emanuel Swedenborg gibi düşünürlerden etkilendi. Bilinen bu etkilere rağmen, Blake’in eserlerinin özgünlüğü ve tekilliği, sınıflandırılmalarını zorlaştırır. Bir 19. yüzyıl bilim insanı, Blake’i “görkemli bir aydınlık”, “öncüler tarafından belirlenmediği gibi çağdaşlarıyla benzeştirilemeyecek, ardından gelenleri kolayca aşabilecek birisi,” diye betimler.

4 Ağustos 1772’den başlayarak Blake, yedi yıl boyunca Great Queen Street’in gravürcüsü James Basire’a çıraklık yaptı. Bu sürenin sonunda, 21 yaşındayken profesyonel bir gravürcü oldu.

Blake’in çıraklık döneminde ustasıyla arasında ciddi bir anlaşmazlık veya çatışma olduğunu gösteren herhangi bir bilgi bulunmaz. Bununla birlikte, Peter Ackroyd’un yazdığı biyografide, Blake’in daha sonradan Basire’ın ismini “sanatsal düşmanlar listesine” eklediği ve hayatından çıkardığı ifade ediliyor. Bu durum bir yana, Basire’ın oyma tarzı, o zamanlar artık güncelliğini yitirmişti ve Blake’in modası geçmiş bir formla devam etmesi, sonraki yıllarda yeni eserler üretmesi veya tanınması hususunda zararlı olabilirdi.

Willam Blake’in ‘Kırmızı Ejderha ve Kadın’ adlı eseri.

William Blake, 1778 yılında Strand yakınında bulunan Old Somerset House’taki Kraliyet Akademisi’nde öğrenci oldu. Öğrencilik koşulları hiçbir ödeme yapmasını gerektirmezken, altı yıl boyunca kendi materyallerini tedarik etmesi gerekiyordu. Burada, okulun ilk yöneticisi Joshua Reynolds tarafından beğenilen Rubens gibi şık ressamların, eksik olduğunu düşündüğü tarzları karşısında isyan etti. Zamanla, Blake, Reynolds’un sanata dair tutumundan, özellikle “genel doğruluk” ve “genel güzellik” arzusundan nefret etmeye başladı. Reynolds, söylevlerinde “soyutlamalara, genelleme ve sınıflandırmaya olan eğilimin insan zihninin büyük ihtişamı olduğunu,” anlatıyordu; Blake marjinal yapıdaki kişisel notlarına, “Genelleştirmek, aptallaşmaktır; özelleştirmek, tek başına üstün bir ayrımdır,” yazmıştı. Blake ayrıca, Reynolds’un göze batan alçakgönüllülüğünü sevmiyor, bunun ikiyüzlülüğün bir biçimi olduğunu düşünüyordu. Reynolds’un şık yağlıboya çalışmaları karşısında Blake, Michelangelo ve Raphael gibi erken dönem klasik etkiyi tercih ediyordu.

TARTIŞMALI BİR İSYAN

Blake hakkında ilk biyografiyi yazan Alexander Gilchrist, 1780 Haziran’ında Blake’in, Londra’daki Newcastle Hapishanesi’ni basan öfkeli bir kalabalık tarafından başlatılan isyana katıldığını aktarır. Basire’ın ise Great Queen Street’deki dükkânına doğru kaçtığından bahseder. Blake’in de içinde bulunduğu öfkeli halk, hapishane kapılarına kazma ve küreklerle saldırır, binayı ateş verir ve içerideki mahkûmları serbest bırakır. Blake, bu isyanda kalabalığın ön saflarında yer almıştır.

Bu isyanlar, Roma Katolikliğine karşı yaptırımları iptal eden bir parlamento taslağına tepki olarak çıkmıştı; daha sonraları “Gordon İsyanları” olarak anılmaya başlandı. III. George hükümetinin kanunları hızlandırmasına ve ilk polis gücünün yaratılmasına yol açtılar.

Gilchrist’in Blake’in isyancı kalabalığa karışmasının “halk tarafından zorlanması” nedeniyle gerçekleştiğinde ısrar etmesine karşın, bazı biyografilerde dürtüsel olarak eşlik ettiği ya da isyanı devrimci bir eylem olarak gördüğünden desteklediği savunulur. Buna karşılık, Jerome McGann ayaklanmaların gerici olduğunu ve bu olayların Blake’te bir “tiksinti” yarattığını savunur.

Blake, 1782 ağustosunda okuma yazması olmayan Catherine Sophia Boucher ile evlendi. Eşine okuma, yazma, çizim ve (desen ve baskı) renklendirme konularını öğretti. Hayallerindeki görüntüleri eserlere aktarması için ona yardım etti. Catherine, kocasının vizyonlarına ve dehasına tamamen inandı ve 45 yıl sonra gerçekleşecek ölümüne dek ona her konuda destek verdi.

William Blake’in hayatının en travmatik olaylarından biri, sevgili kardeşi Robert’ın 24 yaşında tüberkülozdan öldüğü 1787’de gerçekleşti. Robert’ın ölüm anında, Blake ruhunun gökyüzüne doğru neşeyle yükseldiğini gördüğünü iddia etti; Blake’in ruhuna işlenen bu trajik an, sonraki şiir anlayışını büyük ölçüde etkiledi. Ertesi yıl, Robert William’ın bir vizyonunda göründü ve ona “aydınlatılmış baskı” tarzındaki eserlerini yaratabilmesi için yeni bir yöntem öğretti. Bu yöntem, Blake’in sanatının her alanını kontrol etmesini sağladı.

Blake sade bir oymacı iken, kısa sürede suluboya renklendirme işlerine başladı ve Milton, Dante, Shakespeare ve İncil’den sahneler boyamaya başladı.

ÇALKANTILI BİR YAŞAM

1800’de Blake, pek tanınmayan bir şair olan William Hayley’in eserlerini resmedeceği bir iş almak üzere Sussex yakınlarındaki Felpham’da bir kulübeye taşındı. Blake, Milton eserini de bu yazlıkta ortaya çıkardı ve “Milton: Bir Şiir” adlı eseri 1805-1808 yılları arasında yayınlandı. Zaman içerisinde Blake yeni patronunu biraz canlandırmak için ziyaret etti, Hayley’in gerçek sanata ilgisiz olduğuna ve “iş dünyasının sersemliği” ile meşgul olduğuna inanmaya başladı.

Blake’in iktidarla ile ilgili sorunları, John Schofield adlı bir askerle kavgaya karıştığı 1803 Ağustos’unda iyice gün yüzüne çıktı. Blake yalnızca saldırıyla değil, aynı zamanda Kral’a karşı aşağılayıcı ve haince ifadeler sarf etmekle suçlanıyordu. Schofield, Blake’in “Lanet olsun krala, askerlerinin hepsi köle!” diye bağırdığını iddia etti. Blake, suçlamaların mahkeme tarafından kabul görmemesi neticesinde beraat kararı çıktı. Blake, kendisini mahkemeye şikayet eden Schofield’ı, daha sonra çizeceği Kudüs illüstrasyonunda “zihinsel işkence mengenesi” takmış olarak tasvir edecekti.

Blake, 1804’te Londra’ya döndü ve en iddialı çalışması olan Kudüs’ü (1804-1820) yazmaya ve resimlemeye başladı. Yaklaşık 20 yıl boyunca gravür, resim, şiir ve diğer birçok sanatsal alanda büyük bir gelişim göstererek, kendine has bir tarz ve estetik anlayış geliştirmeye başladı.

Daha sonraki yıllarda Blake, eserlerini, özellikle de çok sayıda İncil resmini Blake’i bir dost olarak çok seven patronu Thomas Butts’a satmaya başladı. Bir süre sonra, 1826 yılında kendisinden Dante’nin Inferno’sunu (Cehennem) resmetmesi için bir teklifte bulunuldu. Ölümü nedeniyle bitirilememiş olsa bile, Blake’in çalışması tam anlamıyla eşsiz olacaktı.

Blake’in Inferno için hazırladığı çizimlerden biri.

Blake’in şiir illüstrasyonları yalnızca anlatıya eşlik eden eserler değil, metnin belirli manevi ya da ahlaki yönlerini eleştirel olarak revize etmiş ya da yorumlamış bir ürün ortaya koyuyordu. Örneğin, Paradise Lost’u (Kayıp Cennet) resmederken, Blake, Milton’ın odak figür olarak Şeytan’a odaklandığını öne çıkarma niyetinde görünüyordu.

Benzer şekilde, Dante’nin materyalizme ve iktidarın yozlaşmış doğasına olan güvensizliğini paylaşıyordu ve Dante’nin eserlerinin atmosferini ve görüntüsünü tamamlayamasa da kısmen görsel olarak ifade etme fırsatı buldu.

Resimlerinin dışında Blake’in benzersiz şiir anlayışı, karanlık ve ruhani öyküler anlatarak, korkuyla hayranlığı aynı anda barındıran bir içerik yaratmasına yardımcı oldu. Doğayı Tanrısal bir yaratı olarak gören Blake, ona duyduğu hayranlığı, tabiatın ihtişamı karşısındaki büyülenmişliğini birçok şiirde ifade etti. Blake’in çocukluğundan itibaren görmeye başladığı sanrılar da sık sık şiirlerinde sözlere döküldü.

ÖLÜM

Ölümüne yakın günlerde Blake’in nefes almaksızın Dante’nin dizileri üzerinde çalıştığı aktarılır. Sonunda, çalışmayı bırakmış ve başucunda, gözyaşları içinde kendisini izlemekte olan eşine dönmüştür. Blake’in, eşini görünce, ağlayarak “Dur Kate! Olduğun gibi kal, portreni çizeceğim; çünkü şimdiye dek bana gönderilmiş bir melek gibiydin,” dediği söylenir. Bu portreyi tamamlamasının ardından, Blake çizim aletlerini elinden bırakarak ilahiler ve ayetler söylemeye başlar. O akşam saat altıda, eşine her zaman yanında olacağını söyledikten sonra William Blake bu dünyadan göçer. Biyografi yazarı Gilchrist, yıllar boyunca Blake ailesiyle birlikte yaşayan bir kadın bakıcının, “Ben bir adam değil, kutsanmış bir meleğin ölümüne şahit oldum,” dediğini ifade eder.

William Blake’in mezarının tam yeri 1965 yılından sonra kayboldu ve unutuldu. Çimlendirme yapmak amacıyla mezar taşı taşındı ve eski yeri asla bulunamadı. Günümüzde William Blake’in mezarı, kendisinin ve eşi Catherine Sophia’nın tahmini mezarları yakınında bulunan bir taşla temsil ediliyor. Bu anıt taş, William Blake’in mezarından tahminen 20 metre uzaklıktadır.

Hayattayken takdir görmeyen William Blake, o günden bu yana edebi ve sanatsal çevrelerde dev bir figür haline geldi; şiir ve resme dönük sanrısal yaklaşımı, Blake hakkında sadece sayısız büyücülük hikayesini ortaya çıkarmakla kalmadı, ayrıca birçok sanatçı ve yazarın da ilham kaynağı oldu.

Kaplan! Kaplan!

Kaplan! Kaplan! gecenin ormanında
Işıl ışıl yanan parlak yalaza,
Hangi ölümsüz el ya da göz, hangi,
Kurabildi o korkunç simetrini?

Hangi uzak derinlerde, göklerde
Yandı senin ateşin gözlerinde?
O hangi kanatla yükselebilir?
Hangi el ateşi kavrayabilir?

Ve hangi omuz ve hangi beceri
Kalbinin kaslarını bükebildi?
Ve kalbin çarpmaya başladığında,
Hangi dehşetli el? ayaklar ya da

Neydi çekiç? ya zincir neydi?
Beynin nasıl bir fırın içindeydi?
Neydi örs? ve hangi dehşetli kabza
Ölümcül korkularını alabilir avcuna?

Yıldızlar mızraklarını aşağıya atınca,
Göğü sulayınca gözyaşlarıyla,
Güldü mü o, görünce eserini?
Kuzu’yu yaratan mı yarattı seni?

Kaplan! Kaplan! gecenin ormanında
Işıl ışıl yanan parlak yalaza,
Hangi ölümsüz el ya da göz, hangi,
Kurabilir o korkunç simetrini?

(Şiir Çevirisi: Selahattin Özpalabıyıklar)

Tarkan Tufan
10 Ara 2017 gazeteduvar.com.tr

Kaynaklar:
https://www.biographyonline.net/poets/william_blake.html
http://www.william-blake.org/biography.html
http://www.notablebiographies.com/Be-Br/Blake-William.html
https://www.poets.org/poetsorg/poet/william-blake
https://www.poetryfoundation.org/poets/william-blake

Yorum yapın

Sitemizi sürdürebilmek için reklam gösterimine ihtiyacımız var.

Sitemizin içeriği ile ilgilendiğiniz için çok teşekkür ederiz.

Afiş, Flash, animasyon, iğrenç ses veya açılır pencere reklamımız yok. Bu sinir bozucu reklam türlerini uygulamıyoruz!

Lütfen www.insanokur.org'u reklam engelleme listenizden çıkarırsanız seviniriz.

Close
Daha fazla Biyografiler, İnceleme
Sarazenler / Çöllerin korkusuz savaşçıları

Kapat