Nazê, Bir “Göçüş” Öyküsü – İrfan Aktan

(*) İrfan Aktan “Nazê, Bir “Göçüş” Öyküsü” adlı kitabında, 2005 tarihinde 104 ya da 105 yaşında olan Iraklı zengin bir Yahudi ailesinin tek kızı olan babaannesi Naze’nin yaşam öyküsünü anlatıyor, aktarıyor.
Anlatılan sadece İrfan’ın babaannesinin değil, bu ülkenin de kısmi tarihi. İrfan, yöre insanının 100 yıllık yaşam koşullarını, geleneklerini, göçlerini, gerçeklerini gözler önüne sererken, Türkiye’nin gayrıresmi olarak hiç değinilmeyen tarihine de ışık tutuyor. Bir tür sözlü tarih çalışması sayılabilecek bu kitapta, Nazê yöre kadınının 100 yıldır yaşadığı koşulları şu dizelerle dile getiriyor: “İnsanlar zavallıdır. Ama konuşamayınca daha da zavallıdır. Lâllar, işaretle konuşur. Sağırlar, duymadan konuşur. Körler, görmeden konuşur. Kadınlar ağıtlarla konuşur.” Akreli Yahudi bir ailenin kızı olan Nazê, anlatıyor: “Kürtlerle aramız çok iyiydi. Ben hiç kavga ettiklerini hatırlamıyorum. Ama bir kız kaçırılıp, Müslüman yapılınca, kıyamet, mahşer günü olurdu. Çünkü bizimkiler hiçbir zaman bir Müslüman kızı kaçırıp Yahudi yapmazlardı. Ama oradaki Müslümanlar, bunu yapmak için tilki gibi kurnazlıklar yaparlardı.”
Nazê, Xalidê Mihacir’e kaçıp/kaçırılınca, artık yaşamını Müslüman bir Kürt gelini olarak sürdürüyor. Kendi öksüzlüğü yetmezmiş gibi, kızları da istemediği evlilikler için kaçırılıyor. Kitabın sonunda Nazê’nin çocukları ve torunlarıyla da söyleşiler var. 100 yılda nelerin değiştiği hakkında fikir veriyor. İrfan Aktan’ın İletişim Yayınları’ndan çıkan kitabı ‘Nazê’yi okuyun. Ağıtlar, masallar, mesellerle anlatılan İran, Irak, Türkiye arasına sıkışmış bu yaşam öyküsü kültürel tarihimizin hiç bilinmeyen bölümlerine de ışık tutuyor. (*) Murat Çelikkan’ın 30/10/2005 Tarihinde Radikal Gazetesinde Yayınlanan Yazısı

Ayşe Durukan’ın 05/11/2005 Tarihinde www.bianet.org ‘da Yayınlanan Yazısı
104 yaşındaki babaannesi Naze’nin öyküsünden yola çıkan İrfan Aktan, “Naze, Bir ‘Göçüş’ Öyküsü” anı kitabında, Doğuda, Güneydoğuda kadın olmanın ne demek olduğunu, kimliksiz ama, kişilikli kadınları anlatıyor.
“Bir ‘Göçüş’ Öyküsü”nün kahramanı Naze, torununa kendi dilini şöyle anlatıyor: “İnsanlar zavallıdır. Ama konuşamayınca daha da zavallıdır. Lalar, işaretle konuşur. Sağırlar, duymadan konuşur. Körler, görmeden konuşur. Kadınlar, ağıtlarla konuşur…” diyor

Her bir kelamı şiir, öykü ya da roman tadında olan Naze’nin öyküsü, okuru, Gabriel Garcia Marquez’in. “Yüzyıllık Yalnızlık”ına öykünürcesine yaşanmış bir pişmanlık, yalnızlık ve yabancılık öyküsüne sürüklüyor.

Naze: Başı taçlı güzel gelin

Iraklı zengin bir Yahudi ailesinin tek kızı Naze, başında taçla dolaşırken, bir Kürt göçer ve imam Halit’le kaçarak evleniyor.

Sonrasında yaşayacakları, bu kararının doğuracağı pişmanlığın yaşamındaki izleri…

Çok uzun yaşıyor Naze. Çok şey görüyor, duyuyor ve anlıyor. Aşiretler arası kan davalarını, Müslüman ve Yahudiler arasındaki kavgaları, Ermeni tehcirini, Osmanlı zabitlerini, Mustafa Kemal’in askerlerini, jandarmayı… Kürt-Türk kavgasını…

Naze’nin özel tarihi

Yahudi iken, Müslüman olan Naze, başka türlü kendisini hiç mi hiç ilgilendirmeyecek bir sorun yumağının ortasında, kendi öyküsünü kuruyor, örüyor. Kah hamur teknesinde, kah yemek tenceresinde.

Irak, İran ve Yüksekova kırlarında, mezralarında geçen yaşamına öyle çok şeyi sığdırıyor ki, anlattıklarını okurken, onun gerçekliğinin resmi tarihin anlatısında hiçbir zaman dile gelmeyecek bir gerçeklik olduğunu kavrayabiliyor insan.

Naze’nin öyküsüyle Naze’leşiyor insan. Onunla birlikte Irak’tan tabana kuvvet yola düşüyor, Yüksekova’ya Befircan’a varıyor.

Kimse görmesin, duymasın diye, onunla birlikte dağa çıkıp acı gözyaşlarını akıtıyor, ağıtlar yakıyor.

Bir göç ve sürükleniş öyküsü

Naze’yle süren, Muhammed ve Mavi’nin öyküsüyle başlayan bu göç öyküsü aslında, kadınların sürükleniş öyküsüdür.

Sesi çıkmayan, erkeğe baş kaldıramayan, “öteki”leştirilmiş, kimliksizleştirilmiş kadınların öyküsü. Kimliklerini, cinsellikten düştükten, ” başı beyaz örtülü” koca karı olup, meclislerde sözleri dinlenir olduktan sonra kazanan, ete kemiğe bürünen, kişiliğe bürünen kadınların öyküsü Naze’nin anlattıkları.

Üç ayrı zaman, üç ayrı tarihsel dönem ve kültürle tanışan Naze’nin öyküsüyle; kadını sevmek kadar dövmenin de erkeklik sayıldığı o en eski dönemlerin öyküsüyle, bugün arasında değişen çok fazla şey yoktur.

Halit’i sevmiş midir?

Kaçarak vardığı, üstüne üstlük bir de din değiştirdiği kocası Halit, ne zamanki annesi ölür; ne zamanki annesine ölüm döşeğinde söz verir, o günden sonra Naze’ye el kaldırmaz oluyor.

Naze’nin, Halit’e sevdiği için kaçmadığı bellidir. Kaçtığında gördüğü bir adamdır Halit. Ve kaderine razı olup, yüzyıl yaşadığı, çocuklar doğurup, kaderine ortak olduğu bir adam.

Halit’i sevmiş midir? Orası belli değil. Ahmede Hani’ nin “Mem ile Zin” öyküsündeki gibi bir aşk öyküsüyse aradığınız, iki kelime arasında torununa söylediğinden çıkardığımız “sevgi” ile, yüzyıllık yalnızlık ve pişmanlığını kafasında nereye oturtuyor, bilmiyoruz.

Aşk pişmanlık içermez ki.

Belki yalnızlık içerir ama, aşkta pişmanlıktan çok bir özlem yok mudur?

Naze ve diğer kadın öyküler

Hem kaynanası Mavi’den hem de kocası Halit’ten yıllarca dayak yediğinden; gidecek, kaçacak yeri olmayan, kendisini ağıtlara ve masallara veren Naze’nin öyküsünün benzerlerini, kızları da yaşıyor.

Bir tek torunları için belki zaman, o eski zaman olmayacaktır. Kaldı ki, kadının hala töre ve namus gerekçesiyle öldürülürken görünür kılındığı, şiddetin her türlüsünden kurtuluşun olmadığı günler o kadar uzak değil.

Annemin muhacir şiiri

Evet, Naze’nin öykülerine benzer kadın öyküleri de çoktur bu toprakların. Naze’yi okurken, rahmetli annemin yılarda dilinden düşürmediği bir “muhacir” şiiri aklıma geliyor:

“Ben bir muhacir kızıyım./ İntikam Yıldızıyım,/ Acı benim halime, / Yüreklere sızıyım.

“Atma beni efendim,/ Ben de senin gibiydim,/ Gül bahçeli evimde,/ Gonca gelin gibiydim.

“Darağacı kuruldu,/ Ne arandı soruldu,/ Anam babam kardeşim,/ Tek bir günde boğuldu.

“Kul et beni evine,/ Öksüz gönlüm sevine,/ Bu ne acep insanlık,/ Bu ne acep düşmanlık.”

Göçerlik var mı bizde bilmiyorum. Nerden, ne zaman geldik, onu da. Bu şiir anonim midir? Kim yazmıştır, kimin için yazılmıştır, onu da bilmiyorum.

Ama bildiğim, bu toprakların kadınlarının hep bir yerden bir yerlere, erkekleri peşinde sürüklendiğidir.

Kadınları kucaklayan anılar

İrfan Aktan’ın babaannesiyle yaptığı konuşmalara dayalı bu anı kitabını okurken, anlıyorsunuz ki, erkeklerin öyküsünü yazanlar aslında kadınlar.

Naze, gelin geldiği aşiretin, kültürün kendinden iki kuşak öncesine ve üç kuşak sonrasına anılarıyla damgasını vururken, yaşadıklarından damıttıklarını da, masallara, ağıtlara, türkülere döküyor.

Bugünlerde, 104 mü 105 mi, tam da bilinmeyen yaşında, torunlarına anlattığı, masalla gerçek arası öykülerde geçenler, kadın belleğinin yanılgısı değil, yılların içinden süzülerek gelen yüzlerin yansıması adeta.

Biz kadınlar, birbirimizin aynadan yansıyan görüntüleriyiz. İster Kürt, ister Türk, ister Ermeni, Yahudi, Çerkez,Rum olalım fark etmiyor. Hepimiz birer Nazeyiz.

Tanıtım Yazısı
“Lâllar, işaretle konuşur. Sağırlar, duymadan konuşur. Körler, görmeden konuşur. Kadınlar, ağıtlarla konuşur…”
Bir göç hikayesi: Kürt aşiretlerinin, Irak-İran-Türkiye arasında, oradan oraya göçleri; göçte savrulanlar hayatlar…
Kadınların hikâyesi: İradeleri dışında evlendirilen… kaçırılan… eziyet gören… kederinden saçlarını yolan… anca kocayıp “cinselliği bitince” sağlam bir mevki kazanan… ve bir yandan hep “terzilik yapan, ekmek pişiren, peynir yapan, yoğurt yapan, yemek yapan”, kısaca “kadınların zannatları”nı işleyip duran kadınlar…
104 yaşındaki Nazê, ailesinden kaçırılıp Yahudilikten Müslümanlığa döndürülmesiyle başlayan, içinde kendisini hep “yabancı” hissettiği hayat hikâyesini anlatıyor. Ve tabii tanık olduğu onca başka acı hayatı…
Bütün bunları ağıtlar, masallar, meseller eşliğinde anlatıyor. Sadece bir hayat tarzının, bir “kader”in değil, bir anlatı dilinin de son kalan tanıklarından biri belki o!
Nazê’nin anlatısını ve hayatını İrfan Aktan, maharetli röportajcılığıyla kuşatıyor.

Kitabın Künyesi
Adı: Nazê, Bir “Göçüş” Öyküsü
Yazar: İrfan Aktan
Yayınevi: İletişim
Sayfa : 211
Baskı: 1.Baskı Ekim 2005, İstanbul
Editör : Tanıl Bora
Dizi Kapak Tasarımı: Utku Lomlu
Kapak: Suat Aysu
Kapak Filmi: Mat Yapım
Uygulama: Hüsnü Abbas
Montaj: Şahin Eyilmez
Editör: Ümit Kıvanç

İrfan Aktan Hakkında Bilgi
İrfan Aktan resmî kayıtlara göre 1981 yılında Yüksekova’nın Befircan (Karlı) köyünde doğdu. Liseyi Yüksekova’da bitirdi. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nden mezun oldu. Çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı. Mülteci sorununa dikkat çekmek üzere Arka Bahçenin İnsanları ve Ömer Eve Gel isimli belgesellerin proje tasarımını yaptı. Birgün gazetesinde çalıştı. Ümit Kıvanç’la birlikte Nazê belgeselini çekti. Halen Bianet’te (www.bianet.org) ve Express dergisinde muhabirlik yapıyor. “Kadın sorunu” ve “Kürt meselesi” üzerine kafa yoruyor.

Yorum yapın

Daha fazla Kürt Edebiyatı
Mem û Zîn Destanı’nın perde arkasındaki gerçekler

Özkan Öztaş'ın hazırlayıp sunduğu 13.12.2012 tarihinde SoL Radyo'da Mezopotamya'nın Sesi adlı programda Mem û Zîn Destanı'nın perde arkasındaki gerçekler anlatılıyor....

Kapat