Namlunun Ucundaki Mahalle (Gazi Mahallesi Olayları 12 – 13 Mart 1995) Orhan Tüleylioğlu

O meşum güne kadar mahallenin adını sakinleri ve komşu ilçeler dışında bilenler sınırlıydı.

Tapusuz ve sıvasız evleri, çamurlu yolları, işsizi ve yoksulu bol olan bu mahalleyi, bağlı bulunduğu ilçenin belediyesi bile unutup kaderine terk etmişti. Çoktan hurdaya ayrılması gereken o da saatte bir gelen otobüsleri de olmasa dış dünyaya bağlantıları külliyen kesilecekti. Ama yaşlı otobüsler sayesinde İstanbul’un merkezi noktalarına ulaşmasalar da hiç olmazsa komşu ilçelere kadar uzanabiliyorlardı…

Takvimler 12 Mart 1995 tarihini gösterdiği gece, mahallenin adını sadece Türkiye değil, cihan duydu. Üstelik mahalleyi tanıtmak adına kendilerinin özel bir çabası olmaksızın… O gece beyaz bir Renault Station marka otomobil, İsmetpaşa Caddes’nin başladığı tepeden bayır aşağıya süzülürken içinden uzanan eller dört kahveneyi taradı. Bir kişi yaşamını yitirdi. Katilleri taşıyan otobomil hiç acele etmeksizin biraz ötede çatallaşan yol ayrımından sağa saparak gözden kayboldu.

Yapılan saldırıyı ve polis ekiplerinin kayıtsızlığını protesto etmek isteyen mahalleli, karakola yürüdü. Polis ekipleri de bunu bekliyormuşçasına kendilerine taş atanlara mermi ile karşılık verdi..

Sevgili Orhan Tüleylioğlu, Gazi Olayını ve Davasını unutturmak isteyenlere inat dört dörtlük bir araştırmaya imza attı. Hem gelecek kuşaklara yanlış materyal bırakmamak hem de o üç gün Gazi’de yaşanan katliamı yeniden belleklere kazımak için yapılan bu çalışmayı çok önemsiyorum.
Miyase İlknur
(Tanıtım Bülteninden)

Katliamlar bitmiyor… – Rengin Arslan
(20/01/2012 tarihli Radikal Kitap Eki)
Sayın Orhan Tüleylioğlu,
Merhaba… Uzun zaman oldu kitabı okuyalı, bitireli, üzerine uzun uzun düşüneli. Fakat söz konusu ?katliam?larsa insanın eli kolay kolay gitmiyor kaleme. İnsan ölümü karşısında her şey anlamını yitiriyor neredeyse. Edilecek iki çift kelam havada asılı kalıyor. Hele insanının can ve mal güvenliğini korumakla mesul devletin başında bulunan iktidarlar, bunu yapanlara ?yürü ya kulum? dediyse boğazınızda bir düğüm kalıyor. Bunu size anlatmama gerek bile yok, biliyorum. Sivas 93?ün her detayını aktardığınız kitaptan, Maraş katliamını enine boyuna anlattığınız araştırmadan sonra bu kitapta da boğazınızdaki düğüm hiç çözülmedi, eminim.
Öncelikle belirtmem gerek diğer kitaplarınız gibi bu kitabın da adını çok beğendim. ?Namlunun Ucundaki Mahalle? Gazi?de bundan 16, hatta neredeyse 17 yıl önce olanları ne güzel özetlemiş. Polisin uzun namlulu silahlarını halkına doğrulttuğu daha iyi nasıl ifade edilebilir ki! Ben o olayları televizyondan bile izlemedim. Gazi?de, Alevilerin taa nerelerden göç edip yerleştiği o mahallede kahvehaneyi taradıklarında ben 13 yaşındaydım. Böyle zamanlarda bize televizyon izletmezlerdi. Hiç hatırlamıyorum. Bunu özellikle şunun için söylüyorum: O günlere tanık olmamış bir kuşak için bu kitap çok zihin açıcı ve bilgilendirici bir niteliğe sahip. Bu da yazdıklarınızın, topladığınız bilgi ve belgelerin önemini bir kat daha arttırıyor.
Malum, her şeyin dijital olduğu, en ufak meramımızda ?google? ekranını açtığımız çağda her konu hakkında bilgi sahibi olabiliyoruz. Ama bu bilginin derinliği tartışılır. Sivas katliamını yazdığınız ?Yüreklerimiz Hâlâ Yangın Yeri? kitabını okurken de bunu düşünmüştüm. Dava dosyaları, tanık ifadeleri, o dönem gazetelerde çıkan yazılar, gazetelerin ilk sayfaları, olayların anlatıcıları, meclis konuşmaları… Bunların hepsi bir araya geldiğinde hiçbir karesini görmediğiniz bir film hayat buluyor insanın zihninde. Bu ?korku? filminin detaylarının önemi ise tabii ki tartışılmaz.
Bu kitapta da böyle oldu. Örneğin, dönemin Gaziosmanpaşa Emniyet Müdürü Mehmethan Tokuş?un görev yaptığı tüm birimlerde ?işkence ve adam öldürme? savıyla yargılandığı, Gazi?de simitçilik yapan Bayram Duran?ı işkenceyle öldürmek iddiasıyla soruşturma geçirdiğini öğrenmek başka nasıl mümkün olabilir ki? Ya da dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir?in Meclis Araştırma Komisyonu?nda ?orada polis kendini feda etmiştir? demesini…
Hem Meclis?te partilerin yaptıkları konuşmalar hem de araştırma komisyonundaki ifadeler, muktedirlerin tavrını anlamakta önemli ve yeri doldurulmaz bir rol oynuyor. Kullandıkları kelimeler, soru soran kişinin sözünü sık sık kesmeye varacak kadar derinden hissettikleri panik duygusu, savunma refleksi en iyi buralarda görülüyor. Gazetelere ve basına verdikleri demeçlerdeki soğukkanlılık gidiyor, yerini ?gerçek duygular? alıyor. Örneğin Necdet Menzir?in şu cümleleri, içinde bulunduğu ruh halini en iyi anlatanlardan biri sanırım: ?Çünkü karşıdan kurşun atıldığı zaman, yalnız polis değil, insan, kim olursa olsun, eğer, yanında silah varsa kurşun atan insana, o da kurşunla mukabele etmek zorunda kalabilir; yani onu o anda tutamazsınız.?
Nişan alarak, kendi halkına ateş eden; pek çok insanı göğsünden, kalbinden, başından, çenesinden vuran; kendi emri altındaki polisleri savunurken dilinin dolanması, doğru kelimelerin zihninden kaybolması ne çok şey anlatıyor…
Yirmi üç kişinin ölmesi ve yüzlerce kişinin yaralanmasıyla ?sonlanan? olayların ardından yıllar geçtikten sonra Gazi Davası avukatlarından Cemal Yücel?in sorduğunuz sorulara verdiği yanıtlar da -pek çok başka şeyin yanında- çok çarpıcı. Olayların detaylarını bilmeyen birisi için bile, ne olup bittiğini özetleyen bir cümle kanımca: ?Burada dikkat çeken nokta, devlet güçleriyle mahalle halkının gösterilerin bitirilmesi konusunda anlaşmış olmasına ve olayların sakinleşmesine rağmen, ikinci saldırının polis tarafından yapılmasıdır.?
Yine olayların arka planını açıklaması bakımından verdiğiniz bir başka bilgiyi çok önemsiyorum. Şu günlerde, öldürdükleri faili meçhullerle ilgili boy boy açıklamalar yapan Ayhan Çarkın?ın da içinde geçtiği, yazdığınız şu cümleler hafızalarda yer etmeli: ?Hanefi Avcı kahvehane taramalarının Yeşil kod adlı JİTEM elemanı Mahmut Yıldırım?ın gerçekleştirdiği ve MİT elemanı Tarık Ümit?in ortadan kaybolması olayının üzerine gidilmemesi için ?Yeşil?in böyle bir provakasyon yaptığını dile getirmesi, defalarca gündeme geldi. Özel timci Ercan Ersoy, televizyon kanallarında Ayhan Çarkın?la birlikte Gazi Mahallesi?nde olduklarını açıklamıştı.?
Bu yazdıklarınızdan sonra merak ediyorum… Ayhan Çarkın?a bugün bunlar da soruluyor mu acaba?
Neyse, mektubumun amacı bu soruları sormak değil tabii. Bunları sorması gereken değil, bunlara yanıt vermesi gereken birileri lazım bize. Öyle değil mi?
Yukarıda dikkatimi çeken belli başlı noktalar bir yana, basının tepkilerini yine çok başarılı bir şekilde toplamışsınız. Herkes nasıl da hep bir ağızdan ?sağduyuya? çağırmış ölenleri… Utanmasalar ölen insanları da dirilmeye ?çağıracaklarmış? neredeyse. ?Ne olur kalkın yattığınız yerden, devletinize, polisinize katil dedirtmeyin,? bile diyebilirlerdi! Dipçikle dövülmüş, öldü diye çöp kovasının yanına bırakılmışlar. Polis kurşunu, polis dayağı, polis işkencesi… Hepsi bir yanda dururken, sağduyu çağrıları kime yapılmış? Yine ölene, dayak yiyene…
Basındaki kalemlerden bir tek Hasan Yalçın?ın Aydınlık?ta yazdığı yazı gerçeği tam olarak gözler önüne seriyor: ?Bugüne kadar halktan hep fedakârlık istenirdi; şimdi ek olarak ?sağduyu? bekleniyor. Başta hükümet olmak üzere siyasi partiler, polis, medya, hepsi tek tek veya toplu olarak bir haftadır halkı sağduyuya çağırıyorlar. Halk fedakârlık yaptıkça aç kalıyordu, sağduyu gösterdikçe de ölüyor. (…) Gazetelerin ?sağduyu? manşetleri, ölüme davetiye haline geldi. Düzenin efendilerinde fedakârlık da yok, sağduyu da.?
Zaten sizin araştırdıklarınızı, yazdıklarınızı size tekrarlamış oldum belki. Ama dikkatime sunduğunuz kitapta, dikkatimi çekenleri sizinle paylaşmak istedim.
Bu mektubu, Uludere?deki katliamın akşamında yazdım size. Yüreğimizin ne kadar ağır olduğu açık. Geçen haftayı Maraş katliamıyla ilgili açıklamalarla, ?hatıralarla? geçirmiştik. Bir önceki zamanı ?özür? vesilesiyle Dersim konusunu konuşarak… Gündemde bunlar varken Gazi?nin içindeydim kitabınız sayesinde… Bunları neden sıralıyorum? Çünkü bugünkü olay gösterdi ki, sizin daha yapacak çok işiniz, yazacak daha çok kitabınız var. Katliamlar bitmiyor… Bugün iktidardakiler, ?suçlu aramadıklarını? da ilan ettiklerine göre, iş size ve sizin gibi yazarlara düşüyor. Bizim payımız okumak. Hakkıyla yerine getiriyoruz umarım…

Kitabın Künyesi
Namlunun Ucundaki Mahalle
(Gazi Mahallesi Olayları 12 – 13 Mart 1995)
Orhan Tüleylioğlu
um:ag Yayınları / Araştırma Dizisi
Ankara, Kasım 2011, 1. Basım
365 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Politika
Faşizmin Etkisinde Türkiye’de Sinema (1939-1945) – Ali Özuyar

Türkiye'de sinemalarda ırkçı-milliyetçi ve faşizan filmler gösterildiğinde ilk bilinçli tepkileri Orhan Selim ve Mümtaz Osman takma adları ile yazılar yazan...

Kapat