Modern Filistin Tarihi – İlan Pappe

“Bu kitap, dünyanın diğer bölgelerinde yaşayan çoğu insanın çok iyi bildiği ahmaklıklardan dolayı acı çeken ve mağdur duruma düşürülen Filistin halkının öyküsünü anlatmaktadır. İnsanların bitip tükenmeyen hırsları, Filistin’e istilalar, işgaller, sürgünler, ayrımcılık ve ırkçılık getirmiştir. Bundan dolayıdır ki, bu kitabın kahramanları, bu felaketlerin kurbanları olan kadınlar, çocuklar, işçiler, sıradan kentliler, barış yanlıları ve insan haklarını savunan eylemciler olmuştur. Bu kitap, sömürgeciden değil sümürülenden yana olan, işgalcilere değil, işgal altındakilere sempati duyan, patronların değil, işçilerin tarafını tutan bir insan tarafından yazılmıştır.” İlan Pappe
“Müteveffa Edward Said ile birlikte ilan Pappe, Filistin tarihi konusunda en belagatlı ve aynı zamanda en bilgili yazardır. Bu çalışma, Filistin ile ilgili gerçek öyküyü, yani Siyonizm’i anti-Siyonist bir yaklaşımla, gerçekte olduğu gibi anlatan bir kitaptır.” –
New Statesman

“İlan Pappe kolay anlaşılır ve dobra dobra bir kitap yazdı. Bu kitap, bu sıkıntılı ülkenin ve Ortadoğu’daki gelişmelerden etkilenen tüm ülkelerin tarihine yapılmış eşsiz bir katkıdır. Pappe’nin kitabı, Filistin ile ilgili tarihsel araştırmalara ve bu konuyu çalışan araştırmacılara genel bir bakış sağlayan çok değerli bir çalışmadır. Öğrenciler ve genel okuyucu için tasarlanmış olan bu kitabın, çok iyi bilinen konuların çözümlenmesi konusunda sunduğu yeni yaklaşım, akademisyenlerin, gazetecilerin, dış politika konusunda araştırma yapanların ve Filistin’in karmaşık geçmişi ve belirsiz geleceği ile ilgilenen herkesin ligisini çekecektir. Resimlerin, haritaların, kısa öz geçmişlerin, terim ve isim sözlüklerinin ve dizinin kapsamı da kitabın yararlılığını arttırmaktadır.” – Quarterly Journal of African and Asian Studies

?Havanın açık olduğu o beklenmedik günlerde, sık sık öğrencilerimden pencereden dışarı baktıklarında gördükleri manzarayı tarih ile ilişkilendirmelerini isterim. Filistinli öğrenciler, kenti, bir zamanlar refah içinde yaşayan ancak 1948?de Yahudiler tarafından boşaltılarak yok edilen bir Filistin şehri olarak tanımlıyorlar. Yahudi öğrenciler ise, bir zamanlar boşluğun ve yıkımın hüküm sürdüğü bir yerde yükselen ve giderek gelişen ve büyüyen bir şehir gördüklerini ifade ediyorlar. Ülkenin diğer bölgelerinde de her yerde birbiriyle çelişen bu iki görüş hâkim? Anlatının yoğunluğu değişse de, olayların akışı ve iyiler ve kötüler değişmiyor.? Ilan Pappe – Modern Filistin Tarihi 

 

*“Politik ve akademik temelleri çok daha eskilere dayansa da, 1980?li yılların sonlarından itibaren İsrail akademilerinde ve kültür çevrelerinde görülen hareketlilik, İsrail-Filistin meselesini yakından takip edenlerin gözünden kaçmayacak ölçüde yoğunluk kazandı. Bu dönemde, İsrail toplumunun dününü ve bugün yaşadığı çıkmazları anlamaya çalışmanın olmazsa olmazlarından olan Siyonist akımın ve onun tarihsel, toplumsal, politik uzantılarının eleştirel bir çerçevede ele alındığı çalışmalar, bilhassa akademisyenler arasında hız kazandı. 1948 sonrası ve 1967?yi takip eden süreç gibi Filistin tarihinin önemli kırılma noktaları olarak kabul edilen dönemlerin toplumsal-politik yansımalarından fazlasıyla beslenen bu çalışmaların temelinde, Mizrahi Yahudilerinin toplumdaki ikinci sınıf konumlarından, Filistinlilerin ulusal kimliklerinin güçlenmesine kadar pek çok unsur etkin rol oynadı. Edebiyat çalışmalarına, popüler sinema, müzik, tiyatro gibi kültürel ürünlere de yansıyan bu akım İkinci İntifada ile birlikte hareketliliğini yitirmeye başladıysa da, bugün İsrail?in ayrımcı ve işgalci devlet politikasına karşı çıkan ve İsrail muhalefetini oluşturan kesim açısından hatırı sayılır bir külliyat oluşmasına imkân verdi.

Bu çalışmaların önemli bir kısmı, İsrail tarihinin Siyonist yorumuna meydan okumak üzerinde şekilleniyordu. Kimi zaman ?revizyonistler?, fakat genellikle ?yeni tarihçiler? okulu olarak adlandırılan bu akademik grup, Siyonizmin tarihini yeniden ele alarak, İsrailliler için anti-semitizmin yükseldiği Avrupa?nın dışında bir ülke kurgusunun yanı sıra ve bundan ziyade bir sömürge hareketi biçiminde değerlendirilebilmesini sağlamakla kalmadı; aynı zamanda azınlık çalışmalarından feminist yazına kadar pek çok alanda kolektif belleğin eleştirel biçimde ele alınmasına olanak verdi. Bunun İsrail devletinin bugün sürdürdüğü ırkçı, ayrımcı, milliyetçi, cinsiyetçi politikalarla ilişkilendirilmesi, yalnızca akademik çevrelerde değil, toplumun pek çok kesiminde verili toplumsal kodların sorgulanmasını beraberinde getirdi. Bugün İsrail ilköğretim kurumlarında müfredata alınan ve muhafazakâr çevreyi çileden çıkaran kitaplarda ve aynı yaklaşımla hazırlanan televizyon programlarında az ya da çok bu çalışmaların etkilerini görmek mümkün. Ilan Pappe?nin deyimiyle bu eleştirel bakış, ?İsrail?deki araştırmacıların birçoğu tarafından kabul edilmiş olan profesyonel bir söylem yaratmıştır. Bu söylemin ışığında, ?Ülkenin Kurtuluşu? kavramının yerini işgal, oleh kavramının yerini göçmen, ?İbrani Eseri? kavramının yerini tehcir almıştır.?

Yeni tarihçilerin pek çoğu için bu çalışmaların bugünle olan ilişkisi son derece açıktı. Bugün İsrail ve Filistin toplumlarını kuşatan sancılı ve bedelleri gittikçe ağırlaşan ?olağanüstü hali? alt etmenin yolu, klasik tarih anlatılarında çarpıtılanları, yok sayılanları, halı altına süpürülenleri ortaya çıkarıp anlamaya çalışmaktan geçiyordu. Çünkü ne de olsa halı altına süpürülenler sadece fark edilmeleri istenmeyenlerdir; ama hâlâ oradadırlar, yok olmazlar ve o halı aşılması gittikçe güçleşen bir tepeye dönüştüğünde üzerine basılanın geri dönüşü muhtemelen bastırıldığından çok daha acı verici olacaktır. Bizler için ne kadar tanıdık, değil mi?

?Gerçeğin Arayıcıları Değiliz?
Davut ile Golyat anlatısının ötesini görmek isteyen bu akademik çevrenin Benny Morris, Avi Shlaim, Tom Segev gibi figürleri arasında en tartışmalı isim olarak Ilan Pappe karşımıza çıkıyor. Hiç kuşkusuz yalnızca klasik tarihçiler tarafından değil, yeni tarihçilerden de ağır eleştirilere maruz kalmasında ?etnik temizlik?, ?soykırım? gibi iddialı kavramları diğer yeni tarihçilere kıyasla daha ?cesurca? kullanmasının payı büyük; fakat üzerinde durduğu politik-ideolojik zemini tarih yaklaşımının ayrılmaz, hatta ayrılmaması gereken bir parçası olarak kabul etmesi, en az bunun kadar etkin rol oynuyor.

1999 yılında yapılan bir söyleşide kendisine ?önce komünist mi oldunuz yoksa ?yeni tarihçi? mi? gibi bir soruya karşılık şu cevabı veriyor Pappe: ?Ben bir sosyalistim? Sanırım politik bağlılığım ve tarihçi olarak konumum eş zamanlı gelişti ve biri diğerini destekledi. Arşivlerde gördüğüm belgeleri ideolojik duruşum vasıtasıyla algıladım; aynı zamanda bu belgeler vasıtasıyla yürüdüğüm ideolojik yola inancım arttı? Bazı meslektaşlarım ideolojik zeminimi ifşa ederek davamıza zarar verdiğimi söylediler. Niye ki? İsrail ve Filistin?de herkesin bir ideolojik zemini var. Aslına bakılırsa mücadele bir gerçekler mücadelesi değil, bir ideoloji mücadelesi. Gerçekleri kim biliyor? Mümkün olduğunca çok insanı gerçeklere dair bizim yorumumuzun doğru yorum olduğuna ikna etmeye çalışırız ve bunu ideolojik sebeplerle yaparız; gerçeğin arayıcıları olduğumuz için değil.?

1930?da Nazi zulmünden kaçarak İsrail?e yerleşmiş Alman Yahudisi bir aileye mensup olan, Hayfa Üniversitesi?ndeki görevinin dışında 1993?ten 2000 yılına kadar Givat Haviva?daki Barış İçin Araştırma Enstitüsü?nün akademik yöneticisi olarak çalışan, hâlen Emil Touma Filistin Çalışmaları Enstitüsü başkanı olan ve 2007 yılında İsrail akademilerini protesto ederek Hayfa Üniversitesi?ndeki kürsüsünden ayrılan Pappe?nin Modern Filistin Tarihi çalışmasında yukarıdaki ideolojik yaklaşımın izlerini hissetmemek mümkün değil. Modern Filistin Tarihi çalışmasına başlarken ?Bana önerilen türde bir yeniden üretim, gereksiz ve kibirli bir eylemden öteye geçmezdi,? diyor Pappe, ?Bu kitap, sömürgeciden değil sömürülenden yana olan, işgalcilere değil işgal altındakilere sempati duyan, patronların değil işçilerin tarafını tutan bir insan tarafından yazılmıştır. Bu satırların yazarı, baskı altındaki kadınların durumuna büyük ilgi duyuyor ve emir verme yetkisini elinde bulunduran erkeklere karşı en ufak bir hayranlık duymuyor. Kötü muameleye maruz kalan çocuklara karşı ilgisiz kalamıyor ve onlara bu kötü muameleyi yapan büyükleri kınamaktan çekinmiyor. Kısacası, benim yaklaşımım öznel bir yaklaşım??

?Çatışmanın Filistin topraklarında ?yaşamın özünü? oluşturduğuna ilişkin görüşü reddederek? işe başlayan Modern Filistin Tarihi, bir anlamda Filistin tarihine dair iki farklı anlatının, Siyonist tarih anlatısının ve Filistin ulusçuluğuyla özdeşleşen söylemin modern tarih anlatısıyla, ortak tarih yorumuyla ilişkisini açıklamaya çalışan bir çalışma. Pappe?ye göre, ?modern tarih? birbiriyle hemen hemen hiç örtüşmeyen bu iki tarih yorumu için de ortak bir başlangıç noktası öngörüyor: Batı ile ilk temas. Pappe, bu yaklaşımın yapı çözümünü yaparak işe başlamayı öneriyor. Değişim, süreklilik, başlangıç, ilerleme gibi kavramların evrensel olarak kabul görmüş tanımlamalar olmaktan gittikçe uzaklaştığından hareketle, Filistin tarihi gibi çetrefilli bir meselede ?modernleşmenin? altının yeniden, farklı yöntem ve araçlarla, daha en başta Batılılaşmanın kaçınılmaz sonuç olduğunu varsaymadan ve modern tarih tarafından göz önüne alınmayan, en iyi ihtimalle marjinalleştirilmiş olan toplumsal aktörlerin varlığıyla birlikte doldurulmasından yana tavır alıyor.

?Ulus Hiçbir Zaman Hayatın Özü Olmamıştır?
?Ortak yorum? adını verdiği modern tarih yaklaşımının bu noktada en fazla Siyonist tarih anlatısıyla örtüştüğünü iddia eden Pappe, İsrail?in gelişmemiş Arap topraklarındaki Batılı devlet kurgusu ile de bu söylemi derinleştirdiğini vurguluyor. Bununla birlikte, ilk bakışta bu Avrupa merkezci ve sömürgeci yaklaşıma alternatif olarak görülebilecek Filistin ulusçuluğuna ait anlatının da bu akıl yürütmeden nasibini aldığını ekliyor.

Her ne kadar bugün tersine dönmeye yüz tutmuş olsa da, modernleşmenin şekillendirdiği iki ayrı kutuptaki bu anlatılardan İsrail?e ait olanın bugüne dek Batıdaki akademik çevrelerde daha ?gerçeğe uygun?, Filistinlilerinkinin ise daha ?propagandavari? kabul edildiğini, ya da tarihçilerin kendilerini iki anlatıdan biriyle özdeşleştirdiğini, oysa her iki anlatının da ulusal tarih yazımıyla şekillendiğini iddia ediyor Pappe: ?Her iki tarafta da ulusal tarih yazımı, ülkenin tarihinin kendi ulusunun tarihi ile eşanlamlı olduğunu savunuyordu. Bir kavram olarak ulusçuluğun, belirli bir ülkedeki tüm insanların yaşamlarını kapsadığı düşünülür. Oysa aslında ulusçuluk, çoğunluğun değil azınlığın, kadınların değil erkeklerin, yoksulların değil zenginlerin hikâyesini anlatır? Ulusal tarih yazımında geçmiş genellikle romantikleştirilir. Ulusçuluğun öyküye geri kazandırmak istediği geçmiş, şimdiki zaman üzerinde bir başatlık kurmak üzere, kendi varoluşlarının beşiği ya da şafağı olarak ulusçu hareketler tarafından yeniden yaratılmak istenen uzak ve görkemli bir geçmiştir.?

Söz konusu iki anlatı Pappe açısından ?karşı tarafın aynadaki yansımalarıdır.? Anlatılardan birini tarihsel gerçeklik olarak kabul eden kişi için bu, diğer anlatının doğru olmadığı anlamına gelir. Şayet iki yorumu da doğru olarak kabul edersek, elimizde tarihsel gerçeklik diye bir şey kalmayacaktır. Pappe?ye göre bu noktada ?Başka bir şeye gerek duyulmaktadır: Benzer noktaları kabul eden, bariz çarpıtmaları eleştiren ve bölgenin tarihini iki ulusal anlatının kapsamlarında yer almayan konuları da içerecek biçimde genişleten alternatif bir anlatı.?

Bu bağlamda, 19. yüzyılın ortalarından bugüne dek Filistinlilerin yaşadığı toplumsal, ekonomik, kültürel değişimi, bu değişikliklerin toplumun farklı katmanlarında ?gündeliğe? nasıl yansıdığını anlamaya çalışan Modern Filistin Tarihi, geçmişi, Pappe?nin deyimiyle ?kendi bencilce eylemlerini? sanki ezilenlerin yararınaymış gibi sürdüren bir azınlığın elindeki silah olmaktan ziyade, ille de gerici olmayan ve İsraillilerle Filistinlilerin pratik hayatlarında son derece önemli yer tutan bir unsur olarak ele alıyor.

Pappe, Modern Filistin Tarihi?nde Arap-İsrail savaşlarının, Osmanlı ya da İngiliz yönetimi politikalarının, 1900?lerin başında haritada sinek kadar bir yer olmaktan çıkıp Akdeniz?in bağımsız ve gözde bir limanı haline gelmeye başlayan Filistin?le ilişkileri yoğunlaşan tüccarların etkilerini, Filistinli ve İsrailli kimliklerinin şekillenişini ve politik, askeri, toplumsal çatışmaları küçümsemiyor. Bütün bunlara ilaveten ve bunlarla ilişkili olarak, örneğin iklimin ve hasadın ya da zeytinlikleri basan çekirge sürülerinin ya da yerel pratiklerin ve normların, ?geleneklerine ve dinine bağlı? kalarak yaşamını sürdürenlerin, madun toplulukların, ?yığınların?, modernleşmeye direnç gösterdiği kabul edilen kesimlerin yaşamında en az politik-diplomatik belgelerde anlatılan o kocaman tarih kadar, Osmanlı?nın İstanbul?dan dayattığı toprak kanunları ya da İngiliz mandasının yasaları kadar önem taşıdığını iddia ediyor.

Modern Filistin Tarihi?nde Pappe, Filistin?e akın eden tüccarlarla, değişen mülkiyet yasalarıyla birlikte ortaya çıkan yeni sınıfsal hareketliliği, milliyetçiliği cazip bir seçenek olarak ortaya çıkaran unsurları, üretim araçlarının paylaşımındaki değişimi göz ardı etmiyor; bilâkis, bütün bunları, daha önce dikkate alınmayan, modernleşmeye direnç gösterdikleri tekil durumlar dışında dikkate alınmasına da gerek duyulmayan ?pasif? aktörlerin tarihiyle birlikte, din ya da gelenek gibi kavramların sabit değil, aksine iki toplum için de son derece elastik kavramlar olduğunu akılda tutarak, bir de içeriden okumayı öneriyor.

Yinelemekte fayda var; yalnızca klasik anlatıları benimseyen çevreden değil, kendisiyle aynı yolu izleyip farklı sonuçlara ulaşmış tarihçilerden de ?ki bunların başında Benny Morris gelir- ağır eleştiriler almış bir tarihçi Pappe. Tarihsel relativizmin cılkını çıkarmakla, Filistin yönetimlerinin ahmaklıklarını hesaba katmamakla, hatta hiç var olmamış katliamlardan bir tarihsel anlatı yaratmakla suçlandığı, kimi zaman atışma düzeyine varan bu karşı çıkışlar, başka bir yazının konusu olabilir ancak.

Fakat her durumda şunu teslim etmek gerekir; yılan hikâyesine bile dönemeyen Filistinli mültecilerin ?evlerine dönüş hakkı?, eğer daha geçtiğimiz yaz Nahr-El Bared kampının yerle bir edilmesinden sonra Beyrut?un evsizlerine dönüşen on binlerce mültecinin ?kampa geri dönüş hakkı? talebine dönüştüyse, Filistinli mültecilere ayrılan kamplar güvencesiz, işsiz Lübnanlı ve Suriyelilerin de katılmasıyla her geçen gün büyüyorsa, ulusal olan çözülüp başka ve daha karmaşık nitelikler kazanmaya başlıyorsa, bütün bunları kavramak için çatışmalar tarihinden, ulusal tarih anlatılarından, Barış zirveleri (çoğu zaman zırvaları) veya savaş med-cezirleri silsilesinden ziyade, içeriden, doğrudan, öznesiyle ilişkide olan bir tarih anlayışına ihtiyacımız var.

DİPNOTLAR:

[i] İbranicede ?Doğulu? anlamına gelen bu terim, İsrail?de Arap ve diğer Asya ülkelerinden İsrail?e gelen Yahudiler için kullanılmaktadır. Mizrahi nüfusu, İsrail?in toplam nüfusunun yarısına yakındır.

[ii] Örneğin İsrailli yazar Aharon Megged, bu yeni eğitim politikalarını ?çocukları İsrailli olmakla gurur duymalarını sağlayan her şeyden yoksun bırakan ahlâki bir intihar? olarak değerlendirmiştir.

[iii] http://www.ilanpappe.org/Interviews/An%20Interview%20with%20Ilan%20Pappe.html.

*Yazının Yazarı: Sanem Öztürk
14 Temmuz 2008, http://www.turnusol.biz, ?Ölümlü? insanların tarihi adlı yazı

Modern Filistin Tarihi: Tek Ülke, İki Halk
(A History of Modern Palestine)
Phoenix Yayınları
Ankara, Nisan 2007
Çeviren: Nuri Plümer

Ilan Pappe, Hayfa Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi?nde öğretim görevlisi ve Hayfa?daki Emil Tourna Filistin Araştırmaları Enstitüsü?nün Başkanı?dır. Çeşitli kitapları arasında, The Making of the Arab-Israeli Conflict (Arap-İsrail Çatışmasının Nitelikleri ? Londra ve New York 1992), The Israel/Palestine Question (İsrail/Filistin Sorunu ? Londra ve New York 1999), A History of Modern Palestine (Modern Filistin Tarihi – Cambridge 2003), The Modern Middle East (Modern Orta Doğu ? Londra ve New York 2005) ve son kitabı Ethnic Cleansing of Palestine (Filistin?de Etnik Temizlik – 2006) bulunmaktadır.

Modern Filistin Tarihi – İlan Pappe” üzerine bir yorum

  1. Dünü, bugünu okuyarak hiç bir şey öğrenemeyiz ama her olayın bir nedeni ve niçini vardır. Bu tarihidir. Teşekkürler

Yorum yapın

Daha fazla Politika
Yükseliş ve Düşüş: Türkiye solu 1960-1980 – Haluk Yurtsever

Haluk Yurtsever?in, Türkiye?nin sol hareketini eleştirel bir gözle değerlendirdiği ?Yükseliş ve Düşüş?ü, Türkiye solunu, güçlü olduğu ve düşüşe geçtiği yirmi...

Kapat