Orhan Veli: Cemil Meriç, kitabı bahane edip bana çatıyor.

Sinirli dostum Cemil Meriç, Yirminci Asır’ın 1 Aralık 1947 günü çıkan sayısında, Varlık dergisinin yayımladığı Fransız Şiiri Antolojisine çatıyor. Daha doğrusu o kitabı bahane edip bana çatıyor. Bu türlü yazılan okumaktan — içlerinde dişe dokunur bir şey olmadığı için midir, nedir — pek hoşlanıyorum. Bunu da keyifli keyifli okudum.

Sayın yazar, ilkin, böyle bir kitabın üzerine imza atmış olmama kızıyor. Çünkü, bu kitap, bir antoloji değilmiş, ancak müstakbel bir antolojinin meydana getirilmesine yarayacak parçalardan müteşekkil bir şeymiş. Aynca, buradaki şiirlerin yüzde doksan beşi “Tercüme” dergisinin şiir özel sayısında çıkmışmış. Bir kere Cemil Meriç, hakkında tenkid yazdığı bu kitabı başından sonuna kadar okumamış demek. Çünkü önsözümü okusaydı, orada bu kitabın bir antoloji sayılamayacağını, ilerde yapılacak olanlara bir başlangıç mahiyetinde çıkarıldığını söylediğimi görürdü. Bizim de Cemil Meriç’e ilkin şunu hatırlatmamız gerekiyor : Bir kitabı tenkid edebilmek için ilk şart, o kitabı başından sonuna kadar okumaktır. Anlamak, anlamamak daha sonra gelir.

İkinci nokta : Cemil Meriç, hesap da bilmiyor galiba. Çünkü, bu kitaptaki şiirlerin yüzde doksan beşinin “Tercüme” dergisinin şiir özel sayısında çıkmış olduğunu söylüyor. Bu kitapta 41 şiir vardır. Bu 41 şiirden 24 tanesi o özel sayıda çıkmış, geri kalan 17 tanesi çıkmamıştır. Üstelik bu 17 şiirin 8 tanesi de hiçbir yerde çıkmamıştır. Şimdi şöyle basit bir mesele var 41’in 24’e nispeti 100’ün 95’e nispetine mi eşittir? İşin içinden kendisi çıkamayacaksa, bir ilkokul öğrencisine soruversin. Doğrusunu ona gösterirler.

Aynca, bu 24 şiirin o dergiden alınmış olmasının işin emeksiz bir iş sayılmasına yaramayacağını, sinirli dostuma hatırlatmak isterim. Çünkü, o dergi de gökten zembille inmiş değildi. O dergiyi de, aylarca çalışarak, ben hazırlamıştım.

Bütün bunlar başlangıç. Şimdi asıl meseleye, dostumu kızdıran meseleye geliyorum. Meğer bu antolojide Hugo’yu küçük gösterecek hükümler sıralamışım. Dostumun yazısını okuyunca, birdenbire şaşırdım. Acaba, dedim, ben başka şeyler yazdım da kitaba başka şeyler mi koydular? Çünkü Hugo’yu küçük düşürecek hiçbir şey söylediğimi hatırlamıyorum. Aldım bir antoloji, açtım Hugo bahsini, okudum. Okuyunca, büsbütün şaşırdım. Hugo’yu yermek şöyle dursun, büsbütün tersine, hep Hugo’nun büyüklüğünü anlatan satırlar yazmışım. Yalnız sonuna gelince, tarafsız kalmış olmak için, Hugo’yu beğenmeyen yazarlar da vardır, deyip bir Fransız tenkidcisinin bir cümlesini almışım. Ne o sözü söyleyen benim, ne de o yazarla aynı fikirde olduğumu ima edecek bir söz sarfetmişim. Bundan dolayı bana çıkışmak, o sözü sanki ben söylemişim gibi atıp tutmak revayı hak mı?

Üstelik dostum burada pek de hırçınlaşıyor. Benim için diyor ki “Hugo’yu bir kalem serserisinin adesesinden göstermeye utanmıyor.”

Bir kere ben bunda utanacak bir şey görmüyorum. Öyle ya, bir kitaba bir başka yazarın fikrini almakta hicap hislerini ayaklandıracak ne var. Demek Cemil Meriç utanmış. Eh, ne yapalım? Utanır, utanır. Sonra, o hükmü veren adamın, bir kalem serserisi olması meselesine gelince, evvela o adamın ismini vereyim O adam Thierry Maulnier’dir. Diyelim ki, Thierry Maulnier bir kalem serserisi. İyi ama ben bir antolojide ondan nasıl bir kalem serserisi diye bahsedebilirdim? Cemil Meriç’in Hugo’yu sevdiği gibi birtakım zatlar da onun hayranı olabilirler. O hayranlar Thierry Maulnier’ye bir kalem serserisi dediğim için kim bilir bana neler etmezlerdi.

Sinirli dostum, bu kadar utanılacak bir işe girişebildiğim için, benim, büyük Hugo’nun eserlerinden Les Chatiments’la L ’Année Terrible’in isimlerini duyup duymadığımı soruyor. Dedim ya : o sözü söyleyen ben değilim, Thierry Maulnier. Ona sorsun. Böyle bir şey söyleyebildiğine göre, duymamış demek… Bir hayırsahibi çıksa da kendisine haber verse…

Sinirli dost, Hugo’nun büyüklüğünü ispat için sıraladığı sözleri kâfi bulmamış; karşıma bir sürü de tanık çıkarıyor. Bu tanıklar Namık Kemal, Süleyman Nazif, Hâmit, bir de Mehmet Akif. Hepsi de Hugo’nun hayranıymış. Güzel! Bu kadar büyük hayranlan olduktan sonra Hugo’nun sırtı yere gelmez. Yalnız,
küçük bir nokta var :

Bu isimleri Cemil Meriç, Hugo’nun büyüklüğüne ben de inanayım diye mi sıralamış? Yani şöyle mi demek istiyor :

“Hugo’yu bu büyük şahsiyetler mi iyi anlar, yoksa, o kalem serserisi mi?”

Bakın burada haklı. Tabii, Hugo’yu Thierry Maulnier adındaki o kalem serserisi mi anlayacak yoksa :

Derdimi ummâna döktüm, âsümâna inledim

şairi Süleyman Nazif mi? İyi ama, bunu da, Thierry Maulnier’ye söylemek lazım. Ona söylemeli ki, Hugo’nun ne büyük bir şair olduğunu görsün. Burada da aklıma başka bir şey geliyor. Ya Thierry Maulnier “Ben bu adamları tanımıyorum,” deyiverirse. Sinirli dostuma onun da karşılığını öğreteyim. Böyle bir şey olursa, dostum şöyle desin :
“O kalem serserisi Makber’ı görmemiş mi, Safahat’ı okumamış mı?”

İşte o zaman Thierry Maulnier apışır kalır. Biz de böylece davayı kazanmış oluruz.

Sinirli dostumun yazısı, bu minval üzere devam ediyor. Her cümlesi üzerinde durmaya kalkarsam, yazım uzun sürecek. Onun için kısa keseceğim. Yalnız, ufak bir nokta üzerinde daha bir iki lakırdı etmekten kendimi alamıyorum. Dostum, yazısının bir yerinde benim pek beğenmediğim bir tercümemi överken :

“Geçmiş ve gelecek bütün günahlarını affettirecek güzellikte,” diyor.

Allah ömrüne bereket versin. Demek bütün günahlarımı affediyor. Öyle ya, ya affetmeseydi? Ne olurdu o zaman benim halim? Ömrüm, affetsin diye, Cemil Meriç’in peşinden koşmakla mı geçecekti? Doğrusu, pek hazin bir hayat olurdu. Kim bilir, belki ahrette bile bağışlamazdı. Neyse, merhameti sayesinde o dertten de kurtuldum.
Gelecek günahlarımı da affediyormuş. İlerde ne türlü günahlar işleyeceğimi şimdiden kestiremem. Ama ne olursa olsun, kendisine güvenebilirim. Zaten güvenmeseydim, böyle bir yazı yazabilir miydim? Affedeceğini biliyorum da onun için yazdım.

Orhan Veli
(Varlık 1.1.1948)

Yorum yapın