Nazım Hikmet’in Bahariye Yılları

Nâzım Hikmet, 16 Aralık 1914’te “Bir Bahriyelinin Ağzından” başlıklı bir şiir yazar. Aile dostlarından Bahriye Nâzırı Cemal Paşa’nın önünde okur. Nâzır pek duygulanır.

Çocuğun Bahriye’ye verilmesini önerir. Onun yardımıyla Nâzım Hikmet, Nişantaşı Sultanisi’nden ayrılır, 962 numarayla Heybeliada Mektebi’ne girer. Burası oldukça disiplinli bir okuldur. Şair Yahya Kemal de orada öğretmendir.

Yahya Kemal’in Celile Hanıma eğilim duyduğu ve onunla ilişki kurduğu söylenir. Nâzım Hikmet’in şiir sanatını öğrenmesinde onun da payı vardır. Örneğin, 1918 güzünde yazılan ve Yeni Mecmua’da yayımlanan “Hâlâ Servilerde Ağlıyorlar mı” şiirini gözden geçirmiş birçok yerlerini düzeltmiştir.

Söylentileri duyan Hikmet Bey bozulur. Karısıyla arası gitgide açılır. Kıskançlık ve hınçla o da çapkınlığa kalkışır. Bunu öğrenen Celile Hanım yaralanır, ayrılmaya karar verir. Olup bitenlere çok üzülen Nâzım Hikmet onları uzlaştırmaya çalışırsa da başaramaz. Geçimsizlikten bıkıp yorulan eşler sonunda boşanırlar.

Hikmet Bey bir süre sonra Cavide Hanımla evlenir. Ondan Metin ve Fatma (Melda) adlarında iki çocuğu olur.
“Cânân” diye çağırdığı Celile Hanımla evlenmek isteyen ve onun için “Telaki, Erenköy’de Bahar, Bir Tepeden” gibi aşk şiirleri yazan Yahya Kemal sözünde durmaz. Hayal kırıklığına uğrayan Celile Hanım resim dalında öğrenim ve inceleme yapmak üzere Paris’e gider. Nâzım Hikmet, hem hiç beklemediği bu olaya, hem de küçük kardeşi Samiye’nin annesiz kalışına çok üzülür. 1919’da Kadıköy’de yazdığı “Acılarımdan” başlıklı şiirinde bu üzüntüsünü dile getirir:

Belli ki kardeşim darılmış yine
İşte ak yüzünden üç damla kaydı
Eş olmak istedim ben elemine
O bana küserek bin sebep saydı
Dedim ki: Yüzünde yine yaşlar mı?
Küçücük hanımlar hiç ağlarlar mı?
Dedi: Ağlar mıydım, hiç şüphe var mı?
Benim de yanımda annem olsaydı…

Nâzım Hikmet, Bahriye’yi bitirince, Hamidiye kruvazöründe stajyer güverte subaylığına verilir. Fakat bir süre sonra, 1919 kışında gece nöbetinde ciğerlerinden hastalanır: Zatülcempe yakalanır. Doktor Şinasi Hakkı Paşa tedavisini üstlenir. İki ay evde yatakta dinlenmesini salık verir. Öyleyken Nâzım Hikmet iyileşmez, iştahtan kesilir, gittikçe zayıflar. Yeniden hastaneye götürülür. Sıkı bir muayeneden geçirilir. Sağlık Kurulu bu durumda subaylık yapamayacağını anlar. Düzenlediği raporla onu 17 Mayıs 1336 (1920)’de askerlikten çürüğe çıkarır.
Nâzım Hikmet delikanlılık döneminde, ilkin Rum kızı Marika ile arkadaşlık eder. Ardından, eski valilerden birinin kızı olan Sabiha’ya tutulur, onun için “Gözleri Siyah Kadın” şiirini yazar. Sabiha’nın evlenişinden yahut İstanbul’dan ayrılışından sonra bir doktorun iri gözlü, esmer güzeli kızına eğilim duyar, onun için de “Azize” şiirini yazar. Şiir, Ümit dergisinin 23 Eylül (1920) tarihli 10. sayısında yayımlanır:

Bir ilâhi gibi içten duyulur
Seven gönüllere âşinâ sesin:
Başında hâlenûr, gözlerin nûr,
Sevda mabedinde bir azizesin.
(…)

1920’de İstanbul işgal edilir. Nâzım Hikmet üzüntüden kahrolur. Aşk şiirlerine bir süre ara verir. “Kırk Haramilerin Esiri, Kaçırılan Kız Kardeşler, Efendinin Nasihati, Yaralı Hayalet, Çanakkale Masalı, Sekiz Yüz Elli Yedi, Sarı Zeybek, 16 Mart, Ağa Camii” gibi şiirler yazar. Bunlar yurtsever, ulusalcı çevrelerde olumlu yankılar yaratır. Özellikle “Kırk Haramilerin Esiri”2ile “Yaralı Hayalet”3başlıklı –işgal altında yazılıp yayımlanan– şiirler ilgi ve sevgiyle okunur.

Asım Bezirci

Nâzım Hikmet
–yaşamı, şairliği, eserleri, sanatı–
Evrensel Basım Yayın

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here