Nazım Hikmet’in Babasının Ölümü

Nâzım Hikmet babası Hikmet Beyi çok sever. Onu hem babası, hem de kardeşi, arkadaşı sayar. Bunu 1 Ocak 1932’de yazdığı şu dizelerle dile getirir:

Baba!
her yılbaşında
sana söyleyecek
bir tek
sözüm var:
“Seni ne kadar çok seversem
o kadar
çok olsun ömründen geçen yıllar…”
Baba!
Babam, ağabeyim, kardeşim, arkadaşım!
Ne zulüm, ne ölüm, ne korku
başımı eğemez!
Yalnız senin elini öpmek için
eğilir başım.
Babam, ağabeyim, kardeşim, arkadaşım…

1932 Martında bir gün Hikmet Beyi köpek ısırır. Kuduz olma kaygısıyla hastaneye gider. Aşılanır. Eve dönerken karşıdan bir arabanın geldiğini görür. Yana çekilmek isterken başını duvara çarpar. Yaralanır. Tetanoz olma korkusuyla yeniden hastaneye gider. İğne yaparlar. Oysa bu iki iğne art arda yapılmazmış. Ateşler içinde eve gelir. Başı dönmekte, gözleri kararmaktadır. Tam bu sırada sinemanın patronu kapıda görünür. Hikmet Beyden hesap istemektedir. Fakat o konuşacak durumda değildir. Süreyya Paşa diretse de sonuç alamaz, öfkeyle çıkıp gider. Hikmet Bey bitkin düşmüştür, az sonra 19 Martta16 oğlunun dizinde can verir.

Nâzım Hikmet çok üzülür. Adı geçen işveren için “Hiciv Vadisinde Bir Tecrübei Kalemiye” şiirini yazar, 1932’nin son aylarında yayımlanan Gece Gelen Telgraf’a koyar. Süreyya Paşa (İlmen) söz konusu şiirde hem kendisine, hem de ölü babası Rıza Paşa’ya hakaret edildiğini öne sürerek dava açar. 8 Mayıs 1933’te 3. Ceza Mahkemesi’nde başlayan yargılama 27 Ağustos’ta sona erer. Vekili İrfan Emin’in başarılı savunmasına karşın Nâzım Hikmet TCK’nın 480. maddesi uyarınca bir yıl hapis ve 500 lira tazminat cezasına çarptırılır. 12 Eylül 1933 tarihli gerekçeli karar, Yargıtayca bozulur. Üstelik, 29 Ekim 1933 tarihinde çıkarılan Af Kanunu dolayısıyla mahkeme, davanın bütün sonuçlarıyla düşmesine karar verir.

1932’de Nâzım Hikmet’in Benerci Kendini Niçin Öldürdü? adlı şiir kitabı basılır. Mart’ta Kafatası ve Kasım’da Bir Ölü Evi oyunları Darülbedayi’de sahneye konur. Türk tiyatrosunda içerik ve biçimce yenilikler getiren her iki oyun da seyircilerin ilgisi ve eleştirmenlerin övgüsüyle karşılanır. Özellikle Kafatası Ahmet Rıdvan (Ertuğrul Muhsin), Yaşar Nabi, Selami İzzet, Nadire Sadi gibi yazarlarca değerlendirilir.

Aynı yıl Nâzım Hikmet kız kardeşi Samiye’nin yakın arkadaşı Hatice Zekiye Pirayende ile nişanlanır. Kısa adıyla Piraye Hanım 1908’de İstanbul’da doğmuş, 1924’te Vedat Örfi (Bengü) ile evlenmiştir. Fakat kocası kendisi ile iki çocuğunu (Memet Fuat ve Suzan’ı) bırakıp Mısır’a gitmiştir. Samiye’nin aracılığıyla Piraye Hanım 1930’da Nâzım Hikmet’le tanışmış ve 13 Eylül 1932’de eşinden boşanmıştır.

Nâzım Hikmet, yıllar sonra, onunla nasıl tanıştığını ve niçin evlendiğini şöyle açıklayacaktır: “Alev saçlı, hemen ben yaşlarda bir kadındı. Çok iyi bir kadın. Ve akıllı. Kız kardeşim sebebiyle birkaç yıldır tanıyorduk birbirimizi. Ve işte bir gün, öyle kendiliğinden karar verdik evlenmeye. Onunla iyi, dingin bir yaşam süreceğime emindim. Çok güzel bir kadın değildi ve bu da olumlu bir şeydi benim için. Çünkü kıskançlığın çılgınlığını yaşamıştım artık. 1932 yılında evlendik. Gerçekten de her şey düşlediğim gibi oldu.”

Gece Gelen Telgraf için savcılık, halkı rejime karşı kışkırttığı suçlamasıyla Matbuat Kanunu’nun 40. maddesi gereğince kovuşturmaya geçer. 4 Nisan 1933’te 2. Ceza Mahkemesi’nde ilk duruşma yapılır. 29 Temmuz 1933’te Nâzım Hikmet altı ay üç güne hüküm giyer. Avukatı İrfan Emin kararı temyiz eder. Fakat Cumhuriyet’in onuncu yıldönümünde çıkarılan Af Kanunu’yla dava düşer.

Asım Bezirci

Nâzım Hikmet
–yaşamı, şairliği, eserleri, sanatı–
Evrensel Basım Yayın

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here