Nihat Ziyalan: ? Yılmaz?ı Kanal Köprü?de Çimerken Tanımıştım? – Duran Aydın

1-) Nihat Ziyalan için hayat Adana?da, 1936?da başlıyor. O yılların Adana?sını, mahallenizi; bir ucu da edebiyata, sinemaya varan arkadaşlıklarınızı, dostluklarınızı anlatırsanız özlem yüklü bu yolculuğa bizler de katılacağız. Ara ara düşlerinizde ?gurbet ellerden? , Avustralya?dan, Sdney?den Adana?nın Hürriyet Mahallesi?ne hüzünlü ve gözlerinizi buğulandıran gezintiler yaptığınız oluyor mu?
2-) Bizler sinemayla büyüyen, onun büyüsüyle hayatın bilinmez tatlarını keşfeden, toplumsal kimliğimizin farkına da varabilen etkiye açık bir kuşağın çocuklarıydık. Sizi insanlara tanıtan da oynadığınız filmler oldu. Kimlerle, nasıl başladı sinema yolculuğunuz? Nereye kadar sürdü? İlişkinizi sonlandıran, Türkiye?den ayrılma kararınızı etkileyen nedenler nelerdi?
3-) Arkadaşınız, dostunuz olan ?Sizin Yılmaz Güney?iniz?i nasıl anlatırsınız bize? İlk ?merhaba?dan son ?hoşça kal?a uzanan yolda Yılmaz Güney?le olan ilişkiniz, arkadaşlığınız merak edilir. Sonradan hayatı, dünyayı ayrı pencerelerden mi izleyip ?oyun?a değişik perdelerde katılmayı düşündünüz? Örneğin neden bir Umut?ta, Ağıt?ta, Acı?da, Baba?da, Arkadaş?ta, Sürü?de, Düşman?da, Yol?da? birlikte değildiniz?
4-) Siz sahiden Türkiye?den ayrıldınız mı? Uzaklar sizi bizlerden koparmadı oysa. Edebiyatta, şiirde varlığınız sürdü. Sinemada edebiyatınızın, şiirinizin de etkili olduğu çalışmalar içinde olduğunuz söylenebilir mi?
5-) Edebiyat ülkesinde şiirle başlayan yolculuğunuzun daha sonraları romana yöneldiğini görüyoruz. Son kitabınız bir roman: ?Attım Kapağı Yurtdışına.? Bu kitabınıza kadar olan süreçte şiirle aşkınız nasıl başladı?
6-) Oralardan bakınca Türkiye şiiri ve sineması nasıl görülüyor? Gençlerin soluğu bu şiir ve sinema sevdasının ateşini harlayabiliyor mu?
7-) Eksik bıraktığımız soruları tamamlamak isteseniz, neler eklerdiniz?
1. Ben kıtlık yıllarının çocuğuyum. Savaşta değildik ama Hitler’in gazabına uğrayan ülkelerden gelen haberlerle karartma yapılırdı. Gaz lambaları kısılır, pencereler bezlenirdi. Ekmek karneyleydi. Yaşadığımız, on’dan fazla oda-evi olan Dingin Avlusu’nda, komşuluk ve dayanışmayla hayata tutunmaya çalışılırdı. Kürt, Ermeni, Arap vardı komşularımız arasında. Bu avluda paylaşmanın ne olduğunu öğrenerek büyüdüm. İlk şiirimi Dumlupınar Denizaltısı battığında yazmıştım. Yerel Gazete Bugün’de Çoban Yurtçu abimizin yönettiği sanat sayfasında çıkmıştı. Salkım, tek sayfalık Kimsecik dergileri vardı. Salkım İkinci Yeni’nin Adana şubesiydi sanki. Bugünlere varan birçok şair Salkım’da yazmıştır. Hürriyet Mahallesindeki evimiz elbette gecekonduydu. Kanal Köprü’de çimerken tanıdığım Yılmaz Pütün’ün annesi, annem gibi Kürt’tü. Bize geldiğinde annemle bir olur Kürt’çe ağıt yakarlardı. Şu an Sydney’in Blacktown semtinde tam bir Adanalı gibi yaşadığım evimde zaman zaman bunlar gelir aklıma. Gözüm yaşarır. Askerlikten sonra Adana Şehir Tiyatrosu’na girdim. Orası kapanınca AST’a geçtim. Soyadını Güney diye değiştiren Yılmaz sinemada ünlenmişti. Onun dayatmasıyla Yeşilçam’a geçtim. Çoklarının burun kıvırdığı Yeşilçam benim için, ekmek paramı kazandığım bir yer olmasının dışında, bir hayat mektebiydi. O günleri saygıyla anarım. 1980 yılında Yeşilçam seks filmlerine teslim olunca, kapağı yurtdışına, Avustralya’ya attım. Buraya adımımı attığım andan itibaren tutunacak dal olarak yazmayı seçtim. Anadilimde yazdığım, şiir, roman, öykü kitaplarım Türkiye’de çıktı. Bana kimse burada niçin anadilinle yazıyorsun diye sormuyor ve olanak sağlıyor. Havuzlu, bahçeli bir evde yaşıyorum. Emekli maaşımla, yirmi beş yıl önce burada tanışıp evlendiğim karımla, güler yüzlü bir hayatı sürdürüyorum. İslami bir devlet olması için dayatmalar yapılan ülkem aklıma gelince elbette yüzüm asılıyor. Sanki Türkiye Cumhuriyet’i gökten zembille indi. Kurtuluş Savaşı verilmemiş gibi. Halkımız dayatmalara boyun eğerse bunu çok kötü öder. Buradan cıncık gibi görünüyor her şey.

Batıl .inançları olmayan biriyim. Ama unutamadığım bir olay vardır: Sekiz veya dokuz yaşlarında olmalıydım. Dingin Avlusu’nun üç dört basamaklı merdiveninde, sırtımda, hasta olan kardeşim Mehmet, dört yıldır seferberlik’te olan babamı bekliyordum. Parke taşı çınlatarak geçen atlıyla bir an göz göze geldim. Halimizi görünce atını zınk diye durdurup, karşıma dikildi. Babamdan haber getirdiğini sanarak bakıp duruyordum. Doktorların umudu kestiği sırtımdaki kardeşimi işaret etti. “Hasta mı?” “He!” dememle birlikte, ay-yıldızı parlayan kalpağını çıkarıp, atın üstünden uzanarak kardeşimin kafasına geçirdi. Atının nallarından kıvılcımlar sıçratarak sürüp gitti. Adamın yüzündeki gülümsemeyi tarif edemem. Kalpakta başı kaybolan kardeşim bir süre sonra konuştu: “Karnım aç abi!” Annem hemen komşulardan ekmek buldu. Yarım pideyi götüren kardeşim, ondan sonraki günlerde son hızla iyileşti.

2. Yılmaz Güney benim için sinemada zarını atmış biridir. Bir yıldız olamadığıma üzülmüştür. Kim “Star” olmak istemez? İlk filmim At Hırsızı’ında bana çok güzel bir rol yazdı. Fakat attan düşerek kolumu kırdım. Böylece daha başlangıçta “star”lığımın kolu kanadı kırılmış oldu. Hep Yılmaz’ın filmlerinde oynamakla olmuyordu. Ama yıldız olmak için iyi adam oynamam şarttı. Açlıktan nefesim kokmaya başlayınca kötü adam oynamak zorunda kaldım. Şimdiki aklım olsa açlıktan ölür gene de oynamazdım. Çünkü o zamanlar kötü adam oynadıktan sonra iyi adam oynamak çok zordu. Yılmaz elinden geleni yaptı. 1980 yılında seks filmi furyası başlayınca Yeşilçam serüvenim bitti. Sydney’e geldiğimde tamamıyla edebiyata sarılarak iyi bir iş yaptığıma inanıyorum.

3. Yılmaz karizmatik bir kişiliktir. Vatanını seven, dürüst, vicdanlı biriydi. Sinemayı kendi gayretiyle, film çeke çeke öğrendi. Yirmi dört saat sinema düşünürdü dersem, abartmış olmam. Yazın sıcağında herkes denize giderken, Yılmaz daracık bir odada filminin montajını yapardı. Montajıya bırakmazdı. Bir kadınla sevişirken bile tavanda, kafasındaki filmi oynattığını söylemişti bana. Bazı filmlerinde bana göre yoktu. Bu yüzden oynayamadım. Başından sonuna dek o benim en yakın dostum oldu.

4. Türkiye’den ayrılamadım. Kalbim orada çarpıyor, kendim Sydney-Blackton’da yaşıyorum. Hayatımın içinden geçirdiğim bir kurmacayla yazan biriyim. Elbette sinemada geçen günlerim de yansıdı şiirlerime. Bir dönem ÖKÜZ’de Sinemam Şiirleri’im yayınlandı. Tomurcuk Sevda adlı kitabımda bu şiirlerin çoğu vardır.

5. Daha önce dediğim gibi şiire on altı yaşımda başladım. Öylece sürdü gitti. Şiirlerimde hayatımın sızılarını anlattığım için ölene dek yazacağım. Şiirle birlikte öykü, roman, oyun. Aslında Günışığı Kitaplığı’ndan çıkan son romanımda da şiir var. Hem yazımında hem de “roman şiiri” diyebileceğim işler.

6. Avustralya?da yaşayan Türkler çok iyi birer insan ama geçim kaygısındalar. Çoğu da kırsal kesimden gelme. Ev, araba filan. Bir de burada doğan çocuklar İngilizce bir kültürle büyüyor. Ben de İngilizce yazmamak için çok iyi İngilizce öğrenmedim. Bunu milliyetçilik olarak algılamayın lütfen. Duygularımı ancak anadilimle dile getireceğime inandığım için. Çıkan kitaplarımın imza gününü yapıyorum İmpress Cafe’de. En fazla elli kişi kitap imzalatıyor. Bir de çok okunan Türkish News Weekly adlı gazetede her hafta şiir yayınlıyorum. Benden ve diğer şairlerden. Maksat dilimiz erimesin.

7. Paramız olmadığı için Yılmaz Pütün’le Adana Demirspor’un maçlarına duvardan atlayıp girerdik. O günleri özlüyorum. Hemşerilerim ve oradaki dostlarım sayesinde varım. Allahına kadar Adanalıyık diyebilmek bir ayrıcalıktır. Sanatçı yetiştiren bir toprağımız vardır. “Bereketli Topraklar” üstünde boy salmak boynumuzun borcudur.

Yorum yapın

Daha fazla Söyleşi
50. Sanat Yılında Şair Burhan Mendi?yle Söyleşi – Duran Aydın

?YOKSULLUĞU YÜREĞİNİZDE TAŞIMIŞSANIZ ŞİİRLERİNİZDE İSYAN OLACAKTIR?? Duran Aydın- ?Farsak yiğidi Trenci Hacı Yusuf Mendi?yle ?Avşar güzeli Iraz Ana?dan doğma, katışıksız...

Kapat