Nietzsche: “İnsan, aşılması gereken bir varlıktır. Onu aşmak için ne yaptınız?”

Alman filolog, filozof, kültür eleştirmeni, şair ve besteci. Din, ahlak, modern kültür, felsefe ve bilim üzerine metafor, ironi ve aforizma dolu bir üslupla eleştirel yazılar yazmıştır. Nietzsche‘nin kilit fikirlerini Apollon-Dionysos ikiliği, perspektivizm, Güç İstenci, “Tanrının ölümü”, Üstinsan ve bengi dönüş oluşturur. Hakikatin değeri ve nesnelliği üzerine yürüttüğü kökten sorgulaması, geniş çaplı yorumların odağını oluşturur ve etkisi özellikle kıta felsefesi geleneğinde varoluşçuluk, postmodernizm ve postyapısalcılık da dâhil olmak üzere devam etmektedir.

Sokrates öncesi Yunan felsefesinden derinden etkilenen Nietzsche, Apollon ve Dionysos tanrılarının anlamsal açılımlarını yeniden ele alır. Apollon; biçimin, uyumun ve kontrolün, Dionysos ise taşkın ve coşkun duyguların, tutkunun simgelendiği iki kavramdır. Nietzsche’ye göre bu iki öğe, tabiatın yaratış/yıkış süreçlerini devindirir. Yeniden ele alıp yorumladığı bu iki kavramla estetik ve sanat anlayışını ortaya koyar. Üstinsanın tüm evrenin amacı ve sebebi olduğunu ileri sürmektedir. Ona göre Üstinsan insanlığın da amacıdır. Bu tanımlamayla soylu bir insan eylemliliği kavramını yeniden kurmaya çalışır.

Bengi dönüş (sonsuz dönüş, ebedi dönüş ya da ebedi tekerrür) düşüncesi, zamanın döngüsel bir formda olduğu ve olayların bu döngüsellikte sonsuza dek yinelenmiş olduğu, yinelendiği ve yineleneceği tezini içermektedir. Bu düşünceyi etik anlamda oluştaki yaratıcılığın, en yüksek yaşama gücünü elde etmenin, acıyla başa çıkmanın ve Üstinsan’ı meydana getirme aracı olarak geliştirmiştir. Ayrıca bengi dönüş, aktif nihilizmin kendini gösterdiği güçlü sınıfın ön koşuludur.

Bengi dönüş, Nietzsche’nin başyapıtı olan Böyle Buyurdu Zerdüşt‘ün ana sorunudur. Bengi dönüşten ilk kez Şen Bilim‘de şöyle söz eder: “Yaşadığın ve yaşamakta olduğun bu hayatı, yeniden ve sayısız kere daha yaşamak zorunda kalacaksın; içinde yeni hiçbir şey olmayacak: Yaşamındaki her acı her sevinç her bir düşünce ve her bir soluk, tarif edilemeyecek kadar küçük ya da büyük her şey, arka arkaya ve aynı sırayla, sana dönecek – ağaçların arasından süzülen şu alacakaranlık ve şu örümcek bile, şu an ve ben kendim bile. Varoluşun sonsuz kum saati, içinde toz lekesi olan sen ile yeniden ve yeniden başaşağı çevrilecek!”

Güç istenci, Nietzsche’nin felsefesinin merkezi sayılabilecek bir önem teşkil etmektedir. Ona göre evrenin her türlü devinimindeki en temel istenç olmakla beraber; tüm detayları, mikro ve makro kozmosu kaplar. Tüm değişim ve dönüşümler, bu istencin farklı kisvelere bürünmüş halidir. Her detayda bu istencin izlerini yakalamak mümkündür. Nietzsche 3 Ocak 1889’da zihinsel bir çöküş yaşadı. Turin sokaklarında toplumsal kargaşa çıkardığı için etraftaki iki polis onun yanına geldi. Gerçekte orada tam olarak ne olduğu bilinmiyor fakat ölümünden sonra ortaya çıkan hikâyeler, Piazza Carlo Alberto çıkışında bir atın kırbaçlanmasını görmesi üzerine, atı korumak için ona koşup boynunda sarıldığı ve sonra yere yığıldığı üzerinedir. (Kaynak: Wikipedia)

Mola Kitap’tan (Ekim 2010 baskısı) çıkan, Celalettin Aksu’nun yayına hazırladığı Böyle Buyurdu Zerdüşt, iyi insan olmak yahut olmaya çalışmak gibi değerlerin aslında yüce olmadığını ve hatta samimiyetsiz olduğunu savunan bir kitap. Üstinsan diye bir varoluştan söz ediyor. Okuyucuya sorular sordurtarak ilerliyor. Keşfettirici unsurlar taşıyor.

Kitaptaki yazım ve noktalama hatalarıysa göz tırmalayacak denli rahatsız edici.

Erdemli olmak neden kötüdür? İşte bu soruyu soruyorum kendime. Kitap bitti. Aklımda soru işaretleri kaldı. Doğru bildiklerimin, değer saydıklarımın kokuşmuş bir su birikintisine dönüştüğünü, berrak sandığım o akışkanın aslında durağan bir kirlenmişlik olduğunu düşünmeye başlıyorum. Kesin yargılarla değil yalnız… Sorularımın içine yeni sorular koyarak…

Kitaptan bazı alıntılar:

“Yurdum nerededir? Aradığım bu; sorduğum bu; nicedir aradım ama bulmadım hiçbir yerde. Ey, sonrasız, ‘hiçbir yer’, ey sonrasız ‘boşuna’!” dedi gölge; bu sözleri dinlerken. Zerdüşt’ün yüzü giderek asıldı. “Benim gölgemsin sen!” dedi sonunda kederli.” (S. 193)

“Bir yurt bulamadım baktığım yerde: her şehrin huzursuzuyum, her kapının ayrılığı.” (S. 83)

“Gecedir: Şarkıları uyanır sevenlerin, gönlüm bir sevenin şarkısıdır. Yatışmamış, dinmemiş bir şey var içimde, dile gelmeyi özleyen. Bir sevgi zaferi, sevginin dilini konuşan. Balkımayım ben: keşke gece olsaydım! Fakat yalnızlığımdır benim, balkımayla kuşatılmak. Karanlık olsaydım bir, gece!” (S. 71)

“Bazılarının kalbi ihtiyarlar, bazılarının ruhu. Bazıları gençliğinde ihtiyarlamıştır fakat gençleşmesi gecikenin gençlik ömrü uzun olur.” (S. 48)

“Sen ey, derin kişi, önemsiz yaraların acısını bile duyarsın; daha sen iyileşmeden, aynı zehirli solucan elinin üzerinde yürümektedir.” (S. 33)

“Gururlanacakları bir şeylere sahiptir onlar. Buna ne ad veriyorlardı: Kültür. Böylece keçi çobanlarından ayrılıyorlarmış: (S. 6)

“İnsan aşılması gereken bir varlıktır. Onu aşmak için ne yaptınız?” (S. 3)

Mavi Tuğba Ateş
edebiyathaber.net (18 Aralık 2015)

Yorum yapın