Ödevin Azı Karar Çoğu Zarar!

Bu sene çocuklarla New York’tan İstanbul’a taşındık. Onlar artık Milli Eğitim Bakanlığı’nın çerçevesini çizdiği müfredatı takip ediyor, bakanlığın belirlediği başarı kriterlerini tutturmaya çalışıyor. Dolayısıyla ben de bir araştırmacı olarak yıllardır makro düzeyde irdelediğim eğitim sistemimizi bir veli gözüyle de tanıyorum. Doğrusu bizim eğitim sistemimiz üzerine pek çok gözlem yapabilirim ama şimdilik bir noktaya yoğunlaşacağım: Ödevler! Ödevler ne işe yarar? Bizde gerçekten çok ödev veriliyor mu? Daha fazla ödev daha çok başarı demek mi?

Bizim çocuklara verilen ödevlerin yoğunluğunu görünce ilk iş olarak diğer velilerle iletişime geçtim. Ben ödevler çok değil mi deyince diğer velilerden ‘tam tersine biz ödevleri az buluyoruz!’ yanıtını aldım. Sonra başka okullara çocuklarını gönderen arkadaşlarla konuşunca da anladım ki hem veliler hem öğretmenler ödevlerin pozitif etkisi konusunda çok net bir inanca sahip ve öyle olunca da eğitim sistemimiz ödevleri arttırdıkça arttırıyor. Bunun üzerine ödevle başarı arasındaki ilişkiyi biraz daha detaylı araştırmaya karar verdim. İşte bulduklarım.

Bir kere eğitimciler kadar ebeveynlerin de tüm dünyada yoğun bir şekilde tartıştığı bir konu ödevler. Öyle olunca da sayısız araştırma yapılmış bu konuda. Araştırma sonuçlarını tek tek burada irdelemek yerine ödevler konusunda en kapsamlı iki meta-analize imza atmış Harris Cooper’ın özetlerini burada paylaşmak isterim. İlk olarak yüzlerce araştırmanın gösterdiği şu: Ödevler başarıyı tetikliyor ancak bu etki okul seviyesine ve ödevin niteliğine göre çok ciddi bir farklılık gösteriyor. Şöyle ki ödevin akademik başarı üzerindeki etkisi 7-12’nci sınıflarda, 1-6’ncı sınıflara göre çok daha fazla. Yani ilkokul yıllarında verilen ödevin başarıya etkisi çok daha sınırlı. Cooper’ın yaptığı analizin bir diğer önemli sonucu da ödevler için harcanan zamanla başarı arasında doğrusal olmayan bir ilişki bulması. İlkokullarda ödev-başarı ilişkisi çok zayıf olduğu için veriler açıklayıcı değil ancak ortaokulda günlük maksimum 90 dakikalık ev ödevi ve lisede de 120 dakikalık ev ödevi sınır kabul ediliyor. Bu süreleri aşan ödev yükü başarı yerine başarısızlığı getiriyor.

Cooper’in yapmış olduğu bu meta-analizler anlamlı ancak ödevlerin etkinliğine karar vermeden önce hem uluslararası hem de Türkiye verilerine göz atmakta fayda var. Bu konuda elimizdeki en iyi veri tabanı TİMSS (Trends in International Mathematics and Science Study- Uluslararası Matematik ve Fen Trendleri Araştırması). Benim de doktora eğitimimi yaptığım Boston College merkezli bir ekip tarafından Dünya Bankası fonlarıyla desteklenen ve Türkiye dahil katılımcı ülkelerin Milli Eğitim Bakanlıklarının finansal katkısıyla gerçekleştirilen bir değerlendirme sistemi TİMSS. Katılımcı ülkelerde her 4 yılda bir 4 ve 8’inci sınıf öğrencileri matematik ve fen bilgisi alanlarında değerlendiriliyor. TİMSS’in bence asıl işlevi yalnızca ülkelerin eğitim sistemlerini sıralamak değil akademik başarıyı etkileyen önemli faktörlerin etkisini ortaya koymak.

En son yapılan TİMSS 2011 analizinde detaylıca analiz edilen başarı faktörlerinden biri ev ödevleri. Sonuçları Tablo 1’de sunulan bu verileri birlikte inceleyelim. Öncelikle 2011 yılında gerçekleştirilen TİMSS sınavlarında 8’nci sınıf fen bilgisi testlerinde Türkiye 42 ülke arasında 21’inci sırada yer aldığını hatırlayalım. Bu testte Singapur, Tayvan ve Güney Kore ilk üç sırayı paylaşıyor. Peki bu ülkeler ve Türkiye fen bilgisi ödevlerine harcanan zaman sıralamasında nerede? Tabloda da görebileceğiniz gibi fen bilgisi derslerinde verilen ev ödevleri yoğunluğuna baktığımızda Türkiye 5’inci Sırada. Bizimle birlikte en çok ödev veren 5 ülkeye baktığımızda hiçbirinin TİMSS’de başarılı ülkeler arasında yer almadığın görüyoruz. Tayland dışında bu ülkelerin hiçbiri uluslararası ortalamayı aşmış değil. TİMSS’de başarılı olan G. Kore, Japonya ve Norveç gibi ülkelere baktığımızda ise bu ülkelerin en az ödev veren ülkeler arasında yer aldığını görüyoruz. Tablonun en alt satırında yer alan uluslararası ortalamalara bakarak da ödevlerle başarı arasındaki ilişkiye dair bir fikir edinmek mümkün. Haftada 3 saat ve üzerinde fen bilgisi ödevi yapan öğrenciler ortalama 448 puan alırken, haftada 45 dakikadan daha az ödev yapanlar 482 puan alıyor. Bu sonuçlara bakarak çok ödev veren ülkeler ve çok ödev yapan öğrencilerin daha başarısız olduğunu görüyoruz.

Tablo 1’e yalnızca Türkiye verileri itibariyle bakarak da ödev-başarı ilişkisine daha içeriden bir yorum yapabiliriz. Türkiye’de ulusal çapta toplanan verilere göre bizim 8’inci sınıf öğrencilerimizin yüzde 8’i haftada 3 saat ya da daha fazla fen bilgisi ödevi yapıyor ve bu öğrencilerin ortalama fen bilgisi puanı 466. Öğrencilerin yüzde 39’u haftada 45 Dakika ile 3 saat arasında ödev yapıyor ve bu grubun ortalama puanı 487. Öğrencilerin çoğunluğu (yüzde 54) ise haftada 45 dakika ya da daha az fen bilgisi ödevi yapıyor ve bu öğrencilerin ortalama fen bilgisi başarı puanı 487. Bir başka ifadeyle Türkiye’de fen bilgisi testinde en başarısız olan grup en fazla fen bilgisi ödevi yapan öğrenciler.

Son olarak bir noktanın altını çizmeliyim. Bu yazıda dikkate aldığım araştırmalar yalnızca ödev yoğunluğunun, yani niceliğinin, başarıya olan etkisini irdeliyor. Oysa ödev yoğunluğu kadar ödev niteliği de önemli. Ders tekrarı (pratik), derse hazırlık, uygulama ve entegrasyon (yaratıcılık) ödevlerin her biri ayrı bir amaca hizmet ediyor. Ödevin var olan sınırlı pozitif etkisini pekiştirmenin yolu bu dört ödev yöntemini harmanlayarak kullanmaktan geçiyor. Özellikle haftasonu ve tatillerde illa ödev verilecek olursa bu ödevlerin tekrar ve hazırlık amaçlı değil projeye, yani yaparak öğrenmeye dayalı uygulama ve entegrasyon ödevleri olmalı.
Uluslararası ve ulusal verilere bakarak ödevlerle başarı arasındaki ilişkiyi bir cümleyle özetlemek mümkün: İlkokulda ödevlerin başarıya etkisi son derece sınırlı ancak ödevler aşırıya kaçmamak kaydıyla ortaokul ve lise yıllarında faydalı. Yani öğretmen babamın deyişiyle ‘ödevin azı karar çoğu zarar!’

Doç. Dr. Selçuk R. ŞİRİN – New York Üniversitesi 13 Ocak 2014

Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/egitim/25547767.asp

Yorum yapın

Daha fazla Eğitim, farkettiren yazılar
Cahil Hoca (Zihinsel Özgürleşme Üstüne Beş Ders) – Jacques Rancière ‘Özgürleştirmeksizin eğiten aptallaştırır’

Felsefenin elması Joseph Jacotot'nun başına düşmüştür: 1818'de sürgünde bir devrimci olan Jacotot Belçika'da Fransız edebiyatı okutmanı olarak yarı-zamanlı bir iş...

Kapat